Iddias “Dünyada hiçbir şey zamanı gelen düşünce kadar güçlü değildir.”  -Victor Hugo- Template
Template Bugün: 06 01 2009 Template

Anket

Online

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Sabri Çakır: Alevi-Bektaşi Kimliği ve Cemevi Gerçeği PDF Yazdır E-Posta
01 08 2008

Doç. Dr. Sabri Çakır

Bölgesel ve daha az denekle, ancak dikkatli bir gözlemci duyarlılığı ile yaptığımız bu çalışmada kendilerini hiçte "Alevi "olarak tanımlamayan, köyünde, kasabasında, kentinde kendisi nasıl biliniyorsa öyle tanımlayan insanlar çoğunluktadır. Bu açıdan Milliyet'in araştırması, belki "Aleviyim" diyenler açısından doğru olabilir! Ama öteki Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarını temsil etmez. Bu nedenle de Türk toplumu içinde çeşitli gruplar, topluluklar biçiminde yaşamlarını sürdüren Alevi topluluklarının sayısı 4.5 milyon değildir.. Çok daha gerçekçi ve aceleci olmayan, sadece siyasal amaçlar doğrultusunda yapılmayan araştırmalarla Türkiye'de yaşayan Alevi-Bektaşi ve Tahtacı kimlikli kişilerin demografik özelliklerini ve yapılarını anlayabiliriz.

I.Giriş

A. Konu

Genel ve kavramsal anlamda kimlik olgusu / sorunu ve buna ilişkin tartışma, araştırma ve tanımlamalar çok önceye dayanmamaktadır. Sosyolojik olarak baktığımızda sorunun temelinde postmodernist bir söylem bulunmaktadır: Kültürel dönüşüm ve duyarlılık değişimi… Bu kurama göre, kültürel söylem yeniden tanımlanıyor; heterojenliği ve farklılığı özgürleştirici güçler olarak öne çıkıyor. Parçalanma, belirlenemezlik, bütüncül söylemlere / kuramlara karşı derin bir güvensizlik postmodernist düşüncenin temel özelliklerini oluşturuyor. Yeni gelişmeler, etik, politika ve antropoloji alanında "öteki "kavramının gerçekliliği ve saygınlığı konusunda yeniden doğan duyarlılık, tüm bunlar… Yaygın ve derin bir değişimin işareti oluyor (Harvey, 1997: 21). Bu bağlamda 1920'lerden bu yana egemenliğini sürdüren işlevselci yaklaşım ve onun temel varsayımları olan denge, uyum ve bütünleşme gibi süreçler işlevlerini yitiriyor ve 1940'larda kimlik konusu, kültür-kişilik alanında, psiko-antropolojik bir betimleme olarak ele alınırken, 1980'lerde, postmodernist söylemin etkisiyle bireysel olmaktan öte toplumsal bir statü ve biçimlendirme olarak değerlendiriliyor.

Bu bağlamda "kimlik nedir?" sorusu, son yıllarda her kesimden kişinin üzerinde durduğu, yanıt aradığı bir sorun olarak tartışılmaya devam ediyor. Türk toplumu açısından üzerinde durulan ve gündemi oluşturan kimlikle ilgili soru / sorunlarının başında "Türk mü, Türkiyeli mi?"[1], Türk kimliği, Kürt kimliği, Alevi-Bektaşi kimliği, kent ve Gecekondu kimliği, ulus kimliği, alt kimlik-üst kimlik,"yırtılan kimlik"[2], Müslüman-İslam kimliği,"kimlik değişimi" vb. gelmektedir.

"Kimlik nedir?" sorusuna, kişiyi öteki kişilerden ayıran, farklı kılan nitelikler, özellikler ve belirleyiciler bağlamında bireysel, kişisel, toplumsal / kültürel yanıtlar verilebilmektedir."Biz kimiz, kimlerdeniz, nereden geliyor, nereye gidiyoruz, neden birbirimize benziyoruz / benzemiyoruz? "(Güvenç, 1993: 5) vb. sorulara verilen yanıtlardan, çeşitli kimliklerin oluşumu ve tanımları ortaya çıkar. Böylece nereden gelip nereye gittiğimizi, neden birbirimize benzeyip benzemediğimizi anlamaya, tanımaya çalışırız.

Bu sorunun ya da olgunun temelinde, bizi "biz "yapan, onları da "öteki"leştiren değerler, algılamalar, anlamlar ve simgeler vardır. Bunlar bir sosyal grupta, toplulukta, toplumda neyin doğru / yanlış; neyin güzel / çirkin, neyin kabul edilebilir / edilmez olduğunu dile getiren davranış örüntüleridir. Toplumsallaşma / kültürleme süreci ile bireye aktarılan ve öğrenilen bu davranış örüntüleri, toplumdan topluma ya da mekan ve zamana bağlı olarak değiştiği için farklı kimlikleri oluştururlar. Bu tür kimlikler bireylerin, toplulukların ya da toplumların farklılıklarını, gelenek ve göreneklerini, normatif düzenlerini, kısaca kültürel zenginlik ve muhtevalarını gösterir.

The Identity of Alevi – Bektashi and Cemevi Reality

Abstract

The question of "What is an identity?" is perceived as a problem and is discussed to find an answer by people in every position who focus on this subject in recent years. In this respect, the identity of Alevi-Bektasi and the belief and value system which form this identity are one of the subject matter that have researched on.

The identity characteristics, worship types and Cemevi of Alevi-Bektasi / Tahtacı communities who live in Göller district are analyzed in this study. Participant observation and interview techniques are the approaches that are used in this research.

This research is applied to 150 people and the significant findings have been reached. The expressing the identity articulately is the most spotlighting finding. The education level of the people who were interviewed is very high, and the number of children in the family are low. The marriage with a relative is not common in the villages; however, it is still important that the partners (wife- husband) should be Alevi-Bektasi. "Love of Allah (God),  Muhammed (Prophet) and Ali (Prophet) " is the root of the belief and worship and the principle of "hold your hand, tongue, and waist "forms the framework of ethic. According to Alevi-Bektasi, Cemevi is the place of worship. Having a prejudice against them and not practicing their beliefs and services freely are their most significant problems.

Key Words: Identity, Alevi-Bektasi, Tahtacı, Worship, Cemevi

Kimliği tanımlamak gerekirse, çok katmanlı bir olgu olarak, "kendini tanımaya, anlamaya, bilmeye çalışan insanoğlunun toplumsal, kültürel ya da tarihsel bir kalıt (miras) olarak hazır bulduğu / benimsediği bireysel, kişisel, dinsel / resmi (ulusal) aidiyet duygusu / belgesidir. Her toplumun / topluluğun kültürü bu duygunun ya da belgenin oluşumunda farklılığı, öznelliği yaratan değerlere, normlara sahiptir. İstesek de istemesek de bu farklılıkları özümlemek zorundayız.

Kültürel bir zenginlik olarak algılanan kimlik farklılıkları, içinde yaşanılan sosyal yapı ve kültürden kaynaklanır. Bu farklılıklar birbirlerine üstün ya da egemen kılınmaya, meşru olup olmadığı tartışılmaya başlanıldığında orada toplumsal / kültürel çatışma kaçınılmaz olur. Bu sosyo-antropolojik sayıltıdan hareketle; Türk toplum yapısı ve kültürü içinde Alevi-Bektaşi topluluklarının kimlik sorunları, kimlik arayışları, kendilerini tanımlama biçimleri; inanç kaynakları, ibadet yerleri, eylem biçimleri; karşı tepkiler, gerçekdışı yakıştırmalar; inançlarını simgeleyen kültlerin meşruiyetlerinin hala kabul edilmemesi, tartışma konusu yapılması bu çalışmada ele alınıp değerlendirilecektir.

B. Amaç / Varsayım

Bu araştırmanın amacı; Alevi-Tahtacı ve Bektaşilerin, kendi kültürlerini ve buna bağlı olarak oluşan kimliklerini ne derece tanıyıp bildiklerini, koruduklarını saptamak ve bunun yaşamlarına ne ölçüde etki ettiğini ortaya koymaktır.

Araştırmanın bir başka amacı da, bölgede yaşayan Alevi-Bektaşi topluluklarının kendilerini tanımlama biçimlerini, kaynaklarını, kült araç ve gereçlerini, ibadet ve eylemlerindeki özgür ve çekingen davranışlarını, Sünnilerle ortak yaşamın paydalarını anlayıp yorumlamaktır.

Bu amaçlar doğrultusunda şu varsayımlardan hareket edilmiştir:

1.Alevi-Bektaşi / Tahtacı evliliklerinde, kapalı toplum özelliğini yansıtan akraba ile evlenme geleneği, günümüz koşullarındaki değişmelere koşut olarak önemini yitirmektedir.

2.Alevi-Bektaşi / Tahtacı evliliklerinde, kültürün devam etmesinde eşlerin Alevi-Bektaşi olmasına özen gösterilmektedir.

3.Alevi-Bektaşi / Tahtacı çocuklarının evliliklerinde eşlerini aynı topluluktan seçmeleri, inanç ve ibadetin sürdürülmesi için önemli görülmektedir.

4.Alevi-Bektaşi / Tahtacılar, kimliklerini rahatça açıklayabiliyorlar, ancak inanç ve uygulamalarını özgürce yaşamakta sıkıntı çekiyorlar.

5. Bölgede yaşam süren Alevi-Bektaşi / Tahtacıların moralini bozan davranışlar toplumsal ve kültürel baskı ve ayrımcılıktan kaynaklanır.

6. Alevi-Tahtacı / Bektaşi kimliğinin en önemli özelliği, insan sevgisi, eşitlik, özgürlük, hoşgörü, doğruluk, dürüstlük vb. erdemlerden inanç ve dinsel olana doğru bir eğilim göstermektedir.

7. Alevi-Bektaşilerde ibadet vardır ve uygulaması ( ritüller) cemevinde yapılır.

8. Alevi-Bektaşiler resmi öğretim kurumlarında zorunlu din ve ahlak dersi öğrenimine karşıdırlar ve bunun kalkmasını istemektedirler.

C. Evren ve Örneklem

Aliköy Cemevi - Isparta
Bu araştırmanın evreni, Göller Yöresi'ndeki Alevi-Tahtacı ve Bektaşi topluluklarının yaşadığı Isparta merkez Aliköy, Yakaören köyü, Baladız köyü; Denizli merkez Güzelköy, Honaz ilçesi Dereçiftlik köyü, Kocabaş kasabası; Antalya merkez Kızılarık mahallesi, Korkuteli ilçesi Büyükköy, Elmalı ilçesi'nin Tekke ve Akçaeniş köyleri, Burdur Yeşilova ilçesi Niyazlar köyü vb. yerleşim merkezlerinden oluşmaktadır. Örneklem grubunu oluşturan 150 denek, bu yerleşim alanlarından tesadüfî örnekleme tekniği ile seçilmiştir.

D. Yöntem

Araştırmanın içeriğini oluşturan veriler Mayıs, Haziran 2007 aylarında alanda yapılan gözlem, görüşme ve belgeleme teknikleriyle elde edilmiştir. Alanda sadece 32 sorudan oluşan görüşme sorularının uygulanmasıyla yetinilmemiş, törenlerde, cemevlerinde derinlemesine gözlemlerle, konuşmalarla kimlik sorunu ve bunun içini dolduran inanç ve değerler sistemi anlaşılmaya çalışılmıştır.

Aşağıdaki bulguları ve yorumları kapsayan bu sunum, araştırmanın tümünü değil, bir bölümünü yansıtmaktadır. Tümü üzerindeki çalışmalar tamamlandığında başka bir ortamda değerlendirilecektir.

II. Bulgular ve Yorumları

A. Genel Nitelikler

1. Cinsiyet 

Bu araştırmanın örneklemi; "basit rastlantılı (tesadüfî) örnekleme tekniği "ile seçilen ve kendilerine, Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarının toplumsal / kültürel kimliklerinin oluşumu, gelişmesi, korunması ve sürdürülmesi ile ilgili olarak hazırlanmış 32 sorudan oluşan soruların görüşme tekniği ile sorulduğu 103'ü erkek (yüzde 68,7),  47'si kadın (yüzde 31,3) olmak üzere toplam 150 denekten (gözlem biriminden) oluşmaktadır. Başka söyleyişle, Alevi-Tahtacı ve Bektaşi topluluklarının yaşadığı birimlerden (köy, kasaba ve kent merkezleri) tesadüfen seçilen yüzde 68,7'si erkek, yüzde 31,3'ü kadın olmak üzere toplam 150 bireyle, kahvelerde, evlerde, sokaklarda görüşme yapılmış, uygulanan anketlere verilen yanıtlardan ve karşılıklı konuşmalardan bu "kimlik" araştırmasının verilerine ulaşılmıştır.

Aliköy Cemevinin Girişi - Isparta
"Araştırmanın yöntemi "başlığı altında değinildiği gibi, deneklere (kişilere) bu görüşme soruları, tesadüfen de olsa bireylerin bulunduğu doğal ortamlarda, etkinlik alanlarında yüzyüze ve birebir görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Anlaşılamayan sorular, deneklere onların anlayabileceği şekilde açıklanmış, soruların kimileri denendikten sonra Alevi-Bektaşi inanç sistemine ve halkın beklentilerine uygun olarak yeniden düzenlenerek yazılmıştır. Bu uygulamada, araştırmanın hem alandaki populasyonu hem de cinsiyet kimliğini temsil edebilmesi için kadın denek sayısının yüksek tutulmasına özen gösterilmişse de bu sağlanamamıştır; çünkü evlerde yaptığımız uygulamada, evli olanların eşlerinin yanında görüşmeye katılmama eğilimleri, eşlerinin söylediklerinin dışında çok fazla bir şey bilmedikleri gibi nedenleri bu dengeyi oluşturmamıştır.

2. Doğum Yeri

"Nerede doğdunuz ? "sorusuna ise yanıt verenlerin yüzde 59,3'ü köy, yüzde 12,0'si kasaba, yüzde 28,0'i kent kökenlidir. Kimlik araştırmalarında, bireylerin  "nerede doğdunuz? Sorusu yerine "doğum yeriniz neresidir?" sorusuna "yanıt vermeme olasılıkları daha yüksektir "varsayımından hareketle bu soru doğum yerinin niteliği ile ilgili olarak sorulmuştur.

Bu tablodaki (Tablo 2) oranlardan köyde doğmuş olanların oranının yüksek olması, araştırma alanının genellikle köylerden seçilen birimlerden oluşmasındandır. Bir başka geçerli neden de, toplumsal ve kültürel nitelikli araştırmaların doğası gereği geleneksel toplum ve topluluklarda verilerin daha sağlıklı ve güvenilir olma olasılığının yüksek olmasındandır.

3.Yaş Grubu

Örnekleme katılanların yaşı konusunda şunlar vurgulanabilir: Araştırmanın yaş grubu açısından ağırlıklı noktası 46–60 ve üzerindeki bireylerle görüşmenin yapılmış olmasıdır. Bu oran görüşülenlerin yüzde 52'sine rastlamaktadır.

Örnekleme katılanların yaşı konusunda şunlar vurgulanabilir: Araştırmanın yaş grubu açısından ağırlıklı noktası 46–60 ve üzerindeki bireylerle görüşmenin yapılmış olmasıdır. Bu oran görüşülenlerin yüzde 52'sine rastlamaktadır. Çoğunluğun yaş grubu olarak 46 yaşının üstünde olması, bilinçli yapılan bir örneklemeden değil, seçilen alanın çoğunlukla köy ve kasaba niteliğinde yerleşim birimleri olmasındandır. Yine, köysel yerleşimlerde gençlere oranla yaşlıların daha fazla yaşaması, böyle bir grupla görüşme yapmamızı zorunlu kılmıştır. Bu yığılmanın olumlu yönleri, konuyla ilgili bilgileri, bu gruptakiler geçlerden daha iyi bilmeleri ve uygulamalara katılmalarıdır.

4. Medeni Durum

Örnekleme katılanların yüzde 84,0'ünün evli, buna karşılık yüzde 10,7'sinin bekâr, yüzde 2,7'sinin eşi ölmüş, yüzde 2,7'sinin dul (boşanmış) olduğu görülmektedir. Bekâr olanların hemen hemen tümü üniversite öğrencisi statüsündedir. Deneklere, meslekleri konusunda herhangi bir soru yöneltilmediğinden, bu tanımlama gözlem notlarıyla elde edilmiştir. Denekler arasında çok az sayıda kişi boşanmış olduğunu belirtmişlerdir. 150 katılımcıdan sadece 4 kişinin boşanmış olması, Alevi-Bektaşi sosyal yapısında, nedensiz boşanmanın bireye "yol düşkünü "damgasını vuracağından ve o kişinin toplumdışı sayılacağından kaynaklanmaktadır (Tablo 4) 

 
5.Çocuk Sayısı

Kendileriyle görüşme yapılan deneklerin aile yapısı ve aile büyüklüğü ile ilgili olan bu tabloda (Tablo 5) ailelerin yüzde 46,7'si 1–2 çocuklu, yüzde 28,7'si 3–4 çocuklu, yüzde 6,7'si 5–6 çocuklu, yüzde 2,0'si 7–8, yine yüzde 2,0'si de 9 ve daha fazla çocukludur. Bu verilerden örneklem grubumuzun içinde çocuk sayısı bakımından en büyük dilimi 1–2 çocuklu aileler, ikinci büyük dilimi ise 3–4 çocuklu aileler oluşturmaktadır. Çocuk sayısı ile doğum ve yaşanılan yer arasında bir ilişki kurduğumuzda köy ve kasabalarda yaşayan ailelerin sayısı ile çocuk sayısı arasında doğru orantı vardır. Çocuksuz gözüken yüzde 14,0'lük bir dilim ise, görüşülenlerden yüzde 10,7'sinin bekâr ve ötekilerin de dul ya da boşanmış olmalarıyla açıklanabilir.

6. Öğrenim Durumu
 
Ankete yanıt verenlerin yüzde 45,3'ünün ilkokul, yüzde 24,0'nün yüksekokul, yüzde 17,3'nün lise, yüzde 8,7'sinin ortaokul bitirmişlerden oluştuğu, yüzde 4,7'sinin ise okur-yazar olduğu görülmektedir. 

 
B. Evlilik ve Akrabalık Kurumu

1. Görüşülenlerin Eşleriyle Akrabalık İlişkisi ve Derecesi

Aliköy Cemevinin İçgörünümü - Isparta
Akraba evlilikleri hem tıp hem de sosyal bilimcilerin araştırma konuları arasındadır. Tıp mensupları bu evlilik tipini çeşitli sağlık sorunlarına, özellikle sorunlu (sakat) doğumlara yol açtığı için incelerler. Sosyal bilimciler ise toplumsal yapıyı tanımak, sorunları ortaya koymak için aile ve akrabalık kurumunu araştırırlar. Çünkü aile ve akrabalık kurumu toplumsal yapıyı ve bu yapıdaki değişmeleri, bireyin toplumsal kimliğinin oluşumunu yansıtan en önemli sosyo-kültürel değişkenlerden biridir (Elmacı-Coşkun, 2004:1). Evlilik kurumu bağlamında içevlilik (endogami) biçimi olan akraba evliliği ülkemizde, özellikle de Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaygın olduğu bilinmektedir. Türk toplumunda bu tür evliliğin psikolojik, ekonomik ve toplumsal nedenleri bulunmaktadır. Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarında da aynı nedenlerle ve kapalı grup olma özelliğinden dolayı bu tür evlilikler tercih edilmektedir. Ancak, daha sonra değinileceği gibi Alevi-Sünni grupları arasında kız alıp vermenin, evlenmenin mezhep / tarikat ve inanç sistemi açısından yaygın olmadığı dönemlerde bu tür evliliklere yoğun olarak rastlanılmaktadır. Tablo 8'deki verilerden de izlenebileceği gibi evli olanların ancak yüzde 30,0'u akraba evliliği yapmıştır. Bu özellik de, Alevi-Bektaşi topluluklarında toplumsal koşullara, ekonomik gelişmelere, eğitim, yatay ve dikey sosyal hareketliliğe koşut olarak önemini kaybetmekte ve beklentilerin azaldığını yansıtmaktadır. 

Tablo 8'de ise eşiyle akraba olanların akrabalık dereceleri, akrabalar arasındaki sosyal mesafe belirlenmeye çalışılmıştır. Genellikle akraba evliliklerinde tercih edilen akrabalar dayı oğlu / kızı, amca oğlu / kızı, teze oğlu / kızı ve öteki akrabalardan (uzak akrabalar) oluşmaktadır. Tabloda da bunun bir örneği / modeli yansıtılmaktadır. Buna göre evli olan kadın / erkek deneklerin toplam olarak yüzde 84,4'ünün eşlerinin akrabası olduğu anlaşılmakta ise de, eşinin akrabası olmadığını belirten yüzde 60,0'lık bir kesim, akrabası ile evli olmadığını belirtmiş olmalarına karşın bu tür evlilik ve aile ilişkilerinde bir yaygınlık olduğu da gözlenmektedir. 

2. Eşlerin Kimliği ve Alevi-Bektaşi Olup Olmamasının Önemi

Baladız Cemevi - Isparta
Evli olanların eşi akrabası değilse, kim ve hangi gruptan olduğunu saptamak için sorulan "Eşinizle akraba değilseniz eşinizin kimliği ne? "Sorusuna verilen yanıtları tablo 10'da görebiliriz. Buna göre evli olanların büyük çoğunluğunun, yani yüzde 67,3'ünün eşinin kimliği Alevi, yüzde 7,3'ünün kimliğinin Sünni olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuçtan da, eşleri yakın ya da uzak akrabası olmasa da Alevi-Bektaşilerde, Tahtacılarda kendi sosyal grubundan evlenme geleneği hala yürürlüktedir (Tablo 10). Bunun bir başka kanıtını İzmir-Doğançay kasabasında yaşamlarını sürdüren Tahtacılar üzerinde yaptığımız bir araştırmada da görebiliriz. Buradaki Tahtacıların yüzde 91,0'inin eşinin kimliği Alevi, ancak yüzde 2,0'sinki Sünni olarak saptanmıştır (Altıntaş, 2006,87). Özellikle, Alevi toplulukları arasında Tahtacıların eş seçiminde kendi soyundan gelenlerle evlenmeye özen gösterdiklerini görüyoruz. Çünkü"Alevilikte köktencilik vardır. Yani bir insan Alevi olamaz, Alevi doğar. (…) Dışarıdan birisi Tekke'ye girer, Bektaşi olur; yoluna devam eder. Hanımı (eşi) başka olabilir. Fakat Alevi hiçbir zaman olamaz. Alevi olabilmek için muhakkak kan karışımı meydana gelmesi lazım. Bu, ya Alevi bir kadınla evleneceksin, ya da Alevi bir erkekle evleneceksin, demektir. Bu evlilik gerçekleşmediği müddetçe hiçbir kimse kendiliğinden Alevi olamaz. "(Çakır, 1997:167) 

Bu saptamamıza paralel olarak deneklere "Eşinizin Alevi / Sünni olması sizin için önemli miydi?" sorusunu sorduğumuzda "evet" diyenlerin oranı yüzde 56,0, "hayır "diyenlerin oranı yüzde 38,7, yanıtsızların oranı ise yüzde 5,3'tür (Tablo 11). Hangi grubun, evliliklerinde daha çok "Alevi "tercihi yaptığı, başka bir analizi gerektirdiğinden bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Ne var ki, Alevi-Tahtacı ve Bektaşi topluluklarında etnik ve dinsel inanç ve uygulamaları gereği içevlilik (endogami),  bir kurum ya da gelenek olarak günümüze dek sürdürülmektedir (Tablo 11). Daha önce de sözü edildiği gibi, Akraba evliliğinin giderek önemini kaybettiği, ancak evliliklerde eşlerin Alevi olmasına özen gösterildiği (Tablo 8 / 9) yapılan çalışmalarla da kanıtlanmıştır.

Alevi- Bektaşi kimliğinin oluşumunda, kültürün soydan soya iletilmesinde, çocukların toplumsallaşmasında en önemli kurum olan ve temel nitelik taşıyan ailenin kurulmasında önemli bir etken olan eş ve arkadaş seçiminde aynı soydan olma geleneği sürdürülmektedir.

3. Görüşülenlerin Çocuklarının Evliliği Konusundaki Eğilimleri

Tablo12'deki dağılıma göre Alevi-Bektaşiler, farklı dinsel gruplarla / topluluklarla, özellikle de Sünnilerle evliliğe ve arkadaşlığa olumlu ve hoşgörülü bakmamaktadırlar. Çünkü soylarının, kültürlerinin, örneğin cem töreninin, semahın, yolun ve öteki gelenek ve törelerin sürdürülmesinden endişe duymaktadır.Tablo12'de bunu izleyebiliyoruz.Alevi-Bektaşi / Tahtacı çocuklarının dışardan biriyle (dışevlilik / egzogami) evlenmesinde genel kanı "Aleviliğe / yola katılırsa alırız da veririz de.." biçimindedir.Yine kendi soyundan biriyle evlenmede ise korkunun kaynağını şöyle ifade ediyorlar: "Kültürümden, inancımdan dolayı, sadece evlilikte evet.."; "arkadaşlıkta sorun değil, ama evlilikte Alevi olması önemli.." Bu konuda olumlu yanıt verenler, yani "hayır "diyenler yüzde 37,3 ile küçümsenmeyecek bir değişimi göstermektedir. Özellikle gençler, olumsuzların görüşlerine katılmamaktadır.

Denekler, hem eşlerinin Alevi olmasını, hem de çocuklarının eş ve arkadaş edinmede seçimlerini Alevi-Bektaşilerden yana yapmalarını beklemektedirler. Arkadaş seçiminin çok önemli olmadığını vurgulayanlar, evlilik konusunda bireysel görüşlerini şu cümlelerle dile getirmektedirler.

Baladız Cemevinin İçgörünümü - Isparta
"Eğer birbiriyle gönül birliği yaptılar ise, gönülleri birleştirmek ibadettir."
"Sünniliği algılayışına göre değişir."
"Dürüst, devrimci ve demokrat olmaları yeterli."
 "İstemesek de karşı çıkıyorlar."
"Alevilikte kadın-erkek eşitliği var."
"İbadet: Biz küs biriyle halka namazına bile durmayız."
"İnanç ve yaşam tarzımız farklı".

Bunlara ek olarak tablo13'teki yanıtlara baktığımızda çocuklarının Sünni biriyle (kız-erkek) evlenmesine izin verip vermeme konusunda katılımcılar daha esnek davranmaktadırlar. Deneklerin yüzde 51,3'ü "evet" derken, yüzde 46,7'si "hayır "yanıtı vermiştir. Burada bir eşitlikten söz edilebilir; çünkü giderek evlilik konusunda bir bütünleşmenin olduğu ye da olacağı vurgulanabilir. Buna karşın görüştüğümüz, konuştuğumuz insanların, ailelerin bazıları "Alevi-Sünni evliliklerine karşı olmadıklarını, ancak Sünnilerin Alevileri kötülediklerini, ahlak ve gerçek dışı (mum söndü yapan, dinsiz, imansız, gusülsüz vb.) yakıştırmalarla suçladıklarını" dile getirmiştir. Bunun da nedeni, Alevi-Tahtacı