|
 Mehmet Ali Hilmi Baba – Mustafa Yesari Baba
| (1826 — 1953)
Değerli okurlarım, bu naciz çalışmamızda sizlere tüm cumhuriyet tarihimiz boyunca çeşitli nedenlerle deşifre edilmemiş bulunan Bektâşîlik tarihinin paronayal bir dönemine ilişkin özgün bilgileri aktarmak arzusundayız. Özellikle yaşanan tüm hadiselerin, stratejik konumu dolayısıyla tam merkezinde bulunan Şâhkulu (Merdiban veya Merd-i iman) Tekyesi'nin, 1804-1953 yılları arasında hizmet gören postnişin lâhikası çerçevesinde yansıtacağım oldukça özet ve biyografik kronogramları dikkatlice takip ettiğinizde, 1826 yılından günümüze değin yaşanan hüzün, kırgınlık, hüsran, yeis ve gizlilik içindeki karanlık yılları ve trajedik disiplini çok net değerlendirebileceğinizden eminim. Çoğu zaman beşeri siyasetin kaçınılmaz rüzgârlarından ve yine dönem dönem şâhsi ihtirâs ve çıkar ilişkilerinden sarhoş düşmüş, hatta "esir-i nefs" olmuş, deyim yerinde ise taklidi Bektâşîlerin içine düştükleri dramatik duruma ibretle hayret edeceksiniz!.. Şâhkulu Dergâhı'nın son devirlerine ilişkin yazılı metin haline gelmiş bütün çalışmalar genellikle, Ehl-i Beyt dostu, ünlü araştırmacı merhum Cemâlettin Server Revnakoğlu'nun Galata Mevlevihanesi'ne vakfettiği ve Şâhkulu Dergâhı'nın son dönemine ilişkin belgelere havi kodeks'i baz alınarak realize edilmiştir. Oysa bu dosya, dışarıdan bir bakış açısı olmaktan maâda oldukça eksik ve yanlış bir istifin sonucunda, hem tashihe muhtaç ve aynı zamanda içeriden açınımlara gereksinim duymaktadır. Bu yazımız vesilesi ile bu alanda çalışmalar yapacak akademisyenlere yeni bir veri tabanı oluşturacak ölçüde ve spekülatif olmayan nesnel malzemeler sunacağımız kanısındayız. Öte yandan belirtmeden de geçemeyeceğim: Söz konusu bu içerikle ilgili yeni bir çalışma da değerli dostum, Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden Sn. Dr. Hülya Küçük tarafından bu yıl yayımlanan "The Role Of Bekteshisim Turkey's National Struggle" isimli eserde sunulmuştur. Konu ile ilgili araştırmacılara spesifik perspektifler açabilecek mahiyette taze bir soluk olarak önermek arzusundayım. Hakk erenler daim yardımcımız olsun.
 | Şevki Koca: Bektâşîlik ve Bektâşî Dergâhları. Cem Vakfı Yayınları: 12, İstanbul 2005, 353 S., + Resimler, ISBN 975-94071-5-9 |  | Hacı Ahmed Nur Baba |  | Ahmed Burhaneddin Baba |  | Yalvaçlı Mehmed Tevfik Baba |  | Köse Ahmed Nuri Baba |  | Hafız Hasan Tahsin Başpehlivan Baba | Şâhkulu Dergâhı'nın Son Postnişinleri (*) (1804-1953)
Görev Yılları - Vefât 1. Mehmet Ahîr Baba (1804-1826) 1839 2. Hacı Ahmet Nûr Baba (1840-1849) 1850 3. Halil Revnâki Baba (1849-1850) 1850 4. Ali Tûrabi Baba (1850-1851) 1869 5. Üsküplü Hacı Sâdık Baba (1851-1853) 1853 6. Hacı Hasan Baba (1853-1856) 1857 7. Kesriyeli Hacı Ali Baba (1857-1863) 1863 8. Mehmet Ali Hilmi Baba (1863-1885) 1907 9. Mustafa Yesâri Baba (1885-1908) 1908 10. Ahmed Burhan Baba (1908-1918) 1918 11. İbrahim Feyzî Baba (1918-1921) 1927 12. Mehmed Tevfik Baba (1'nci geliş) (1921-1922) (......) 13. Ahmed Nuri Baba (1922-1924) 1924 14. Mehmed Tevfik Baba (2'nci geliş) (1927-1935) 1939 15. Pepe Niyâzi Baba (1935-1936) 1936 16. Prizrenli Behûl Baba (1936-1941) 1971 17. Hasan Tahsin Baba (1941-1953) 1953 Postnişinlerin Biyografi ve Tevellüdleri 1. Mehmed Âhir Baba: 1804 yılında nasbedildiği, Şâhkulu postnişinliğinden 1826 yılında (II. Mahmud dönemi) Bektâşî tarîkatının yasaklanması ile ayrılmış ve Şeyhülislâm Tahir Efendi fetvası mucibince İzmir'in Tire İlçesi'ne sürgün edilmiştir. 1839 yılında Hakk'a yürümüş olup, muhiblerince Tire'nin bilinen iki Bektâşî dergâhından birisi olan ve Erbain Dağı eteklerinde, Bozdağ Yaylası kurbindeki Baba Sultân ismiyle maruf Tekye'nin haziresine defnolunmuştur. Bugün yıkıntı halindeki dergâhın harab kabristanında ki kitâbesiz ve elifi taç'lı kabir kendisinindir. Baba Sultân Dergâhı'nın bir diğer ismi de "Arap Pınarı" Tekyesi'dir. Bu dergâhın faâliyetine Abdülhamid dönemi yeniden izin verilmiş olup bu yıllardaki postnişini Hacı İbrahim Baba'dır (V. 1889). Daha sonra Hacı Hüsnü Baba (V. 1916) hizmet görmüştür[1]. Bu dergâha Hacı Hüsnü Baba'dan sonra Mora-Yenişehirli Hacı Ahmed Baba (V. 1924) ve daha sonraları şair Cevdet Şimşir (Aşki) Baba postnişin olarak nasbedilmiştir. Son postnişini ise Ahmet Sırrı Dedebaba'dan 1951 yılında icâzet alan Hasan Hulki (Can) Baba olup 1967 yılında Hakk'a yürümüştür. Fıkralara konu olmuş Can Baba bu zâttır. 2. Hacı Ahmed Nûr Baba: Kayıtlarda Ahmed Santuri Nûr Baba olarak da yer alır. Mücerred babadır. Abdülmecid Han'ın zevcesi Bezm-i âlem Vâlide Sultân'ın kişisel karizması ile Şâhkulu postnişinliğine nasbolunmuştur. Esasen sarayın cuma vaizi iken, Seyyid Nebi Dedebaba'dan el alır. Nakşibendi kökenlidir. Bilinenlerin aksine bu dergâh hizmete, Halil Revnâki Baba dönemi değil, Hacı Ahmed Nur Baba eli ile 1840 yılında açılmıştır. Dokuz yıl postnişinlik yapan Hacı Ahmed Baba, 1849 yılında Hakk'a yürümüş olup kabri Şâhkulu Dergâhı haziresindedir. Derviş Selim tarafından hazırlanan kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir: Ya Hû Cedd-ü evlâd-ı Resul'im bende-i Ali-i Abâ Hamdülillah gine anlardan bana oldu devâ Fâni dünyadan geçüp etdim beka'ya irtihâl Âl-i evlâd-ı Resul'e canımı kıldım fedâ Şâhkulu Sultân'ile Mansur Baba darındayım Anların sermestiyem etmez katarından cüdâ "Merdiman" Dergâhı'nın çün bâni-i sâniy'yesidir Rûh-u Pak-i şâd'ola hem hep gelen etsün duâ Çıkdı bir nûr arşa Selim söylegil tarihini Lücce-i envâr-ı dosta gitti Hazret-Ahmed Baba H. 1266 (M. 1850)
3. Hacı Halil Revnâki Baba: Halil Revnâki Baba 1849 yılında, Çorumlu Hüsnü Dedebaba tarafından Şâhkulu Postnişinliği'ne nasbedilmiştir. Esasen Halveti tarîkatı kökenlidir. Bu hizmette bir yıl kalarak Hakk'a yürümüştür. Dönemin Halveti Şeyh'lerinden Avcızâde Mümtaz Efendi'nin ısrarıyla, bir Halveti Şabani Tekyesi olan Silivrikapı-Emirler semtinde mûkim "Seyyid Nizam" Camii'nin kurbindeki hazireye 1850 yılında defnolunmuştur. Dönemin şeyh ül islâmı olan, Arif Hikmet Efendi nezâretinde kılınan cenâze namâzına I. Abdülmecid'in katıldığı kayıtlıdır. Halil Revnâki Baba'nın kabrini ihtiva eden hazerede bugün neredeyse hiçbir örneği kalmayan üç adet Yeniçeri kabri de bulunmaktadır. (İnşâllah korunalar. Ş. K.) Halil Revnâki Baba'nın kabir taşındaki Bektâşî başlığı alışılmışın dışında (12 dilimli olmayıp) dört dilimli, "Ethemi-Yesevî" taç biçimindedir. Öte yandan sanırım bir izansız meczûp tarafından da 12 dilimli teslim taşı motifi kazınmış durumdadır. Kabir şâhidesinde aşağıdaki ibareler yazılıdır: Hü Dost Tarîkat-ı A'liyye-i nâzenîn'den Mürşid-i agâh ve vasl-ı illâllah Bende-i Ali aba, Sahib-i illâ edep Vel haya, Esseyid Halil Revnâki Baba Kaffe-i ehl-i imânın ervâh-ı şerifleri Şâd-u handân ola H. 1267 (M. 1850)
4. Hacı Ali Türâbi Baba: Mücerred Bektâşîlerdendir. Usûlen Nakşibendi icâzeti de almıştır. Aslen Yanbolu'ludur. Şâhkulu postnişinliğinde bir yıl kalabilmiş, 1851 yılında Çorum'lu Hüsnü Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi üzerine ittifakla dedebaba seçilerek, Hacı Bektâş İlçesi'ndeki Pîrevi'ne taşınmıştır. Kendisi hurufi öğelere son derece egemen önemli bir Bektâşî şairidir. Ankara, Maârif Kitaphanesi'nde A13/26 dosya no. ile kayıtlı bir Divân'ı bulunmaktadır. Bu divân, muhiblerinden Halim Derviş tarafından Hicri 1269 yılında derlenmiştir. Nevruziyeleri çok meşhurdur. Bektâşî kültür geleneğinde Turâbi mahlâslı birçok şair mevcuttur. Bunların en meşhuru, genelde Hurufi-meşrep nefesler yazan ve 1951 yılında Tire'de Ahmed Sırrı Dedebaba'dan Babalık icâzeti alan ve 1961 yılında Hakk'a yürüyen Kula'lı Mehmed Ercan Turâbi'dir, ki "Turab-i Sâni" ismiyle bilinir. Nefesleri genellikle Hacı Ali Türâbi Baba ile birbirine karıştırılır. Diğer yandan Hacı Ali Turâbi Dedebaba 1869 yılında Hakk'a yürümüş olup kabri Pîrevi-Hazret Avlusu'nda medfûndur. Abdullah Baba tarafından hazırlanan kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir: Hü Dost Şerbet-i mevt-i içirdi akıbet devrân bana Vakt-ü sa'ât erdi mühlet vermedi bir an bana Var ümidim kat'ı dest etmen dutup damenini Merhâmet şefkât kılar elbet Şâh-ı Merdân bana Mahlâsım derler Turâbi namıma El-Hacc Ali Postnişinlik hizmetin Hakk eyledi ihsân bana Vüsatin elde iken söyle dedi tarihini Heme destinde işâret eyledi bir can bana Şerm'sarım rû-siyah cürmümle Şâh'ım el-aman Pîr-i Hünkârım meded kıl eyle bir dermân bana H. 1285 (M. 1869)
5. Üsküplü Sadık Baba Hacı Sadık Baba, Yanbollu Turâbi Dedebaba tarafından Şâhkulu Dergâhı postnişinliğine getirilmiştir. Ancak bu hizmette fazla kalamamış ve 1853 yılında Hakk'a yürümüştür. Usulen Nakşibendi icâzeti de almıştır. Dervişlik ve babalık dönemleri Arnavutluk'taki en eski Bektâşî tekyelerinden olan Jirokastro'daki Asım Baba (Zall) Dergâhı'nda geçmiştir. Halen bu dergâhta adına yapılmış bir merkad (nazarlama) bulunmaktadır. Hacı Sadık Baba'nın görevde bulunduğu yıllarda Şâhkulu Dergâhı'nın fiziksel arazisi büyütülmüş ve dergâh, dünyada bulunan sadece beş büyük dergâhta yapılabilen mücerred dervişlik ritüelini uygulamaya bu dönemde hak kazanmıştır. Mücerred babalardan olan Sadık Baba'nın kabri Şâhkulu Dergâhı haziresinde olup, teslim taşı motifli özgün örneklerden biridir. Şâhidesi dervişlerinden Kerimi tarafından yazılmış olup, aşağıdaki gibidir: Ya Hû Pişiva-yı ehl-i irfân muktedâ-yı salikiyn Vakıf-ı sırr-ı tarîkat çaker-i Âl-i Abâ Arif-i billah-ı devran mürşid-i agah idi Salik-i râh-ı hakikat'dır muhibb-i Mürtezâ Hanigâh-ı âlemin kıldı şikeste camını Nûş'edüp peymane-i ukba'yı oldu rehnümâ Ah-u matem'di işi her dem imâman aşkına Âşina'yı ravza-yi Şâh-ı Şerif-i Kerbelâ Hac-ı Bektâş Veli'nin bende-i hass-î idi Zikr-i eyvallah ile itdi yolunda can fedâ Katre-i rahmet-i Kerim-i fevt'inin tarihidir Hac-ı Sadık Baba'ya oldu mekân bağ-ı safâ H. 1269 (M. 1853)
6. Hacı Hasan Baba Bu zât aslen İstanbullu olmasına rağmen, 1868 yılında dedebaba olan Selânikli Hasan Baba ile karıştırılmıştır. Aslen Nakşibendi kökenli, mücerred Bektâşî babalarındandır. İleride arz edeceğim Mehmed Ali Hilmi Baba'nın mürşididir. Sultân Abdülmecid Han'ın yakın dostlarındandır. 1853 yılında getirildiği Şâhkulu postnişinliğinde ancak üç yıl kalabilmiş ve 1856 yılında Hakk'a yürümüştür. Bugün Merdivenköy'de bulunan ve dergâhın vakfı içindeki camiiye meşhuta yaptırarak, onarımını sağlamıştır. Kabri Şâhkulu Dergâhı hazeresinde olup kabir kitâbesi Giritli Derviş Saffet tarafından hazırlanmış olup, aşağıdaki gibidir: Ya Hû Gel nefir ah eyleme ya-hû acûz-u çarh'a yuf Kıldı cevherveş bu yeri hak-i kabr içre nihân Masiva'dan el çeküp, kesmişti baş hırkaya Etdi bu dergâhta vahdet'le ibadet çok zaman Eyledi isbat makbul-u erenler olduğun Şâhkulu veş bir aziz'in duttu kurbinde mekân Kevser-i Rahmet ile rûh-u revânın şad'edûb Şafi-i edsün Aliy'yel Mürtezâ-yı müstean Himmet-i Pîr'an ile Saffet dedim tarihini Hanigâh olsun Hasan Baba'ya ulyâ-yı cihan H. 1274 (M. 1857)
7. Kesriyeli Ali Baba İstanbul'lu Hacı Hasan Baba dergâhın aşçı babasıydı. Mücerred babalardandır. Mehmet Ali Hilmi Baba'nın nasibi sırasında rehberlik yapmıştır. 1857 yılında postnişinliğe getirilmiş olup 1863 yılında Hakk'a yürümüştür. Kabri Şâhkulu Haziresi'nde olup, şâhidesi Derviş Saffet tarafından yazılmıştır. Kitâbe aşağıdaki gibidir: Lâ-mevcûde illâ Hû Çalış terk-i sivaya varlığın ifna edüp yâ Hû Değildir çünki Baki kimseye bu Tekiyye-i Bâki Vücudun aşk-ı Hak ile işte mahvetti Ali Baba Firak-u matemi ağlattı bil'cümle muhibbânı O şems-i evci himmet saye-i evlâd-ı Zehra'da Çerağ etmişdi çok cüyendegân-ı nûr-u irfânı Tarîkatında ederdi iktifa asâr-ı eslâfa Şuyûh-u salikân içre aransa ender akranı Erenler mûin-i Şâhkulu Sultân ola yarab Bu zât-ı ekremin her kim olursa Fatihanı Oku tarihini yazdı münacat eyleyûb Saffet Ede Şafi-i Ali Baba'ya Mevlâ Şir-i Yezdânı H. 1280 (M. 1863)
8. Mehmed Ali Hilmi Baba Hilmi Baba 1863 yılında Selânik'li Hacı Hasan Dedebaba tarafından Şâhkulu postnişinliğine getirilmiştir. Babası Sultânahmed Camii'nin "Vaiz-i avam"ı olan Hafız Osman Nuri Efendi'dir. Hafız Osman, aynı zamanda bir Bektâşî Babası da olan, Olukbayır (Çırçır) Nakşibendi Tekyesi'nin o dönemki şeyhi Seyyid Mustafa Baba Efendi'den (V. 1854) Nakşibendi icâzeti almıştır. Aynı yıl, dönemin Şâhkulu postnişini İstanbul'lu Hacı Hasan Baba'dan, eşleri olan Hacı Emine Şerife Hanım ile birlikte Bektâşîye'den de el alırlar. Hafız Osman uzun yıllar saray imâmlığı yapmıştır. Aslen Arnavutluk'un, Zavalan yöresinin tanınmış eşrafındandırlar. Hafız Osman Efendi, oğlu Mehmet Ali Hilmi Baba'dan bir yıl daha uzun yaşamış olup kabirleri eşi Emine Hanım ile, Göztepe Gözcü Baba hazaresinde yan yanadır. Emine Hanım 1898 ve Hacı Osman Efendi 1908 yılında vefât etmişlerdir. Mehmed Ali Hilmi Baba ise çocuk yaşlarda Üsküdar, Balaban Nakşibendi Dergâhı'na bağlanmış ve çok yüksek düzeyde şeriat ve tarîkat ilimleri tahsil etmiştir. On beş yaşında Şâhkulu Postnişini İstanbul'lu Hacı Hasan Baba'dan el alarak Bektâşî olmuştur. 1857 yılındaki bu tarihteki rehberlik hizmetini, aşçı Ali Baba yapmıştır. Hızla terakki etmiş ve 1861 yılında mücerred dervişlik almıştır. 1862 yılında Turâbi Ali Dedebaba'dan dönemin türbedarı Hacı Mehmed Tahir Baba'nın rehberliğinde Babalık icâzeti almış ve 1863 yılında Şâhkulu Tekyesi postnişinliğine nasbedilmiştir. 1870 tarihinde, Hacı Hasan Dedebaba'dan babalık, Mehmed Yesâri Baba'nın rehberliğinde halifelik icâzeti almış ve tarihe yirmi sekiz yaşında dedebaba olan ilk Bektâşî olarak geçmiştir. Öte yandan, bilindiği gibi Hünkâr Hacı Bektâşî Veli Hazretleri'nin Diyar-ı Rum'a geldikleri tarihlerde yirmi altı yaşında olduğu bilinmektedir. 1875 yılında Selânik'li Hasan Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi üzerine bu göreve Eryek (Erikli) Baba Dergâhı Postnişini Konya'lı olarak bilinse de aslen İşkodralı olan, Hafız Mehmed Ali Perişan Baba, dedebabalığa getirilir. Perişan Baba, Bektâşîliğin 1826'dan önceki orijinal kimliğini savunan ve dedebabalık kurumunun Osmanlı saray yönetimince denetlenip, yönlendirilmesinden oldukça rahatsız bir kişiliğe ve seyr-ü sülûk'a sahiptir. Bu aşamada saray yönetimiyle sıcak ilişkileri olan Mehmed Ali Hilmi Baba, Perişan Baba'nın dedebabalığı'nı kabul etmeyerek, Bektâşî tarîkatındaki ilk ayrılığın maâlesef temelini atar. Giderek yakın dostu II. Abdülhamid'in de saray desteğini arkasinâ alan Hilmi Baba, dedebabalık makamının kendisine verilmesini talep eder. Bu durum karşısında, Nakşibendi tandanslı bir Bektâşîliğin ortaya çıkmasından ürken Mehmed Ali Perişan Dedebaba, H. 1300 yılı sonunda; dedebabalıktan, Hilmi Baba lehine sarf-ı nazar ederek, eski mekân-ı olan Kazlıçeşme Eryek Baba Dergâhı'na yerleşir. H. 1301 yılında yeniden Hacı Bektâş-Pîrevine dönüş yapan Perişan Baba, Nevruz ayında burada Hakk'a yürür ve Hazret avlusuna defnedilir. Ancak her şeye karşın Bektâşîlik bu tarihten sonra iki ayrı tasavvufi zeminde hareket ederek, Perişan Baba izleyicileri "Vahdet-i Mevcud" öte yandan Hilmi Baba izleyicileri ise "Vahdet-i Vücud" prensiplerini şiar edinirler. Bu gizli çekişme günümüzde dahi farklı bir formatta devam etmektedir. Perişan Baba ekolünde olanlara "Harâbâtî", Hilmi Baba ekolünde olanlara "Müteşerri" denilir. Konumuzla doğrudan ilişkisi olmaması nedeniyle bu mevzû ile ilgili olarak bu kadarıyla iktifâ etmek istiyorum[2]. Mehmet Ali Hilmi Baba Şâhkulu postnişinliğinde 22 yıl ve dedebabalık postunda 22 yıl aralıksız hizmet vermiştir. Özellikle Kur'an, hadis, kelâm, fıkıh gibi konularda uzman bir kişiliktir. Büyük bir mutasavvıf ve şairdir. Arapça, Arnavutça ve Fransızca'ya oldukça hakimdir. Başta Şâhkulu olmak üzere Balkanlar'da Mısır'a kadar birçok Bektâşî Dergâhı ya onun eliyle tamir olmuş veyahut yeniden hizmete girmiştir. Ünlü şair Edib Harâbî'nin mürşididir. Balım Sultân Erkânnâmesi'nin eski hükümlerinin saray yönetimini rahatsız etmesi üzerine, saray mabeyninde görevli dervişlerinden Sıtkı İstanbuli'ye 1876 yılında yeni bir Bektâşî Erkânı hazırlatmıştır. Mehmed Ali Hilmi Baba Erkânı olarak bilinen bu mevzuat, esasen Derviş Sıtkı'nın hazırladığı düzenlemenin taslak malzemesidir. Hilmi Baba, saray yönetimiyle mutlak bir uyumu amaçlayarak, kadim erkânnâme içinde yer alan Alperen gelenek ve fütüvvete ilişkin tercüman ve gülbankların çoğunu ayıklamıştır. Ancak bir yazma nüshâsının fakîr'de de olduğu bu erkânnâme bugün için hiçbir Bektâşî ihvanınca uygulanmamaktadır. Hilmi Baba'nın Divânı, vefâtı sonrasında Şâhkulu Dergâhı aşevi babası olan Filibeli Abidin Ahmed Mehdi Baba tarafından 1908 yılında yayımlanmıştır. Ancak bu divânda birçok nefes ve tarih-i tevellüd eksiktir. (Bu nutukların çoğu fakirde mahfuzdur). Öte yandan Ahmed Mehdi Baba 1910 yılında Girit, Horasanlı Ali Baba Dergâhı'na postnişin olarak nasbedilmiş olup, 1929 yılında burada Hakk'a yürümüştür. Bu arada kardeşi olarak bilinen "Arif Baba" ise, aynı gün nasip aldığı yol kardeşidir. Çanakkale, Akbaş Dergâhı postnişinlerinden olup 1888 yılında Hakk'a yürümüştür. Kabri Şâhkulu Dergâhı hazeresinde olup, Hilmi Baba tarafından yazılan kitâbesi aşağıdaki gibidir. Tesbit olunması açısından arzediyorum. Hû Dost Masiva'dan el çeküp hem bezm-i fâni'den ayak İrci-i gülbangini çekdi olup gamdan rehâ Postnişini iken Akbaş Baba Dergâhı'nın Geldi işbû hanigâha eyledi azm-i bekâ Mürşid-i agah idi hem arif-i billah idi Sadıkan-ı pîr-i aşka olmuş idi reh-nümâ Emr-i Hak'la yatdı kurb-ı Şâh-ı Sultân'da Dâderi Hilmi Dede'yle mâder-i aytdı bana Hac-e Bektâş Veli'ye bende-i Sadık idi Şefi-i mahşerde olsun hamse-i Âl-i aba Çıkdı üçler söyledi Hilmi Dede tarihini Canını, canana verdi aşk ile Arif Baba H. 1305
Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, 1895 yılında Pîrevi'ni bırakarak, Şâhkulu Dergâhı'na çekilmiştir. Ancak, İstanbul'da dönemin siyasi rüzgârlarından nasibini alarak özellikle "İttihad ve Terakki Cemiyeti" mensubu olan Bektâşîlere karşı katı bir tutum içinde olmuştur. 1907 yılında Hakk'a yürüyen Hilmi Baba, dergâhın kış meydanının yola bakan cephesine defnedilse de bir süre sonra cesed-i mübarekesi buradan çıkarılarak nakl-i kubur ile Göztepe-Gözcü Baba tepesinde toprağa verilmiştir. Şâhkulu Dergâhı'ndaki kabrinin metan gazı patlamasıyla çöktüğü ve kemiklerinin etrafa dağıldığına dair bir rivâyet olsa da doğru değildir. İşin esası, Abdülhamid sonrası iktidara gelen İttihat ve Terakki mensubu Bektâşîler kabrini burada istememişlerdir. Kabri halen Gözcü Baba tepesindeki hazere içinde, Sancaktar Baba, Yörük Baba, Gözcü Baba kabirlerinin yanındadır. Mehmet Ali Hilmi Baba buraya sağlığında bir köşk yaptırmış olup, 1960'lı yıllarına kadar, Kıpti asıllı ince Hüseyin Baba ikâmet etmiş idi. Öte yandan Hilmi Baba sağlığında Merdivenköy esnafıyla ve eşrafıyla bir vakıf senedi ihdâs etmiş olup, dergâhın günümüzdeki onarımı bu sened saikiyle yapılabilmiştir. Bu arada dostlarımızın ricâsı üzerine bir açıklamayı da burada ifâde etmek istiyorum. Kendisinin farmason olduğuna dair bir iddia varsa da esasen bu şâhıs isim benzerliği olan Giritli Mehmed Ali Beybaba isimli bir başka Bektâşî olup mesleği doktorluktur.[3]) Müverrihler genellikle bu iki Mehmed Ali'yi karıştırırlar. Zihni Derviş tarafından yazılmış olan, Hilmi Baba'nın kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir. Derviş Zihni ise 1956 yılında Hakk'a yürümüş olup, kabri Çamlıca'dadır. Hû Allâh Yazdı evc-i kâinata gelip kudret kâf-u nûn Yok katrede oldu peydâ küll-i şey'ün turceûn Kendine kendini mirât etdi eşyaya koydu ad Semme vecehüllahı seyr'etmek çün hep müminiyn Her eser oldu müessirden ayân merd-i Hakk Künt-ü Kenz'in sırrını fehm'etdi andan hazirûn Gerçi abdiyetle zahir oldu fahr-ı enbiyâ Âlem-i kûdsiyyet-i mana'da hatta daimûn Kalb-i Âdem'dir tecelligâh-ı Rab'bül âlemiyn Kim ki vâkıfdır bu sırra oldu ehl-i fâizün Her mezâhirde sıfât-ı Hakk'ı isbât eyleyen Oldu bi-şekk cennet-i irfân içinde halidûn Nûş edince câm-ı mevti aşk ile Hilmi Dede Gûş idenler diyeler ânâ ileyh-i râcî'ûn H. 1324 ( M. 1907)
9. Mustafa Yesâri Baba Mehmed Ali Hilmi Baba'nın 1885 yılında dedebaba olması üzerine; Mustafa Yesâri Baba, Şâhkulu postnişinliğine getirilmiştir. 22 yıl postnişinlik yapmıştır. Şâhkulu Dergâhı Mansur Baba hâziresine düzenleme getirmiş ve büyük ölçüde tarhib olan Mansur Baba Türbesi'ni tamir ettirmiştir. Türbede bugün görülen kitâbeyi yazmış olup, aşağıdaki gibidir: Hüv'el Bakî Harâba müşrif olmuşdı bu türbe çün dil-i uşşak Görüp Yahya Ağa namında bir merd eylemiş ihyâ Gelüp Rum'a beraber Şâhkulu ile bunda kalmışdır Zaman-ı asrının Mansur'udur bu zât-ı hemtâ Ketebe Mustafa Yesâri Baba. H. 1299
Mustafa Yesâri Baba Şâhkulu Dergâhı aşçı postundan yetişmiştir. Bir dönem Pîrevi'nde kilerevi babalığı ve türbedarlık görevlerinde de bulunan ve Mehmet Ali Hilmi Baba'nın halifelik erkânında rehberlik eden, Batumlu şair Mehmed Yesâri Baba ile karıştırılır. Mehmed Yesâri Baba'ya ait nefesler genellikle Mustafa Yesâri'ye ait olarak gösterilir. Mehmet Yesâri Baba, ömrünün son yıllarında Sinop, Hakk Erenler Dergâhı'nda postnişinlik yapmış mücerred babalardan olup, Sinop Zeytinlik mezrasında toprağa verilmiştir. Tokatlı Gedâyi Baba tarafından yazılmış olan kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir: Hü Dost İşitti irci-i savt'ın çekildi dar-ı kesretten Erişdi vahdete azm-i keh-i dar-ı beka etdi Nice yıllar kiler-i hanigah-ı Hazret-i Pîr'de Edüp Sıdk'ile hizmet Hakk'a tahsil-i rızâ etdi Zaman-ı postnişinlik geldi amma olmadı kısmet Çerağ-ı ömrünü bad-ı ecel geldi fena etdi Erenler hizmetinde şöyle pîr-i natûvan oldu Tariyk-i nâzenînde namını fevkal'ula etdi Batum'lu Yesâri'nin şöhreti kaldı bu âlemde Yetişdi menzil-i maksuduna terk-i siva etdi Çıkûb bir er Gedâyi söyledi amma dûta tarih Yesâri Hazret-i Pîr'ine canını feda etti H. 1297
Şâhkulu postnişini olan Mustafa Yesâri Baba ise aslen Filibeli olup, 80 yaşlarında, Tselya-Pharsala (Yunanistan) Durbali (Reni) Dergâhı'na postnişin olarak atanmıştır. Ancak ömrü yetmeyen Yesâri Baba, 1909 yılında yolculuk esnasında Golos kenti'nde Hakk'a yürümüş ve burada defnedilmiştir. Öte yandan bu elim hadise üzerine Durbali Dergâhı postnişinliğe Bubzili Tahir Baba (vefât: 1919) getirilmiştir. Araştırmacılar bu Tahir Baba'yı halen Şâhkulu Dergâhı, Mansur Baba haziresinde yatmakta olan ve Yunanistan'da bulunan (Avengelista) Katerin Bektâşî Dergâhı'nın postnişinlerinden Gostivarlı Koca Tahir Baba ile karıştırırlar. Koca Tahir Baba 1956 yılında Hakk'a yürümüş olup 1965'te Hakk'a yürüyen Kaygusuz Postnişini Ahmed Sırrı Dedebaba'nın çağdaşıdır. Öte yandan Golos'ta medfun Mustafa Yesâri Baba'nın kabir kitâbesi maâlesef bulunamamıştır. 10. Ahmed Burhan Baba Ahmed Burhan Baba, Mehmed Ali Hilmi Dedebaba'nın vasiyeti esas alınarak, 1908 yılı sonunda Şâhkulu postnişinliğine getirilir. Mürşidi, Durbali Tekyesi'nin postnişinlerinden Premetili Bayram Baba'dır (v. 1904). Mehmet Ali Hilmi Dedebaba'dan babalık almıştır. Postnişinlik dönemi, ileride arzedeceğim gibi Yalvaç'lı Topal Tevfik Baba'nın tâcizleri içinde geçmiştir. Bektâşîler kendisini Hafız Burhaneddin Baba ismiyle anarlar. Yalvaç'lı Topal Tevfik Baba'nın hırs, menfaât ve riyâ temeline dayalı kariyerist saldırılarından bîzâr olmuş ve üzüntüden görme problemleri yaşamıştır. Bir ara dergâhtan ayrılmaya dahi karar vermiş olsa da, ihvanın devreye girmesi ile bir nevi inzivaya çekilmiş ve pasif postnişinlik hizmetinde bulunmuştur. Şimdi sizlere ihvanından, Mora-Yenişehirli Hatice Bacı erenlerin günümüze belge olarak ulaşan ve Ahmed Burhan Baba'ya yapılan haksızlıkları irdeleyen uzun destanından bazı beyitler aktarmak istiyorum: Hü Dost Şâhkulu Sultân bülbülü, sensin bu dergâhın gülü Senin hecrinle ah-u eyvah, Hacı Ahmed Burhan Baba Mehmed Ali Hilmi Dede, sen olmuşsun ona bende Himmet etmiş sana hem de, Hacı Ahmed Burhan Baba Düşmanların etti merak, vermediler sana durak Dergâhtan ettiler ırak, Hacı Ahmed Burhan Baba Bunlar biz dervişiz derler, mangırı çokça severler Hakk'a karşı diş bilerler, Hacı Ahmed Burhan Baba Kimi softa kimi molla, kimisi lenk-i har amma Bunlardan saklasın Mevlâ, Hacı Ahmed Burhan Baba
Mehmed Ali Hilmi Dedebaba'nın son nefesindeki vasiyeti gereği Ahmed Burhan Baba Şâhkulu postnişinliğe getirilmiştir. Dergâhın aşçı babası ve Sami mahlâslı Mehdi Baba bir nefeslerinde bu vasiyete değinmiş ve Ahmed Burhan Baba ile kavgaya giren Tevfik Baba'yı kastederek aşağıdaki beyitleri yazmıştır: Hû Dost Hanigâh-ın bani-i sânisi meşhûr-el-enâm Vasıl-ı kurb-u Ali merhum Hilmi Dede Baba Bir vasiyyet eyledi ulviyetin izhâr edib Canişini olmağa çün sezâ Ahmed Baba Hamdülillah posta geçdi işte bu zât-ı kerim Makdemiyle oldu sadıklar uyûn-u rüşenâ Asitân-ı hazret-i Pîr-i olurken rûy-u mal Bir gürûh hasedler etti ihtilâfa ictira Niyyet-i fasidleri bir şeyi intac etmeden Der'kaâb oldu medetres rûh-u pak-u Mürteza Karh-ı Haydar'la olup makhûr-u mahzûl cümlesi Postuna Ahmed Baba oldu şerefsâr Sâniyâ Çâker-i Âl-i aba Sami dedi tarihini Şâhkulu postunda kaim yûm ile Ahmed Baba H. 1324
Hacı Ahmed Burhan Baba mücerred baba idi. Özellikle Derviş Sıdkı İstanbuli tarafından Balım Sultân Erkânnâmesi'ne girmiş olan, Nakşibendiliğe özgü Seyr-i Sulük remizlerini mevcud erkânnâmelerden tek, tek ayıklayarak, nâzenîn Bektâşîlik yoluna büyük hizmetler vermiştir. 1918 yılında Hakk'a yürüyen Ahmed Burhan Baba, Şâhkulu Dergâhı'nın haziresine defnedilmiş olup, kabir kitâbesini Midillili Haydar Baba yazmıştır. Haydar Baba ise ilerleyen yıllarda Girit-Kandiye Dergâhı'na postnişin olarak nasbedilmiştir. Ahmed Burhan Baba'nın kabir kitâbesi aşağıdaki gibidir: Allah Hû Dost Çekti uzletgah-ı-ı âlemden el etek pîr iken Etdi cam-ı ömrünü mevte sunup azm-i baka Şâh-ı Merdânın kulu olmuş idi kûtb-u kâinat Hacı Bektâş Veli'nin bendesiydi bî-riyâ Postnişin-i Asitâne-i Şâhkulu Sultân idi Etdi rûh-u dergâh-ı Âl-i abâ'ya ilticâ Şüphesiz erdi huzûr-u Mürteza'ya şevk'ile Kıldı İhsan-ı şefaat çünk-i fahr-ı Enbiya Haydari tarih-i cevherdanına pay etdi hat Nûş-u kevser etdi Haydar'dan Hacı Ahmed Baba H. 1336
11. İbrahim Feyzi Baba Aslen Bulgaristan'ın Filibe vilâyeti'ndendir. İhvan arasında Küçük İbrahim Baba olarak bilinir. 1918 yılında Şâhkulu postnişinliğine nasbedilmiştir. Genellikle, 1912-1921 yılları arasında dedebabalık yapan Tepedelen-Yanyalı Hacı Feyzi (Feyzûllah) Baba ile karıştırılır. Son derece ılımlı ve mûnis yaradılışlı bir insan-ı kâmil olması nedeniyle, Yalvaçlı Topal Tevfik Baba'nın rezâletlerine dayanamâz ve kendi arzusuyla Şâhkulu postnişinliğinden sarf-ı nazar eder. Önceleri memleketi olan Filibe Tatarviranı denilen yörede bulunan Ballı Baba Tekyesi'ne yerleşse de metrûk haldeki binada duramaz ve buradan Elbasan-Cefâi Baba Dergâhı'na geçer. 1923 yılında Hakk'a yürüyen İbrahim Feyzi Baba, buraya defnedilir. Bugün ise talan edilen Tekye'nin kabristanında bulunan kabir kitâbesi tahrip olsa da, ismini ihtiva eden bölüm korunaklı olup, aşağıdaki gibidir: "Hatt-ı üstâdanesin yazdı Necmî Kethüdâ Hak-i Yezdân oldu Şâh-ı Hazret-i Feyzi Baba"
Elbasan-Cefâi Baba Dergâhı'nın son postnişini ise önceleri Bağdat-Kâzımiye Dergâhı postnişini iken daha sonraları Elbasan'a geçen ve Denizli'li ünlü Asım Giritlioğlu Baba'nın mürşidi, mücerred halife Selman Cemâli Baba'dır. Selman Cemâli Baba, Şehitlik Tekyesi postnişini Nâfi Baba'dan icâzetlidir. Ünlü araştırmacı yazar Birgi 1933 yılında Cefâi Baba Dergâhı'na uğramış ve Selman Cemâli Baba'dan Bektâşîye intisabı görmüştür. Selman Cemâli Baba uzun saçlarından dolayı Saçlı Cemâl Baba olarak bilinir. Selman Cemâli Baba 1943 yılında Hakk'a yürümüştür. 12. Mehmed Tevfik Baba Çocuk felci nedeniyle sol ayağı ve sol kolu özürlü kalmıştır. Bektâşîler arasında Topal Tevfik olarak anılır. Bu şahıs; hırs, riyâ, yalan, hile, ihtirâs, desise, komplo, menfaat, vs. gibi tüm olumsuz fiil ve sıfatların bir insanda nasıl bir arada olabileceğinin tipik bir örneği olarak dünyaya gelmiş gibidir. Yaşamı boyunca siyasal, sosyal, kültürel, hukûki ve şehevi ahlaksızlığın batağında yüzmüş, hiçbir etik değer tanımaksızın özellikle nâzenîn Bektâşîlik ülküsüne ve özgür insanlık idealine günümüzde dahi kapanması zor, onmaz yaralar açmıştır. Gerek merhum Noyan Dedebaba ve gerekse merhum Turgut Koca Baba, bu zât'ın Hacı Bektâş Veli'nin kurmuş olduğu bu tasavvuf okuluna vermiş olduğu tahribatı yakinen bildikleri halde tüm Bektâşîler'in toptancı bir yaklaşımla zarar görmelerini engellemek niyetiyle hiçbir yazı ve söylemlerinde söz etmemişlerdir. Onların yaşamları süresince sürdürdükleri suskunluklarının, bugün için hiçbir anlamı kalmadığı gibi, özellikle bir özeleştiri mekânizmasını yaşama geçirme gerekliliğine giderek daha fazla inanmam nedeniyle, Cumhuriyet tarihi boyunca değinilmemiş hadise ve şâhıslara bu vesile ile yer vereceğim. Yalvaçlı olan Tevfik Baba'nın asıl ismi Mehmed'dir. Tarîkat içinde entrikacı niteliğinden dolayı Tilki Tevfik sıfatıyla yadedilirdi. Mürşidi, Hafız Ahmed Burhan Baba'dır. Dönemin tanınmış kadiri tarîkatı şeyhlerindendir. Rumelihisar Şehitlik Dergâhı postnişini Nâfi Baba'dan aynı gün mücerred dervişlik ve babalık icâzeti almıştır. Özellikle saray yönetiminden baskı gören Nâfi Baba bu muhteris ve fırsatçı şâhsın histerik tavrından ürkerek kendisini o dönemler faâliyeti sona erdirilmiş bulunan ve müntesibi kalmayan Edirnekapı-Kuyubaşı semtindeki metrûk bir tekye olan Emin Baba Dergâhı'na seccadenişin olarak nasbeder. Ancak bu tekyede oturulamayacağını sezen Tevfik Baba, saray ve Bab-ı Meşayih emrince dönemin yasaları gereği Ehl-i Sünnet postnişin olarak Şâhkulu Dergâhı'na atanır. Burada o dönemler Yakova'dan muhacir olarak gelmiş bulunan ve Adem Vechül Baba'dan nasibli Şâni Efendi'ye dervişlik vererek ve özellikle Şâni Efendi'nin Arnavut kimliğinden ırkçı bir yaklaşımla yararlanarak genellikle bu dönem Şâhkulu Dergâhı'nda yoğun olarak bulunan Arnavut kökenli muhibler üzerinde mutlak bir etkinlik sağlar. Bununla da kalmaz, bu arada "Meclis-i Meşayıh" adı ile bilinen ve II. Mahmud'dan bu yana Bektâşî dergâhlarına Nakşi şeyhi atayan resmi devlet kuruluşunun başında bulunan yakın dostu Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi'nin tavassutu ile[4] dönemin Üsküdar, Nakşibendi Dergâhı postnişini Hasan Hüsnü Efendi'den, Nakşibendi şeyhi olduğuna dair bir icâzetnâme alır. (Bu Hüsnü Efendi daha sonraları "İttihat ve Terakki Cemiyeti"nde tekye ve zâviyeler baş müfettişi olarak görev yapmıştır.) Topal Tevfik bu aralar siyasete de girerek saray yanlısı olarak bilinen "Hürriyet ve İhtilaf Partisi"nin kadroları arasında yer alır. Öte yandan, kuruculuğunu İskilipli Atıf Hoca'nın yaptığı ve ileride cumhuriyet karşıtı bir rol üstlenecek olan ve içinde birçok tarîkat mensubu ve farmasonları da barındıran "Tarîkat-ı Salâhiye" isimli cemiyetin "kırklar" adı ile anılan yönetim kadrosunda aktif rol üstlenir. Bu arada muhbirlik damarı tutarak, Şâhkulu postnişini Ahmed Burhan Baba'yı "İttihat ve Terakki" yanlısı diye jurnal eder. Ahmed Burhan Baba sarayca fişlenerek tehlikeli şâhıs görülmesi üzerine yönetimce takibata alınır. Ahmed Burhan Baba Bektâşîlerin bu nedenle zarar görmesinden ürkerek postnişinlikten ayrılmak istese de Hacı Feyzullah Baba'nın ricasıyla sıkıntılar içinde hizmete devam eder. Tevfik Baba, özellikle Şâhkulu Dergâhı'nın müdavimlerinden olan, Şair Edib Harâbî Baba, Çanakkaleli Recai Baba, ünlü Rubâici Muhiddin Raif Derviş, Kesriyeli Sıtkı gibi münevver Bektâşîleri, Dervişi Şâni Efendi'yi kullanarak dergâha sokmamaya çalışır. Dergâh bu dönemler neredeyse cahil softaların uğrak mekânı haline gelir. Edib Harâbî'nin, Türbedar Mehmet Baba'dan Çamlıcalı Nuri Baba rehberliğinde almış olduğu babalık icâzeti üzerinde şaibe yaratarak (özellikle Nuri Baba'nın Hakk'a yürümesi üzerine) babalığının geçerli olmadığını iddia eder. Bunun üzerine Edib Harâbî, (alışılmışın dışında bir özveriyle) Ali Nutki Baba'dan, babalık erkânını yeniden görmek zorunda kalır. Harâbî'yi dergâhtan uzaklaştıramayan Yalvaçlı Tevfik Baba, koyu bir "ittihatçı" olan Edib Harâbî'yi bu kez Şâhkulu Dergâhı'nda saray karşıtı faâliyetlerde bulunduğu jurnaliyle ihbar eder. Bunun üzerine bir deniz subayı olan Harâbî, o zamanlar Osmanlı sınırları içinde bulunan Meis Adası Liman Müdürlüğü'ne sürgün gönderilir. Harâbî Baba 1917 yılında Hakk'a yürümüştür. Tevfik Baba 1916 yılında Hırka-i Şerif'de ikâmet eden Harâbî'ye çok sevdiği bir zât olan Bayram Derviş'i aracı kılarak yeniden barışmak ister. Derviş Sâni ile birlikte gelen, Derviş Bayram çok üstelese de Tevfik Baba'yla barışmayan Harâbî, Derviş Sâni'ye çok ağır hicivler yazar. Derviş Sâni, Topal Tevfik'in 1939'da vefâtı üzerine Şâhkulu Dergâhı'nda barınamamış, İzmir Balpınar Dergâhı postnişini tabur imâmı Ali Ulvi Baba'ya bağlanarak 1951 yılında vefât etmiş ve İzmir Kozluca Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir. Allah taksiratını affetsin. Bu sıralar Şâhkulu postnişini olan Ahmet Burhan Baba, 1918 yılında Hakk'a yürür ve yerine Filibeli Küçük İbrahim Feyzi Baba nasbedilir. Bunun üzerine Topal Tevfik'in yeni hedefi İbrahim Feyzi Baba olur. Özellikle saray yönetiminin Tevfik Baba'yı kendisine yakın görmesi üzerine İbrahim Feyzi Baba postnişinlikten sarf-ı nazar eder. Dönemin dedebabası Salih Niyâzi Baba gelen baskılara dayanamayarak Topal Tevfik'i 1922 yılında, Şâhkulu postnişinliğine tayin eder. Topal Tevfik Baba meşihatte kaldığı 1922-24 yılları arasında hemen her hizmet için maddi çıkar teminine başlar. Dergâha çivi çakmak şöyle dursun ne kadar Kadiri ve Nakşi kökenli softa varsa, derviş adı altında dergâha doluşur. Tevfik Baba siyasetin yeni rüzgârlarını ölçerek derhal "İngiliz Muhibler Cemiyeti"ne de üye olur. Ancak Cumhuriyet rejiminin tesisi ve 677 sayılı yasa gereği 1924 yılında karanlık geçmişi nedeniyle hükümetçe görevden alınır ve "Tarîkat-i Salâhiyye cemiyeti" üyesi olarak tutuklanır. Cumhuriyet hükümetince Salih Niyâzi Dedebaba'dan Cumhuriyetin kuruluşundaki hizmetleri göz önüne alınarak Şâhkulu Dergâhı'na, yeni rejime sadık bir postnişin atamasını isterler. Salih Niyâzi Dedebaba bunun üzerine Kütahya Armağan Baba Dergâhı postnişini Ahmed Nuri Baba'yı Şâhkulu Postnişini olarak nasbeder. Ancak Topal Tevfik'in serüveni burada bitmez ve ileride anlatacağım gibi 1927 yılında Cumhuriyet hükümetince yeniden Şâhkulu postnişini olarak atanır. 13. Ahmed Nuri Baba Aslen Filibe'lidir. Hafızlığı vardır. Mücerred babalardandır. Dervişliği Durbali Baba Dergâhı'nda geçmiştir. Köse olmamasinâ rağmen, alafranga sakalından ötürü Köse Nuri ismiyle yer almıştır. Şâhkulu Dergâhı'nın 1953 yılında Hakk'a yürüyen son postnişini Hafız Tahsin Baba'nın dedesi olan Hafız Nurettin Baba'nın kardeşidir. 1924 yılında Tekirdağ'ın Kızılcıkdere Köyü'nde, Derviş Mehmed Ali'nin babalık töreninde hastalanarak burada Hakk'a yürümüştür. Kütahya'lı bilinir. İstiklâl Savaşı esnasında, kısaca (M.M.) adı ile bilinen Kuva-i Milliye'nin istihbarat örgütünde görev almıştır. 14. Mehmed Tevfik Baba Şâhkulu Dergâhı, Köse Nuri Baba'nın 1924 yılındaki ani vefâtı üzerine 1927 yılına kadar postnişinsiz kalmıştır. Öte yandan 1924 yılında Tarîkat-ı Salâhiyye Cemiyeti üyesi olarak suçlanan Tevfik Baba, 1925 yılında yargılanmak üzere Ankara-İstiklâl Mahkemesi'ne çıkarılır. Duruşmalar esnasında gizli celse talep eden Tevfik Baba burada herkesi şaşırtan bir ifşaâtta bulunur. 1918 yılında o güne kadar yanında olduğu saray yönetiminden çark eden Tevfik Baba'nın, İngiliz Muhibler Cemiyyeti'nde bulunduğu dönem içinde, Gazi Paşa'nın istihbarat birimi olan M.M (Milli Mücadele) teşkilatında görev yaptığı ortaya çıkar. Üstüne üstlük burada aktif ajanlık yaparak daha önce dostluk yaptığı birçok zevatı ihbar ettiği özellikle M.M. başkanlığını yapan Çengelköy'lü Yarbay Hüsamettin Ertürk Baba erenlerin şâhadetiyle belgelenir. Bunun üzerine cezalandırılması bir yana Topal Tevfik Baba'ya bir de İstiklâl Madalyası verilir. Ayrıca Cumhuriyet hükümetince Şâhkulu Dergâhı'nda oturması için resmi bir izin belgesi de temin edilir. 1927 yılında Şâhkulu postuna yeniden oturan Tevfik Baba, 1930 yılında Salih Niyâzi Dedebaba'nın yurtdışına sürgün edilmesi sonrası hızlı bir cumhuriyetçi kesilir. Yönetimin güvendiği ideologlardan Etnolog Naci Kum'a (Atabeyli) yanaşarak, Üsküp'lü Süleyman Türâbi Baba'dan (rehberliğini yaparak) Bektâşî intisabı almasını sağlar. 1931 yılında yanına aldığı, tabur imâmı Ali Ulvi Baba'ya, Üsküp'lü Süleyman Turâbi Baba'ya ve İnce Hüseyin Baba'ya "Dedebaba" sıfatıyla halifelik icâzeti verir. Bununla da kalmaz, Bektâşîlerin tüzüğü olan Balım Sultân Erkânnâmesi'ne el atarak Kadiri ve Nakşi öğelerini monte eder. Ahlaki konumu itibarıyla da zaâf içinde olan Tevfik Baba, 1932 yılı gazetelerine Beykoz Rezâleti manşetiyle de kapak olur. Davetli olduğu Beykoz Gregoryan Kilisesi'nin mahzeninde adı çıkmış bir Ermeni kadınıyla uygunsuz durumda yakalanır. Günümüzün "Müslüm Gündüz"ü gibi lanse edilen Tevfik Baba'nın bu durumundan oldukça zor durumda kalan Bektâşî Babaları, kendisi de bir Bektâşî olan Kâzım Özalp Paşa'nın olayı örtmesiyle rahat bir nefes alırlar. Ancak 1935 yılında bu kez Davutpaşa Rezâleti adı altında ve aynı mahiyetli bir yeni olayla gündeme gelen Tevfik Baba'nın karakol kayıtlarına geçmesi üzerine dönemin milletvekili Hakkı Tarık Us tarafından kendisine o günün jargonuyla "deli raporu" alınır. Bu aşamada devreye giren tanınmış Bektâşî Babaları (Dedem, Hüseyin Kâzım Baba, Şaban Sırrı Baba, Ekrem Ramazanoğlu Baba, Yusuf Fahir Ataer Baba, Hüseyin Hüsnü Erdekut Baba, Yaşar Baba, Ercan Türâbi Baba, Tahir Baba) aralarında imza toplayarak Topal Tevfik'in Şâhkulu postnişinliğini iptal ettirirler. 1935 yılında sakalları kesilerek, Bursa'nın Mustafa Kemâlpaşa (Kirmasti) İlçesi'nde bulunan on haneli Garipçe-Tekke Köyü'de, harabe halinde bulunan Garipçe Baba Dergâhı'na sürgün edilir. 1939 yılında vefât ederek bu dergâhın haziresine defnedilir. Kabri oldukça bakımlıdır. Tevfik Baba'nın postnişinlik serüveni burada sona erer. Yalvaç'lı Topal Tevfik 1933 yılında ünlü araştırmacı Birgi ile Şâhkulu Dergâhı'nda görüşmüşlerdir. 15. Pepe Niyâzi Baba Aslen Girit'lidir. 1935 yılında Postacı Ali Baba tarafından postnişin olarak nasbedilmiş olsa da, 677 sayılı yasanın ek maddeleri gereği dergâhın postnişinleri ile akrabalık bağının olduğunu kanıtlayamaması üzerine, 1936 yılında buradan çıkarılmıştır. Konuşurken kekelemesi nedeniyle kendisine pepe lâkabı takılmıştır. Yaşamının son günlerinde kendisine Hazreti Musa dedirtmesiyle ünlüdür. 16. Behlül Baba Aslen Prizrenli'dir. 1936-1941 yılları arasında dergâhta ikâmet eylese de resmi postnişin değildir. İnadiye Dergâhı'nın son postnişini Halife Yusuf Fahir Ataer Baba'nın tensipleri ile buraya dikilmiştir. 1941 yılında, Yunanistan Katerin Dergâhı'ndan ziyârete gelen Halife Koca Tahir Baba'ya densizlik yapması üzerine, Yusuf Fahir Ataer Baba tarafından, dergâhtan uzaklaştırılmıştır. Uzun yaşamış olup 1971 yılında Hakk'a yürümüştür. Kabri Zuhuratbaba Mezarlığı'ndadır. Fakîr kendisiyle görüşmüştüm. 17. Hafız Tahsin Baba Şâhkulu Dergâhı'nın son resmi postnişinidir. Dedesi Nurettin Baba, son postnişinlerden Köse Nuri Baba'nın kardeşidir. Babası Saray Mızaka-i Hümayun Teşkilatı'nda reislik yapmış olan tanınmış bestekâr Şekerci Cemil Efendi'dir. Ataları Filibe asıllı olmasına rağmen İstanbul doğumludur. Hürriyetin ilânı yıllarında Sultân Reşad'ın tahtan indirilmesi esnasında, saraya olan mensubiyetleri gereği ailece Mısır'a sürgüne gönderilirler. Ahmed Burhan Baba'dan nasiplidir. Mısır'da Girit asıllı Meryem Gülsüm Bacı'yla evlenmiştir. Pırlanta isimli bir tek kızları olmuştur. Kahire, Mukattam Dergâhı postnişini Halife Mehmed Lütfi Baba'dan, dervişlik ve babalık icâzeti almıştır. 1930 yılında kısa bir süre Mısır'a uğrayan Salih Niyâzi Dedebaba'dan Halifelik icâzeti alıp, Şâhkulu postnişinliğine getirilmiştir. İcâzetnâmesinde Halife Halim Baba ve Halife Said Seyfi Baba'nın mühürleri mevcuttur. Bu icâzetnâmenin noter onaylı bir süreti, bir meseleden dolayı üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi arşivlerinde bulunmaktadır. 1931 yılında, Cumhuriyet hükümetine ilettiği dilekçesinde, Türkiye'ye dönüş talebi ailesinin Sultân Vahidet'tin tarafından sürgün edildiği dikkate alınarak, 1935 yılında yeniden yurda girişine izin verilir. 1939 yılına değin Elmalı-Abdal Musa Dergâhı'nda ikâmet eder. Tesadüfen burayı ziyâret eden Fevzi Çakmak Paşa ile görüşürken, Hafız Köse Nuri Baba'nın akrabası olduğunu bildirerek, Şâhkulu Dergâhı'na yerleşme izni ister. 677 sayılı yasanın ek maddelerinin akrabası olduğunu belgeleyenlerin, tarîkat hizmeti yapmama koşulu ile dergâhlarında ikâmet edebilecekleri hükmüne dayanarak, 1941 yılında Çakmak Paşa'nın riyâsetiyle Şâhkulu Dergâhı'na yerleştirilir. Yüksek düzeyde Kur'an bilgisi olan Tahsin Baba aynı zamanda hafızhan idi. Çakmak Paşa, Tahsin Baba'ya Üsküdar Emniyet Amirliği'nde polis olarak da bir kadro sağlar. Hafız Tahsin Baba'nın da başına bu kez Yalvaç'lı Topal Tevfik'in halifelerinden Postacı Ali Baba musallat olur. (Postacı Ali Baba, 1923 yılında Girit'ten mübadele ile Türkiye'ye gelmiştir. Ali Nutki Baba'dan nasib almıştır. Babalık icâzetnâmesini Eyüp-Karyağdı Baba Dergâhı'nın son postnişini Zakir Yaşar Baba'dan alsa da burada anlatamayacağım gayr-ı etiz bir nedenle icâzetnâmesi Yaşar Baba tarafından iptal edilmiştir. Bunun üzerine Yalvaç'lı Topal Tevfik Baba'dan 1934 yılında yeni bir babalık icâzeti alır. 1950 yılında vefât etmiş olup, kabri Eyüp kabristanındadır.) Hafız Tahsin Baba'nın dergâha gelişiyle buradaki iptidâi çıkarları zedelenen Ali Baba, üzülerek söylemeliyim ki Merdivenköy'ün bazı Arnavut esnafıyla işbirliği yaparak, Tahsin Baba'yı gelen Bektâşî muhiblerinin gözünden düşürmek için, Babalık icâzeti olmadığına dair bir söylenti yayarlar. Tahsin Baba, celâlli bir Bektâşî babasıydı. Hayatı boyunca kimliğini ispat etmiş ahlâk sahibi Bektâşîlerle dostluk etmiştir. Tahsin Baba çıkan söylentilerden sonra Postacı Ali Fethi Baba ve şurekasını dergâhtan tamamen uzaklaştırmıştır. İşler giderek zıvanadan çıkmış ve maâlesef kendini bilmeyecek kadar gözü dönmüş birisi tarafından, Tahsin Baba'nın sabahları yemeği alışkanlık haline getirdiği sütlacının içine gizlice alçı tozu konulmuş ve nefessiz bırakılmak suretiyle şehid edilmiştir. Üstüne üstlük dergâhta yalnız başına ikâmet eden Tahsin Baba'nın eşleri olan Meryem Gülsüm Bacı'yı korkutarak kaçırmak amacıyla dergâhın baba meşhutası yakılmak istenirken ölçü kaçırılmış ve yangın büyüyerek tüm dergâhı sarmıştır. Tüm yapı kısa bir sürede harabeye dönmüş ve tabir câiz ise "yorgan gitmiş kavga da bitmiştir." (Dergâh, 1962, yılında bir kez daha kundaklanmıştır.) Meryem Gülsüm Anabacı ise 1972 yılında üç-beş bileziğine tamahan, dergâhın bekçisi tarafından katledilmiştir. Hafız Tahsin Baba ve Meryem Gülsüm Anabacı'nın kabirleri, merhum Babam Turgut Koca Baba tarafından yaptırılmış olup kabir kitâbeleri yine Turgut baba tarafından yazılmıştır. Halife Tahsin Baba'nın Şâhkulu postnişinliği esnasında icâzet verdiği Babalar şunlardır: Bursalı Veli Baba Orhangazili Davûd Baba Firuzköylü Ahmed Baba, Babaeskili Halil Baba Silivrili Hasan Baba Silivri-Fenerköylü Küçük Ahmed Baba Sinoplu Asım Baba Davutpaşalı Mahbûp Baba Kısaca, Şâhkulu Dergâhı'nın son postnişini Hafız Tahsin Baba olmuştur. Hafız Hasan Tahsin Baba, genellikle Çamlıca'da kahvehane işleten İvaz Fakih Dergâhı postnişinlerinden Seyyid Hasan Tahsin Baba ile karıştırılır. Hafız Tahsin Baba'nın soyadı Başpehlivan'dır. Kısacası, Şâhkulu Dergâhı'nın postnişinlik serüveni Hafız Tahsin Baba'nın 1953 yılında Hakk'a yürümesiyle son bulmuştur. Sonuç Değerli okurlarım, sizlere bilinmeyen bir devrin perde ardındaki hadise ve gelişmelerini oldukça özet bir disiplin ve epistomoloji ekseninde aktarmaya gayret eyledim. En geniş anlamda, bir insanlık, fazilet ve ahlak yolu olan nâzenîn Bektâşîlik metaforunda dahi maâlesef tarîkat aşamasından, mağrifete bâtıni bir yol bulamamış nice taklidi iman sahibiyle karşılaşmanız olasıdır. Gönül arzu eder ki sizlere dikensiz bir gül bahçesi sunabileyim; ancak ademoğlunun olduğu her cemiyette iyiler olduğu gibi, kötüler de var olacaktır. Hazret-i Pîr cümlemizi münkir, münafık şerrinden uzak eyleye... Sözlerimi merhum Turgut Koca Baba'nın bir nefeslerinden üç dörtlükle tamamlamak istiyorum: Hû Dost Gel esiri olma hurâfelerin Akıl yollarıdır bu din-i mübin On sekizbin âlem senin tasvirin İnsanı remz eder bütün deyimler Gerçekler gönülde meydan açtılar Mâsiva bendini kırıp geçtiler Ali sofrasından aşkı içtiler Rızâ'dan yapılmış lokma yiyenler Turgut Baba eşk-i didem kurumaz Sevdâlı başların karı erimez Manâ ile ölmez, ölse çürümez Bir nefes'de üç kez Allah diyenler
(*) Şâhkulu Dergâhı'nın Babagân Postnişin profili, tarafımızdan ilk kez açıklanmaktadır. Konu ile ilgili müverrih ve akademisyenlere analitik anlamda rehberlik edeceği kanaatindeyim. (Ş. K.) Notlar [1] Bu zâtı, Mehmed Ali Perişan Dedebaba'dan icâzetli ve 1894 yılında Hakk'a yürümüş olan Sturga'lı şair Hüsnü Baba ile karıştırırlar. [2] Bu hadiseler ile ilgili mufassal bilgiler, fakîr tarafından yayımlanan 1999 tarihli "Koca Turgut Baba Divânı"nın 301- 364 sahifelerinde mahfuzdur. [3] Bkz. Far-Masonluk-Haydar Rifat-1934-Teşvikiye [4] Musa Kâzım Efendi, Nakşibendi şeyhi, mason ve Bektâşî olan ilginç bir kişilik ve anne tarafından Tevfik Baba'nın akrabasıdır. Bkz. Şevki Koca: Bektâşîlik ve Bektâşî Dergâhları. Cem Vakfı Yayınları: 12, İstanbul 2005, 353 S., + Resimler, ISBN 975-94071-5-9 |