|
![Abdullah Tekin: Babalılar Ayaklanması - Hacı Bektaş'ın Ayaklanmadaki İşlevi ve Babalığı Bektaşiliğe Dönüştürmesi. Hacıbektaş ve Yükseköğretim Kurumlarına Yardım Derneği Yayınları No: 2, Ankara 2008 [Genişletilmiş 2. Baskı], 110 S., ISBN 978-975-01619-1-9](/de/images/stories/kitaplik/tarih/alevilik/atekin/babalilarayaklanmasia.jpg) Abdullah Tekin: Babalılar Ayaklanması - Hacı Bektaş'ın Ayaklanmadaki İşlevi ve Babalığı Bektaşiliğe Dönüştürmesi. Hacıbektaş ve Yükseköğretim Kurumlarına Yardım Derneği Yayınları No: 2, Ankara 2008 [Genişletilmiş 2. Baskı], 110 S., ISBN 978-975-01619-1-9
| Sunuş
Hacı Bektaş'ın nereden, ne zaman ve ne için Anadolu'ya geldiği; kimliği, düşünce yapısı ve amacı yönünde türlü bilgiler, türlü söylentiler vardır. Bu nedenle Hacıbektaş gazetesinin belirttiği gibi "milyonlarca kişi Hacı Bektaş konusunda yanılgı içindedir." [2] Anadolu'ya güvercin biçiminde girdiği ve bir keramet şeyhi gibi gösterilmek istenmesi, Anadolu insanının kandırılıp sömürülmesi yönünde öne sürülmüş söylentilerden başka bir şey değildir. Bu aşamada sömürüye esas olan noktanın, güvercin biçimine girme yahut kuş olup uçma gibi Şamanizmden kalma ögeler olduğu anımsanmalıdır. Din, Türk toplum yapısı içinde her zaman etkili olmuş bir silahtır. Zaman zaman milliyetçilik ama çoğu zaman din şemsiyesi altına girmiş kişiler giderek örgütlenmiş ve ülke halkını sömürerek güç ve varlık sahibi olmuşlardır. Hacı Bektaş için yapılan tanımlarda da bu silah sık sık kullanılmış, bir eylem adamı yeşil post üzerine oturtulmak istenmiştir. Bu çarpıklığın özünde, halkın uyanışını ve bilinçlenmesini yeşil savaklar koyarak engelleme çabaları yatar. Bu çabaların ürünü olarak günümüz toplumu Hacı Bektaş'ı bir eylem adamı olarak görmez. Güvercin biçiminde uçtuğu, duvarları yürüttüğü söylenceleri o kadar geniş yer tutmuştur ki, Babalılar ayaklanmasında Baba İshak'ın "halifesi" olduğu akla bile gelmez. Hacı Bektaş'ı kasıtlı olarak yaratılan gizemsellik ve koyu bir din sisi içinden çıkarıp arı-duru yönleriyle aydınlığa eriştirmek, gerçek kimliğiyle tanıtmak kolay değildir. Dönemi yansıtan çağdaş kaynakların bir bölümü dinsel motiflerle süslü masalımsı söylentiler; bir bölümü ise olayları abartıp doğaüstü bir biçimde sunan halk romanları türündeki "menkıbe"lerdir. Bunun yanı sıra, türü ne olursa olsun, bu kaynakların büyük bir bölümünün Sünni yazarlarca ele alınması da güçlüğün diğer boyutları arasında değerlendirilmelidir. Mezhep ayrılıkları yanı sıra tarikat ayrılıkları bile çağdaş kaynakların büyük bir bölümünün değerlendirilmesinde objektiflik unsurunun göze çarpmamasına bir nedendir.
![Abdullah Tekin: Babalılar Ayaklanması - Hacı Bektaş'ın Ayaklanmadaki İşlevi ve Babalığı Bektaşiliğe Dönüştürmesi. Hacıbektaş ve Yükseköğretim Kurumlarına Yardım Derneği Yayınları No: 2, Ankara 2008 [Genişletilmiş 2. Baskı], 110 S., ISBN 978-975-01619-1-9](/de/images/stories/kitaplik/tarih/alevilik/atekin/babalilarayaklanmasib.jpg) | Abdullah Tekin: Babalılar Ayaklanması - Hacı Bektaş'ın Ayaklanmadaki İşlevi ve Babalığı Bektaşiliğe Dönüştürmesi. Hacıbektaş ve Yükseköğretim Kurumlarına Yardım Derneği Yayınları No: 2, Ankara 2008 [Genişletilmiş 2. Baskı], 110 S., ISBN 978-975-01619-1-9
| Bir Değerlendirme Düşünceleri ya da yaptıklarıyla toplumları etkileyen kahramanların giderek efsaneleştirildiği görülür. Hele onların yaşamlarına ilişkin çağlarında yazılmış belgeler ve bilgiler eksikse efsaneler daha büyük boyutlar içerir. Büyük İskender'in kısa sürede yaptıklarını normal bir insanın gücüne sığdıramayan Ortadoğu halkı onu zü'l-karneyn diye diye iki boynuzlu biri olarak efsaneleştirmişti. Oğlu Mustafa Kemal'in Osmanlı Padişahı'na karşı bir hareket içerisinde yer almasına olanak bulunmadığına inanan Zübeyde Hanım, II. Abdülhamid'de yedi evliya gücü'nün var olduğunu sanmıştı. Tarih yapan ama yaptıkları tarih'i yazmayan biz Türklerin tarihindeki belge eksiklikleri bu tür efsaneleştirmelere çok daha büyük ölçülerde açık kapılar bırakmıştır. Anadolu'nun siyasal ve düşünsel tarihinde büyük bir oluşum olan Babaîler (Babalılar) ayaklanması ile Bektaşilik arasındaki ilişkiler de işte bu nedenle bilinmezlikler ve efsaneler sarmalı içerisinde kalmıştır. Öyle ki Osmanlı yönetimi Hacıbektaş'ı Yeniçeri'lere börk giydiren kurucu varsayarken onun o tarihlerde hayatta olmadığı gerçeği arasındaki çelişkiyi açıklamak gereğini bile duymamıştır. İşte Abdullah Tekin, Hacı Bektaş'ın gerçek kimliğini hakkındaki oldukça çok ama o denli çelişik söylenceler arasından çıkartıp bütünleştirmeğe yönelmiştir. Sonunda da onun yalnız bir düşün adamı değil, aynı zamanda içinden çıktığı Türkmen ulusuyla giderek yabancılaşan ve ülkedeki sefalete göz yuman Selçuklu merkezi yönetimine karşı çıkan bir eylem adamı olduğunu vurgulamaktadır. Baba İshak'ın halifelerinden biri olarak Babalılar ayaklanması içinde yer alan Hacı Bektaş'ın adıyla kurulan Bektaşilik te Babalılığın bir dönüşümü olmaktadır. Bunun dışında Tekin, Ahilik örgütlenmesinin de bir Babalılık kurumu olduğunu söylemekte ve Hacı Bektaş'ı Anadolu Laikliği'nin temelini atan kişi kabul etmektedir. Kuşkusuz burada Laiklik kavramının günümüzdeki dinsel, hukuksal, eğitimsel ve siyasal içeriğinden çok Anadolu'daki yerli inançlarla eski Türk ve İslam kültüründen oluşan bağnazlıktan uzak, yeni düşüncelere açık sentez söz konusudur. Özetle Tekin, toplumsal ve dinsel anlayış açılarından tarihsel devamlılığı ve etkiyi irdeleyen ilginç bir yapıt sunuyor bizlere. Prof. Dr. Şerafettin Turan | BABA İSHAK "Hey oğul, gel gidelim seninle Ferhat kentine Sevinin dal dal sarktığı elma bahçelerine Amasya'dır, bir kan gülü açar mağrasında Horasanlı Baba İlyas yolcusu İshak'ın Güneşteki kardeşliğin ve ekmekteki güneşin Türkmen töresinde bir eski devrimcinin Anadolu'nun gökyüzüne vuran öyküsüne. Bir yaprak açıp insanın gönül betiğinden Derdi ki, İshak Baba Türkmen 'Bizler Oğuz oğluyuz, kutsaldır toprağımız Gökyüzüdür bayrağımız, dolaşır şarabımız Bir eşit salkımdan mayalaşıp elden ele Yer yüzünde insan oğlundan yanayız. Karşıyız Bey oğluna. Sultan kuluna Seviden hoşgörüden, gülüşten Dut yaprağını ipeğe çeviren işten yanayız. ' Duyurtu saldı ki köylü Anadolu'ya Ermiş savaşçı Baba İshak Bir bozuk düzendir Selçuk oğlu Konya Acem'dir saray direği yabandır yıkılacak Hışıldayan bir güzel düzendir akça kavak. Obaların direğini tutan halk ağacı Bir kulaktır ses alır, saraydan dışarı Köylü Anadolu'nun Türkmen oğulları Vardılar Baba İshak'ın eteğine. Ala yazma kadınlar, çocuklar söğüt dalı sapan Dediler: Söyle Baba İshak, öğret, yol iz aç bize Kara bulut bunalımı atalım üstümüzden Sevinç mayası kat kara somun ekmeğimize Geldik işte, Canik dağlarından oba oba Çorum'dan, Sivas'tan ve uzak Maraş'tan Gecelerimizi yıldız kağnılarıyla çekerek. Baba İshak eyitti mağrasından, seslendi: 'Kardaş Türkmen oğulları yeryüzü evinizdir Toprağıyla yaşadığımız, ekmeğimizle döşediğimiz Ve bir gül dalı altında birleştiğimiz Bir eşit dönüşümdür, ölüm! Üç yağıdır savaşacağımız: Baskı, ezinç, yağma. Üç dostunuz var: Yaşamak gönlünüzce Beyliğiniz söylenir dilinizce Buğday, su ve güneş yetmeli evinizce.' Baba İshak tanyeri ağaranda, çoban yıldızı yol verende Düştü Türkmen oğullarının önüne Bir kol Sivas yollarındaydı Bir kol Konya önlerinde savaşmadaydı Parayla tutulmuş Frenk askerleriyle Köylü buğdayı altına çeviren çarşı beyleri Sürüklenip gittiler değirmeni döndüren suyla. Ne ki hey oğul, öykümüzün sonu acı Varlıklı sultanların utkusu kıyıcıdır Devrildi bozkır güneşi karanlığın ardına Kırşehir kilimi yandı Malatya ovasında, Yalnızdı Tokat Türkmenleri ve Adıyaman çobanları Bir umut eğiriyorlardı belki Amasya ovası Doğurgan gücüyle buğdayın anası Yedi kılıçlı Yörük kadını güneş arka çıkardı halka Bir güzel düş adına çarpışan Baba İshak'a. Gün döndü, gün devrildi bir kan düğünü Gelin bacıları ve Türkmen savaşçıları bir gerdekte Amasya'da ay doğarken devirdi geceye. Yetiş ey Baba İshak, dediyse de köylü Anadolu Yetişemedi. Şundan ki, Amasya'da ay doğarken Bir düş salkımıydı kalenin burçlarında Baba İshak'ın sallanan ermiş başı. Ay başlangıçtır yaz gecesine Seher vaktine ve yol çıkışlarına gebe, Işığın doğurgan anasından. Sürdü halk dalının kırımı, yarayı gül yaprağıyla saran Gönüller çardağı Hacı Bektaş gününe dek. Yetişemediğinden ermiş dut ağacı Baba İshak O kanlı kıyımdan kalmadır, Anadolu'da açan her gelincik.." [1] | Sorunun gerçek yönlerini bulup ortaya çıkarma bütün bu -kalın çizgilerle belirtilmiş - nedenlerden ötürü titiz bir çalışma ister. Bu çalışmanın çizgisini sağlıklı olarak götürebilmek için de olayları geniş tabanlı tutmak gerekir. Bu noktada, çalışmanın can damarı yönlerine ağırlık verme yanı sıra, olayları gerilerden alıp gelmenin gerekliliği ortaya çıkar.
Genel bir örnekleme çalışmamızın yöntem ve alanını giderek amacını belirtme yönünden yararlı olur. En son söylenmesi gereken söylemleri en başa alırsak, diyebiliriz ki, Hacı Bektaş; Sarı Saltuk, Abdal Musa, Barak Baba ve Dede Garkın gibi Babalılar ayaklanmasına katılmış bir önderdir. Babalılar ayaklanması Selçuklu bozuk düzenine karşı bir duruş sergileyen önemli bir harekettir. Gerek Selçukluların gerekse oluşturdukları düzenin kenara itip yoksullaştırdığı kesimin o döneme yönelik konumları bir halk ayaklanmasına neden olacak yapıdadır. Anadolu'da kurulan düzenin "Asyatik" boyutlu olması çalışmamızın yönünü Asya içlerinden Anadolu'ya uzatılan bir çizgi üzerinde yürütmemizi gerektirir. Amacımız, Hacı Bektaş'ın gerçek kimliğini ortaya çıkarmak ve bununla beraber tarihimizde pek aydınlatılmamış zaman zaman da -kasıtlı olarak- çarpıtılmış Babalılar ayaklanmasına bir göz atmaktır. Babalıların bir devamı olduğu kesinlik kazanan Bektaşilerin bu geçiş dönemleri de üzerinde önemle durulması gereken bir noktadır. Hacıbektaş'ta bulunan Hacı Bektaş "kompleksi" bu geçiş döneminin zorlu boyutlarını "iş olmadan aş olmaz" söylemine koşut bir biçimde yansıtan seçkin bir örnektir. Burada bir tekke miskinliği göze çarpmaz. Yaşadığı dönemin bozuk düzenine karşı çıkarak çevresine ışık tutan Hacı Bektaş bir eylem ve düşün adamıdır. Onun bu yönlerini ortaya çıkarmak için olaylara geçmişten gelerek bakma zorunluluğu vardır. Bu nedenle Babalılar ayaklanması çalışmamızın odak noktası olarak saptanmış. Genişletilmiş İkinci Baskıya Önsöz Sayısız kültür ve uygarlığı yaratıp koruyan, birbirine bağlayarak taşıyan Anadolu topraklarıyla Anadolu insanının çok iyi tanındığı ve o ölçekte algılandığını söyleyemeyiz ne yazık ki. Çünkü buna zaman ayırıp, merak ve düşünce örneği yaklaşımları sergileyeceğimize, yani ışığı kendi içimizde arayacağımıza, yönümüzü Batı'ya çevirip ışığı oradan almaya çalışma kolaycılığını sergilemişiz. Işık bizim içimizde yansımış ama biz onu iyi görmemiş, görememiş, zaman zaman da söndürmeye çalışmışız. Bu ışığı yaratıp yaygınlaştıranlardan biri de Hacı Bektaş'tır. Halktan ve Haktan yana bir kişi olan bilge önder Hacı Bektaş'ın Anadolu bozkırında yaktığı ışığın öyküsü tam incelenmediği ve iyi bilinmediği için bilgisiz, çıkarcı ve yobaz insanların elinde değişime uğramış başkalaşmıştır. Yaygınlaştırılıp tüm Anadolu'yu ışıtması beklenilen aydınlığın üzerine atılan küller öyküyü gerçek kimliğinden soyutlayıp yabancılaştırmıştır. Günümüzde toplum ve ulus olarak çektiğimiz sıkıntıların temelinde bu aydınlığa atılan küllerin etkisi ve bu yabancılaşmanın izleri vardır. Öyküye gelince: Türk toplulukları Orta Asya'da tarımdan ziyade avcılık ve hayvancılıkla geçinen kabileler birliği olarak gözlenirdi. Göktürklerden sonra kurulan Uygur devleti yıkılınca Batı'ya geçmeye başlayan Türk toplulukları bu aşamadan önce İslam dinini kabul etmişlerdi. Türklerin İslam dinini benimsedikleri aşamada dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gereken bir nokta vardır: Türkler İslamiyeti İran kültürünün merkezi olan Horasan süzgecinden geçirerek alıyorlardı. Dolayısıyla Araplardan çok İranlıların etkisi söz konusuydu. Daha sonra Selçuklu Türklerinin egemenliğindeki İran üzerinden Anadolu'ya akmaya başlayan Türkler fethedilen toprakların dil, din, gelenek örneği kültür birimlerini özümleyerek Osmanlı'ya ulaşmışlardır. Denilebilir ki Osmanlı'ya ulaşıncaya kadarki aşamada varılan, konaklanan ve aşılan sınırlar Türk kültüründe yeni boyutlar oluşturmuştur. Nitekim Domaniç yaylası aşamasından sonra da Türk ve Türkiye kültürleri birlikte anılmaya başlamıştır. Göçer bir toplum için doğal sayılması gereken bu oluşum İslami yapı için yeni bir arguman getirmesi açısından dikkat çekicidir. Abdullah Tekin Ahlatlı olan Abdullah Tekin, Ankara Üniversitesi DTCF mezunudur. Uzun süre kamu kesiminde görev yaptı. Turizm Bakanlığı'ndaki Müşavirlik görevinden sonra özel sektörde çalışmaya başladı. Sırasıyla Pamfilya Turizm Seyahat Acentasında Genel Müdür Yardımcılığı, Kemer Tanıtım Vakfı ve Antalya Kültür Merkezi'nde Genel Müdürlük görevlerinde bulundu. Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu'nda Öğretim Görevlisi olarak da görev yapan Tekin'in yayımlanmış çalışmalarından biri (Ali Rıza Cihan'la birlikte) "Çağdaş Devlet Adamı İsmet İnönü" İnönü Vakfı'nın ödülünü aldı. Tekin'in Yayımlanmış diğer çalışmaları: - Cumhuriyet'le Bir Çeyrek Ömür - Vangölü. Güzelim Yaşam - Tehlikeyi Görmek - Türkiye'nin Turizm Sorunları ve Antalya Örneği - Atatürkçü Laiklik | Öz kültürle sınırlardaki kültürün yarattığı bileşim önemli ve çağdaş bir ekolün oluşmasını sağlamıştır: Laisizm. Bu yeni paradigma nehirin hem ötesinde (=Mavera-ün Nehr) hem berisinde onay bulup uygulandığında tepki ya da karşı çıkış bir yana; hayli ilgi görmüş, yandaş kazanmıştı. Kültürün değişim ya da birleşimindeki temel etmenlerin yarar, yenilik, değer ve uyuşma noktaları olduğu anımsanırsa İslam dininin bazı özelliklerinden ötede değer bulması kaçınılmaz olacaktı. Çünkü kadının toplumdaki yeri, şarap içme özgürlüğü, uzun saçlı olma ve benzeri yaşam biçimlerinden ödün vermek istemiyorlardı. Dahası İslam dinini kabul eden İranlıların "sufilik" yaklaşımını kendi Şamanlıklarıyla daha özdeş olarak görüyorlardı. Yani, İslam olmaya evet ama laisizm özellikleri taşıyan bir İslamiyet. Bu elbette köktendinciliğe hayır anlamına geliyordu. Laik karakterli heterodoks İslamın gizemci ve sufi yapısı bu temele dayanmaktadır. İslami çerçevede görülen laik yapının temellerini, sınırların yarattığı kültür atmıştır. Bu kültürün yarattığı ekolde kadına saygı, statüsüne öndelik, hoşgörü, sevgi ve hümanizm vardır.
Bu laik yapıyı yaşama geçirenlerle, İslamı her bir yana egemen kılmaya çalışanlar aynı topraklarda zorunlu olarak "simbiotik" bir çerçevede yaşamışlar ancak yaşamları çekişme, çelişme ve mücadelelerle geçmiştir. Eğer azınlıkta kalan laik kesim devletin yönetimini ele geçirmiş olsaydı, hiç kuşkusuz ülkenin kaderi değişirdi. Batı dünyasından daha ileri düşünceli insanların oluşturduğu toplum laisizm konusunda bütün dünya için seçkin bir örnek oluşturabilirdi. Osmanlının sınırlara itip ekonomik kıskaç içine almaya çalıştığı bu kesim yoksulluk ve yoksunluğa karşı direndiği zamanlarda "Kızılbaşlık" suçlamasıyla karşı karşıya kalarak yok edilmeye çalışılmıştır. Bu, Antalya civarındaki Şahkulu ayaklanmasında da, Anadolu'yu sarmalayan "Celali" olaylarında da böyle olmuştur. Ne var ki, bütün bu kılıçlı hareketlere karşın Anadolu laiklerinin yaktığı ateş, başlattıkları aydınlanma Cumhuriyet dönemine kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu kültürün Anadolu'ya çaldığı maya tutmuştur. Sınırlarda pekiştirilerek oluşturulan bu kültürü bir yaratıcı süreç, yaratıcı faaliyet olarak algılayıp değerlendirmeliyiz. Anadolu laikliğinin içinde olan bu kültürel ışık uzun yıllar fark edilmemiştir. Resmi tarihin yer ve önem vermediği noktada dikkat çekmeyen bu önemli ışığın yaygınlaştırılmaması tüm bir topluma ve ülkeye oldukça pahalıya mal olmuştur. Tarihi salt bir kahramanlık edebiyatı olarak değerlendirme yaklaşımı, bilimsel araştırmaları ikinci plana itmeyi başardığı için birçok önemli gerçek gibi Anadolu laisizmi de görülmemiş, yahut üzeri örtülerek gizlenmeye çalışılmıştır. Bilginin üretilmediği bir toplum manzarasıdır bu aslında. Gizlenilenin Anadolu'ya ışık getirecek, Anadolu'da çiçekler açtıracak duruluk, sevecenlik, eşitlik ve hoşgörü olduğu unutulmuş ne yazık ki. . Birçok alandaki sorunlarımızın ve çektiğimiz sıkıntıların kökeninde bu gerçek yatmaktadır. Sınırların yarattığı laik kültürü yok edenler sadece sınırları korumuşlar ve insanımızı hep bu sınırlarda yaşatmışlardır. İçindekiler SUNUŞ 11 Genişletilmiş İkinci Baskıya ÖNSÖZ 15 Bir Değerlendirme: 19 I. SELÇUKLULAR DÖNEMİNİN BAŞLANGICI 22 1) Genel Durum 22 2) Tasavvuf Akımları 25 II. ANADOLU'ya GÖÇ 31 III.ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMİ 35 1) Kuruluş Dönemi ve Genel Durum 35 2) Kurumlar ve Sosyo - Ekonomik Yapı 40 3) Dinsel Yapı 47 4) Kültürel Yapı 51 IV.BABALI AYAKLANMASI 55 1) Mevcut Ortam ve Ayaklanmayı Hazırlayan Nedenler 55 2) Ayaklanmayı Yönetenler 61 3) Hacı Bektaş'ın Kişiliği ve Ayaklanmadaki İşlevi 67 4) Babalılar Ayaklanıyor 74 V. BABALILARIN DERLENME ÇABALARI 81 1) Cimri Olayı 81 2) Babalıların Bektaşi Oluşu 84 3) Bektaş'ın Yeni Yaşamı 87 KARLI BİR DAĞ MASALI 93 Anadolu Laikliği Nedir? 97 KAYNAKÇA 103 Notlar [1] Kansu, Ceyhun Atıf: "Baba İshak." Özgür İnsan Dergisi, 6 (1972): 62. [2] Hacıbektaş Gazetesi, 5 Kasım 1976. Abdullah Tekin: Babalılar Ayaklanması - Hacı Bektaş'ın Ayaklanmadaki İşlevi ve Babalığı Bektaşiliğe Dönüştürmesi. Hacıbektaş ve Yükseköğretim Kurumlarına Yardım Derneği Yayınları No: 2, Ankara 2008 [Genişletilmiş 2. Baskı], 110 S., ISBN 978-975-01619-1-9 |