Iddias “Kültür, sosyal etkileşimin ürünüdür.”  -Winston- Template
Template Bugün: 21 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 6 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Sabri Çakır: Alevi-Bektaşi Kimliği ve Cemevi Gerçeği PDF Yazdır E-Posta
01 08 2008

Doç. Dr. Sabri Çakır

Bölgesel ve daha az denekle, ancak dikkatli bir gözlemci duyarlılığı ile yaptığımız bu çalışmada kendilerini hiçte "Alevi "olarak tanımlamayan, köyünde, kasabasında, kentinde kendisi nasıl biliniyorsa öyle tanımlayan insanlar çoğunluktadır. Bu açıdan Milliyet'in araştırması, belki "Aleviyim" diyenler açısından doğru olabilir! Ama öteki Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarını temsil etmez. Bu nedenle de Türk toplumu içinde çeşitli gruplar, topluluklar biçiminde yaşamlarını sürdüren Alevi topluluklarının sayısı 4.5 milyon değildir.. Çok daha gerçekçi ve aceleci olmayan, sadece siyasal amaçlar doğrultusunda yapılmayan araştırmalarla Türkiye'de yaşayan Alevi-Bektaşi ve Tahtacı kimlikli kişilerin demografik özelliklerini ve yapılarını anlayabiliriz.

I.Giriş

A. Konu

Genel ve kavramsal anlamda kimlik olgusu / sorunu ve buna ilişkin tartışma, araştırma ve tanımlamalar çok önceye dayanmamaktadır. Sosyolojik olarak baktığımızda sorunun temelinde postmodernist bir söylem bulunmaktadır: Kültürel dönüşüm ve duyarlılık değişimi… Bu kurama göre, kültürel söylem yeniden tanımlanıyor; heterojenliği ve farklılığı özgürleştirici güçler olarak öne çıkıyor. Parçalanma, belirlenemezlik, bütüncül söylemlere / kuramlara karşı derin bir güvensizlik postmodernist düşüncenin temel özelliklerini oluşturuyor. Yeni gelişmeler, etik, politika ve antropoloji alanında "öteki "kavramının gerçekliliği ve saygınlığı konusunda yeniden doğan duyarlılık, tüm bunlar… Yaygın ve derin bir değişimin işareti oluyor (Harvey, 1997: 21). Bu bağlamda 1920'lerden bu yana egemenliğini sürdüren işlevselci yaklaşım ve onun temel varsayımları olan denge, uyum ve bütünleşme gibi süreçler işlevlerini yitiriyor ve 1940'larda kimlik konusu, kültür-kişilik alanında, psiko-antropolojik bir betimleme olarak ele alınırken, 1980'lerde, postmodernist söylemin etkisiyle bireysel olmaktan öte toplumsal bir statü ve biçimlendirme olarak değerlendiriliyor.

Bu bağlamda "kimlik nedir?" sorusu, son yıllarda her kesimden kişinin üzerinde durduğu, yanıt aradığı bir sorun olarak tartışılmaya devam ediyor. Türk toplumu açısından üzerinde durulan ve gündemi oluşturan kimlikle ilgili soru / sorunlarının başında "Türk mü, Türkiyeli mi?"[1], Türk kimliği, Kürt kimliği, Alevi-Bektaşi kimliği, kent ve Gecekondu kimliği, ulus kimliği, alt kimlik-üst kimlik,"yırtılan kimlik"[2], Müslüman-İslam kimliği,"kimlik değişimi" vb. gelmektedir.

"Kimlik nedir?" sorusuna, kişiyi öteki kişilerden ayıran, farklı kılan nitelikler, özellikler ve belirleyiciler bağlamında bireysel, kişisel, toplumsal / kültürel yanıtlar verilebilmektedir."Biz kimiz, kimlerdeniz, nereden geliyor, nereye gidiyoruz, neden birbirimize benziyoruz / benzemiyoruz? "(Güvenç, 1993: 5) vb. sorulara verilen yanıtlardan, çeşitli kimliklerin oluşumu ve tanımları ortaya çıkar. Böylece nereden gelip nereye gittiğimizi, neden birbirimize benzeyip benzemediğimizi anlamaya, tanımaya çalışırız.

Bu sorunun ya da olgunun temelinde, bizi "biz "yapan, onları da "öteki"leştiren değerler, algılamalar, anlamlar ve simgeler vardır. Bunlar bir sosyal grupta, toplulukta, toplumda neyin doğru / yanlış; neyin güzel / çirkin, neyin kabul edilebilir / edilmez olduğunu dile getiren davranış örüntüleridir. Toplumsallaşma / kültürleme süreci ile bireye aktarılan ve öğrenilen bu davranış örüntüleri, toplumdan topluma ya da mekan ve zamana bağlı olarak değiştiği için farklı kimlikleri oluştururlar. Bu tür kimlikler bireylerin, toplulukların ya da toplumların farklılıklarını, gelenek ve göreneklerini, normatif düzenlerini, kısaca kültürel zenginlik ve muhtevalarını gösterir.

The Identity of Alevi – Bektashi and Cemevi Reality

Abstract

The question of "What is an identity?" is perceived as a problem and is discussed to find an answer by people in every position who focus on this subject in recent years. In this respect, the identity of Alevi-Bektasi and the belief and value system which form this identity are one of the subject matter that have researched on.

The identity characteristics, worship types and Cemevi of Alevi-Bektasi / Tahtacı communities who live in Göller district are analyzed in this study. Participant observation and interview techniques are the approaches that are used in this research.

This research is applied to 150 people and the significant findings have been reached. The expressing the identity articulately is the most spotlighting finding. The education level of the people who were interviewed is very high, and the number of children in the family are low. The marriage with a relative is not common in the villages; however, it is still important that the partners (wife- husband) should be Alevi-Bektasi. "Love of Allah (God),  Muhammed (Prophet) and Ali (Prophet) " is the root of the belief and worship and the principle of "hold your hand, tongue, and waist "forms the framework of ethic. According to Alevi-Bektasi, Cemevi is the place of worship. Having a prejudice against them and not practicing their beliefs and services freely are their most significant problems.

Key Words: Identity, Alevi-Bektasi, Tahtacı, Worship, Cemevi

Kimliği tanımlamak gerekirse, çok katmanlı bir olgu olarak, "kendini tanımaya, anlamaya, bilmeye çalışan insanoğlunun toplumsal, kültürel ya da tarihsel bir kalıt (miras) olarak hazır bulduğu / benimsediği bireysel, kişisel, dinsel / resmi (ulusal) aidiyet duygusu / belgesidir. Her toplumun / topluluğun kültürü bu duygunun ya da belgenin oluşumunda farklılığı, öznelliği yaratan değerlere, normlara sahiptir. İstesek de istemesek de bu farklılıkları özümlemek zorundayız.

Kültürel bir zenginlik olarak algılanan kimlik farklılıkları, içinde yaşanılan sosyal yapı ve kültürden kaynaklanır. Bu farklılıklar birbirlerine üstün ya da egemen kılınmaya, meşru olup olmadığı tartışılmaya başlanıldığında orada toplumsal / kültürel çatışma kaçınılmaz olur. Bu sosyo-antropolojik sayıltıdan hareketle; Türk toplum yapısı ve kültürü içinde Alevi-Bektaşi topluluklarının kimlik sorunları, kimlik arayışları, kendilerini tanımlama biçimleri; inanç kaynakları, ibadet yerleri, eylem biçimleri; karşı tepkiler, gerçekdışı yakıştırmalar; inançlarını simgeleyen kültlerin meşruiyetlerinin hala kabul edilmemesi, tartışma konusu yapılması bu çalışmada ele alınıp değerlendirilecektir.

B. Amaç / Varsayım

Bu araştırmanın amacı; Alevi-Tahtacı ve Bektaşilerin, kendi kültürlerini ve buna bağlı olarak oluşan kimliklerini ne derece tanıyıp bildiklerini, koruduklarını saptamak ve bunun yaşamlarına ne ölçüde etki ettiğini ortaya koymaktır.

Araştırmanın bir başka amacı da, bölgede yaşayan Alevi-Bektaşi topluluklarının kendilerini tanımlama biçimlerini, kaynaklarını, kült araç ve gereçlerini, ibadet ve eylemlerindeki özgür ve çekingen davranışlarını, Sünnilerle ortak yaşamın paydalarını anlayıp yorumlamaktır.

Bu amaçlar doğrultusunda şu varsayımlardan hareket edilmiştir:

1.Alevi-Bektaşi / Tahtacı evliliklerinde, kapalı toplum özelliğini yansıtan akraba ile evlenme geleneği, günümüz koşullarındaki değişmelere koşut olarak önemini yitirmektedir.

2.Alevi-Bektaşi / Tahtacı evliliklerinde, kültürün devam etmesinde eşlerin Alevi-Bektaşi olmasına özen gösterilmektedir.

3.Alevi-Bektaşi / Tahtacı çocuklarının evliliklerinde eşlerini aynı topluluktan seçmeleri, inanç ve ibadetin sürdürülmesi için önemli görülmektedir.

4.Alevi-Bektaşi / Tahtacılar, kimliklerini rahatça açıklayabiliyorlar, ancak inanç ve uygulamalarını özgürce yaşamakta sıkıntı çekiyorlar.

5. Bölgede yaşam süren Alevi-Bektaşi / Tahtacıların moralini bozan davranışlar toplumsal ve kültürel baskı ve ayrımcılıktan kaynaklanır.

6. Alevi-Tahtacı / Bektaşi kimliğinin en önemli özelliği, insan sevgisi, eşitlik, özgürlük, hoşgörü, doğruluk, dürüstlük vb. erdemlerden inanç ve dinsel olana doğru bir eğilim göstermektedir.

7. Alevi-Bektaşilerde ibadet vardır ve uygulaması ( ritüller) cemevinde yapılır.

8. Alevi-Bektaşiler resmi öğretim kurumlarında zorunlu din ve ahlak dersi öğrenimine karşıdırlar ve bunun kalkmasını istemektedirler.

C. Evren ve Örneklem

Aliköy Cemevi - Isparta
Bu araştırmanın evreni, Göller Yöresi'ndeki Alevi-Tahtacı ve Bektaşi topluluklarının yaşadığı Isparta merkez Aliköy, Yakaören köyü, Baladız köyü; Denizli merkez Güzelköy, Honaz ilçesi Dereçiftlik köyü, Kocabaş kasabası; Antalya merkez Kızılarık mahallesi, Korkuteli ilçesi Büyükköy, Elmalı ilçesi'nin Tekke ve Akçaeniş köyleri, Burdur Yeşilova ilçesi Niyazlar köyü vb. yerleşim merkezlerinden oluşmaktadır. Örneklem grubunu oluşturan 150 denek, bu yerleşim alanlarından tesadüfî örnekleme tekniği ile seçilmiştir.

D. Yöntem

Araştırmanın içeriğini oluşturan veriler Mayıs, Haziran 2007 aylarında alanda yapılan gözlem, görüşme ve belgeleme teknikleriyle elde edilmiştir. Alanda sadece 32 sorudan oluşan görüşme sorularının uygulanmasıyla yetinilmemiş, törenlerde, cemevlerinde derinlemesine gözlemlerle, konuşmalarla kimlik sorunu ve bunun içini dolduran inanç ve değerler sistemi anlaşılmaya çalışılmıştır.

Aşağıdaki bulguları ve yorumları kapsayan bu sunum, araştırmanın tümünü değil, bir bölümünü yansıtmaktadır. Tümü üzerindeki çalışmalar tamamlandığında başka bir ortamda değerlendirilecektir.

II. Bulgular ve Yorumları

A. Genel Nitelikler

1. Cinsiyet 

Bu araştırmanın örneklemi; "basit rastlantılı (tesadüfî) örnekleme tekniği "ile seçilen ve kendilerine, Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarının toplumsal / kültürel kimliklerinin oluşumu, gelişmesi, korunması ve sürdürülmesi ile ilgili olarak hazırlanmış 32 sorudan oluşan soruların görüşme tekniği ile sorulduğu 103'ü erkek (yüzde 68,7),  47'si kadın (yüzde 31,3) olmak üzere toplam 150 denekten (gözlem biriminden) oluşmaktadır. Başka söyleyişle, Alevi-Tahtacı ve Bektaşi topluluklarının yaşadığı birimlerden (köy, kasaba ve kent merkezleri) tesadüfen seçilen yüzde 68,7'si erkek, yüzde 31,3'ü kadın olmak üzere toplam 150 bireyle, kahvelerde, evlerde, sokaklarda görüşme yapılmış, uygulanan anketlere verilen yanıtlardan ve karşılıklı konuşmalardan bu "kimlik" araştırmasının verilerine ulaşılmıştır.

Aliköy Cemevinin Girişi - Isparta
"Araştırmanın yöntemi "başlığı altında değinildiği gibi, deneklere (kişilere) bu görüşme soruları, tesadüfen de olsa bireylerin bulunduğu doğal ortamlarda, etkinlik alanlarında yüzyüze ve birebir görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Anlaşılamayan sorular, deneklere onların anlayabileceği şekilde açıklanmış, soruların kimileri denendikten sonra Alevi-Bektaşi inanç sistemine ve halkın beklentilerine uygun olarak yeniden düzenlenerek yazılmıştır. Bu uygulamada, araştırmanın hem alandaki populasyonu hem de cinsiyet kimliğini temsil edebilmesi için kadın denek sayısının yüksek tutulmasına özen gösterilmişse de bu sağlanamamıştır; çünkü evlerde yaptığımız uygulamada, evli olanların eşlerinin yanında görüşmeye katılmama eğilimleri, eşlerinin söylediklerinin dışında çok fazla bir şey bilmedikleri gibi nedenleri bu dengeyi oluşturmamıştır.

2. Doğum Yeri

"Nerede doğdunuz ? "sorusuna ise yanıt verenlerin yüzde 59,3'ü köy, yüzde 12,0'si kasaba, yüzde 28,0'i kent kökenlidir. Kimlik araştırmalarında, bireylerin  "nerede doğdunuz? Sorusu yerine "doğum yeriniz neresidir?" sorusuna "yanıt vermeme olasılıkları daha yüksektir "varsayımından hareketle bu soru doğum yerinin niteliği ile ilgili olarak sorulmuştur.

Bu tablodaki (Tablo 2) oranlardan köyde doğmuş olanların oranının yüksek olması, araştırma alanının genellikle köylerden seçilen birimlerden oluşmasındandır. Bir başka geçerli neden de, toplumsal ve kültürel nitelikli araştırmaların doğası gereği geleneksel toplum ve topluluklarda verilerin daha sağlıklı ve güvenilir olma olasılığının yüksek olmasındandır.

3.Yaş Grubu

Örnekleme katılanların yaşı konusunda şunlar vurgulanabilir: Araştırmanın yaş grubu açısından ağırlıklı noktası 46–60 ve üzerindeki bireylerle görüşmenin yapılmış olmasıdır. Bu oran görüşülenlerin yüzde 52'sine rastlamaktadır.

Örnekleme katılanların yaşı konusunda şunlar vurgulanabilir: Araştırmanın yaş grubu açısından ağırlıklı noktası 46–60 ve üzerindeki bireylerle görüşmenin yapılmış olmasıdır. Bu oran görüşülenlerin yüzde 52'sine rastlamaktadır. Çoğunluğun yaş grubu olarak 46 yaşının üstünde olması, bilinçli yapılan bir örneklemeden değil, seçilen alanın çoğunlukla köy ve kasaba niteliğinde yerleşim birimleri olmasındandır. Yine, köysel yerleşimlerde gençlere oranla yaşlıların daha fazla yaşaması, böyle bir grupla görüşme yapmamızı zorunlu kılmıştır. Bu yığılmanın olumlu yönleri, konuyla ilgili bilgileri, bu gruptakiler geçlerden daha iyi bilmeleri ve uygulamalara katılmalarıdır.

4. Medeni Durum

Örnekleme katılanların yüzde 84,0'ünün evli, buna karşılık yüzde 10,7'sinin bekâr, yüzde 2,7'sinin eşi ölmüş, yüzde 2,7'sinin dul (boşanmış) olduğu görülmektedir. Bekâr olanların hemen hemen tümü üniversite öğrencisi statüsündedir. Deneklere, meslekleri konusunda herhangi bir soru yöneltilmediğinden, bu tanımlama gözlem notlarıyla elde edilmiştir. Denekler arasında çok az sayıda kişi boşanmış olduğunu belirtmişlerdir. 150 katılımcıdan sadece 4 kişinin boşanmış olması, Alevi-Bektaşi sosyal yapısında, nedensiz boşanmanın bireye "yol düşkünü "damgasını vuracağından ve o kişinin toplumdışı sayılacağından kaynaklanmaktadır (Tablo 4) 

 
5.Çocuk Sayısı

Kendileriyle görüşme yapılan deneklerin aile yapısı ve aile büyüklüğü ile ilgili olan bu tabloda (Tablo 5) ailelerin yüzde 46,7'si 1–2 çocuklu, yüzde 28,7'si 3–4 çocuklu, yüzde 6,7'si 5–6 çocuklu, yüzde 2,0'si 7–8, yine yüzde 2,0'si de 9 ve daha fazla çocukludur. Bu verilerden örneklem grubumuzun içinde çocuk sayısı bakımından en büyük dilimi 1–2 çocuklu aileler, ikinci büyük dilimi ise 3–4 çocuklu aileler oluşturmaktadır. Çocuk sayısı ile doğum ve yaşanılan yer arasında bir ilişki kurduğumuzda köy ve kasabalarda yaşayan ailelerin sayısı ile çocuk sayısı arasında doğru orantı vardır. Çocuksuz gözüken yüzde 14,0'lük bir dilim ise, görüşülenlerden yüzde 10,7'sinin bekâr ve ötekilerin de dul ya da boşanmış olmalarıyla açıklanabilir.

6. Öğrenim Durumu
 
Ankete yanıt verenlerin yüzde 45,3'ünün ilkokul, yüzde 24,0'nün yüksekokul, yüzde 17,3'nün lise, yüzde 8,7'sinin ortaokul bitirmişlerden oluştuğu, yüzde 4,7'sinin ise okur-yazar olduğu görülmektedir. 

 
B. Evlilik ve Akrabalık Kurumu

1. Görüşülenlerin Eşleriyle Akrabalık İlişkisi ve Derecesi

Aliköy Cemevinin İçgörünümü - Isparta
Akraba evlilikleri hem tıp hem de sosyal bilimcilerin araştırma konuları arasındadır. Tıp mensupları bu evlilik tipini çeşitli sağlık sorunlarına, özellikle sorunlu (sakat) doğumlara yol açtığı için incelerler. Sosyal bilimciler ise toplumsal yapıyı tanımak, sorunları ortaya koymak için aile ve akrabalık kurumunu araştırırlar. Çünkü aile ve akrabalık kurumu toplumsal yapıyı ve bu yapıdaki değişmeleri, bireyin toplumsal kimliğinin oluşumunu yansıtan en önemli sosyo-kültürel değişkenlerden biridir (Elmacı-Coşkun, 2004:1). Evlilik kurumu bağlamında içevlilik (endogami) biçimi olan akraba evliliği ülkemizde, özellikle de Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaygın olduğu bilinmektedir. Türk toplumunda bu tür evliliğin psikolojik, ekonomik ve toplumsal nedenleri bulunmaktadır. Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarında da aynı nedenlerle ve kapalı grup olma özelliğinden dolayı bu tür evlilikler tercih edilmektedir. Ancak, daha sonra değinileceği gibi Alevi-Sünni grupları arasında kız alıp vermenin, evlenmenin mezhep / tarikat ve inanç sistemi açısından yaygın olmadığı dönemlerde bu tür evliliklere yoğun olarak rastlanılmaktadır. Tablo 8'deki verilerden de izlenebileceği gibi evli olanların ancak yüzde 30,0'u akraba evliliği yapmıştır. Bu özellik de, Alevi-Bektaşi topluluklarında toplumsal koşullara, ekonomik gelişmelere, eğitim, yatay ve dikey sosyal hareketliliğe koşut olarak önemini kaybetmekte ve beklentilerin azaldığını yansıtmaktadır. 

Tablo 8'de ise eşiyle akraba olanların akrabalık dereceleri, akrabalar arasındaki sosyal mesafe belirlenmeye çalışılmıştır. Genellikle akraba evliliklerinde tercih edilen akrabalar dayı oğlu / kızı, amca oğlu / kızı, teze oğlu / kızı ve öteki akrabalardan (uzak akrabalar) oluşmaktadır. Tabloda da bunun bir örneği / modeli yansıtılmaktadır. Buna göre evli olan kadın / erkek deneklerin toplam olarak yüzde 84,4'ünün eşlerinin akrabası olduğu anlaşılmakta ise de, eşinin akrabası olmadığını belirten yüzde 60,0'lık bir kesim, akrabası ile evli olmadığını belirtmiş olmalarına karşın bu tür evlilik ve aile ilişkilerinde bir yaygınlık olduğu da gözlenmektedir. 

2. Eşlerin Kimliği ve Alevi-Bektaşi Olup Olmamasının Önemi

Baladız Cemevi - Isparta
Evli olanların eşi akrabası değilse, kim ve hangi gruptan olduğunu saptamak için sorulan "Eşinizle akraba değilseniz eşinizin kimliği ne? "Sorusuna verilen yanıtları tablo 10'da görebiliriz. Buna göre evli olanların büyük çoğunluğunun, yani yüzde 67,3'ünün eşinin kimliği Alevi, yüzde 7,3'ünün kimliğinin Sünni olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuçtan da, eşleri yakın ya da uzak akrabası olmasa da Alevi-Bektaşilerde, Tahtacılarda kendi sosyal grubundan evlenme geleneği hala yürürlüktedir (Tablo 10). Bunun bir başka kanıtını İzmir-Doğançay kasabasında yaşamlarını sürdüren Tahtacılar üzerinde yaptığımız bir araştırmada da görebiliriz. Buradaki Tahtacıların yüzde 91,0'inin eşinin kimliği Alevi, ancak yüzde 2,0'sinki Sünni olarak saptanmıştır (Altıntaş, 2006,87). Özellikle, Alevi toplulukları arasında Tahtacıların eş seçiminde kendi soyundan gelenlerle evlenmeye özen gösterdiklerini görüyoruz. Çünkü"Alevilikte köktencilik vardır. Yani bir insan Alevi olamaz, Alevi doğar. (…) Dışarıdan birisi Tekke'ye girer, Bektaşi olur; yoluna devam eder. Hanımı (eşi) başka olabilir. Fakat Alevi hiçbir zaman olamaz. Alevi olabilmek için muhakkak kan karışımı meydana gelmesi lazım. Bu, ya Alevi bir kadınla evleneceksin, ya da Alevi bir erkekle evleneceksin, demektir. Bu evlilik gerçekleşmediği müddetçe hiçbir kimse kendiliğinden Alevi olamaz. "(Çakır, 1997:167) 

Bu saptamamıza paralel olarak deneklere "Eşinizin Alevi / Sünni olması sizin için önemli miydi?" sorusunu sorduğumuzda "evet" diyenlerin oranı yüzde 56,0, "hayır "diyenlerin oranı yüzde 38,7, yanıtsızların oranı ise yüzde 5,3'tür (Tablo 11). Hangi grubun, evliliklerinde daha çok "Alevi "tercihi yaptığı, başka bir analizi gerektirdiğinden bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Ne var ki, Alevi-Tahtacı ve Bektaşi topluluklarında etnik ve dinsel inanç ve uygulamaları gereği içevlilik (endogami),  bir kurum ya da gelenek olarak günümüze dek sürdürülmektedir (Tablo 11). Daha önce de sözü edildiği gibi, Akraba evliliğinin giderek önemini kaybettiği, ancak evliliklerde eşlerin Alevi olmasına özen gösterildiği (Tablo 8 / 9) yapılan çalışmalarla da kanıtlanmıştır.

Alevi- Bektaşi kimliğinin oluşumunda, kültürün soydan soya iletilmesinde, çocukların toplumsallaşmasında en önemli kurum olan ve temel nitelik taşıyan ailenin kurulmasında önemli bir etken olan eş ve arkadaş seçiminde aynı soydan olma geleneği sürdürülmektedir.

3. Görüşülenlerin Çocuklarının Evliliği Konusundaki Eğilimleri

Tablo12'deki dağılıma göre Alevi-Bektaşiler, farklı dinsel gruplarla / topluluklarla, özellikle de Sünnilerle evliliğe ve arkadaşlığa olumlu ve hoşgörülü bakmamaktadırlar. Çünkü soylarının, kültürlerinin, örneğin cem töreninin, semahın, yolun ve öteki gelenek ve törelerin sürdürülmesinden endişe duymaktadır.Tablo12'de bunu izleyebiliyoruz.Alevi-Bektaşi / Tahtacı çocuklarının dışardan biriyle (dışevlilik / egzogami) evlenmesinde genel kanı "Aleviliğe / yola katılırsa alırız da veririz de.." biçimindedir.Yine kendi soyundan biriyle evlenmede ise korkunun kaynağını şöyle ifade ediyorlar: "Kültürümden, inancımdan dolayı, sadece evlilikte evet.."; "arkadaşlıkta sorun değil, ama evlilikte Alevi olması önemli.." Bu konuda olumlu yanıt verenler, yani "hayır "diyenler yüzde 37,3 ile küçümsenmeyecek bir değişimi göstermektedir. Özellikle gençler, olumsuzların görüşlerine katılmamaktadır.

Denekler, hem eşlerinin Alevi olmasını, hem de çocuklarının eş ve arkadaş edinmede seçimlerini Alevi-Bektaşilerden yana yapmalarını beklemektedirler. Arkadaş seçiminin çok önemli olmadığını vurgulayanlar, evlilik konusunda bireysel görüşlerini şu cümlelerle dile getirmektedirler.

Baladız Cemevinin İçgörünümü - Isparta
"Eğer birbiriyle gönül birliği yaptılar ise, gönülleri birleştirmek ibadettir."
"Sünniliği algılayışına göre değişir."
"Dürüst, devrimci ve demokrat olmaları yeterli."
 "İstemesek de karşı çıkıyorlar."
"Alevilikte kadın-erkek eşitliği var."
"İbadet: Biz küs biriyle halka namazına bile durmayız."
"İnanç ve yaşam tarzımız farklı".

Bunlara ek olarak tablo13'teki yanıtlara baktığımızda çocuklarının Sünni biriyle (kız-erkek) evlenmesine izin verip vermeme konusunda katılımcılar daha esnek davranmaktadırlar. Deneklerin yüzde 51,3'ü "evet" derken, yüzde 46,7'si "hayır "yanıtı vermiştir. Burada bir eşitlikten söz edilebilir; çünkü giderek evlilik konusunda bir bütünleşmenin olduğu ye da olacağı vurgulanabilir. Buna karşın görüştüğümüz, konuştuğumuz insanların, ailelerin bazıları "Alevi-Sünni evliliklerine karşı olmadıklarını, ancak Sünnilerin Alevileri kötülediklerini, ahlak ve gerçek dışı (mum söndü yapan, dinsiz, imansız, gusülsüz vb.) yakıştırmalarla suçladıklarını" dile getirmiştir. Bunun da nedeni, Alevi-Tahtacı / Bektaşi toplumsal yapısının, bu yapıyı oluşturan statü, rol ve kültürel davranış kalıplarının bilinmemesi, öğretilmemesidir. Genel olarak dinsel ve kültürel farklılıklardan kaynaklanan bu anlayış, iki toplum arasındaki uyumsuzlukları, çatışma ve egoları artırmakta ve toplumsal bütünleşmeyi zorlaştırmaktadır.


C. Toplumsal / Kültürel Kimlik

1. Kimlik Tanımları

Aşağıdaki tablonun (Tablo 13) yorumuna geçmeden önce şunu vurgulamak gerekir: Türk toplumu içinde, Milliyet'in yaptırdığı araştırmaya göre[3] kendilerini "Aleviyim" diye tanımlayanların sayısının 4,5 milyon olduğu araştırmanın önemli ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir verisidir. Bu veriyi temel aldığımızda karşımıza önemli sosyal gerçeklilik yanlışları çıkar. Çünkü "Alevilik", yüzyılların tarihsel / siyasal, kültürel ve toplumsal bir olgusu olarak tek boyutlu, tek tanımlı, tek halktan / topluluktan oluşan bir toplum biçimi ya da sistemi olarak algılanmaması gerekirdi. Bu algılama, olgunun kültürel / toplumsal boyutlarına bakılmaksızın, sadece siyasal amaçlar doğrultusunda, Türkiye coğrafyasında yaşayan öteki toplulukları, örneğin Bektaşileri, Tahtacıları, Kızılbaşları vb. dikkate almaksızın yapılan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmıştır..

Bölgesel ve daha az denekle, ancak dikkatli bir gözlemci duyarlılığı ile yaptığımız bu çalışmada kendilerini hiçte "Alevi "olarak tanımlamayan, köyünde, kasabasında, kentinde kendisi nasıl biliniyorsa öyle tanımlayan insanlar çoğunluktadır. Bu açıdan Milliyet'in araştırması, belki "Aleviyim" diyenler açısından doğru olabilir! Ama öteki Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarını temsil etmez. Bu nedenle de Türk toplumu içinde çeşitli gruplar, topluluklar biçiminde yaşamlarını sürdüren Alevi topluluklarının sayısı 4.5 milyon değildir.. Çok daha gerçekçi ve aceleci olmayan, sadece siyasal amaçlar doğrultusunda yapılmayan araştırmalarla Türkiye'de yaşayan Alevi-Bektaşi ve Tahtacı kimlikli kişilerin demografik özelliklerini ve yapılarını anlayabiliriz.

Büyükköy Cemevi - Korkuteli
Göller Yöresi'nde yaptığımız bu çalışma, bir model olarak grupların / bireylerin kendilerini / kimliklerini tanımlama biçimlerini ortaya koymaktadır. Yörenin heterojen toplumsal / kültürel yapısına koşut olarak "kimliğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?" sorusuna yanıt veren katılımcılar içinde en kalabalık grubu yüzde 36,0 ile ben "Aleviyim" diyenler oluşturmaktadır. İkinci derecede "Alevi-Bektaşi", üçüncü derecede "Alevi-Tahtacı", dördüncü derecede "Bektaşi "ve beşinci derecede de "Tahtacı / Alevi-Kızılbaş" toplulukları yer almaktadır. Bu kimlik tanımlaması ile bölgedeki Alevi gruplarını şöyle sıralayabiliriz:

Alevi-Bektaşi / Bektaşi (yüzde 36,6)
Alevi (yüzde 36,0)
Alevi-Tahtacı / Tahtacı (yüzde 18,6)
Alevi-Kızılbaş (yüzde 5,3)

Araştırma yaptığımız köy, kasaba ve kent gibi yerleşim alanlarından tesadüfî örneklemle belirli ve sınırlı sayıda denek seçildiğinden bu sonuçlara varılmıştır. Bölgedeki köyler, bir-ikisi hariç, Bektaşi- Sünni karışımı toplumsal bir özellik göstermektedir. Kent merkezlerinde ise tamamıyla heterojen bir yapılanma söz konusudur. Böyle bir örneklemin amacı, homojen ve aynı etnik özellikleri taşıyan gruplardan seçilecek deneklerin yanıtlarının da homojen ve aynı kültür kalıplarını yansıtmasını gidermektir.

Büyükköy Cemevinin İçgörünümü - Korkuteli
Bu verilerden şunu anlıyoruz: Göller Yöresi'nde gerek bölgede doğanlar, gerekse başka bölgelerden gelerek buraya yerleşenler; kendilerini inanç kaynakları, etkinlik alanları, bağlı oldukları ocak (soy),  dinsel / toplumsal önder (dede / baba / rehber) vb. yönlerden farklı biçimlerde tanımlamakta ve kimliklerinin aynı olmadığını göstermektedirler. Bir başka söyleyişle Alevi-Bektaşi ve Tahtacı toplulukları, kendilerini farklı biçimlerde tanımlamakta ve kimliklerinin toplumsal ve kültürel yönlerini vurgulamaktadırlar.

2. İnanç ve Kült Kaynakları

Tablo 15 / 1-2'de ise kendilerini yukarıdaki tanımlama / ifade etme biçimlerine uygun olarak etkileyen inanç kaynakları / inanç önderlerinin tercih sıralaması yer almaktadır. Deneklerin yüzde 36,6'sı; Alevilik-Bektaşiliğin temel öğretisi ye da temel felsefesi olarak benimsedikleri bağlılık ve inançların tümünün kendilerini etkilediğini vurgulamaktadır. Yani, bu araştırma grubunun çoğunluğu, sıralanan bu değerler ve inanç kaynaklarından bu yolda ve kimliklerinin oluşmasında etkilenmiştir. 

Öteki derecelendirmelerin ilkini, yüzde 32,6 ile "Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali İnancı" oluşturmaktadır. Cem törenlerindeki gözlemlerimiz ve kaynak kişilerle yaptığımız uzun görüşmelerde bu üçleme ilkesinin bütün dualarda, söylemlerde yer aldığı gözlemlenmiştir. Bu konuda Alevi-Bektaşi inancında yol gösterici, dini önder, yol önderi konumunda olan ve bu inanç sisteminin kaynaklarını, ilkelerini, yol ve yordamını en iyi bilen ve uygulayan olarak mürebbi / rehber, dede / baba, mürşit / yol önderi vb. statülü kaynak kişilerin ortak görüşü şudur:

Niyazlar Cemevinde Cem ve Lokma - Burdur
"Bizde (Alevilik-Bektaşilikte) ‘Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali' deyince bütün ibadetler yapılmış olur. Oniki İmam soyundan gelmeyenleri, biz imam kabul etmeyiz. Dedeler / babalar aynı zamanda imam görevi yaparlar. Dede / baba olmadan biz namaz kılmayız. Sünni imamın arkasında durarak ibadetimiz kabul olmaz." (Çakır, 1997: 165)
Alevi-Bektaşi ve Tahtacı kimliğinin oluşup gelişmesinde üçüncü sırada yer alan (yüzde 26) "Hz. Ali ve Ehlibeyt'e bağlılık"tır.  "Ehlibeyt ve Hacı Bektaş Veli'ye bağlılık" seçeneği ile birleştirildiğinde deneklerin yüzde 28,6'sı, kimliğinin oluşmasında ya da tanımlanmasında en önemli etkenin "Ehlibeyt sevgisi "olduğunu ifade etmiştir.

Alevilik-Bektaşilik öğretisinde Ehlibeyt sevgisi önemli bir düşünce biçimidir. Bunun örneklerini günümüzün yaşayan Alevi-Bektaşilerinde, özellikle cem törenlerinde, kültür şenliklerinde, kutsal sayılana saygı gösterme eylemlerinde, Bektaşi şiirlerinde görmek olanaklıdır. Bektaşi yazınında kullanılan iki kavram (tevella-teberra) çok yaygındır. Bu iki kavramın onlara göre anlamı, Muhammed ve Ehlibeyt'inin dostuna dost, düşmanına düşman olmak demektir. Bazı araştırmacılar, tevellada Alevi-Bektaşilerin Sünnilerle bir inanç birliği halinde olduklarını savunurlar. Bunlara göre, bütün Sünnilerle Hz. Ali'ye ve çocuklarına saygı ve sevgi göstermekte birleşirler. O halde Sünni olanlarla olmayanları ayırma işinde tevella ilkesi bir şey ifade etmez. tevella, Muhammed'i, Ali'yi ve bunların soyundan gelen Oniki İmamı, ondört masumu, riyasız (= ikiyüzlü olmadan) gönülden sevmek, hatta onları sevenleri de sevmektir. Teberra ise Muhammed'e, Ali'ye ve bunların soyundan gelen imamlara, onları sevenlere bile düşmanca davranan inkârcılardan uzak durmaktır. Dahası İmam Hüseyin'i şehit eden ve ettirenlere lanet taşı yağdırmakta engel görmemektir (Oytan, 1949: 49). Yine Hz. Muhammed'in  "Onları seven, beni sever, beni sevense Allah'ı sever; Allah'ı seveni Allah cennete sokar; onlara buğz eden (=kötülük),  bana kötülük eder, bana buğzeden, Allah'a buğzeder; kendisine buğz edeni Allah cehenneme atar" (Gölpınarlı, 1989,48) vb. anlamdaki söylemi, Ehlibeyt sevgisinin ne denli yüksek olduğunu ve soydan soya aktarılarak günümüz Alevi-Bektaşilerini de etkilediğini göstermektedir.

Tekke Köyü - Elmalı
Yine bir başka açıdan olguya bakıldığında Hz. Peygamber'in şu sözleri de Ehlibeyt açısından çok önemlidir:  "Ey cemaat, ben size iki büyük miras bırakıyorum. Biri Kuran, diğeri de Ehlibeyt. Bana bir yerde itiraz edenler olabilir, takdir sizlerin, bunun biri Kuran, biri de sünnettir."[4]

Göller yöresinde kendini Alevi, Alevi-Bektaşi, Bektaşi, Alevi-Tahtacı, Alevi-Kızılbaş olarak tanımlayanların etkilendiği inanç ve yol önderleri:

Aşağıdakilerin tümüne bağlılık (hepsi)
Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali inancı.
Hz.Ali ve Ehlibeyt'e bağlılık.
Ehlibeyt ve Hacı Bektaş Veli'ye bağlılık.
Hz.Muhammed, Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli'ye bağlılık vb.

Araştırma yapmaksızın, kim ne söylerse söylesin (!) bu söylemler, Alevi-Bektaşi / Tahtacı kimliğinin oluşmasında etkinliğini günümüzde de sürdürmektedir. Bu gerçeği, araştırma kapsamına giren deneklerin hem sözlü aktarımlarından hem de görüşme sorularına verdikleri yanıtlardan anlıyoruz.

3. Kimliğini Açıklayabilme / İfade Edebilme Özgürlüğü

Örnekleme katılanların yüzde 84,7'si gibi büyük bir çoğunluğu "Alevi-Bektaşi / Alevi-Tahtacı olduğunu rahatlıkla açıklayabiliyor; kimliğini çeşitli nedenlerle açıklayamayanların oranı ise yüzde 14,7 ile azınlıkta kalıyor (Tablo 16) .Bir başka araştırmada bu soruya benzer bir sorunun yanıtı şöyle (Altıntaş, 2006,75)

Alevi-Tahtacı olduğumu rahatlıkla ifade edebiliyorum (yüzde 81,0),
Kendimi rahat ifade edemiyorum (yüzde 8,0),
Alevi-Tahtacı olduğumu çoğunlukla gizliyorum (yüzde 1,0)
Bazen gizliyorum (yüzde 5,0)

Yöntemi, teknikleri ve uygulama biçimi benzer, ancak araştırma alanı farklı olan bu iki özgün araştırmanın sonuçlarına göre, Alevi-Tahtacıların önemli bir kesimi kendi kimliklerini toplum içinde açıklamaktan çekinmemektedir. Buna karşın Milliyet'in 2007 araştırmasına göre "Alevilerin önemli bir kesimi toplum içinde kimliklerini açıklamaktan çekinmektedir."[5] Ne var ki, Türk toplum yapısındaki egemen dinsel kimlik / dinsel statü Sünnilik-Hanefiliktir. Yine bu mezheplerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her bireyin nüfus kâğıdında yazılı olması, devletçe korunması, örgütlenmesinin desteklenmesi (Diyanet İşleri örneği) Alevi-Bektaşiler açısından bir olumsuzluk ve yanlılık olarak algılanmaktadır. Bu yanlılık ve uygulamalar, Anadolu'da, özellikle de köylerde yan yana ve iç içe yaşamak zorunda olan Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarını kendi inanç ve uygulamalarını özgür ve korkusuzca yaşamaktan alıkoymakta ve sıkıntıya sokmaktadır.

Bizim çalışmamızda da bunu görebiliyoruz. Uygulanan görüşme sorularına verilen yanıtlarda bu olumsuzluk yüzde 15,3 gibi bir oranla ifade edilmiş olsa da, tartışmanın içyüzü farklı boyuttadır. Kendi kimliklerini özgür ve korkusuzca açıklama olanağı bulamayanlar (yüzde 15,3) toplumsal ve kültürel nedenleri de söyle sıralamaktadır (Tablo 17) :

Yakaören Cemevi - Isparta
Toplumsal / kültürel / dinsel baskı (yüzde 8,7)
Kişisel yetersizlik ve korku (yüzde 2,7)
Bunların tümü (yüzde 4,0)

Mersin il merkezinde 15–30 yaş grubunda bulunan ve 120 gençten oluşan örneklem grubunun, kimliklerini ifade edememelerinin en önemli nedeninin toplumsal / kültürel baskıdan (yüzde 54,2) kaynaklandığı saptanmıştır (Demir, 2005: 100)

Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi Alevi-Bektaşi ve Tahtacı toplulukları, inançlarını korkusuz ve özgürce yaşamak bir yana, kimliklerini bile toplumun çeşitli katmanlarında ifade etmelerinde de, toplumsal / kültürel ya da dinsel baskılardan etkilenmektedirler. Benzer bir şekilde "Biz Kimiz?"araştırması bulgularımızı desteklemektedir. Araştırmaya göre,"Aleviler, kimliklerini ve dini inançlarını yaşamakta en yüksek oranda sorunla karşılaşan grup olarak görünüyorlar."[6]

Bu sorunlara karşın görüşülenlerin kimliğini korkusuzca ifade edebildiği toplumsal mekânlar / alanlar ise şöyle sıralanabilir:

Kimliğimi her yerde korkusuzca ifade edebiliyorum (yüzde 64,0), 
Kimliğimi köyümde korkusuzca ifade edebiliyorum (yüzde 19,3),
Kimliğimi kentte korkusuzca ifade edebiliyorum (Yüzde 8,7),
Kimliğimi çarşı-pazarda korkusuzca ifade edebiliyorum ( yüzde 4,1),
Kimliğimi iş yerinde korkusuzca ifade edebiliyorum (yüzde 2,7) .
 
4. Moral Bozucu Davranışlar

Bu bulgular, Alevi-Bektaşi kimliğinin genelde heryerde ifade edilip açıklanabildiğini göstermektedir. Ne var ki, kimliğini ifade ederken güçlük çekilen ya da bazı olumsuz, kötüleyici davranışlarla karşılaşılan alanların başında işyeri, okul, üniversite ve çarşı-pazar gelmektedir. Sorulara yansıtılmamış olmasına karşın gözlem ve konuşmalarımızda devlet kurumlarında çalışanlarla üniversitelerde okuyan Alevi-Bektaşi kökenli öğrencilerin dışlandığı, bu korkuyu her zaman yaşadıkları, kimliklerini açıkça ortaya koymakta zorlandıkları ifade edilmektedir.

Moral bozucu, psikolojik gerginlik yaratıcı olarak nitelenen bu davranışların başında:

Önyargılı davranılması, bilgisizlik, cehalet / eğitimsizlik (yüzde 30,0),
Dışlanmışlık (yüzde 15,3),
Alevi-Bektaşileri kötüleme, çamur atma, olumsuz yakıştırmaların yapılması ( yüzde 11,3),
Çalıştığı işyerinde"ekmeğimden / işimden olurum korkusu "(yüzde 6,7)

gelmektedir (Tablo 18).

Tablo 18'de  "hiçbir şey moralimi bozmaz" diyenlerin oranı yüzde 20.0'lerde olmasına karşın yüzde 16,7'sinin bu soruya, yine çekingen davranması, yanıt vermemesi", "resmi kayıtlara geçerim "korkusundan kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte çoğunluk, farklı biçimlerde baskı, dışlanmışlık, önyargılı bilgisizlik ve ayrımcılık davranışlarıyla karşılaştıklarını ve bu nedenlerle de kimliklerini rahatça ifade edemediklerini dile getirmiştir. Görüşme sorularına verilen yanıtlara ilave olarak onlar şu görüşleri ileri sürmektedirler:

Alevilik-Bektaşiliğin kötülenmesi, "mum söndü "yakıştırması: Bu olayı çamur atma olarak niteliyorlar. Bir Alevi dedesi bunu şöyle açıklıyor: "Mum söndürdü" diyorlar. Şimdi Hocam, elini öpeyim, benden küçüksün!, Büyük Allah'ım var..Nur Suresi'nin 36. ve 37. ayetini aç (Kuran'da bu var). Ne diyor Kuran, nurludur, buraya nurlu giriniz..Eskiden mum yakarlardı, şimdi elektrik var. Şimdi ise Aleviliğin derdi çok büyük.. Sonra Alevilik ahlak ve fazilete dayanmadır, yani dürüstlük vardır. Onun bunun karısına / kızına laf atamam, kimsenin hakkını yiyemem..Kısaca bunun anlamı eline, diline ve beline sahip olmadır. Müslüman'ın şartı beştir, tarikatın (yolun) şartı üçtür. Tarikatın şartı, eline, diline, beline sahip olmaktır."[7]

Davranışlarımıza, uygulamalarımıza, ibadetlerimize karşı çıkanın Aleviliği bilmemesi ve ön yargılı davranması, bilinçsizlik..

Alevilerin ibadet yeri olarak cami yerine cemevini seçmesi. Çünkü Alevi-Bektaşilerin ibadet yeri cemevidir..Buna gösterilen tepkiler..Sünnilerin cemevi ile cami arasındaki farkları bilmemesi.. Bir Bektaşi dedesi bunu şu örnekle açıklıyor: "Gerçek Alevi / Bektaşi ikrarını verdiyse Hak Muhammed Ali'nin yolunu devam ettiriyorsa camiye gitmez; çünkü camideki imam bizim imamız olmadığı için."[8]

"Kızılbaş" tanımlamasına yapılan yakıştırmalar…

Toplumca Alevi-Bektaşilerin yanlış anlaşılması..

Önyargıların sürdürülmesi..

5. Kimliğin Önemli Özellikleri

Bu araştırmanın son sorusu"Alevi-Bektaşi / Tahtacı kimliğinizin iki özelliğini sıralayabilir misiniz ? "biçiminde, yarı açık uçlu (sınırlandırıcı) bir soru idi. Burada amaç, görüşmeye katılanların kendilerini tanımlama biçimlerine göre kendi özelliklerinin farkında olup olmadıklarını, anlam ve değerlerini saptamaya yöneliktir.

Deneklerin görüşme sorularının yanıtlanmasında, kendilerine uygun seçeneklerin belirlenmesinde en çok zorlandıkları ve sıkıntı çektikleri soru bu olmuştur. Onun için yazmaları istenen iki özellikten birincisinde 27, ikincisinde de 59 denek soruyu yanıtsız bırakmıştır. Bir kısmı da çok anlamlı olmayan özellikler sıralamıştır. Buna karşın çoğunluk kendi kimliğinin neden Alevi-Bektaşi / Tahtacı olarak adlandırdığının temelinde yatan dinsel, toplumsal ve kültürel ilkeleri, değerleri tanımlamıştır. Buna göre, kimlik özelliklerine ilişkin birincil görüş ve düşünceler ortaya çıkmıştır (Tablo 19 / 1) :

Eline, diline, beline sahip olmak (yüzde 26,7). Kimsenin ırzına, namusuna bakmamak.
İnsan sevgisi, doğa ve insan sevgisi olan, barış ve kardeşlik (Yüzde 19,3).
Hoşgörü, insana saygılı, anlayışlı (yüzde 8,0)
Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali (yüzde 6,7)
Ehlibeyt'e bağlılık / Ehlibeyt sevgisi / inanç kültürüne bağlılık (yüzde 7,3)
Diğerleri (yüzde11,4: özgürlük, dürüstlük, dayanışma, vatanseverlik vb.)

Araştırmaya katılanlar, Alevi-Bektaşi / Tahtacı kimliğinin bu özellikleri yanında başka özelliklerini de belirtmişler:

İbadet şekli, yaşam tarzı, yaşam biçiminin güzelliği; hayatı güzel ve doğru yaşamak.
Musahipli olması (özellikle Alevi, Tahtacılar).
Kadınlarla ortak ibadet: Alevi-Bektaşi inancında ibadet de sosyal yaşam da kadın erkek katılımı ile olur.
Hümanistlik, çağdaşlık, cumhuriyetçilik, Atatürk sevgisi..
Kadın-erkek eşitliğine saygı: Alevi-Bektaşi sosyal yapısında kadın-erkek tamamen eşit ve kadın hayatın her alanında erkeğin arkasından değil, onun yanında omzomuza gider.
"İncinsen de incitme": Kimseyi incitmemek, kırmamak.
Bütün dünya insanına bir nazarla bakar.
Bektaşi: Özü ile sözü bir olan ve aşk yolunda giden demektir.
Bağnazlıktan uzak, özgür düşünceye sahip olan.
Gerçek manada insan olan..İnsanı seven..İnsanı sevmeyen Allah'ı sevmez.
Hacı Bektaş Veli'nin gittiği yolda giden vb.

İkinci sırada kimliklerinin özeliklerini belirtenlerin yanıtları da şu şekildedir (Tablo 19 / 2):

Hoşgörü: Eşitlik ve insan haklarına saygılı, insanlık sevgisi.. (yüzde 11,3) .
İnanç kültürünün devamı / inanç ve kültürümüzü devam ettiren (yüzde 8,7) .
Dürüstlük (yüzde 8,7) .
İnsan sevgisi, Barış ve kardeşlik (yüzde 8,0) .
Ehlibeyt'e bağlılık / Hz.Ali ve Ehlibeyt sevgisi (yüzde 4,7)
Eline, beline, diline sahip olmak / eşine, işine, aşına hıyanetlik etmeyen (yüzde 4,7)
Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali inancı / Allah, Muhammed ve Ali'ye değer veren (yüzde 4,0)
Diğerleri (yüzde10,8: Allah'ı insanda görmek, kadın erkek eşitliği, dayanışma, vatanseverlik vb.)

Deneklerin kendi iradelerine göre belirledikleri Alevilik-Bektaşilik kültürünün bu özellikleri yanında tabloya alınamayan öteki özellikleri de vardır. Bunlardan birkaç örneği şöyle verebiliriz:

Demokrasi ve özgürlükten yana olan..
Kul hakkı yemeyen: Haram yemeyen, yalan söylemeyen.
"Vurana elsiz ol, sövene dilsiz ol"
Yaratılanı sever, yaratandan ötürü..
Yaparak yaşayarak öğrenir: Bunun mekânı da cemevidir.
Allah'tan korkmaz. O'na severek ulaşmaya çalışır.
"Bir olalım, iri olalım, diri olalım" felsefesine inanan..
İnsan haklarına saygılı, fikri hür, vicdanı hür, çağdaş ve bilime önem veren.
Özü ile sözü ile Hak yolunda yolcu olabilen..
Kadın-erkek eşitliği ve kadına değer veren..
Atatürk ilke ve devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı olan.
Allah'a olan ibadet ve dualarında kendi dilimizle dua eden, yalvaran.
Musahipli, ikrarlı olan vb.

Bu ifadelerden, sözlerden Alevi-Bektaşi / Tahtacı insanının inanç, ibadet, ahlak, hoşgörü, insan ve insanlık sevgisi, iyilik-kötülük anlayışı, demokrasi, özgürlük ve insan hakları vb. konularda ne denli duyarlı ve bilgi düzeyinin yüksek olduğunu anlamaktayız. Burada, kendini tanımlama ve özelliğini ortaya koyma amacıyla da olsa, vurgu yapılan her anlamlı cümlenin, özdeyişin, kültür kalıbının içeriğini doldurmak, onları anlayıp yorumlayabilmek, ancak bu yapının içinde deneyim kazanmakla olasıdır.
 
D. Alevilik-Bektaşilikte İbadet ve Cemevi

1. İbadet ve Çeşitleri

Genel olarak baktığımızda ibadet "Tanrılara, yüce ve kutsal varlıklara karşı gösterilen saygı ve tapınma anlamında ibadet, sevgi, övgü, korku, istek, şükran ve yakınma gibi öğelerle, insanın kutsalla olan bağını sağlayan ve sürdüren ve bir yandan bu ilişkide insanın konumunu belirleyen, inanç ve bağlılığı pekiştiren, geliştiren ilahi buyrukları yerine getirme anlamını içerir. "(Emiroğlu-Aydın, 2003: 410). Bu çerçeveden hareketle kavramı Alevilik-Bektaşilik açısından ele aldığımızda daha somut bir tanım ortaya çıkar. Öncelikle Sünni İslam'ın anladığı ibadet, İslam'ın beş koşulu ile ilgili olan ritüellerdir. Alevi-Bektaşiler / Tahtacılar ise ibadeti, kendi inanç sistemlerinin ve Atalar Kültü'nün gereği olan ritüeller olarak kabul ederler. Alevi-Bektaşilikte dinsel inanç ve ibadetin temelinde "Her hizmetin (12 hizmet) karşılığının öteki dünyada geleceği inancının; Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali üçlemesinin, İmam Cafer'in ‘Buyruk' adlı yapıtındaki ilkelerin, Oniki İmamların düşünce ve görüşlerinin bulunmasıdır (Çakır, 1997:164). Cem ibadetinde, öteki tören ve anmalarda, ulu kişileri türbelerinde ziyaretlerde, düvazda, saz eşliğinde söylenen Bektaşi nefeslerinde vb. bunların somut örneklerini görebilirsiniz.

Toplumda uyandırılan genel kanı, "Alevi-Bektaşilerin" ibadet etmediği yolundadır. Halbuki bu inanç grupları, bu örneklemden de anlaşılacağı üzere, yüzde 94.0 gibi çok yüksek bir oranda ibadetlerinin olduğunu vurgulamaktadırlar (Tablo 20). Öyle ki bu sorunun soruluşuna, Sünni bir bakış olduğu için karşı çıkanlar bile olmuştur. "Bizim ibadetimiz olduğu halde", neden böyle bir sorunun sorulduğunu anlayamayanlar tepkilerini çeşitli örneklerle dile getirmişlerdir: "Bizde şekilli namaz yoktur, niyaz vardır. Hıdrellez dediğimiz şubat ayının 13.14.15'inde gerçekleşen orucumuz, bir de aşure orucumuz vardır" (Altıntaş, 2006:145). Öyle ise, "bunlardan hangilerini yapıyorsunuz? "sorusuna verilen yanıtlarda, en yüksek düzeyde "Muharrem orucu tutarım, cem ibadeti yaparım, aşure orucu tutarım," en yüksek değerdedir (Tablo 21: yüzde 73,0). Buna karışın "oruç tutarım "(yüzde 9,2),  "cuma namazı kılarım "(yüzde 6,2),  "namaz kılarım "(yüzde 4,8),  "tümünü yaparım "diyenler (yüzde 3,7),  hiç ibadet yapmayanlar yüzde 3,0 oranındadır.

Görüşülen deneklerin ibadet yapma eğilimleri ile ilgili bulguların dışında, kimileri de kendi özel görüşlerini anket formuna yazmışlardır. Bunlardan örnekler:

Halka namazı kılarız. Halka namazı dışında namaz tanımam.
İnsanları sevmek en büyük ibadettir.
Eline, diline, beline sahip olmak ibadettir.
Denk geldiğinde cuma namazına gidiyoruz.
Tek başıma ibadet yaparım vb.

Alevi-Bektaşilerde "ibadet yoktur, namaz yoktur, niyaz vardır" vb. anlayışına karşın bu yanıtlar gerçeği göstermektedir. Bu olguyu anlayabilmek için, kendi kültür kalıplarımız ve önyargılarımızdan sıyrılıp cemevlerine gitmemiz, oradaki tüm uygulamaları görmemiz gerekir.

Alevi-Bektaşi gruplarının, saptanan ibadetlerini özgürce yapmadıkları ve yaşamakta zorluk çektikleri, Milliyet Gazetesi'nin yaptırmış olduğu "Biz Kimiz?" araştırmasıyla da doğrulanmaktadır.[9]

2. İslam ve Alevilik

Günümüzde önemli tartışmalardan birini de "Alevi-Bektaşilerin İslam'ın neresinde olduğu" konusu oluşturmaktadır. Tartışmaya katılanlardan Alevilik-Bektaşiliği İslam dışı görenler: "Alevilik bir tane, o kendisine benziyor; kökü 3–4 bin yıl önceye dayanan kendine özgü bir yaşam biçimidir." demektedirler. Yine Aleviliğin İslam dışı bir inanç sistemi olduğunu savunanlara göre, "Alevilik özgün bir inançtır";"Anadolu'da doğmuştur; her dinden ve inançtan etkilenmiştir." Bu nedenlerle, öyle gözükse de Alevilik İslam'ın dışında bir inanç sistemidir.

Buna karşın Aleviliği İslam'ın içinde görenlere ise, "Aleviler Müslüman'dır; Aleviliği İslam'ın içinde görmek gerekir; Alevilik İslam dışı değildir. "vb. görüşler ileri sürmektedirler.

Her konumda tartışılan, yazılan bu gibi söylemlerin Alevi-Bektaşi halkı arasındaki yaygınlığını ölçmek ve yorumlamak için birinci sorumuz "Alevilik-Bektaşilik İslam'ın neresindedir? "biçiminde idi. Kimileri soruyu algılamakta zorlandı, kimileri de "böyle soru sorulur mu, biz zaten İslam'ın içindeyiz"diye eleştiride bulundu. Soruyu yanıtlayanlara göre; Alevilik-Bektaşilik "İslam'ın içindedir "diyenler yüzde 56,0 ile birinci sırada, "dışındadır" diyenler yüzde 18,7 ile ikinci sırada,  "özüdür / özündedir "diyenler ise yüzde 16,7 ile üçüncü sırada yer almıştır. Alevilik-Bektaşilik İslam'ın ne içinde ne de dışındadır, "kendine özgüdür "yanıtı verenler ise yüzdelik olarak çok az sayıdadır. Bir kısmı da bu konuyu bilmemektedir. Alevilik-Bektaşiliğin İslam'ın içinde olduğunu vurgulayanlar, ancak İslam'ın Sünni anlayışından farklı bir yorumu olduğunu da eklemektedirler. İslam'ın neresinde olup olmadığını bilemeyenler ise yüzde 4,0'tür (Tablo 22). Görüşme formundaki bu yanıtlara ek olarak yazılanlar da olgunun farklılığını göstermektedir:

İçindedir, ama tarikatı (yolu) ayrıdır.
İslam'ın içinde olduğu alanlar vardır.
"Bizi, biz "olarak kabul ederse İslam'ın içinde olabilir.
İçindedir, ama İslam'ı Sünniliğe, Şafiliğe göre yorumlamaz.
Alevilik İslam'ın dışındadır. O kendi özgünlüğü ve inanç sistematiği olan kendine özgü bir inançtır. Adı üzerinde  "Aleviliktir". Temel Parametreleri: eşitlik, barış, paylaşımcılıktır; ırkçılığa, etnik ayrımcılığa karşıdır.

Alevilik ve İslamla ilgili olarak ikinci sorumuz da  "Alevilik-Bektaşilik İslam'dan ve Kurandan beslenir. "görüşüne katılıp katılmama ile ilgili idi. Verilen yanıtlara baktığımızda deneklerin gerçekten yüzde 68,0'i Alevilik-Bektaşiliğin İslam'dan ve Kuran'dan beslendiğini, yüzde 30,0'u ise "hayır "diyerek İslam dışı olduklarını belirtmiştir. Soruya olumlu yanıt verenler bile Sünnilerle aynı şeyleri paylaşmadıklarını, inançlarının kaynağının Oniki İmamlara dayandığını; Aleviliğin Sünni İslam'dan değil, Alevi İslam'dan beslendiğini vurgulamışlardır (Tablo 23 ).

3. Cemevi-Cami Tartışması

Alan verilerine dayanarak, buraya kadar yaptığımız Alevi-Bektaşi kimliği tartışmasında, toplumbilimsel açıdan üzerinde durulması gereken asıl nokta "cemevi" sorunudur. Çünkü Alevi-Bektaşi'nin ibadet ve uygulama yeri cemevidir. Bu insanlar orayı, kutsal bir mekân ve ibadet yeri olarak, yüzyıllardır benimsemişler; tüm kültürel, dinsel, eğitimsel etkinliklerini bu mekânlarda, gizli ya da açık sürdürmüşler / sürdürmektedirler. Ayrıca bu mekân onlar için sosyalleşmenin, insan olmanın, paylaşmanın, eşitliğin, toplumsal ahlakın kaynağıdır. Onlar bu mekânda, kadın-erkek ayrımı yapmaksızın sazı, sözü, duası, sofrası ile niyaz ederler, semah dönerler, yargılanırlar, hesap verirler… Bu işlevleri ile "cemevleri", Sünni bir din ve onu temsil edenlerin anlayışı ile çatışmakta ve ibadet yeri olmadığı konusunda yıllardır yinelenen Diyanet ve Sünni kaynaklı yargılamalara, söylemlere hedef olmaktadır. Bunlardan birkaç örnek verebiliriz:

Alevi-Bektaşilerin geçmişinde "cemevi" diye bir ibadet yeri yoktur; ortak ibadet yeri "cami"dir.
Cemevlerini, caminin alternatifi yapmayalım, o da yine bize ait zenginliktir.
Cemevlerinde Kuran kursu verilmeli.
Cemevlerinde ibadet yapılmaz, semah yapılır.
Cemevlerinde ibadet yapmak, Aleviliği kökünden koparır.
Cemevi bir dinin mensuplarının ibadet ettiği mekân olarak kabul edilemez.
Cemevleri ibadet yeri değil, "cümbüşevi"dir.
Cemevleri "özel ibadethanedir"[10] vb.

Bilimsel veri ve bilgiden yoksun bu temel yanlışlardan hareketle yaptığımız bir alan çalışmasında cemevinin ibadet yeri olup olmadığını soruyoruz (Altıntaş,2006,83). Verilen yanıtlar şöyle:

"Cemevi bir ibadet yeridir." diyenler yüzde 90,0,
"Cemevi bir ibadet yeri değildir" diyenler yüzde 3,0,
 "Cemevi bir kültür yeridir."diyenler yüzde 4,0.
"Yanıt vermeyenler "yüzde 3,0.

O zaman cemevi bir ibadet yeridir. Bu gerçeği ne denli yadsırsak yadsıyalım, bir değişim yaratamayız. Bu bağlamda Alevi-Bektaşi ve Tahtacı topluluklarında ibadet yeri ve uygulaması olduğuna göre, deneklere bulundukları yerde ibadet yeri olarak cemevinin olup olmadığını soruyoruz. Tablo 24'te izleneceği gibi deneklerin yüzde 68,0'i cemevlerinin olduğunu, 30,7'si ise olmadığını söylemiştir. Cemevleri olmayanlar, genellikle kent merkezlerinde yaşayanlardır. Çünkü kent merkezlerinde topluluk özelliğini kaybeden Alevi-Bektaşiler, cemevi yapımı konusunda da örgütlenememişlerdir. Ne var ki cemevi olmasını, yapılmasını istiyorlar. Bu konuda kimseyi de suçlamıyorlar; sadece "cemevi olsa iyi olur. "diyorlar.

Cemevi olmayanların bu konudaki görüşleri de şöyle:

Cemevi yapımı engelleniyor, devlet zorluk çıkarıyor.
Cemevlerine, Diyanet'in camilere yaptığı gibi yardım yapılmalı.
Cemevlerine yardım edilmemesi, devletin taraflılığını, geri kalmışlığını gösterir.
Cemevleri her yerde kolaylıkla açılamaz, çünkü izin verilmiyor. Camiler daha üstün tutuluyor.

Tablo 25'te ise, söz konusu Alevi topluluklarının ibadetlerinde, kimi sorunlarının çözümünde dinsel / yönetsel anlamda önderlerinin olup olmadığı görülmektedir. Katılımcıların yüzde 66,0'sının dini önderi ya da dede / babası vardır. Yüzde 32,7'sinin ise dini önderi yoktur. Çünkü cemevleri olmayanların dede / baba gibi yol gösterici kişilerden yoksun olmaları doğaldır.

Bölgede yaşayan Alevi-Bektaşilerin dini önderlerinin dağılımı tablo 26'da görülmektedir. Buna göre dedelik statüsüne sahip olanlar, yüzde 46,0'ile yaygınlık göstermektedir. Daha sonraki statüler ise baba, mürebbi / rehber, dedebaba, halife ve mürşit gibi unvanlardan oluşmaktadır.

Görüşülenlerin yüzde 68,0 ‘inin cemevi ve yüzde 66,0'sının da dini önderi olduğuna göre, ileri sürülen olumsuz görüşleri de dikkate alarak cemevi ile cami arasındaki farkı anlamaya çalışıyoruz. Her köyde, her kasabada görüşme sorularına yanıtlar ararken, bir yandan da cemevlerini ziyaret edip gözlemlerde bulunuyoruz. Böylece biz de cami ile cemevi kutuplaşmasını kavramaya, anlamaya başlıyoruz. Tablo 27'de cemevi-cami arasında fark olduğunu belirtenler yüzde 80, olmadığını işaretleyenler yüzde 16,0, bilmiyorum diyenler yüzde 3,3'tür.

Cemevinde, cem törenlerine katılarak karmaşık bir olguyu anlamaya çalışan bir toplumbilimci olarak, gerçekten cemevi ile cami arasında, farklılıklar açısından karşılaştırma yapmanız çok zor. Çünkü hiçbir camide Atatürk'ün, Hz. Ali'nin, Hacı Bektaş Veli'nin, Mevlana'nın resimleri yan yana bulunmaz. Cemevi, Alevi-Bektaşi / Tahtacıların ibadetlerini, semah ve saz eşliğinde yaptıkları kutsal bir yerdir. Cemevinin kuralları karmaşık olduğu kadar, anlayamayacağımız kadar da sistemli ve ölçülüdür. Kimse bunların dışında davranamaz. Her eylem biçiminin simgesel bir anlamı vardır ve kolektif yapılır.

Cemevinde kapıdan girdiğinizde ibadet / niyaz başlar. Kapıdan giren kimse "kapı yüzün, eşik özün" diyerek, kapının iki tarafına elleriyle niyaz eder. Konumuz olmadığından cemevindeki tüm ibadet aşamalarını burada söz konusu etmemiz olanaksızdır. Ancak Cemevlerinde 12 İmamlar adına hizmet verilir. Yani tüm hizmetler, dualar, saz eşliğinde okunan şiirler Oniki İmam adına yapılır.

Cemevi-cami farklılıklarından biri de cinsiyet ayrımı yapmaksızın niyazın yapılmasıdır. Hâlbuki Sünnilikte kadınlar camilere girseler de farklı mekânlarda, kendine ayrılmış alanlarda ibadet yaparlar.

Cemevi, aynı zamanda Alevi-Bektaşi yoluna girmiş kişilerin bir "dar "meydanıdır. Yani yargılama, mahkeme olma yeridir. Eğer kişi suçlu ise suçu burada belirlenir, ödentisi ne ise onu öder, böylece ne öbür dünyaya bırakır, ne de mahkemeye gider. Cemevlerinde ibadet, genellikle kış aylarında ve gece yapılır ve çok uzun sürer. Cemevi-cami farklılaşması konusunda görüşülenlerin yazılı notları şöyle sıralanabilir:

Cem ayini gece yapılır; biz "cemal cemale (yüzyüze) ibadet ederiz.
Cemevlerini kuralları katıdır, camide öyle değil…
Ayrılık, genelde inanç yönündendir.
Cemevine hırsızlık yapan, zina eden, gıybet eden, tarikattan atılan, cinayet işleyen, eşinin üstüne evlenen, haksız yere eşini boşayan giremez.
Her ikisi de Allah'a ibadet etme yeridir, ancak cemevinde semah, düvaz, lokma, dolu (içki) vardır.
Cemevi, toplumsal anlamda zaten ibadet yeridir, yasal anlamda da olmalıdır.
Cemevi, Alevi-Bektaşiler için bir eğitim / sosyalleşme yeridir. Bir Bektaşi babası bunu şöyle açıklar:  "Bizim bura da bir eğitim yeridir. İki oluk vardır, birinden ilim, ötekinden ise pislik akar. Cemevi ilim akan ve ibadet yapılan bir yerdir."[11]

Cemevi, cami ile kutsal mekân olarak aynı, ibadet yönünden farklıdır.

Son zamanlarda, Diyanet kaynaklı görüşlerden biri de "Cemevlerinde semah yapılır, ibadet yapılmaz,"[12] görüşüdür. Diyanet İşleri Başkanı:  "Cemevi, inançları yerine getirme yeri değildir. Müslümanların mabedi ondört asırdır camidir. Alevilerin cem ayininin, semah ve niyazın, namaz dengi bir ibadet sayılması mümkün değildir."[13] diyerek bu görüşün kaynağını belirtmektedir. Yine aynı Diyanet İşleri Başkanı  "Cemevlerini, caminin alternatifi yapmayalım. O da yine bize ait bir zenginliktir. Bu ve benzeri oluşum ve grupları ortak paydanın dışına çıkararak yasal yapılanmayı buna göre düzenlemek ve Başkanlığı bu oluşumları bütünüyle temsil eder olmaktan çıkarıp ayrı ayrı temsil eden alt birimlere göre yapılandırmak, Başkanlığın kuruluş felsefesini ve 83 yıllık cumhuriyet tecrübesini hiç anlamak anlamına gelir."[14] sözleriyle cemevlerinin ibadet yeri olmadığını ve Alevilerin Diyanet'te temsil edilmesinin cumhuriyet felsefesi ile bağdaşamayacağını bir kez daha yinelemiştir.[15]

Diyanetten sorumlu bakan da:  "Yeni bir Diyanet stratejisi" ile Alevilikle ilgili bir takım projeleri (!) dile getirdikten sonra, cemevlerinde  "Kuran kursu verilmesi"nin gerekli olduğunu vurgulamıştır.[16] Halka indirgenen ve Sünni İslam'dan kaynaklanan bu gibi görüş ve uygulamalar çok sayıda örnek vermek, hatta bunları güncele indirgemek de olanaklıdır. Ancak bu araştırmanın şu anki boyutuyla bu mümkün değildir.

Bu temelden, peşin yargıdan yola çıkarak Alevi-Bektaşilere cemevlerinde "ibadet yapılmaz, semah yapılır "görüşüne katılıp katılmadıklarını sorduk. Tablo 28'e baktığımızda örnekleme katılanların yüzde 82,7'si bu görüşe katılmadığını ortaya koymuştur. Örnekleme katılanların yüzde 16,0'sı da, cemevlerinde semah yapıldığı görüşüne evet yanıtı vermiştir. Soruya "hayır "yanıtı verenler, "cemevlerinde ibadette yapılır, semah da. Semahımız ibadetimizin içindedir." diyerek görüşlerini dile getirmişlerdir.
 
4. Zorunlu Din ve Ahlak Dersi Sorunu

Alevi-Bektaşi kimliğinin oluşmasında eğitim ve öğretim önemli bir yer tutmaktadır. Aleviler, yıllardır resmi okullarda, anayasal bir zorunluluk olan din ve ahlak dersinin çocuklarına öğretilmesine karşıdır ve bunun kalkmasını isterler. Çünkü din ve onunla ilgili pratikler, çocuğun sosyalleşmesinde, ergenlik kimliğinin oluşmasında önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir. Din, yalnızca çocuğun topluma hazırlanmasında etkili olmakla kalmaz, yaşamın tüm aşamalarına da sızan kalıplaşmış bir alt yapı kurumu olarak işlevini sürdürür. Bu yönüyle toplumlar ve onu oluşturan bireyler için bir gereksinmedir. Bu gereksinmenin karşılanmasında her inanç grubu, kuşkusuz kendi dinsel değerlerini, uygulamalarını çocuklarına aktarmak, öğretmek ister. Alevi-Bektaşilerin istemleri de bunun dışında değildir.

Cemevleri ve ibadet anlayışında olduğu gibi, bu anlamda da Sünni-Alevi tartışması yoğunlaşmıştır. Bunun odağında ise Türk eğitim ve öğretim sisteminde tek yanlı okutulan zorunlu din ve ahlak dersi bulunmaktadır. Alan çalışmalarımızda bu konu, hem soru hem de sorun olarak dile getirilmiştir. Bu nedenle bu kimlik çalışmasında deneklere, "İlköğretimde zorunlu din kültürü ve ahlak dersini çocuklarınızın almasını uygun buluyor musunuz?" diye sorduk.

Tablo 29'da sorunun verileri yansımaktadır. Görülen o ki, bu konuda deneklerin tümü, politikacıların, Alevi-Bektaşi örgütlerinin ve yönetenlerin düşüncesinde değil. Soruyu yanıtlayanların yüzde 56,0'sı karşı fikir ileri sürerken, yüzde 41,3'ü soruna, yani din ve ahlak dersinin alınmasına olumlu bakmaktadır. Buna karşın, ilköğretimde zorunlu din ve ahlak dersinin öğretilmesine "hayır "diyenlerin gerekçesi şöyledir:

Hayır, çünkü dinlerin kültürü ve bilgisi verilmiyor.
Okullarda sadece Sünni / Hanefi mezhebi öğretiliyor.
Hayır, çünkü Alevilik bu ders kapsamında öğretilmiyor.
Sünni İslam inancı ile birlikte Alevi İslam inancı da öğretilmelidir.
Hayır, çünkü tek taraflı yansıtılıyor, Sünnilik daha baskın öğretiliyor vb.

Bu ifadelerden, sözlerden Alevi-Bektaşi / Tahtacı insanının inanç, ibadet, eğitim, ahlak, hoşgörü, insan ve insanlık sevgisi, iyilik-kötülük anlayışı, demokrasi, özgürlük ve insan hakları vb. konularda ne denli duyarlı ve bilgi düzeyinin yüksek olduğunu anlamaktayız. Burada, kendini tanımlama ve özelliğini ortaya koyma amacıyla da olsa, vurgu yapılan her anlamlı cümlenin, özdeyişin, kültür kalıbının içeriğini doldurmak, onları anlayıp yorumlayabilmek, ancak bu yapının içinde deneyim kazanmakla olasıdır.

III. Sonuç

Bu araştırma henüz tümüyle tamamlanmış bir çalışma olmadığından, burada kesin sonuçlara varma gibi bir niyetimiz yok. Bu nedenle, yalnızca bazı bulguların önemi üzerinde durularak, Alevi-Tahtacı / Bektaşi kimliğinin, genelleştirmeye gitmeksizin yöre düzeyinde anlaşılmasına katkı sağlanacaktır.

Herşeyden önce bu araştırma, anlaşılması kolay olmayan karmaşık bir Alevilik-Bektaşilik olgusunun tüm boyutlarını ele alan ve tartışan bir çalışma değildir. Yine olgunun tarihsel / dinsel süreçleriyle de, alanımız gereği ilgilenilmemiştir. Alevi-Bektaşi kimliğini belirleyen temel kültürel ve toplumsal davranışlar analiz edilerek yorumlanmıştır.Bu bağlamda özet olarak şu sonuçlara vurgu yapılabilir:

1. Evlilik ve aile kurumu açısından önceden beri yaygın olan akraba evliği giderek azalmaktadır. Bununda önemli göstergesi eğitim / öğretim düzeyinin yükselmesi, dikey ve yatay hareketliliktir. Yine de akraba evliliği, Alevi-Tahtacı / Bektaşi kimliklerinin farklılaşmasında temel alınan bir ölçü olarak küçümsenmeyecek oranda yaygındır.

2. Evliliklerde, ailede ilişkilerin sağlam ve uyumlu olabilmesi, dinsel / kültürel çatışmaların yaşanmaması açısından, eşlerin Alevi-Bektaşi olması geçerli bir gelenek olarak yaşanmaktadır. Alevi-Bektaşi çocuklarının da evliliklerinde aynı doğrultuda tercih yapmaları, farklı etnik özelliklere sahip gruplardan biriyle, özellikle de Sünnilerle evlenmemeleri yönünde çok güçlü ve kesin olmasa da bir eğilim vardır.

3. Kendini Alevi-Tahtacı / Bektaşi ya da Kızılbaş olarak tanımlayanlar bu kimliklerini her yerde zorlanmadan açıklayabilmekte, ancak kimliklerinin ve inanç sistemlerinin gereği olan ibadetleri, uygulamaları yaparken toplumsal / kültürel baskılara, zorlamalara maruz kalmaktadırlar.

4. Alevi-Tahtacı ve Bektaşilerin kendini tanımlama ve kimliklerinin oluşumunu sağlayan inanç kaynakları / temel öğretiler en yoğun olarak "Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali "inancı ile "Hz. Ali ve Ehlibeyt'e bağlılık"tır. Ayrıca Hacı Bektaş Veli ve kendilerine ait yaşam biçimi, inançları, değerleri, uygulamaları, cem ibadetleri, semahları, tekke ve türbeleri, törenleri, anma günleri vb. ögeler kimliklerinin biçimlenmesinde, korunup geliştirilmesinde etki kaynağıdır.

5. Kimliğin kaynağı olarak gösterilen bu öğretilerle / inanç kaynaklarıyla Alevi-Bektaşi kimliğinin özellikleri aşağı yukarı benzer niteliktedir. Sözü edilen özelliklere bakıldığında; yaşamsal olan (insancıl / toplumsal / kültürel) özelliklerden ahlaksal ve dinsel olana doğru bir çizgi izlenerek, bu olgunun temel felsefesi açıklanmaktadır.

6. Alevi-Bektaşi grupları, cemevlerini kendileri için ibadet, eğitim-öğretim yeri olarak kabul etmekte ve yasal statü verilerek ibadetlerini özgürce yapabilmeyi beklemektedirler.

Son söz olarak denebilir ki; Alevi-Bektaşi kültürünün, toplumsal yapısının ve kimlik özelliklerinin gereği olan ibadet biçimleri, ibadet yerleri, inandığı ve yaşadığı toplumsal değerler kendiliğinden ve nedensiz oluşmamıştır. Bunların tarihsel, toplumsal ve kültürel oluşumlarını bilmeksizin tepkici, yadsıyıcı meşruiyete (otoriteye) ve çoğunluğa dayanan davranışlar; aslında toplumsal anlamda meşru olmayan,"öteki"nin farklılığını anlamak istemeyen benmerkeziyetçi anlayışın bir sonucudur.

Kaynakça

• Altıntaş, Duygu (2006): Tahtacı Alevilerin Sosyo-Kültürel Yapısı (İzmir- Doğançay Örneği),  Yayınlanmamış Lisans Tezi, Isparta: S. D.Ü. Sosyoloji Bölümü.
• Çakır, Sabri (1997):  "Kargalı: Tahtacı- Alevi Köyü, Türk Dünyası Araştırmaları 108, Haziran'97
• Çakır, Sabri (2005): "Göller Yöresi'nde Bektaşilik İnancı ve Önemli Kült Merkezleri", Belgesel Bir Sunum, Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu:1, Bildiriler- Müzakereler, 28–30 Ekim 2005, SDÜ İlahiyat Fakültesi Yayını-Isparta
• Demir, Çiğdem (2005): Alevilik-Bektaşilikte İnanç Sistemi ve Gençler Üzerindeki
Etkileri, Yayınlanmamış Lisans Tezi, Isparta: S. D.Ü. Sosyoloji Bölümü
• Elmacı, Nuran- Ali Coşkun (2004):  "Akraba Evlilikleri ve Değişme", Gelenekten Geleceğe Antropoloji Kongresi, 18–19 Haziran, İstanbul.
• Gölpınarlı, Abdülbakiy (1989): Oniki İmam, İstanbul: Der Yayınları
• Güvenç, Bozkurt (1993): Türk Kimliği, Kültür Tarihinin Kaynakları, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
• Güvenç, Bozkurt (2006),   "Türk mü, ‘Türkiyeli' mi? Milliyet ( 01.01.2006)
• Milliyet  "Biz Kimiz?" Araştırması, 21.03.2007
• Oytan, M, Tevfik ( 1949): Bektaşiliğin İçyüzü, İstanbul: Maarif Kitaphanesi ve Matbaası.
• Temelkuran, Ece,  "Yırtılan kimlik", Milliyet (05.12.2004)

Notlar

* 2. Uluslararası Türk Kültür Evreninde Alevilik ve Bektaşilik Bilgi Şöleni, 17–18–19 Ekim 07, Bildiri Kitabı, Editörler: Dr. Filiz Kılıç, Tuncay Bülbül, Ankara–2007; Doç. Dr. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü
[1] Bozkurt Güvenç, "Türk mü?, Türkiyeli mi ?", Milliyet ( 01.01.2006)
[2] Ece Temelkuran, "Yırtılan ‘kimlik", Milliyet (05.12.2004)
[3] Milliyet  "Biz Kimiz?" Araştırması, 21.03.2007
[4] Niyazlar Köyü Babası Halil Yılmaz, Niyazlar Cem Ayini, 28 Kasım 2002.
[5] Milliyet, 21 Mart 2007
[6] Milliyet, 21 Mart 2007
[7] KK., Kalender Dede, 5 Haziran 1999, Tekke Köyü –Elmalı (Abdal Musa Törenleri)
[8] KK. Dede, 2007-Isparta.
[9] Bk. Milliyet, 21 Mart 2007.
[10] Diyanet kaynaklı bilirkişinin mahkemeye sunduğu savunma ( Milliyet, 22.06.2007)
[11] Halil Yılmaz, Burdur Niyazlar köyü babası, Niyazlar Cem Ayini, 28 Kasım 2000.
[12] Kanal 7: Din ve Siyaset, 28.06.2003
[13] Lütfi Kaleli,  "Alevilerin Asimilasyonu", Cumhuriyet, 24 Kasım 2005.
[14] Milliyet, 26 Mart 2007.
[15] Önder Yılmaz, "Bardakoğlu'nun Cemevi Yorumu", Milliyet, 26 Mart 2007.
[16] Önder Yılmaz, Milliyet, 26 Mart 2007.

Özet

"Kimlik nedir?" Sorusu, son yıllarda her kesimden kişinin üzerinde durduğu, yanıt aradığı bir sorun olarak tartışılmaktadır. Bu bağlamda Alevi-Bektaşi kimliği ve onu oluşturan inanç sistemi ve değerler de üzerinde araştırma yapılan konulardan biridir.

Biz bu araştırmada, Göller yöresinde yaşayan Alevi-Bektaşi / Tahtacı topluluklarının kimlik özelliklerini, ibadet biçimlerini ve cemevlerini ele aldık. Araştırmada yöntem olarak katılımlı gözlem ve görüşme tekniğinden yararlanılmıştır.

150 denek üzerinde uygulama yapılmış ve önemli bulgulara ulaşılmıştır. Bunlardan en dikkat çekeni, kimliğin rahatça söylenebilmesidir. Görüşülenlerin öğrenim düzeyi yüksek, çocuk sayısı ise azdır. Topluluklarda akraba evliliği çok yaygın olmasa da, eşlerin Alevi-Bektaşi olması önemlidir. İnanç ve ibadetin temelinde "Allah, Muhammed ve Ali sevgisi; eline, diline, beline sahip ol" ilkesi vardır. Kentlerde yaygın olmamasına karışın köylerde cemevi bulunmaktadır. En önemli sorunları, kendilerine önyargılı davranılması, dinsel baskı ve ibadetlerini özgürce yapamamalarıdır.

Anahtar Sözcükler: Kimlik, Alevi-Bektaşi, İnanç, İbadet, Cemevi

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.