|
![Murat Küçük: Tarihten Günümüze Makedonya ve Arnavutluk'ta Bektaşilik: Bir Nefes Balkan. Horasan Yayınları: 10, İstanbul 2006 [2. Baskı], 136 S., + Resimler [Fotoğraflarla Bir Nefes Balkan] ISBN 975-98065-0-9](/de/images/stories/kitaplik/din/mkucuk/hidircokcekenbaba.jpg) Bayrampaşa’da Hıdır Çokçeken Baba ve dervişi Kemal Kanatlar
| Makedonya'dan göç ederek Türkiye'ye yerleşenlerin önemli bölümü bugün İstanbul'un Bayrampaşa semtinde yaşıyor. Zeytinburnu, Bakırköy, Taşlıtarla semtleriyle birlikte İzmir'in Buca ve Manisa'nın Turgutlu ilçelerinde yerleşik gruplar da mevcut.
Sadem Açıkgöz, göçün büyüsüne dayanamayıp ailesiyle birlikte 1959 yılında Bayrampaşa'ya yerleşenlerden. İstanbul'a geldiğinde yirmi bir yaşında delikanlı imiş. Üsküp'te Tefeyyüz Ortaokulu'nun üst katında açılan öğretmen okulunu bitirip kendi köyüne ilkokul öğretmeni olarak atandıktan dört yıl sonra Makedonya'yı bırakıp Türkiye'ye gelmiş. Her muhacir gibi önce kendisine bir iş aramaya başlamış. Surların dışı gözalabildiğine çayır çimen o yıllar. "Saysan on beş fabrika yoktu Topkapı da" diyor. "Şimdi belki binden fazla!" Nihayet, ampul üretimi yapan General Elektrik'e girmiş ve kalite kontrol şefi olarak yıllarca çalıştığı kurumdan emekli olmuş. Açıkgöz, 1950'li yıllarda Türkiye'nin ekonomik bakımdan Makedonya'nın gerisinde olduğunu belirtiyor. "Doğrusu biraz hayal kırıklığına uğramıştık. Türkiye'de kimsede radyo, çamaşır makinesi bile yoktu daha!"
Makedonya'dan gelirken altınlarını ayakkabı topuklarının içine saklayarak getirmişler. Üstelik herkes bir anda göç etmek isteyince arazileri de uzun süre satamamışlar. Bir kaç yıl böyle belirsizlik içinde geçtikten sonra köylüler topluca devlete bir dilekçe vermişler. Bunun üzerine hükümet tarafından üç kişi devlet görevlisi, beş kişi de köylülerden olmak üzere bir komisyon oluşturulmuş. Komisyonun belirlediği bedel üzerinden devlet köylüye para vererek arazileri almış. Böylece bağını bahçesini satan Türkiye'ye gelmiş ve 500 hanelik Kanatlar köyü üç sene sonra 43 haneye düşmüş. Bayrampaşa'yı şehre yakın bir yer olduğu için tercih ettiklerini anlatıyor:
"Gerektiğinde Topkapı'ya, Fatih'e yaya giderdik. Bayrampaşa çamurlu bir yerdi ama biz Makedonya da zaten çamura alışkındık. Geldiğimizde elli-altmış hanelik küçük bir mahalleydi burası. Bizden önce Bulgaristan'dan gelen muhacirler vardı. Köy bile değildi. Bir kaç mandıra, ve çayırların ortasında inek ağıllarından başka da bir şey yoktu."
Makedonyalı göçmenlerin Türkiye'de alışamadıkları olguların başında serbest pazar kuralları geliyordu: "Makedonya'da pazarlık yoktu. Bir mağazaya giriyordun. Her şeyin fiyatı üzerinde yazılı. Ne bir kuruş eksiğine, ne de bir kuruş fazlasına satılmazdı. Bilirdin ki bunun fiyatı bu. Ne satıcı israr ederdi al diye, ne de sen indirim yapması için dil dökerdin! ‘Merhaba', ‘merhaba' o kadar. Fazla laf yok. Adam zaten memur. Sosyalist sistem. Öyle bir düzen vardı orada. İlk geldiğimizde Türkiye'deki durumu bilmiyorduk. Satıcı ne fiat söylerse, ‘demek ki fiyatı buymuş' deyip veriyorduk. Sonra sonra öğrendik ki kim, neyi, kaça tutturabilirse satıyor; pazarlık şart. Önceleri çok kandırıldı bizim muhacirler."
Pirlepe'nin Kanatlar köyünden, Manastır'dan, Kırcova'dan, Köpürlü'den gelerek Bayrampaşa'ya yerleşen Makedonyalı göçmenler, memleketlerinde yaşatılan geleneği burada da sürdürüyor. Ancak Türkiye'de tarikat örgütlenmesi yasak olduğu için Cem ayinlerini Makedonya'daki gibi açıkça değil, evlerde gizli gizli gerçekleştirmişler. "Memlekette her hafta tekkede muhabbet olurdu. Kırk kişi birden nasib alırdı bazen. Buraya gelince baktık ki tekkeler yasak. O zaman evlerde meydan açmaya başlandı. İsa Baba, Abidin Baba dediler ki biz cemimizi evimizde yapacağız. Evlerin geniş odalarına postlar serildi, resimler asıldı meydanevi oldu. Aşıklar, muhibler, herkes gücüne göre yardım etti. İsa Baba böylece evini inşa ederken biraz geniş tuttu, oldu sana meydan! Zaman geldi canlar meydana sığmaz oldu. O zaman başka evlerde cemler yapılmaya başlandı. Bu arada kimi dervişler yetişti ‘baba' oldu."
Bayrampaşa'da yetişen "baba"lardan biri de Hıdır Çokçeken. 1922 yılında Makedonya'da doğan Hıdır Baba, İstanbul'a geldiğinde genç bir muhip imiş. Gençlik yıllarında süregelen erkanı özlemle anıyor: "Köyümüze kış aylarında çok uzak köylerden misafirler gelirdi. Mahmut Baba, Kazım Baba, Selim Baba, Hikmet Baba İştip'ten, Köpürlü'den bizim köye gelir misafir olurlardı. Bizden de oralara gidenler olurdu. Güzel muhabbetler, cemler yapılırdı. Köpürlü'ye bağlı çok Bektaşî köyü vardı; Darfuliya Tatarlı, Çeltikçi... İştip'ten Hamza Baba'yı hatırlıyorum. Sonradan bu köylerde kimse kalmadı, hepsi boşaldı. Çoğu İzmir'de şimdi. Kimisi de Taşlıtarla'da oturuyor."
Dikmen Baba Dergahı'nın, Tetova'daki Harabatî Baba dergahı gibi, dervişlerin, babaların topluca yaşayıp hizmet ettiği büyük bir dergah olmadığını belirten Hıdır Çokçeken, köyde yaşayan her Bektaşî ailesinin tekkede sırayla hizmet ettiğini anlatıyor. Sırası gelen hane, tekkenin temizliğinden, yemeklerin pişirilmesine, misafirlerin ağırlanmasına, hayvanların samanının tedarikine kadar her işle ilgileniyormuş: "Tekkemizin ziyaretçileri çoktu. Hem Hıristiyan hem de Sünnî köylüler ziyaret ederek, Dikmen Baba yatırının başucunda dilekte bulunur, ona adak adarlardı. Karda kışta dağdan Hıristiyan köylülerin geldiğini hatırlarım. Ruhsal bunalım geçiren bir hasta olduğunda Dikmen Baba'ya getirir, orada iyi olacağına inanırlardı. Dileği gerçekleşen bu kez kurbanını alır gelir, kimi halı, kilim, kimi havlu bağışında bulunur, bunlar tekkede ihtiyaca göre kullanılırdı. Dikmen Baba'nın ayağının sağ ucunda ibriği, leğeni, havlusu eksik olmazdı. Mübarek ruhu gelip abdestini aldığında, ellerini kurulasın diye havlu bulundurulurdu."
Çocukluk yıllarında köyde mücerret bir derviş hatırlıyor: "Mustafa Baba'nın dervişi Salih, hiç evlenmemişti. İhtiyar tatlı bir Arnavut idi. Her hizmete koşar, canla başla çalışırdı. Bazen güneşli havalarda tekkenin önünde bir taşın üzerine oturup köyü seyreder, dalar giderdi."
Hıdır Baba İstanbul'a geldikten sonra Necmi Güvenç Baba'nın yanında üç yıl hizmet etmiş. Necmi Güvenç, Salih Niyazi Dedebaba'nın halifelerinden Postacı Ali Baba'ya bağlı imiş. Kanatlar'da kalan İsa Baba'nın Türkiye'ye göçeden dervişlerinden Abidin, Postacı Ali Halifebaba'ya bağlanıp ondan "baba" icazeti almış. Böylece Bayrampaşa'da erkan devam ederken Abidin Baba'nın muhibbi Hıdır Çokçeken "rehber" vazifesini üstlenmiş. Abidin Baba Hakk'a yürüdükten sonra da Abbas Baba ve İsa Baba'nın yanında rehberlik hizmetini sürdürmüş. Selman Halifebaba'dan "babalık icazeti" alan Hıdır Çokçeken, Turgut Koca Halifebaba ile Bedri Noyan Dedebaba'nın hizmetlerinde bulunduğunu da ekliyor. 1961 yılında yirmi yaşlarında iken Türkiye'ye geldiğini belirten İsa Kanatlı, Bektaşîlerin hem krallık döneminde, hem de Tito döneminde resmen tanındıklarını söylüyor. Kendi köylerinden İsmail Baba ve Mustafa Baba'nın hükümet tarafından "Bektaşî babası" olarak kabul edildiğini anlatıyor. Mustafa Baba 1953 yılında Hakk'a yürüyünce yerine oğlu İsa Vatansever Baba'nın mürşit seçildiğini ve postnişin olduğunu anlatan İsa Kanatlı, bir kaç yıl sonra İsa Baba'nın Türkiye'ye göç ettiğini, o zamana dek herkesin İsa Baba'yı mürşit kabul ettiğini ve köyde birlik olduğunu anlatıyor. Türkiye'ye geldikten sonra topluluk arasında ilk bölünmeler başlamış. Henüz İsa Baba'nın sağlığında "rehber"liğini yürüten Veysel Baba ayrı olarak meydan açmaya başlamış. İsa Baba'nın 1978 yılında Hakk'a yürümesinin ardından da Abbas Baba ve Selman Baba meydan açıp cem yürütmeye başlamış. Bunu bir yandan "bölünme" olarak nitelendiren Kanatlı, bir yandan da cemaatin çoğaldığını, evlerin dar gelmesi nedeniyle ayrı ayrı evlerde toplanmaya başladıklarının altını çizerken şunu özenle vurguluyor; "Hepimiz Dikmen Baba bendeleriyiz. Makedonya'da ne varsa burada aynen devam eder."
Bayrampaşa'da yaşayan Kanatlarlılar, kendi aralarında sosyal ve ekonomik dayanışmanın sağlanabilmesi için bir kaç yıl önce bir dernek kurmuşlar. Kanatlar Köyü Kültür, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Demir Ali Çabuk 40 yaşında. Makedonya'da doğduğunu ve beş yaşında iken ailesiyle birlikte Türkiye'ye geldiğini anlatan Çabuk, derneğin otuz beş yıllık bir özlemin sonucu olarak doğduğunu ifade ediyor. Derneğin, Bektaşî ve Sünnî tüm Kanatlar köyü insanını kucakladığını vurgulayan Çabuk, yüzlerce yıl birarada komşuluk eden yöre insanının Bayrampaşa'da içiçe yaşadığını, dostluk ve samimi ilişkiler içinde bulunduklarını söylüyor. Köylerinin 500-600 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ve asırlar önce Konya-Karaman'dan Balkanlar'a göç ettiklerini anlatan Çabuk; "Yüzlerce yıl sonra yeniden memleketimize göç etmişiz. Ama kendi memleketimize gelmiş olmamıza rağmen benliğimizi kaybediyoruz. Derneğimiz unutulan kültürel değerlerimizi yeniden canlandırmayı amaçlıyor" şeklinde konuşuyor. Bayrampaşa'da yaşayan Makedonyalı Bektaşî cemaati, inanç ve ayinlerini bugün de sürdürüyor. Semtte halen Mehdi Baba, Hıdır Baba, Veysel Baba, İsmail Baba ve Mersin Baba cem yürütüyor. Hıdır Baba, İsmail Baba ve Mersin Baba Bedri Noyan'a bağlı. Veysel Baba ile Mehdi Baba ise Bedri Noyan'ı Dedebaba olarak kabul etmiyorlar. Onlar, Tireli Hasan Baba eliyle Yakova'da Hakk'a yürüyen Halife Kazım Baba'ya bağlılar. Ömür boyu mücerret kalan Kazım Baba'nın, Salih Niyazi Dedebaba'ya bağlı olduğunu ve hem Ali Naci Baykal'ın hem de Bedri Noyan'ın dedebabalığını kabul etmediği belirtiliyor. Bkz. Murat Küçük: Tarihten Günümüze Makedonya ve Arnavutluk'ta Bektaşilik: Bir Nefes Balkan. Horasan Yayınları: 10, İstanbul 2006 [2. Baskı], 136 S., + Resimler [Fotoğraflarla Bir Nefes Balkan] ISBN 975-98065-0-9 |