Iddias “Biz İnsanların çok zeki ama, zekasını kullanmasını bilmediğimizi anlamak için dünya tarihine bakmamız yeterli”  -Ho Chan Lee- Template
Template Bugün: 06 01 2009 Template

Anket

Online

Şuan 1 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Fuzuli Bayat: Türk Kültüründe Eren = İren Sentezi PDF Yazdır E-Posta
05 11 2008

Prof. Dr. Fuzuli Bayat

Şaman ireninin/ereninin İslâm erenine transformasyonu halk sufizminde bütün mitolojik tipleri, daha eski görüşlerle bağlı olan Hz. Hızır'ı da, Hz. Ali kültü üzerine geçirmiştir. Hatta Allah'a atfedilen sıfatlar Ali'nin adına bağlanır. Bu aşırı batıni inanca Köroğlu destanıyla birlikte, bazı aşk destanlarında da rastlarız (Mesela, Novruz destanında) E. Memmedov'un Şah İsmail destanı hakkında verdiği malumat bunu ispat eder.

Türk halk sufizminin eren kategorisi, eski şamanist dönemin manevi yolcuları olan eren veya irenler, aynı zamanda İslam'dan önceki Türk devletlerinde tecrübeli askeri bir birikim oluşturan ve gençleri eğiten, çoğu zaman kağanın şahsi koruyucuları gibi bilinen ve ayrıca İslamî Türk destanlarının kahraman tipi olan alp erenlerin transformasyon edilmiş şeklidir. Anadolu'yu vatan yapan bu kolonizatör Türk erenleri, yalnız şekil değiştirmiş şamanlar idiler. Sonradan Babaîlik, Kalenderilik, Abdallık, Ahilik, Bektaşilik gibi teşkilat ve akımlar oluşturan erenlerin tek amacı Türk kültürünü, Türk dilini, Türk varlığını, Türk inancını yaşatmak olmuştur.

Türk halk sufizmi inancına göre göze görünmeyen, her yerde ve her zaman hazır olan kırklar veya kırk erenler mitolojik niteliğe sahip olup, İslam ile bağdaşmamaktadır. Kırk erenler yanlarına Hakk'a ermiş, kahramanlığı, hakkı savunması ve adaletli davranışı ile şöhret bulmuş seçkinleri dâhil ederler. Hz. Ali'nin, Hızır'ın kırkların başında görünmesi bu kültün Türk İslâm âleminde yüce dini irfanı statüsü ile ilgilidir. Halk sufizminde kırk eren veya Orta Asya'da söylendiği gibi kırk çiltanlar (Farsça'nın çehltan sözünden bozma olup kırk demektir, iki kırk sözünün yan yana kullanılması ise taftolojidir) kültü, onların başında duran Hz. Hızır, sosyal hayatın bütün yönleri ile birlikte[1] âşıkların, saz şairlerinin, bakşıların, çalgıcıların, şarkıcıların piri veya hamisi gibi şekillenmiştir. Hatta âşıklar, geleneğe göre meclisin sonunda bir kez daha mitolojik hamilerini hatırlarlar:

Ustamızın adı Hıdır
Elimizden gelen budur
Sözümüz yerine yetti
Daha deyeceğimiz nedir?[2]

Orta Asya halk inamlarında yer alan çiltan kültü sadece kırklar kültünün yerini tutmamış, aynı zamanda ondan farklı bir niteliğe de sahip olmuştur. Halk arasında kırk çiltan (Bazan onlara kırk bir çitan da denir. Geleneğe göre kırk birinci, çiltanların reisi adlanır) her zaman kalenderlerle beraber anılır. Mesela, Kunya-Urgenç'te "Çiltan ocağı" (eski ocak kültünün izlerini korumaktadır) denilen yeri çoğu zaman kalender-hane diye adlandırırlar. Bu da çiltan kültünün eski eren (şaman) kategorisini yaşatan Kalenderilikle ilişkisini gösterir. İnama göre çiltanlar yılda bir defa gizli şekilde kalender-haneye toplanıp, dünyada baş veren olayları konuşur ve tartışırlar.[3] Orta Asya'da çiltan kültü hem şamanis, hem de İslamî erenlik kurumunu belirten çok yönlü bir inanç sistemine tabi tutulmuştur. Çiltanlar bir taraftan dünyayı gizlice yöneten güç niteliğine sahipken, diğer taraftan da insanları himaye eden, felaketten kurtaran, mutluluk veren niteliğe sahiptirler.[4] Görüldüğü gibi çiltanların bir takım fonksiyonları şamanların misyonuna dahildir. İlave etmek gerekir ki, çiltanlardan vergi alan Orta Asya bakşıları (Orta Asya şaman tipi) da tıpkı Altay-Sayan ve Yakut şamanları gibi hastaları tedavi eder, fala bakar, insanları kötü ruhların zararından korurdular.

Bir sıra etnografik belgelere dayanarak, çiltanların su kültüyle de bağlı olduğunu söyleyebiliriz. İnama göre onlar Amu Derya'da ve kanallarda yaşar, nehrin civarını kontrol eder, kızdıkların zaman ise, su baskını yaratırlar. Suyun kirlenmesine karşı çıkan bu çiltanlar eski Türk inancında su kültünün bütün özelliklerini koruyabilmişlerdir. Alevi Bektaşilerin de suya kutsallık vermelerinin sebebini burada aramak gerekir. Bu kategoriye giren çiltanlara Orta Asya'da aranglar denilir. Aranglar kelimesinin etimolojisine değinmeden yalnız şunu belirtelim ki, fonksiyonu açısından aranglar eski Harezm inançları ile bağlıdırlar. Belki de bunun etkisiyledir ki, Harezm'de ve civarında helvacılar, tatlıcılar, şekerciler çiltanları sanatlarının hamileri olarak görürler. Bu ise, çiltan kültünün kalenderilikle beraber, esnaf kesiminin sufi örgütü olan ahilikle de yakından ilgili olduğunu ispatlar.

Kırk çiltanların çok sayıda mevcut olan fonksiyonlarından biri de onların doğum ve çocuk hamileri olmalarıdır. Anlaşıldığına göre kırk çiltanlar kültü, Altay'da ve Orta Asya'da mevcut olan diğer kültlerle birleşmiş (Meselâ doğum hamisi Umay veya Ayısıt'ın fonksiyonları buna örnek olabilir) ve ortak bir inanç sistemi oluşturmuştur. Bir takım unsurlardan anlaşıldığına göre, kırk çiltan kültü ile şamanlık arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Meselâ Uygur efsanelerinde kırk çiltanlar şamanlığın esasını belirleyen güçler gibi hatırlanır. Hatta Uygur şamanları çiltanları, pirleri olarak kabul etmektedirler.[5] Orta Asya şaman tipi olan bakşıların da şekillenmesinde çiltanların rolü büyüktür. Bu faktörler kırk çiltan kültünün şekillenmesinde şamanlığın büyük etkisinden haber verse de, sonradan çiltanların şamanların piri olarak kabul edildiğini de göstermektedir. Kültür tarihi, buna benzer hâdiselerle doludur. Demek ki, İslâm'dan sonra yerli şamanlar çiltanları kendilerine pir yapmakla eski ilişkiyi yenilemişlerdir, çünkü çağdaş bir yorumcunun gözünde çiltan veya erenle, şamanın farkı vardır. Eski şaman ve eren ya da çiltan için böyle bir fark yoktur. Her ikisi de, milli kültürümüzün taşıyıcıları olup manevi âlemle maddi âlem arasında ilişki kuran, insanla ruhlar arasında iletişim sağlayandır..

Türk İslâm kültüründe büyük değer kazanmış ve İslâm'ı destanların esas kahraman tipi olan alp erenler fonksiyonu açısından şamanların eren (bazı lahçelerde iren veya yeren gibi de telaffuz edilir) kültüne çok benzer. Belki de, tasavvufun eren anlayışı, şaman eren/irenliğinin tercümesinden başka bir şey değildir. İlginç olan, G. Potanin'in topladığı etnografik ve folklor örneklerine göre eren veya yerenlerin[6], Altay ve Uryanhayların (Soyotlar) gökten inmiş güçlü şamanlarının adı olmasıdır[7]. Hatta Potanin, eren kelimesini şaman gibi ifade etmekte ve erenin, Erlik'in yer altı dünyasına nasıl inip oradan ölmüş adamın ruhunu geri getirdiği hakkında bilgi de vermektedir.[8] İlkel varyantta şamanların hamisi olan eren, sonradan şamanın kendisi gibi tasavvur edilmiştir. Meselâ bir varyanta göre eren veya iren şamanın adı olmayıp, onun koruyucu ruhunun adıdır. Hıristiyanlığın etkisi altında kalan Uryanhay şamanının söylediğine göre dünyayı su bastığı zaman, yalnızca yaşlı bir adam bir tekneye binip üç oğlu ile kurtulabildi. Kurtulanlardan biri Ham (Kam) idi ve kurtulmaları şerefine kamlık yaptı. Anlatıcıya İren'in kim olduğu sorulduğu zaman, o, ilk şamanın, yani Ham'ın İren'i yardıma çağırdığını ve şamanın irenin gücü ile kamlık ettiği cevabını verdi.[9] Buradan anlaşılan şudur ki, eren su kültü ile ilgili olup şamanların koruyucusu fonksiyonunu üstlenmiştir. Aynı zamanda Orta Asya çiltanlarının (kırk erenlerin) neden su kenarında oturdukları da anlaşılmış oluyor. Bu eren/irenler kült seviyesine çıkarıldığından, Uryanhaylar onun şerefine Yenisey'in en yüksek yerinde kansız kurban verirlerdi. Idıktar (yani kutsal kurban) diye adlandırılan bu kansız kurban merasimi yalnız yüce ruhlardan Çetikan'a (büyük şaman ruhlarından biri, onun şerefine benekli at kurban verilirdi), Kayrakan'a (Altay Sayan Türklerinde baş ruh, onun şerefine boz at getirirlerdi.) ve Eren'e (Onun şerifine beyaz renkli at getirirlerdi.) verilirdi. Adanmış atlar serbest burakılırdı ve onlara binmek, onları kullanmak yasaklanırdı. Başka bir varyanta göre Altay şamanları kamlık zamanı yardıma esasen üç ruhu çağırırlardı: Erlik-kayrakan, Kayrakan, Eren ve onların da şerefine ıdıktar diye adlandırılan kurban sunulurdu. Her iki hâlde de Eren veya İren şamanların müracaat ettikleri esas hami ruhlar arasındadır. Bu da dolayısı ile eren kültünün manevi gücünü gösterir.

Diğer taraftan Altaylar davulu ve manyakı (şamanın üst giyimi) olan güçlü şamanlara da eren-çiçen derdiler. Görüldüğü gibi eren hami ruh olmaktan, şamanın ta kendisi olmaya kadar büyük bir merhale geçmiştir. Çiçen veya şişen kelimesi Altay Türklerinde aksakal, her şeyi bilen insan anlamındadır. Şu hâlde, çiçen (şişen) ünvanı verilen şamanların özel statüye sahip oldukları bilinmektedir, yani eren-çiçenler halk sufizminin göze görünmeyen hak ile hak olmuş kırk eren anlayışına transformasyon edilmiştir. Eren-çiçen ermiş, her şeyi bilen, ruhlarla insanlar arasında kolaylıkla bağ kurabilen güçlü şaman anlamındadır. Bu durumda İslam'dan önceki erenle (şamanla) İslam'dan sonraki Alevi-Bektaşi ereninin (yine şamanının) hiçbir farkı kalmıyor. Diğer taraftan eren-çeçen, eren-ceren, eren-şeşen veya iren-yusun bir ilah, şaman hamisi, güçlü ruh anlamlarını da içermektedir.

Altay Türkleri şamanların üstten giydikleri yağmurluğa da eren veya yeren derlerdi.[10] Eren sadece yağmurluk anlamında kullanmayıp ayrıca eski görüşlerde mitolojik at ve yılan fonksiyonunu da üstlenmiştir. Şamanların mitolojik özelliğe sahip atlarının da adı eren morin idi. Şamanlar bu atın yardımı ile göğün dokuzuncu, başka bir varyanta göre ise yedinci katında oturan Bay Ülgen'in yanına gider, onun yardımını ister veya hastanın ruhunu geri götürürdüler. Blindiği gibi morin kelimesi Moğolca'da at anlamına gelmektedir. Buradan da eren kelimesinin Moğollara da geçtiği ve Moğolca'nın morin kelimesi ile birleşerek yeni bir kelime oluşturduğu görülmektedir.

Altay-Sayan halklarının dilinde erenkıl sözü vardır ki, inanca göre Ay tutulmalarını oluşturan varlıktır. Aslında eren-kıl mitolojik yılan olup insanlara zarar verirmiş. Bu durumda eren, Darhat lehcesindeki ceren'le, Uryanhay lehcesindeki krey'le aynı fonksiyonu paylaşmaktadır.[11] Altay-Sayan Türklerinin inancına göre yıldırım tanrıçaları, gök erenleridirler; yerin koruyucuları ise ayılardır. Buradan da Hakas şamanlarının kamlık zamanı gök erenlerini yardıma çağırmalarının sebebi anlaşılmış olur.[12] Çok geniş fonksiyona sahip, İslam'dan önceki eren/iren kültünün bir ilginç yönü de onun şaman fetişi olup tavşanla eş değere sahip olmasıdır. Alevi-Bektaşilerde tavşan etinin yenilmemesi, tavşanla bağlı inançların kökeni hiç kuşkusuz eski şaman görüşlerine dayanmaktadır. Tavşanda bu eski ongonluk fonksiyonu unutulduğundan, Aleviler ve Tahtacılar tavşanın tıpkı kadın gibi hayız olduğunu ve ön dişleri olduğu için geviş getirmediğini behane ederek onun etini yemezler. Bu bir şart olsa da esa sebep tavşanın şamanlıkta eti yenilmeyen ongon olması ile ilgilidir. Bilindigi gibi eski şaman inancına sahip insanlar ongonlarının etini yemezdiler. Eski şamanist kavimlerden Altaylarda, Soyonlarda, Hakaslarda vb. tavşan derisi ongon olup çadırların içinde korunurdu. Kötü ruhların aileye zarar vermesini önleyen bu fetiş ongonlara her bir çadırda rastlamak mümkün idi. Uryanhaylar bu ongon tavşana ak eren derlerdi ve ak ereni uyandırmak için ona yalnız akkalcan, yani beyaz kaşkalı koç kurban verirlerdi.[13] Bazı Türk kavimleri bu beyaz tavşan derili fetişe caik derlerdi. Ancak Soyonlar da Uryanhaylar gibi beyaz tavşan derili ongona eren derlerdi. Soyonlar başka Türk kavimlerinden farklı olarak ereni, insan şekline benzer kukla gibi yaparlardı. Hem de Soyonlarda iki eren ongon vardı. Biri ilahi,yani semavi menşeli Kuday-oktu, diğeri yer menşeli Cer-oktu idi.[14] Buradan da anlaşıldığı gibi, tavşan ongon demek olan eren, koruyucu fonksiyonunu üstlendiğinden insan gibi tasavvur edilmeye başlanmıştı. Şamanlıkta bir takım hayvanların, meselâ kurdun, ayının insan olması doğrultusunda bazı görüşler de mevcuttur. Ayrıca ilkel mitolojik görüşlerde insanla onun hamisi olan hayvan arasında fark yok idi. İnsanın hayvan ecdattan türemesi hakkındakı inamlar Türk etnogonik mitlerinde çok geniş bir yer tutmaktadır. Son olarak şunu söylemek mümkündür: Manevi alemin bu kadar değişik yönlerini bildiren eren/ireni, eski dini inançlarını son devire kadar muhafaza eden göçebe Oğuzlar kolaylıkla İslami kültüre taşıyabilirlerdi.

Rus bilgini M. Andreyev, ses benzerliğinden yola çıkarak eren kelimesinin Farsçadaki yaran sözcüğünden oluştuğu fikrine ulaşmıştır.[15] Bu tabii ki ses benzerliginden başka bir şey değildir. Eren kelimesinin Türkçe olması hususunda hiçbir tereddüt olamaz. Er~erlik~erdemlik~erenlik aynı kökten oluşan kelimelerdir. Orhon-Yenisey yazıtlarında eren kelimesi geçmektedir. Kül Tigin yazıtında yeti yigirmi eren (on yedi kişi, on yedi yigit) söz birleşmesi vardır. Aynı şekilde Ongin abidesinde de yedi eren ifadesi geçmektedir. Bazı İslâmiyyet'ten önceki metinlerde eren, kahraman, hakiki insan, yigit anlamlarında kullanılmıştır.[16] Dm.Vasilyev'e göre, Göktürk metinlerinde er ile eren sözcükyeri arasında kesin bir fark vardır. Sıradan asker olan erlerin ve rütbesi daha yüksek olan erenlerin aynı cümlede zikredildiği durumlarda bu fark vurgulanır. Bazı durumlarda erenlerin sadece rütbe bakımından değil, doğuşları bakımından da daha yüksek oldugu kabul edilir.[17] Bu doğuş meselesi üzerinde fazla durmadan şunu belirtmek mümkündür ki, eren sosyal statüsü açısından savaşçı anlamına gelen erden üstündür. Her hâlde ilkel varyantta insan anlamı bildiren bu terim (M. Kaşgarlı'ya göre erkek anlamına gelen er sözünün çoğulu eren'dir[18]), sonradan yetkinlik, kâmillik, olgunluk, kültün taşıyıcısı ve nihayet şamanların hamisi, güçlü şaman gibi semantik ilaveler kazanmıştır. Bunu Altay Türkçesindeki eren/iren kelimesinin ilkel manaları da tastik etmektedir.

Hak ile hak olmuş vilayet ıssı Müslüman erenle, ruhlar âlemi ile ilişki kuran şamanist eren/irenin aynı fonksiyonu taşıdığı göz önündedir. Türk halk sufizminde erenler, sonuncu peygamberle kopmuş bağı ve nübüvvetliği velâyet şeklinde devam ettiren Allah dostlarıdır. Eren/irenler de, kendi kavmi ile ister kötü, isterse de iyi kategoriye dahil olan ruhlar arasında alâka kuran kült icracısıdır. Hem eren, hem de iren için manevi âlem önemlidir. Bu nedenle erenler (hem de irenler) manevi âlemin hükümdarları niteliğindedirler. Tabii ki, Şamanlığın iren (eren) kültünün dini-tasavvufi eren anlayışına transformasyon edilmesi, bütün hâllerde mümkün idi. Bu düşünceyi tasdik edecek bir delil de Yeseviye, Bektaşiye, Safevîye, Bayramiye dervişlerinin şaman elemanlarından (giyim-kuşam ve dış görünüş) çok yararlanmalarıdır.

Şaman ireninin/ereninin İslâm erenine transformasyonu halk sufizminde bütün mitolojik tipleri, daha eski görüşlerle bağlı olan Hz. Hızır'ı da, Hz. Ali kültü üzerine geçirmiştir. Hatta Allah'a atfedilen sıfatlar Ali'nin adına bağlanır. Bu aşırı batıni inanca Köroğlu destanıyla birlikte, bazı aşk destanlarında da rastlarız (Mesela, Novruz destanında) E. Memmedov'un Şah İsmail destanı hakkında verdiği malumat bunu ispat eder:

Harada arasan orada hazır
Ali padişahtır, Mehemmet vezir
Min bir adı vardır, biri de Hızır
Bu fermanı veren Ali deyil mi?[19]

Bunun tek sebebi İslamiyet'ten önceki Türklerin bütün dileklerini, zorluklarını kendi şamanları ile çözmeye çalışmalarıdır. İslamiyet'i kabul etmiş göçebe Türkmenler de Allah'ı rahatsız etmek istemediklerinden (eski Türk düşüncesi) her konuda dede-babalara veya onların manevi hamileri olan Hz. Ali'ye ve imamlara baş vurmayı daha mantıklı bulmuşlardır. Bu anlamda erenliğin Müslüman Türkleri arasında mukaddeslerden yüce tutulması veya mukaddeslerin, imamların, peygamberlerin (Meselâ Hz. Eyyub'un, Ali'nin, Hızır'ın) eren kabul edilmesi faktörü, erenliğin her iki - şaman ve İslâm - değeri yaşatması ile izah edilmelidir. Tabii ki, Müslüman Türk erenliği şekil açısından İslâm tasavvufuyla ilgilidir. Dâhili felsefi yönüyleyse o, mucize gösteren şamanın ta kendisidir. Orta Asya şamanlarının dua ederken Müslüman erenlerinden yardım istemeleri ve aksine gaip erenlerin sıralarında şaman ruhlarının görünmesi,[20] şamanlıkla halk sufizmini, aynı etnik medeniyetin iki tarafı gibi görmeye imkan verir. Tabii ki, şaman, İslâm katmanlı erenliğin ortadoks Türk İslâm'ından (Sünni mezhebi) daha çok Şii Alevilerde ve Şii Alevi felsefesi üzerinde gelişen halk sufileri arasında yayılmasının sebebi de budur. O hâlde göçebelerin Müslümanlığı, Şii Alevi erenlerinin (Mesela Baba İshak, Baba İlyas, Hacı Bektaş, Sarı Saltuk, Geyikli Baba, Barak Baba vb.) Müslümanlığı kadardır. Şarap içen, namaz kılan Dede Korkut ve Köroğlu kahramanları da birer alp erendir.

* Prof. Dr., Gaziantep Üniversitesi

** "Türk Kültüründe Eren=İren Sentezi", Yol 10, Mart-Nisan 2001

Notlar

[1] Çöl ve bozkırların tek hâkimi Hızır, her zaman darda kalanların imdadına yetişen boz atlı hami gibi bütün Türk destan, efsane ve rivayetlerinde görünmektedir.
[2] Kırzıoğlu M.F. Halk Edebiyatı Deyimlerimiz. Türk Dili, sayı 132, 1962, s.12
[3] Snesarev G. P. Pod Nebam Harezma. Moskva, 1973, s.88
[4] Basilov V. N. Şamanstvo u Narodov Sredney Azii i Kazahistana. Moskva, 1992, s.248
[5] Tenişev E. R. O Tsentralnoaziatskom Şamanstve. İstoriko-Filologiçeskie İsledovaniya. Moskva, 1974, s.340
[6] Eren veya yeren sözünü dini tasavvufi erenle aynılaştırmak istemiyoruz. Belli olduğu gibi birkaç Türk şivesinde kelime başında y konsonantının düşmesi görülmektedir. Mesela, yüz~üz, yürek~ürek, yıldırım~ildırım, yılan~ılan vb. Dilcilik açısından müşahede edilen bu paralellik aynı şekilde yeren kelimesine de tatbik edilebilir.
[7] Potanin G.N. Oçerki Severo Zapadnoy Mongoli, vıp. 4, St. Petersburk, 1883, s.95
[8] Potanin G.N. age, s.906-907
[9] Potanin G.N. age, s.207
[10] Potanin G.N. age, s.95
[11] Potanin G.N. age, s.703
[12] Kenin-Lopsan M.B. Obryadavaya Praktika i Folklor Tuvinskogo Şamanstvo, Novosibirsk, 1987, s.54
[13] Potanin G.N. age, s.80,94
[14] Potanin G.N. age, s.94
[15] Andreyev M. S. Çiltanı v Sredneaziattskih Verovaniyah. V. V. Bartoldu, Taşkent, 1927, s.344
[16] Clauson G. An Etimological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, Oxford, 1972, p.232
[17] Vasilyev Dm. Yenisey ve Altay Göktürk Yazıtlarında Kahramanların Adlarıyla Birlikte Rastlanan "Eren" Ünvanının Anlamı Hakkında, I Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri, Ankara, 1998, s.539
[18] Kaşgari M. Divan-ü Lugatit Türk, C.1, Ankara, s.39
[19] Tehmasib M.H. Azerbaycan Halk Destanları, Bakü, 1972, s.72
[20] Bkz: Bayat F. Hoca Ahmet Yesevi ve Halk Sufizminin Bazı Problemleri, Bakü, 1997 ve Domusulmanskiye Verovaniya i Obryadı v Sredney Azii, Moskva, 1975, kitabında giden O.Muradov'un, V.N.Basilov'un, L.A.Troitskaya'nın, O.A.Suhareva'nın makaleleri.

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2009 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.