|
 Şevki Koca: Bektâşîlik ve Bektâşî Dergâhları. Cem Vakfı Yayınları: 12, İstanbul 2005, 353 S., + Resimler, ISBN 975-94071-5-9
| Dursun Gümüşoğlu: Bir Garip Derviş Şevki Koca
Şevki Koca ile ilk defa 1992 yılında, babası Turgut Koca Halife baba erenlerin evinde karşılaşmıştım. Orta boylu, zayıf, uzamış sakalları, pırıl pırıl parlayan gözleri ile ilk gördüğüm hali hep gözümün önündedir. Önceleri pek sıcak ilişkilerimiz olamamıştı. Ama hep onunla baş başa konuşmayı çok istemiştim. Fabrikalara arıtma tesisi yapan bir şirketin şantiye şefi, birinci dereceden teknik adamıydı. Türkiye'nin muhtelif şehirlerinin en ücra yerlerinde şantiyeden şantiyeye koşturarak, bazen aylarca şehir yüzü görmeden çadırlarda, soğuk ve olumsuz yaşam koşullarında hayatını kazanmaya, maddi anlamda kimseye muhtaç olmamaya çalışırdı. Çok fazla uyumayı, yemek yemeyi sevmezdi. En çok yaptığı şey aralıksız kitap okumaktı. Anadolu'da mesai saatlerinin dışında kalan her anını okuyarak geçirirdi. Hangi konuda soru sorarsanız sorun mutlaka size az çok verecek cevabı vardı. Konuşmaya başlayınca aralıksız 3-4 saat konuşurdu. Konuşurken asla kendinden bahsetmez, kendini yüceltici, öne çıkarıcı sözler söylemez, kendisine de övgü beklemezdi. Son derece alçakgönüllüydü asla kırıcı değildi. Giyim kuşamında gösterişten uzaktı ve dış görünüşe önem vermezdi. Osmanlıca'ya, dilbilgisi ve yazım kurallarına vakıftı. İş münasebeti ile yurt dışında bulunduğu için yeteri kadar İngilizce bilirdi. Günlük hayatta kullandığımız kelimelerin kaynaklarını, onların çıkışı ile ilgili hikâyeleri anlatır, bulunduğu ortamda kısa zamanda saygı ve hayranlık uyandırırdı. Onu tanıyanlar "ayaklı kütüphane" tabirini kullanırdı. 1997 yılında Bektâşîlik'ten nasip almıştı. Nasip almakta çok geç kaldığını, anne ve babası hayatta iken nasip almadığından dolayı son derece üzgün olduğunu söyler, hayıflanırdı. Çocukluk ve gençlik yıllarında dedesi Hüseyin Kâzım Baba ve babası Halife Turgut Baba'dan, annesi Adviye Anabacı'dan çok şey öğrenmişti.
 | Kitap Hakkında Alevî-Bektâşî-Mevlevi camiası içinde oldukça tanınan ünlü Bektâşî babası Turgut Koca'nın oğlu olmasıyla ünlenen Şevki Koca, araştırmacı kimliğiyle babasının haklı ününe yaklaşarak kalıcı eserler ortaya koymuş, değerli bir yazarımızdır. Birçok dil bilen, Alevî-İslâm anlayışının inanç ve kültür derinliklerine vakıf bir insan olan Turgut Koca, sadece araştırmalarıyla değil, birbirinden güzel şiirleri ile de anılmaktadır. O, Alevî-İslâm anlayışının Bektâşîlik yorumunun en önde gelen aydınlarından birisi olmasının yanı sıra inancının kaynağının Hakk-Muhammed-Ali aşkı olduğunu her vesileyle göstermiştir. Şevki Koca; babasının yolundan giderek önemli çalışmalar yapmış, yine Alevî-İslâm anlayışının Bektâşîlik yorumunun içinde inanç bazında kendini ifâde eden, tasavvuf derinliği olan bir gönül adamıydı. Onun çok genç yaşta Hakk'a yürümüş olması gerçekten de önemli bir kayıptır. Kendisinin yayınlanan eserleri kadar, yayın aşamasında da birçok çalışması bulunmaktaydı. Şevki Koca, Alevî-İslâm inancının hem manevi değerlerini hem de maddi (görünür) değerlerini çok önemseyerek çalışmalarını bu alanda yoğunlaştırdı. Bu alanda bazıları ilk olan çalışmalara da imza attı. Onun eserlerinde dikkat çeken noktalardan birisi de, kültür tarihimiz açısından son derece önemli olan Dergâhlarımızı her boyutuyla incelemesidir. Alevî-İslâm ışığının yüzyıllar boyunca yandığı ve Tanrı aşkıyla ibadet edilen, bir eğitim ve öğretim kurumu olarak da büyük görevler üstlenen Alevî/ Bektâşî dergâhlarının sayısı; buralarda hizmet görmüş insanlar; özellikle babaların, dedelerin yaşantıları, onların ürettikleri ürünler bu dergâhlarda bulunan mezarlıklar mezar taşları tümüyle dergâhların hizmet binaları ve yerleri, sadece Alevîler için değil, Türkiye'deki tüm inanç kesimleri için önem arz etmektedir. Çünkü buralarda tüm topluma bir hizmet söz konusudur. Şevki Koca sadece Türkiye'yle sınırlı kalmayan, bir zamanlar Türklerin ulaştıkları; Koca Ahmet Yesevî'lerin, Ebü'l Vefâ'ların görüş ve düşüncelerinin boy verdiği geniş bir coğrafyaya dağılanlar da dahil olmak üzere sayısız Bektâşî dergâhı üzerine eğildi. Bu alanda aynı zamanda yazılı metinlerden ve, babasından kendisine miras kalan özel kütüphanedeki belgelerden de yararlanarak belki en az bu kadar önemli olmak üzere, bizzat bu dergâhları yerinde görerek çalışmalarını daha da derinleştirdi. Kitabın ana eksenini oluşturan ve dünyadaki Bektâşî dergâhlarından bir kesit sunan çalışmayla bizler, derli toplu bir şekilde bilgi sahibi olmadığımız Alevî-İslâm inancının köklü kaynakları olan dergâhlar hakkında geniş bilgilere ulaşıyoruz. Her türlü zorluk karşısında bile dergâhlarda hizmet yürüten dedelerin, babaların yaşamları hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Ayrıca sadece Anadolu'da değil, başta Balkanlar olmak üzere dünyanın birçok farklı yöresindeki Bektâşî dergâhlarının varlıklarını yeniden keşfetmiş oluyoruz. CEM VAKFI YAYIN KURULU | Bektâşî dergâhlarının tarihçesi; postnişinler silsilesi; babaların hangi dergâhların müntesipleri olduğu nasip, dervişlik, babalıklarını kimden aldıklarını bilen, yalnız Türkiye'de değil dünya'da da bir eşinin daha olmadığını zannettiğim, keşke olsaydı diye hep düşündüğüm biriydi Şevki Koca.
Dedesinin babası Şevki Dede, 3. devre Melâmî'lerinden Muhammed Nur Hazretleri'nden intisap görmüş, daha sonra Bektâşî olmuştur. Bu nedenle Turgut Baba Bektâşî halife babası olmasına rağmen "Melâmîliğin bütün emanetleri de bizdedir" derdi. İşte böyle yoğun bir atmosfer içinde yetişen Şevki Koca hayatı boyunca duyduğu çoğu kaleme alınmamış detay bilgilere sahip çok özel bir kişiydi. Ayrıca babasının Hakk'a yürümesinden sonra kendisine kalan pek çok belgeyi toparlamış, bunları eserlerinde yansıtmıştır. Anne ve babasını tam bir sene ara ile kaybetmenin büyük üzüntüsü içinde öncelikle Bektâşî nasibi aldı. Bu arada gece gündüz yazılar yazmaya, kafasında dağınık olan bilgileri toparlamaya başladı. O dönem içinde bulunduğu ruh halini ifâde eden çok güzel bir nutkunu aşağıda anlatıyorum. Hü dost Cemâl-i pertev'le rıhlet evinde Mazhâr-ı rahmet'e erdin erkence Dalmıştım Vahdet-i hüsrân seline Çekip de çıkartan el oldun baba Namâzım, niyâzım, imânım oldun Bu acelen neydi, göç ettin Baba Yoksa, çağırdı mı Âl-i Haydar'ın Destin'den içmeye tahuru Baba Bir miras bırakıp kûrb-u Mevlâ'dan Ateş-i sûzân'a dil oldun Baba Kör müydü ki bilmem, Zülfikârını Bileyip, yağlayıp devr ettin Baba Evliyâ bî-vücud seyr eyler mekân Zâmana sır'landın aşk olsun Baba Verâset bıraktın, cönk tomarını Oğluna petek'de bal oldun Baba Fakîrem, dervişem her dem ağlarım Tükenmez gözyaşım, Kerbelâ'danım Postacı getirdi selâmın aldım Vadî-i Semsem'e Gavs oldun Baba Şevki idim Fecrî oldum yanarım Nûr-u cemâlinde, Kur'ân yazarım Anamı unutmam her dem anarım Hakirin, mektubun kabûl et Baba Şevki Koca ile çoğu zaman haftada bir iki sefer görüşür uzun uzun sohbet ederdik. Bu görüşmelerimizde Bektâşî babalarının hayatları ve dergâhlarla ile ilgili oldukça bilgiinin mevcut olduğunu fark edince, ısrarla "Aman bunları mutlaka yaz" demiştim. Bunun üzerine Cem Dergisi'nde bu konularla ilgili yazılar yazmaya başladı. Onun önerisi ile yazdığım makalelerim Cem Dergisi'nde yayınlanmaya başladı. Dünya malına asla değer vermezdi. Bulunduğu ortamda küçük büyük herkesin hatırını sorar, onları ilgilendiren konularla ilgili sohbet ederdi. En ufak bir hediye versem mutlaka karşılığını en kısa zamanda vermek isterdi. Yeni bulduğu kitaplardan ve ulaştığı bilgilerden bir kopyasını bana getirir "Aman önemli bir kaynaktır, bir nüshası da sende bulunsun" derdi. Annesi Adviye Anabacı 17 Ekim 1996'da, babası Halife Turgut Baba erenler 17 Ekim 1997 tarihinde, tam bir sene sonra toprağa verildi. Daha önceleri sadece iyi bir okuyucu ve araştırmacı olan Şevki Koca'nın, Bektâşîlik ile ilgili yazdığı herhangi bir makalesi dahi yoktu. Anne ve babasının ruhunu şâd etmek ve insanlığa Alevîlik ve Bektâşîlik yolunda hizmete soyundu. Öncelikle Mürg-i Dil adlı tasavvufi eseri yazdı. Bunu önceleri bir yayınevine bastırmayı düşündü. Fakat daha sonra zaten bu arada emekli de olduğu için Nazenin Yayınevi'ni açtı. Nazenin Yayınları'nın Mürg-i Dil, adlı ilk eseri konu itibarı ile Bektâşî tasavvufunun inceliklerini içermekteydi. Muhtelif Kur'ân ayetleri, bunların tasavvufi yorumları, menkıbeler, düşündürücü fıkralar, tasavvufi şiirler, dipnotlar ile doluydu. Her Alevî dedesinin veya Bektâşî babasının mutlaka okuması gereken son derece önemli bir kitaptı. İkinci kitabı Esseyid Halife Turgut Baba Divânı adlı kitabında merhum babasına ait şiirleri bir araya getirerek bir divân oluşturdu. Turgut Baba Divânı hece ve aruz vezni ile yazılmış, Bektâşî tasavvufu ile ilgili mükemmel şiirlerden önemli notlardan, Turgut Baba'nın tasavvufi çizimlerinden oluşmaktadır. Üçüncü kitabı Halikarnaslı Bohem Neyzen Tevfik Külliyatı adlı kitaptı. Bu kitapta Neyzen Tevfik'in bütün şiirleri, yazılmış veya yazılmamış hikayeleri, kendi el yazısı, muhtelif fotoğrafları mevcuttur. Dördüncü kitabı Yeniçeri Ocağı ve Devşirmeler adlı eseridir. Bu kitapta da Yeniçeri teşkilatlanması, askere alım sistemi, Bektâşîliğin ocakla olan ilişkisi, Yeniçeri gülbankları, Yeniçeri ocağının kaldırılmasının vakayi hayriye (hayırlı olay) olarak değerlendirilmesine rağmen alternatif görüş ve muhtelif notları içermektedir. Beşinci kitabı Odman Baba Velâyetnamesi (Vilâyetnâmeyi Gö'çek Abdal) adlı eseri ise Hacı Bektâş Velâyetnâmesi'nden sonra belki en güzel velâyetnâmedir denilebilir. Titizlikle okunursa erbâbına çok zevk vereceği, Fatih Sultan Mehmet dönemini çok iyi ifâde ettiği bir gerçektir. Altıncı kitabı ise yalnızca tarihsel konularda açıklama yaptığı ve iki yıllık bir çalışma ile yeni yazıya çevirdiğim Ahmed Edib Harâbî Divânı'dır. Harâbî Divânı 1950‘de Hüseyin Hüsnü Erdikut tarafından; 1959'da Sefer Aytekin tarafından yayınlanmıştı fakat Harâbî'nin şiirlerinin çok az bir kısmını içermekteydi. Divânının tamamı 570 sayfalık müsvedde sayılabilecek bir çalışmadır. Aklına ne gelirse hemen kaydetmiştir. Bunların içinde eş, dost ve tanıdıklarının isteği üzerine yazılmış olanlar olduğu gibi, tasavvufi nutukları, sosyal içerikli çok değerli şiirleri de vardır. Araştırmacılara ışık tutması bakımından Süleymaniye Kütüphanesi'nden divânın mikro filmini alarak yeni yazıya tamamını çevirmiştim. Can Yayınları sahibi Adil Ali Atalay tarafından basılıp okuyucunun istifâdesine sunulmuştur. Bunun haricinde Cem Radyo'da pek çok konuşma yapmış, dedeler, babalar ile ilgili Cem Vakfı'nın 1999 yılındaki toplantılarını yönetmiş ve toplantı tutanaklarını düzenlenmesinde yardımcı olmuştur. Konya Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hülya Küçük, Trabzon Üniversitesi Araştırma görevlisi Kemâl Üçüncü, Isparta İlâhiyat Fakültesi Doçenti Yılmaz Soyyer gibi pek çok araştırmacıya çalışmalarında çok önemli katkıları olmuştur. Bektâşî tasavvufuna olan merakı, tarihi konulara olan ilgisi, cansiperâne ilâhi aşk dolu yaşamı, çok yönlü gerçek araştırmacı kimliği ile istisna bir kişiydi. Nasıl bir gelenekten geldiğini anlamak için aşağıdaki nutukları incelemekte yarar var: Şevki Koca'nın babasının dedesi Şevki, asker kökenliydi ve tasavvufa son derece vakıf bir kişiydi. 1269 Hicri yılında Prizren (Bugünkü Yugoslavya sınırları içinde bir ilçe) doğmuştu. Kıbrıs'ta görev için bulunduğu sırada Kıbrıs Can Baba Bektâşî Dergâhı post-nişini Feyzullah Baba'nın kızı Sadberk Hanım'la evlenmiştir. Üçüncü derece Melâmî şeyhlerinden Muhammed Nur Hazretleri'ni çevrenin saldırılarından koruyarak himayesine almıştı. Daha sonra Melâmilik'te de hilâfet mertebesine kadar çıkar. Son derece tasavvufi açıdan değerli nutuklar yazar. Yazdığı nutuklar İstanbul Çınar Matbaası'nda 1967 yılında yayınlanmıştır. 1323 Hicri tarihinde Cisri Mustafa Paşa'da (bugünkü Sevilingrad) hamamdan çıkarken Bulgar tedhişçiler tarafından kurşunlanarak şehit edilmiştir. Nutuklarından iki dörtlüğü aşağıya aktarıyorum. Veliy-ullâh'ı sevmek muktezâ-yı şân-ı İslâm'dır Veliy-ullâh'a hürmet mânide Allah'a hürmettir. Söz olmaz evliyâ hakkında insâf-ı edeb lâzım Vücûd-ı pâkleri Hak'dan cihâna mahz-ı rahmettir. Hâdid-i tende kalma can feda kıl yâre ey âşık Makam-ı âşıkanın âfitab-ı evc-i rıf'attir Muradın Hak ise yan âteş-i aşka hemen Şevki Fenâ ender fenâ ol fenâ bâis-i vuslattır Veliyullâh: Evliya. Muktezâ: Gereklilik. Mani: Gerçekte, aslında. Vücûd-ı pâkleri Hak'dan cihâna mahz-ı rahmettir: Tertemiz varlıkları dünya'ya bereket bolluk kapısıdır. Fenâ ender fenâ ol fenâ bais-i vuslattır: Geçici dünya nimetlerinden geç ki Hakk ile Hakk olasın, ona kavuşasın. Dedesi Hüseyin Kâzım Koca Baba, 1881 yılında Prizren'de doğmuş, Milli Mücadele'de İstanbul M.M. grubunda hizmet etmiştir. 1953 yılının on ikinci ayının on ikinci günü saat on ikide Hakk'a yürümüştür. Mezarı Balıkesir Baş Çeşme Mezarlığı'nın giriş kapısının sağ tarafında, yüz metre mesafededir. Musikiye vakıftı ve güzel ney çalardı. Söz ve müziğinin kendine ait eserleri, oğlu Turgut Koca tarafından hazırlanan Güldeste adlı kitapta mevcuttur. Şevki Dede'den ve Kâzım Baba'nın nutuklarından bazı örnekler aşağıdadır: Neslimiz Türk'tür muazzam pek şerefli milletiz. Seyf-i sâirim-i İlâhi kahramanız savletiz. Şekli Cumhuriyete sadık fedâilerdeniz. Dönmeyiz ikrârımızdan biz Kemâlilerdeniz. Bestelenmiş olan tasavvufi şu şiiri son derece zevk vermektedir. Hârabât ehliyiz bugün biz ibn-i vakt olduk Yetiştik vahdet-i sırfa kamu envar ile dolduk Tecelli eyledi didâr ne mazi var ne istikbal Fenâfillâh olup Hakk'ın cemâl-i pâkini bulduk Gece gündüz niyâzım var Hüdâ'dan gafilim sanma Gönül Kâbe imâmım Hak salâtı daime uyduk Harabat ehlinin Şahı bizi davet edip geldik Çekip gülbangini Kâzım Ali'nin sofrasın kurduk Babası Halife Y. Turgut Koca Baba erenlerin ve Adviye Anabacı'nın hayatı ile ilgili bilgiler eserlerinde mevcuttur. Hü Dost Şân-ı ülvi-yi bakâyım Alevîyem Alevî Şia-yı âl-i abâyım Alevîyem Alevî Mezheb-i sıbt-ı mükerrem şeref-i silk-i Resul Salik-i râh-ı Hüdâyım Alevîyem Alevî Ben tevellâ vü teberrâ ile açtım gözümü Bende-yi Ehl-i Kesa'yım Alevîyem Alevî Turgut'a eyle nazar Şâh-ı Kızılbâş Ali Keşkülüm elde recâyım Alevîyem Alevî *** Bektâşî Fukarasıyız; Sermayemiz aşktır bizim İşimiz didâr görüşmek Suretimiz meşktir bizim Hâk bâtın oldu halk zahir Hakk'ı halkta bulmak mahir. Hüviyettir bu mezâhir Nutkumuz bîşektir bizim Nazeniniz nezâketle Tûrab olduk melâmetle Gönlümüz hüsn-i niyetle, İnşâ olmuş köşktür bizim Siyretimiz Allahı Nûr Suretimiz Beyt-ül Mamûr Fiyûz-i Şeraben tahûr Gözümüzde eşktir bizim. Turgut Baba güller derip, Varımızı vara verip, Gayemiz dostta eriyip, Dosta erişmektir bizim. *** Kendine verme vücud Varlığın Hak varıdır Şu kesret manzumesi, Saltanat izhârıdır. Aldatmasın gel, şirket; Kamunun aslı vahdet. Aşk içindeki vuslat, Tanrısal uyarıdır. Dost yüzüdür her yerde, Zannımız oldu perde, Gönüllerdeki neş'e Muhabbet pazarıdır. Tafsile gelen sûver. Nisbetler icâd eder. Şuûnuyla cilveger, Mâşûkun didârıdır. İnsandır Mazhar-ı zât. Câmi-i esma ve sıfat. Aramızdaki biat; İkrârın tekrarıdır. Turgut Baba gel beri. Gir bu tenden içeri. Pîrim Horasan Eri, Gönüller Hünkârıdır. *** Hü Dost İlim hazretini edemez idrâk. Örümcek kafalı küflü beyinler, Ariflerin nutku bir keskin bıçak; Doğranır nisbiyet ile değenler. Hakk'a düşmanlıktır, ilme adâvet. Nakısın üstünde kopar kıyâmet. Kurtarır mı sandın seni cehâlet. Müşriktir evhâma boyun eğenler. Gel esiri olma hurâfelerin, Akıl yollarıdır bu din-i mübin. On sekiz bin âlem senin tasvirin. İnsanı remz eder bütün deyimler. İlmin özetidir kendini bilmek, Neş'e-yi tahkikte Tanrı'ya ermek. Salât-ı dâimin feyziyle, bî şek Rabbe mütevveccih olmalı yönler İrfan pınarından kabımız doldu. Ehl-i Beyt cihâne pertevler saldı. Mushâf-ı hüsnünde hatime oldu; Cemâl kâbesinde ihram giyenler. Gerçekler gönülde meydan açtılar, Mâsiva bendini kırıp geçtiler. Ali sofrasında aşkı içtiler; Rızadan yapılmış lokma yiyenler. Turgut Baba, eşk-i didem kurumaz. Sevdalı başların karı erimez Mânâ ile ölmez, ölse çürümez, Bir solukta üç kez Allah diyenler. Hû Dost Söz tesir eder mi kuru cesede? Talkını almalı burada insan. Münkir, Nekir sana sual sormadan, Cevabı vermeli burada insan Sırat Köprüsü'nü dünyada geçip, Kevser şarabını Ali'den içip, Ölmeden evveli, ahrete göçüp, Cennete girmeli burada insan. Bugün kör olanlar, yarın da kördür Hak Muhammed Ali, manâ'da birdir. Ukba'da görürüm deme, küfürdür. Allah'ı görmeli, burada insan. Atamın belinden indim cihâna. Giderken de lâzım bir baba ana. Kardeş tutmak gerek mümin olana. Musahip bulmalı burada insan. Kâzım oğlu Turgut olur mu bâhâ. Oku kendi ruhun için Fâtihâ. Nedir Yâsin nedir sûre-yi Tâhâ. Bu sırra ermeli burada insan Şevki Koca'nın annesi merhum Adviye Anabacı ise: Sevdiğim Muhammed âşinâm Ali Yollarına candan kurban olurum Muhabbet bağına girdim gireli Gerçek erenlere mihmân olurum Tâ ezelden nasibimiz bu imiş Ahirim kan evvelim su imiş Gece gündüz dilde zikrim hü imiş Kırkların ceminde Selman olurum Can ile baş koydum Pîr'in yoluna Katıldım kaynayan aşkın seline Bir suna misali kondum gölüne Deryaya karıştım umman olurum Tariyk- i Nâzenin Gürûh-i Naci Beyt-ül Mukaddeste olmuşum hacı Sırrını sır eyle Adviye Bacı Noktayı Kübrada pinhan olursun Bektâşîlik yol evlâdı olmayı esas alır. Seyyid-i saâdattan olmayı bir fark olarak görür fakat şart olarak görmez. Çünkü Hazreti Muhammed'in babası 10 kardeşti. Fakat Peygamber'e inanan ve yardım eden iki kişi vardı. Şevki Koca'nın soy şeceresi İmam Musa-i Kâzım'a dayanmaktaydı. Yani seyyid soyundandı. Ne kendisi ne de babası bunu öne çıkartmazdı. Onlar için belirleyici olan yol evlâdı olmaktı. Kimden doğduğu o kadar önemli değildi. İşte böyle bir kültürden gelen Şevki Koca kısa zamanda son derece önemli eserler verdi. 5 Mayıs 2003 tarihinde İzmir Çandarlı'daki evinde rahatsızlanır, hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybeder. Son söylediği söz "Hepinizi çok seviyorum, hakkınızı helâl edin" olur. 6 Haziran 2003 günü İzmir Şirinyer'de toprağa verildi. İki cihan serveri Muhammed Mustafa'nın, Şâh-ı Velâyet Aliyyel Mürtezâ'nın, Kutbü'l aktab Hacı Bektâş Veli'nin himmeti ruhaniyeti üzerinde hazır ve nazır, rûhu revânı şad û handân olsun. İçindekiler Önsöz Kitap Hakkında Bir Garip Derviş, Şevki Koca - Dursun Gümüşoğlu Dostluklar Bahçesinin Nâzenîn Gülü - Ayhan Aydın I. BÖLÜM: ŞEVKİ KOCA'NIN BEKTÂŞÎLİKLE İLGİLİ YAZILARI VE SÖYLEŞİLER • Anadolu Kızılbaş Süreklerine Dair Etnolojik Tespitler (Sofiyan Sürekleri) • Dervişlik • İsmali Maşûki • İslâm Tasavvufunda Teslisin (Üçleme'nin) Kaynakları: Meşşaiye (Devinimcilik) ve Vahdet-i Vücûd • Odman Baba Velâyetnâmesi • Velâyetnâme-i Şâhi Göçek Abdal • Bektâşîlik Tarihinden Notlar: Cumhuriyet'e Doğru • Cumhuriyet Tarihi Sürecinde Bektâşî Kültüründe Dedebaba'lar (Ülkemizde ve Dünyada) • Şevki Koca ile Alevîlik/Bektâşîlik Üzerine Söyleşiler II. BÖLÜM: BEKTÂŞÎ DERGÂHLARI • Zeytinburnu'nda Erenler Ocağı: Eryek Baba Dergâhı • Boğaziçi'nde Bir Bektâşî Dergâhı: Şehitlik (Nafî Baba) Dergahı • Katerin Bektâşi Dergâhı: Yunanistan'da Bir Erenler Ocağı • Kıbrıs Bektâşi Dergâhları • Kosova'da Bir Erenler Ocağı: Yakova (Djakovıca) Bektâşî Dergâhı • ABD'de Bir Erenler Ocağı: Taylor (Recep Baba) Bektâşi Dergâhı • Akdeniz'de Bir Erenler Ocağı Kâfi Baba Bektâşî Dergâhı • Yunanistan'da İrşâd Ocakları: Reni (Durbâlî) ve İskeçe (Khoutceh) Hasib Baba Bektâşî Dergâhları • Şâhkulu Bektâşi Dergâhının Son Babagân Post-nişinleri ve Bektâşîlerin Zor Yılları (1826-1953) • Dimetoka'da Bir Erenler Ocağı: Seyyid Ali Sultân-Kızıldeli (Microdorian) Bektâşî Dergâhı • Makedonya'da Bir Erenler Ocağı: Sersem Ali Baba (Tetova) Dergâhı • Arnavutlukta İrşâd Ocakları: Jirakastro veMelcan Bektâşi Dergâhları • Fatma Naki'ye Güre'den Son Not Şevki Koca: Bektâşîlik ve Bektâşî Dergâhları. Cem Vakfı Yayınları: 12, İstanbul 2005, 353 S., + Resimler, ISBN 975-94071-5-9 |