|
1920'li ve 1940'lı yıllar arasındaki Türk araştırmacılarının yapmış olduğu etnografya çalışmalarının, bir yandan arkeoloji ve müzecilik diğer yandan da folklor çalışmalarıylarıyla birlikte-beraber yürütüldüğü ve bu çalışmalarda cumhuriyetin bir ulus-bir halk-bir kimlik yaratma idealinin baskın olduğu görülmektedir. Bu dönemde Türk araştırmacılarının, çok yoğun olarak Türkmenleri, Yörükleri diğer bir deyişle Türkçe konuşan toplulukları ve Hatay sorununun çözümünde görüldüğü gibi Türkleştirilen Nusayrileri ya da Zazaları Türklük ideali-ideolojisi ve güneş-dil teorisi bazında ele aldıkları söylenebilir. Dini cemaat olarak Alevilerin araştırılması, dönemin devletin-cumhuriyetin radikal İslami unsurlardan arındırılması ve içerdiği Şamanistik kalıntılarla Türk Müslümanlığına en uygun bir sentez şeklinde algılamasından kaynaklanmıştır, denilebilir. Tabii ki burada diğer bir faktör, Alevi cemaatin Tahtacılarda ileriye sürüldüğü gibi, Anadolu yerli halkının kalıntıları olabileceği tezidir. Güneş-dil teorisi ve cumhuriyet ideolojisinin özel olarak Alevi cemaatinin üzerinde durmasının bir nedeni de bu tür tezlere karşı bir antitez oluşturmasıdır.
| 1. Etnografya ve Etnograf Hakkında
En genel ve kısa tanımıyla etnografya, halkların tanımlanması-betimlemesidir. Etnografyanın ne zaman bir bilim dalı olarak kullanıldığına dair değişik görüşler vardır. Bir görüşe göre "Ethnographie" teriminin J. H. Campe (1807) tarafından oluşturulduğu tahmin edilmektedir. O zamana kadar kaynaklarda rastlanılan "Ethnographie" kelimesinin Olorinus'un (Johann Sommer'in) "Ethnographia mundi" (1607, 1609) adlı eserine dayandığı tezi yanlıştır. Bu eserin adı, "Ethographia mundi"dir.[1] Diğer bir görüşe göre ise etnografya, bir bilim olarak 1770'li yıllarda coğrafya örnek alınarak tahminen Göttingen Üniversitesi'nde oluşturulmuştur.[2] Etnografya, ilk zamanlar "Völkerkunde" (etnoloji) ile aynı anlamda kullanıldı. 19. yy'da genel olarak etnoloji etnografyanın yerini aldı. Etnografya çalışmalarını Herodot'a kadar götürmek ve Herodot'u (MÖ 480-424) ilk etnograf olarak kaydetmek mümkündür. Herodot, Helenik dünyanın dışında kalan ve Yunanlı olmayan dünyayı dolaşmış, "Yunanlı olmayan insanların gelenek ve görenekleriyle yakından ilgilenmiş, ve bunları ön yargılara sapmadan, hoşgörü ile ve karşılaştırmaya başvurarak kaleme almıştır."[3]
Herodot, konuyla ilgili bir teori oluşturmuş değildir. Etnografyanın bütün kurallarına uymasına karşın, gözlemlerini kendi edindiği kültürel değerlerle karşılaştırmaktan da kurtulamamış olmakla birlikte, etnografyanın babası sayılmaktadır.[4] Etnografya, 1980'li yılların sonlarına kadar, sosyalist ülkelerde anabilim dalı olarak varlığını devam ettirdi. Gelişmiş ülkelerde etnografya, bugün için kelimenin esas anlamında kullanılmaktadır. Buna göre etnografya, yabancı toplumların değişik disiplinlerin bilimadamları tarafından -etnolog, denizci, misyoner vb.- betimlenmesidir. Her toplumun kendi etnografyası vardır. İlk yazarlara göre, "Völkerkunde" (ya da etnoloji) karşılaştırmalı ve betimlemeli olmak üzere ikiye ayrılmaktadır; "Völkerkunde"nin betimlemeli bölümü de etnografyadır. Etnografya, bilimsel bir disiplin olarak, karşılaştırmalı ve teorik çalışmaların önünde gelmemekte; tanımlama, betimleme ve teori, devamlı olarak birbirini etkilemektedir.
Etnografya sadece yabancı bir toplumun-kültürün betimlenmesi değil, bunun ötesinde bilgi toplamaktan ziyade sistematiğe dayalı teori kaynaklı tanımlanmasıdır. Zaman zaman bilgi edinme anlamında veya üst terim olarak alan araştırması anlamında kullanılmaktadır.[5] Bu da bilimsel gelenekten kaynaklanmaktadır. Çünkü, etnografın halkların tanımlamasını-betimlemesini yapabilmesi için, öncelikle bilgi toplaması gerekmektedir ki, onların yardımıyla araştırma konusunu analiz edebilsin.[6] Diğer bir anlatımla etnografya bir toplulukta ya da cemaatte katılımlı gözlem tekniğiyle yapılan araştırma ve bu araştırma sonucunda ortaya çıkan toplumun veya kültürün tanımı-tanımlanmasıdır.[7] Buna etnografik monografi de denilebilir ve etnografya, çoğu zaman etnografik monografi anlamında kullanılmaktadır. Bir etnograf, araştırmasını sağlıklı bir şekilde yürütebilmek, araştırdığı yabancı kültürün analizi sağlıklı bir şekilde yapabilmek için, • ele aldığı kültüre-topluma/topluluğa özgü geleneksel davranış kalıplarının anlamlarını göz önünde bulundurmalı; • dilini, önyargılarını iyi bir şekilde bilmeli; • sembolleri anlayabilecek bilgi donatımına sahip olabilmelidir.[8]
Etnografın temel görevi, kültürel yasaların ve kültürün gelişiminin sistematik şemasını oluşturabilmektir.[9] 2. Türkiye'de Etnografya Çalışmalarına Genel Bir Bakış a) Belirli Etnik Grup(lara) ve(ya) Dini Cemaat(ler)e Yönelik Cumhuriyet öncesi genel ve ağırlıklı olarak olarak Brown, von Luschan,[10] Bent, Vambery, Humann,[11] Mordtmann[12] gibi yabancı, Baha Sait[13] gibi yerli araştırmacıların, ayrı bakış açılarından, Osmanlı toplum yapısını oluşturan etnik unsurları ortaya koymak amacıyla başlattıkları antropolojik-etnolojik çalışmalar, etnografya ağırlıklı halk yaşantısına ilişkin özel ve yoğun bilgileri kapsamaktadır. Bu bakımdan, yabancı araştırmacıların oryantalist amaçlı sistematik bir şekilde gerçekleştirdiği etnografik nitelikli ilk çalışmalar -ki onlar coğrafya, arkeoloji (yüzey araştırmaları ağırlıklı) çalışmalarıyla birarada yürü(tül)müştür-, Osmanlı döneminde ve 19. yy.'ın ikinci yarısından sonra başlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarıyla birlikte Türkiye'de etnografya çalışmaları özel olarak öncelikle belirli bir etnik grubu ele alır; ona yönelik olarak gerçekleştirilirken Hasan Bahri,[14] Yusuf Ziya (Yörükan), Hamid Sadi,[15] Süleyman Fikri,[16] Taha Toros, Gıyas Yetkin,[17] A. Yılmaz gibi araştırmacılar ve(ya) derlemeciler, Anadolu etnografyasını içeren çalışmaları ya da derlemeleriyle göze çarpmaktadır. Sözü edilen araştırmacılar, Hasan Bahri dışında daha ziyade Tahtacıları konu edinen çalışmalar yapmışlardır. Kısmen Tahtacıları içeren; ama genelde Türkmenlerin ya da Yörüklerin hayat tarzlarını ele alan etnografik çalışmaları gerçekleştirenler arasında A. R. Yalgın, Kamil Su,[18] Kemal Güngör,[19] Osman Bayatlı,[20] Naci Kum (Atabeyli), H. Z. Koşay, W. Eberhard,[21] M. Ş. Ülkütaşır, Kemal Özbayrı,[22] Muharrem Eren[23] ve Rıza Yetişen akla ilk gelenlerdir. Bu arada değişik etnik gruplarla ve dini cemaatlerle ilgili, örneğin Kürtlere ve Zazalara yönelik çalışmalarıyla Nuri Dersimi,[24] Kadri Kemal Kop,[25] Naşit Uluğ,[26] Nazmi Sevgen, Ferber/Graesslin,[27] Gülsün Fırat[28]; Nusayrilere yönelik çalışmasıyla Hasan Reşit Tankut[29]; Yezidileri içeren çalışmalarıyla Şevket Beysanoğlu,[30] Ahmet Turan;[31] hem Yezidiler hem Süryanileri konu edinen çalışmasıyla Murat Özdemir[32] özel bir önem taşımaktadır. b) El Kitapları ya da "Kılavuz"lar Türkiye'de etnografyanın bir bilim olarak üniversitelerde yer alması ya da temellendirilmesi çalışmaları, özel etnik gruplarının dışında ve bunlara paralel olarak müzecilik ve folklor çalışmalarıyla birlikte yürütülmüş; el kitapları ya da kılavuzlar hazırlanmıştır.[33] Bu anlamda akla ilk gelen isimler, Mekteb-i Mülkiye'de verdiği dersleri "Etnografya (İlm-i Akvam)" (1327) adlı eserinde toplayan M. Sati[34] ile 1917'de İstanbul Darulfünun'unda yardımcı ders olarak etnografya veren[35] Mészáros'tur.[36] Ardından Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, bir folklor ve etnografya rehberi önermiş;[37] Haydar Ocakçıoğlu bir rehber hazırlamış;[38] Hamit Zübeyr Koşay da etnografyanın konu kümeleri üzerine Fındıkoğlu'ndan daha ayrıntılı ve derinlemesine bir sistematikle birlikte etnografyanın ne olduğu, yöntem(ler)i, yardımcı bilim dalları konularında geniş bilgiler sunmuştur.[39] Etnografik malzemenin koleksiyonlaştırılması/arşivlendirilmesi ya da müzede sunulmasını da ele alan Koşay, eserinin sonunda geniş bir bibliyografyaya yer vermiştir. 1947'ye gelindiğinde Remzi Oğuz Arık etnografik malzemenin arşivlenmesi ve müzede sergilenmesi konusunu tekrar açarak, arkeolojiyle etnografya arasındaki ilişkiye değinmiş;[40] uzun bir aradan sonra, Enise Yener (1960), Koşay'ın (1939) eserine benzer bir çalışma ortaya koymuş, etnografik çalışmalara yönelik bir "anket formu" da geliştirmiştir. Yener'in arkasından Naki Tezel 1969'da Fındıkoğlu, Koşay ve Yener'in de yaptığı gibi, bir kez daha etnografya (ve folklor) konu kümelerini belirlemiş;[41] Mehmet Şakir Ülkütaşır da o güne kadar etnografya alanındaki çalışmaları ana hatlarıyla özetlenmiştir.[42] c) Müzeler Türkiye'de bir yandan etnografya folklor çalışmalarıyla içiçe yürütülür, etnografyayla ilgili el kitapları-rehberler hazırlanır, derlemeler ve alan araştırmaları süreli ve süresiz yayınlarda yayınlanır, üniversitelerde dersler verilirken; diğer yandan da arkeoloji ve müzecilik çalışmalarıyla birlikte etnografya müzeleri ya da seksiyonları oluşturulmuş; etnografya müzesi rehberleri[43] yayınlanmıştır. 1924'te kurulması kararlaştırılan, 1925'te Macar bilimadamı Mészáros'un resmen müdür olarak görevlendirildiği Ankara Etnografya Müzesi, 1926'dan beri faaliyettedir.[44] Türkiye'deki etnografya çalışmalarında Macar ekolünün etkisi daha ziyade etnografik malzemenin arşivlendirilmesi, sınıflandırılması, koleksiyon haline getirilmesi ve sergilenmesi bağlamında kendini göstermektedir. Arkeolojik kazılarda etnografyaya yer verilmesi;[45] Arkeoloji müzelerinin yanında etnografya müzelerinin oluşturulması ya da arkeoloji müzelerinin içinde etnografya seksiyonlarının kurulması, cumhuriyetin ulus kimliğinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi kapsamında önem taşımaktadır. Bu noktada, CHP'nin yaptığı ve parti yayını olarak yayınladığı çalışmalarla halkevleri yayınları, yukarıda kılavuz/rehber kitaplar arasında sözü edilen Fındıkoğlu, Koşay ve Arık'ın yayınlarıyla paralel öne çıkarken, CHP'nin ve dolayısıyla devletin yönlendirmesiyle Antalya Müzesi'nin kurucusu Süleyman Fikri Erten'in[46]; Bergama Müzesi'nden Osman Bayatlı'nın[47] çabaları, kayda değerdir. Bu çalışmaların dışında, Topkapı Sarayı Müzesi Alayköşkü'ndeki Kenan Özbel Etnografya Müzesi'nin yanı sıra, Konya'daki Mevlana Müzesi ve Nevşehir Hacıbektaş'ta bulunan Hacıbektaş Arkeoloji ve Etnografya Müzesi[48] de inanca özgü etnografik malzemenin sergilendiği bir etnografya müzesi olarak karşımızda bulunmaktadır. Türkiye'de devlet müzelerinin yanı sıra oluşturulan özel müzelerden, etnografya müzeleri de nasibini almıştır. Bunlar arasında ilk anda göze çarpanlar, Edremit/Tahtakuşlar Köyü'nde Alibey Kudar'ın kurduğu ve 10 Haziran 1991'de açılan Tahtakuşlar Köyü Özel Etnografya Galerisi[49] ile İzmir/Urla Bademler Köyü'nde Musa Baran'ın kurduğu Çocuk Oyuncakları müzesidir. ç) Etnografik Monografi Geleneği Türkiye'de terimin içerdiği anlamda bilimsel olarak etnografik çalışma-araştırma geleneği,[50] önceleri bir süre AÜ DTCF Antropoloji Kürsüsü'nde çalışan Alman etnoloğu olan Eberhard'la, diğerine yönelik çalışmalarla -dolayısıyla Alman etnoloji ekolüyle- başlamıştır, denilebilir. Burada, onun Uzak Asya üzerine yaptığı çalışmaların etkisi önemlidir.[51] Yine Fransız ekolünün önemli temsilcilerinden Türkolog Jean-Paul Roux'nun Türkiye ve Türkler üzerine -bazen Kemal Özbayrı'yla birlikte[52]- yaptığı yayınların, etnografik monografi geleneğinin Türkiye'de yerleşmesi açısından önemi yadsınmamalıdır.[53] Tarihsel etnografik monografi geleneğinin temsilcilerinden konuyla ilgili örnek olarak İngiliz ekolünden Raphaela Lewis'in[54]; Macar ekolünden Béla Horvath'ın[55] çalışmaları gösterilebilir. Bu bağlamda, Kamil Su tarafından yapılan bir çalışma da dikkati çekmektedir. 17. ve 18. yy.larda Balıkesir kent hayatını ele alan bu çalışma, belirtilen dönemlerdeki pazar ve panayırları, gayrimüslimleri, kadın hayatını ve esnaf teşkilatını şer'iye sicillerinden hareketle gözler önüne sermektedir.[56] Sözü edilen araştırma, tarihsel etnografik monografinin bir prototipi gibidir.[57] Öte taraftan, köy çalışmalarının Türk bilimadamları arasında bir etnografik monografi ve karşılaştırmalı araştırmalar geleneğini başlattığı söylenebilir. İbrahim Yasa'nın Hasanoğlan köyü monografisinin[58] hemen arkasından Nermin Erdentuğ'un birbiri ardı sıra yayınlanan (biri Alevi, öteki Sünni) iki köyü ele alan çalışmaları[59] -her ne kadar "etnolojik tetkik" başlığını taşıyorsa da-, bu açıdan önemlidir. Nitekim, Erdentuğ'un çalışmalarından esinlenen ve o geleneğin bir kanadının temsilcisi kimi bilimadamlarının, "alan çalışması/araştırması"nı[60] -dolayısıyla (bilgi edinme anlamında üst terim olan) etnografyayı- bir "yöntem" olarak benimsediği görülmektedir.[61] d) Değişik Konu Kümeleri Değişik konu kümelerinde yayınlanmış etnografik çalışmalar arasında Ahmet Caferoğlu'nun ağızları,[62] Kemal Özbel'in[63] kilim-halı, giysi ve zanaatı; Sabiha Tansuğ,[64] Ayten Sürür,[65] ve Attila Erden'in[66] giyim-kuşamı; Musa Baran'ın çocuk oyunlarını; Orhan Acıpayamlı,[67] Ulla Johansen[68] ve Peter A. Andrews'in[69] konutu; Vahit Lutfi Salcı'nın oyunları ve müziği[70]; Kurt Reinhard,[71] Ursula Reinhard [72] ve Ahmet Yürür'ün[73] müziği; Malik Aksel'in kaligrafiyi[74] içeren araştırmaları ile Şiar Yalçın'ın Annie Kriegel'den yaptığı Fransız komünistleriyle ilgili çevirisi,[75] örnek ve bu konularda önemli etnografik araştırmalar olarak burada zikredilmelidir. Diğer taraftan Hamit Zübeyr Koşay'ın değişik konulara yönelik etnografya çalışmalarını birarada okuyucuya sunan eseri[76] ile İbrahim Aslanoğlu ve arkadaşları[77] ile Gündağ Kayaoğlu'nun[78] birbirinin devamı olan giyim-kuşam, bibliyografya, müze vb. alanlardaki makaleleri biraraya getiren eserleri bu bağlamda önemlidir. e) Tanımlayıcı, Sınıflayıcı ve Teorik Etnografya (ve folklor kılavuzları/rehberleri) hazırlanırken bazen onlarla birlikte[79] bazen de ayrı şekilde etnografyanın metodları üzerine -ki onlar teorik olmaktan uzaktır-tartışmalar da yürütülmüş;[80] etnografya (ve folklor) belgelerini araştırma ve toplama planları[81] ileriye sürülmüştür. Bu aşamadaki yayınlarda folklor ile olan birliktelik, devam etmiştir. 1960'lı yılların sonlarında ve 1970'li yıllarda etnografyanın bir bilim dalı olarak gelişmesi yeni bir ivme kazanmıştır. Bu bağlamda, 1967'de yapılan konar-göçer topluluklara yönelik bir doktora çalışması, dikkati çekmektedir. İsmail Beşikçi tarafından hazırlanan ve bir Kürt aşiretini içeren bu doktora çalışması, tanımlayıcı, sınıflayıcı ve teorik etnografik monografi geleneği için önemli bir açılımdır.[82] 1970'li yıllarla birlikte, Bozkurt Güvenç'in etnografik araştırmalar için bir dinamo görevi üstlendiği görülmektedir. O, önce Amerikalı etnolog Murdock'un arkadaşlarıyla birlikte yaptığı "Outline of Cultural Material" (1965) adlı çalışmanın bir bölümünü "Kültürel Muhteva ve Ögeler Rehberi" başlığı altında antropolojiye giriş mahiyetindeki eserinde yayınlayarak,[83] etnografik araştırmalar için sınıflayıcı bir örneği Türkçeye kazandırmıştır. Bu arada, Ayşe Kudat'ın, bir sanal akrabalık türü olan kirveliğe ve onun işlevine yönelik tanımlayıcı ve betimleyici araştırması yayınlanmıştır.[84] Konuyla ilgili kayda değer diğer bir çalışma, Mehmet Eröz'ün Alevileri-Bektaşileri araştırma konusu edinerek gerçekleştirdiği alan araştırmalarının sonucunu içeren eseridir.[85] Ardından Türkiye'deki bilimadamları arasında tanımlama, betimleme ve teorinin devamlı olarak birbirini etkilediği; kültürün bilgi toplamaktan ziyade sistematiğe dayalı teori kaynaklı tanımlanmasına örnek etnografya çalışması, Bozkurt Güvenç'in yönetiminde hazırladığı doktora tezi ile Ali Rıza Balaman tarafından yapılmıştır.[86] Bir süre sonra da Alman etnoloğu Werner Schiffauer, Türkiye'de bir köyü ele alarak, kaynak kişilerin hayat hikayelerinden sistematik bilgiler çıkardığı ünlü etnografya çalışmasının[87] ardından yine Almanya'da Peter Alford Andrews'in Türkiye'deki etnik (ve dini) gruplara yönelik tanımlayıcı-betimleyici ve sınıflayıcı araştırması[88] yayınlanmıştır. Bu arada, daha çok etnik ve dini açıdan tanımlayıcı, sınıflayıcı ve betimleyici çalışmalara yönelik bir ekol geliştiren Alman etnoloji ekolü, Türkiye etnografyasına yönelik kayda ve dikkate değer çalışmaları, ardı ardına sunmuştur. Bunlar, daha ziyade Kürtleri ve Alevileri konu edinmektedir. Ferber ve Graesslin'in bir Kürt köyünde sosyal ve ekonomik yapıyı, rol dağılımını, mimariyi ve yerleşimi, çocukların dünyasını, dinin günlük hayattaki rolünü, töreleri ve gelenekleri;[89] Eckardt-Aktaş'ın hayat hikayelerinden hareketle kadını araştırma konusu yapan ve kadının imajını, ailedeki rolünü ve işlevini, dedikoduyu[90] ele alan etnografyaları; Fırat'ın etnik ve dini kimliği -ideolojik de olsa- işlediği doktora tezi[91] bu bağlamda önemlidir. f) Üniversiteler 1950'li yıllarda bir ara bir Folklor ve Etnografya Enstitüsü'ne ihtiyaç duyulduğu[92] dile getirildiyse de bir etnografya kürsüsü/bölümünün ya da anabilim dalının oluşturulması mümkün olmamıştır. Etnografya, üniversitelerde İstanbul Darülfünun'undan sonra Ankara, İstanbul, Fırat, Hacettepe Üniversiteleri (Sosyal) Antropoloji (ve Etnoloji) Bölümlerinde; Ankara Üniversitesi DTCF Halkbilim (önceleri Anabilim Dalı, sonraları) Bölümü'nde ancak ana ya da yardımcı ders olarak, bazen de antropoloji dersleri içerisinde (Hacettepe Üniversitesi'nde olduğu gibi) verilmiştir/verilmektedir. Bununla birlikte zaman zaman gelişmekte olan üniversitelerin, örneğin Fırat/Elazığ ve Erciyes/Kayseri üniversitelerinin, yerel bazda yapılan (folklorla birlikte) etnografik çalışmalara-derlemelere yönelik sempozyumlar düzenlediği görülmüştür. g) Süreli Yayınlar (Dergiler) Etnografya çalışmaları, süreç içinde genelde derleme de olsa, süreli yayın faaliyetlerini doğrudan-dolaylı olarak etkilemiş, onlardan etkilenmiştir. Türkiye'de doğrudan etnografya terimini içererek yayınlanan dergiler arasında 1933'te çıkmaya başlayan 1940'lı yıllarda yayın hayatına son veren Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi ile 1956 yılından 1977 yılına kadar 16 sayı yayınlanan Türk Etnografya Dergisi önemli bir yer tutmaktadır. Bu iki derginin yanı sıra, etnografyayı içeren makalelere de önemli sayfalar ayıran dergiler arasında Türk Yurdu, Ülkü, Ün (Isparta), Önasya, Türk Folklor Araştırmaları, Tarih Dünyası, Türk Dünyası Araştırmaları, İçel Kültürü, Tarih ve Toplum, Toplumsal Tarih, Cem, Folklor ve Edebiyat, Türk Halk Kültürü Araştırmaları, Türk Halk Kültüründen Derlemeler, Kebikeç gibi dergilerden başka, AÜ DTCF Antropoloji Bölümü süreli yayın organı Antropoloji ile İÜ Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Bölümü süreli yayın organı Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Dergisi akla ilk gelenlerdir. Öte yandan, Türkiye dışında Fransa'da yayınlanan Turcica; Almanya'da yayınlanan Anthropos ve Orients gibi dergiler de zaman zaman kapsadığı konular açısından Türkiye etnografyasını ilgilendiren makalelere yer vermektedir. ğ) Ansiklopedi ve Sözlükler Türkiye'de etnografya çalışmaları içerisinde tanımlamaları, betimlemeleri, sınıflamaları ve gerektiğinde karşılaştırmaları yapabilmek kavramları-terimleri konu edinen sözlükler-ansiklopediler ayrı bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda Fuad Köprülü[93] Mehmet Şakir Ülkütaşır[94] ve Cevat Hakkı Tarım[95] öncülerdendir. Her üç yazarın hazırladıkları sözlükler-ansiklopediler, deneme mahiyetindedir ve birer sayıdan ya da fasikülden başka yayınlanmamıştır. Türkiye etnografyasını da içeren en önemli ansiklopedi İslam alemi, tarih, coğrafya, etnografya ve biyografya lügatı alt başlığıyla çıkan 7 ciltlik İslam Ansiklopedisi'dir. Sedat Veyis Örnek[96] ile Orhan Acıpayamlı'nın[97] hazırladıkları temel kavramlar-terimlerle ilgili sözlükler ise, günümüz etnografya çalışmaları için genel klasik başvuru kaynaklarıdır. Türkiye etnografyasına özgü kavramlar-terimler için Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan ve 1963'ten itibaren 1982'ye kadar 12 cilt halinde yayınlanan Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü temel kaynaklar arasındadır. h) Bibliyografyalar Etnografyacılar ve ilgilisi için, kuşkusuz en önemli kaynak-temel eserlerden birisi, Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkanlığı'nca hazırlanan ve 1971-1975 yılları arasında üç cilt halinde yayınlanan Türk Folklor ve Etnografya Bibliyografyası'dır. Ekip çalışmasıyla hazırlanan bu bibliyografyanın yanı sıra, belirli bir yöreyi ya da bir süreli yayında yer alan etnografik araştırmaları da içeren 1956 Yılında Etnografya ve Folklor Yayınları,[98] 1957 Yılında Etnografya ve Folklor Yayınları,[99] İçel Bibliyografyası (Halk Edebiyatı-Folklor-Etnografya)[100] ve Cevren Dergisi Folklor, Etnografya ve Halk Edebiyatı Bibliyografyası (Sayı: 1-40)[101] gibi kimi temel başvuru kaynağı bireysel bibliyografyalar hazırlanmıştır. Yine, Türkiye etnografyası üzerine ABD ve Amerikan üniversitelerinde yapılan araştırmaların neler olduğu konusundaki soruyu cevaplayan Türk Folkloru ve Etnografyası Üzerine Amerika'da Yayımlanmış Araştırmalar Bibliyografyası,[102] ilgilisi için son derece önemlidir. ı) Seminerler, Kongreler, Sempozyumlar Etnografya araştırmacılarının başvuracakları kaynakları ya da araştırma ve derlemeleri içinde barındıran önemli bir külliyat, yayınlanan sempozyum, seminer, kongre dizileridir. Doğrudan etnografyayı konu edinen ilk sempozyum, Avusturya Başkonsolosluğu Kültür Ofisi tarafından 11-13 Nisan 1973'te İstanbul'da düzenlenen Etnografya ve Bilimsel Filimler Sempozyumu'dur.[103] Bu sempozyumda etnografik filmler ile sorunlarının yanı sıra halk mimarisi de ele alınmıştır. Uzun bir arayla birlikte 1980'li yıllarda Fırat Üniversitesi tarafından I.'si ve II.'si düzenlenen Fırat Havzası Folklor ve Etnografya Sempozyumu'na gelinceye değin, etnografyayı ilgilendiren konulara yer veren seminer, kongre ve sempozyumlar arasında başta, 8-14 Ekim 1973'te Ankara'da yapılan I. Uluslararası Türk Folklor Semineri'yle[104] başlayan ve Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından 24-29 Haziran 1996 tarihleri arasında beşincisi düzenlenen Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi serisi gelmektedir. Fırat Üniversitesi tarafından 24-27 Ekim 1985 tarihleri arasında yapılan I. Fırat Havzası Folklor ve Etnografya Sempozyumu[105]ile 5-7 Kasım 1987'deki II. Fırat Havzası Folklor ve Etnografya Sempozyumu[106] Elazığ yöresi ve Fırat nehri havzası kültürüne; Erciyes Üniversitesi tarafından 3-5 Mayıs 1990 tarihlerinde yapılan Erciyes Yöresi Folklor, Halk Edebiyatı ve Etnografya Sempozyumu[107] Kayseri yöresine ilişkin kimi etnografik malzemenin ele alınması, işlenmesi ve ortaya konulması açısından önemlidir. Yine, I. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo-Kültürel Yapısı başlığı altında Antalya'da düzenlenen 26-27 Nisan 1993 tarihleri arasındaki Tahtacılar[108] ve 25-26 Nisan 1994 tarihleri arasındaki Yörükler[109] konulu sempozyumlar, etnograflar için dikkat çekicidir. 3. Etnografyayla İlgili Bir Sivil Toplum Örgütü: Avrasya Etnografya Vakfı 12 Eylül 1980 askeri darbesinin oluşturduğu süreçle birlikte siyasal partiler kapatılır; sendikalar, dernekler, vakıflar ve dolayısıyla sivil örgütlenme denetim altına alınırken; 1982 anayasasıyla sivil toplum örgütlerinin siyasetten uzaklaştırılması ya da siyaset dışında bırakılmasını sağlayan düzenlemeler yapılınca, o boşluğu, Türk Medeni Kanunu'nun 13.07.1967 tarih ve 903 sayılı kanunla değişen 73-81 maddeleri uyarınca sivil inisiyatifler doldurdu. 1980'li yılların sonlarına doğru sivil inisiyatifler, yavaş yavaş örgütleşmeye ve yasal bir nitelik haline dönüşmeye başlayınca, görünürde siyasal bir amaç taşımayan; ama çoğunlukla siyasal içerikli, siyasal hayata müdahale etmeyi, onu yönlendirmeyi, bazen de değiştirmeyi hedefleyen dernekler ve vakıflar oluştu. Özellikle 1990'lı yılların ortalarında gerçekleştirilen kısmi anayasa değişiklikleriyle sivil toplum örgütlerinin siyasi hayatta da yerlerini almayı sağlayacak değişikliklerle birlikte yeni bir sektörden söz edilir oldu.[110] Demokratikleşmenin dinamosu olarak kabul edilen yeni (ya da üçüncü) sektör, ekonomik açıdan gelişip, serpildikçe, siyasal -ki o etnik, dini ve ideolojik yapılanmaların herhangi birini, ikisini ya da üçünü birden içinde barındırmaktadır- açıdan da ağırlığını hissettirmeye başladı. İki ana merkez, ekonomi ve siyaset etrafında yoğunlaşan ve yeniden yapılanan sivil toplum örgütlerininden kimileri üçüncü bir merkez oluşturmaya yöneldi. Siyaset, ekonomi ve bilimin kesişme noktasında derneklerden ziyade vakıflar ön plana çıktı: TÜSES, TÜSEV, İSAV, Diyanet Vakfı, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı vb. gibi. Bu tür vakıflar, bilimsel amaçlı toplantılar düzenledi; süreli ve süresiz yayınlar yaptı; sergiler açtı; kitlelerine yönelik dokümentasyon merkezleri oluşturdu; Sosyalist Blok'un yıkılmasıyla birlikte dünyaya damgasını vuran globalleşme söyleminden de nasibini aldı. Nihayet İstanbul'da düzenlenen Habitat 2, Türkiye'deki sivil toplum örgütlerine önemli bir hareket-canlılık getirdi. Bütün bunlardan doğal olarak etnografya da etkilendi. Bilimsel içerikli süreli-süresiz yayınların, müzelerdeki seksiyonların, sergilerin, üniversitedeki derslerin dışında ilk kez sivil toplum örgütlenmesinde etnografyadan söz edildi. Böylece Türkiye'de etnografya çalışmaları, modern çağın gereklerine uyarak, süreç içerisinde sivil toplum örgütlenmesine de yansıdı. 1963 yılında Ankara'da Türk Etnografya ve Folklor Derneği adıyla kurulan;[111] ancak daha sonra akibetinin ne olduğunu bilemediğimiz bir dernekten yıllar sonra oluşturulan ve halen günümüzde varlığını sürdüren Türkiye'nin tek sivil etnografya kurumu, Avrasya Etnografya Vakfı'dır. Söz konusu vakıf, • Asya ve Avrupa'daki Türk toplulukları ve onlarla komşu olan çeşitli uluslara ve dinlere mensup etnik gruplarla ilgili akademik çalışmalar yapmak; • fiili (de facto) siyasi ve dini yapılanmalara aracı olmamak
ilkelerinden hareketle a) Türkiye kültürünün araştırılması, ortaya çıkartılması, geliştirilmesi ve korunması; b) Amacı doğrultusunda seminer, brifing, konferans, tartışma, sohbet toplantıları, araştırmalar, kurslar ve benzeri toplantılar düzenlemek; c) Kültürel faaliyetlerde bulunmak, aynı amaçla çalışan gerçek ve tüzel kişilere yardımcı olmak
için,[112] 28 Mayıs 1997 tarihinde Orhangazi'de kuruldu.[113] Vakıf amaçları doğrultusunda, - kültür mirasının korunması ve geliştirilmesi için dergi, kitap, broşür ve gazete çıkartma; - seminerler, konferanslar, sohbet toplantıları, tartışmalar, geceler ve benzer sosyal organizasyonlar düzenleme; - kültürel ve tarihi konularda araştırmalar yapma, yaptırma, kütüphaneler ve enstitüler kurma; - ilgi alanındaki fikir ve sanat eserleri sahipleriyle, bunları üretenlere ayni ve nakdi yardımlarda bulunma ve onları teşvik etme; - kültürle yakın ilişkisi ve yaygınlığı nedeni ile kitle haberleşme araçlarının en önemlileri olan sinema, video, müzik eserlerinin eğitici, öğretici, kültür yayıcı ve aktarıcı fonksiyonlarına işlerlik kazandırma; - İnternet'te etnografya sayfası açıp, bunu sürekli güncelleştirme; - sinema, tiyatro, müzik, halk oyunları ve edebiyat sahalarında gösterilen çalışmalara destek olma; - etnografya ve kültür mirasını oluşturan tarihi eser ve anıtları restore etme, edenlere destek olmak veya o kültürü yaratanları araştırma, araştırmaları teşvik etme; - etnografya müzelerinin kurulmasına olanak, varolan etnografya müzelerine de maddi kaynak sağlama; - kurulan müze, enstitü, dokümantasyon merkezi, okul ve açılan kursların kapasitelerinin arttırılması için çalışmalar yapma; - yurt içinde ve dışında benzer amaçlarla kurulmuş ve kurulacak vakıflarla ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliğinde bulunma
faaliyetlerine[114] girişti: 1) Avrasya Etnografya Vakfı, kurulmasıyla birlikte, bir dokümentasyon merkezi kurdu. Türkiye'de etnografik yayınların yer aldığı en büyük özel kütüphanesiyle; Türkiye etnografyasını kapsayan 50.000'in üzerinde siyah-beyaz ve binlerce renkli fotoğraflar, slaytlar ve negatifleriyle birlikte ses ve görüntü arşivini oluşturdu. 2) Kısa sürede İstanbul, İzmir, İtalya, Almanya ve İngiltere'de temsilcilikler için girişimler başlattı. 3) Avrasya Etnografya Vakfı, globalleşmeye en hızlı ayak uyduran sivil toplum örgütlerinden birisi olarak, kısa süre içerisinde internete girdi; internet web sayfaları-siteleri aracılığıyla tanıtım ve yayın faaliyetlerine başladı.[115] 4) Daha önce etnografya alanına yönelik değişik dergilerde yayınlanmış makaleleri ya da ansiklopedi maddelerini iktibas ederek yeniden meraklısının dikkatine sunmak amacıyla çıkarılan Alıntı (Avrasya Etnografya Vakfı Üç Aylık Etnografya Dergisi)'nın ilk sayısı (Yaz 1997) 1997'de Şamanizm Dosyası'yla yayın hayatına atıldı.[116] Dergi, ikinci sayısının (Kış 1997-98) ardından[117] sadece internette yayınlanmaktadır.[118] Vakıf, süreli yayını Alıntı'nın dışında Türkiye etnografyasıyla ilgili orijinal araştırmaların yanı sıra çevirilere de yayınları arasında yer verdi. Bu bağlamda, • Charles Texier adlı bir Fransız gezginin hazırladığı Asie Minoure adlı kitabın ikinci bölümü, Bithynia adıyla Raif Kaplanoğlu tarafından Türkçeye kazandırılarak okuyucuya sunuldu:[119] Eser, Texier'in 1830'lu yıllarda Anadolu'da yaptığı geziyi içeren gözlemlerinden oluşmaktadır. Ancak, bundan da önemlisi, o döneme özgü Anadolu coğrafyası, arkeolojisi ve etnografyası üzerine ayrıntılı bilgiler-gözlemleri içermektedir. Döneminin etnografya geleneğini yansıtması açısından Texier'in eserinin seçilerek yayınlanması, okuyucuya sunulması dikkate değer bir çalışmadır.[120] • Raif Kaplanoğlu'nun Bursa'da Mübadele adlı araştırması yayınlandı:[121] Kaplanoğlu'nun adı geçen eseri, 1923-1930 tarihleri arasında Yunanistan'dan mübadele antlaşmalarıyla Müslüman azınlığın bir göçmen kenti olan Bursa'ya gelmesini irdelemektedir. Sözel ve yazılı tarih arasındaki ilişkilerin kurulduğu bu araştırmada, mübadele öncesi ve sonrası koşullarla, mübadele ve iskan süreci, etnik yapıyla birlikte ayrıntılarıyla ele alınmaktadır. Kitabın ekinde yer alan fotoğrafların her biri ayrı bir etnografik belge niteliğindedir. Söz konusu araştırma, etnik açıdan heterojen bir yapıya sahip olan Türkiye'nin değişik bir kesitini gözler önüne sermektedir.[122] • Mustafa Destereci'nin hazırladığı Yusuf Ziya Yörükan ve Tahtacılar[123] adlı eser yayınları arasında yer aldı:[124] Bu eser, 1920'li yıllarda Tahtacılar üzerine en ayrıntılı çalışmayı gerçekleştiren Yusuf Ziya'nın 1929-1931 yılları arasında İstanbul Darülfünun İlahiyat Fakültesi Mecmuası'nda yayınlanan konuyla ilgili makalelerinden ibarettir.[125] Destereci, esere yazdığı girişte, Tahtacıların kim olduğunu sorgulamakta; Tahtacılar üzerine yapılan araştırmalara değinmekte; Yusuf Ziya Yörükan bibliyografyası ile Tahtacılar üzerine genel bir bibliyografya sunmaktadır.
5) Bunların yanı sıra, vakıf, diğer çalışmalarına paralel olarak, müzecilik faaliyetlerini de çalışma kapsamı içine aldı. Orhangazi'de Kenan Özbel Etnografya Müzesi ile bir Metal El Sanatları Müzesi oluşturmak için girişimler başlattı. 4. Sonuç Yerine Türkiye'de etnografya çalışmaları cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet dönemi olmak üzere iki kısımda ele alınabilir. Etnografyanın bir bilimsel disiplin olarak Türkiye'de geliştirilmesinde yabancı bilimadamlarının -buna dayalı olarak da Alman etnoloji ve Fransız Türkoloji ekollerinin- önemli katkıları bulunmaktadır. Bu arada etnografya çalışmalarının Türkiye'de gelenekselleşmesini sağlayan önemli etkenler arasında yayın faaliyetlerinin ilk sırayı aldığı söylenebilir. Bu tür yayınlar a) değişik etnik gruplara b) değişik dini cemaatlere
yöneliktir. 1920'li ve 1940'lı yıllar arasındaki Türk araştırmacılarının yapmış olduğu etnografya çalışmalarının, bir yandan arkeoloji ve müzecilik diğer yandan da folklor çalışmalarıylarıyla birlikte-beraber yürütüldüğü ve bu çalışmalarda cumhuriyetin bir ulus-bir halk-bir kimlik yaratma idealinin baskın olduğu görülmektedir. Bu dönemde Türk araştırmacılarının, çok yoğun olarak Türkmenleri, Yörükleri diğer bir deyişle Türkçe konuşan toplulukları ve Hatay sorununun çözümünde görüldüğü gibi Türkleştirilen Nusayrileri[126] ya da Zazaları Türklük ideali-ideolojisi ve güneş-dil teorisi[127] bazında ele aldıkları söylenebilir. Dini cemaat olarak Alevilerin araştırılması, dönemin devletin-cumhuriyetin radikal İslami unsurlardan arındırılması ve içerdiği Şamanistik kalıntılarla Türk Müslümanlığına en uygun bir sentez şeklinde algılamasından kaynaklanmıştır, denilebilir. Tabii ki burada diğer bir faktör, Alevi cemaatin Tahtacılarda ileriye sürüldüğü gibi, Anadolu yerli halkının kalıntıları olabileceği tezidir. Güneş-dil teorisi ve cumhuriyet ideolojisinin özel olarak Alevi cemaatinin üzerinde durmasının bir nedeni de bu tür tezlere karşı bir antitez oluşturmasıdır. Öte yandan, yer altındaki kültür değerlerinin bulunması, gün ışığına çıkarılması ve Anadolu'nun eski uygarlıklarının güneş-dil teorisi çerçevesinde Türk olduğunun kanıtlanması amacıyla yürütülen arkeolojik kazıların yer aldığı çevrede-yörede yaşayan köylülere yönelik yapılan yüzey araştırmalarında, o gün için yaşayan kültürle toprak altında gömülü duran antik kültür arasındaki bağlantıyı kurmak için etnografyadan yararlanılmıştır. Bu nedenle, (günümüze değin) Türkiye'de müzecilik faaliyetleri içerisinde, teknik alt yapıyı hazırlayan Macar ekolünün de etkisiyle etnografyanın arkeolojiyle birlikte -at başı- gelişti(rildi)ği söylenebilir. Bugün, hemen hemen Türkiye genelinde her müzede etnografya seksiyonları arkeoloji seksiyonlarını tamamlamaktadır. Bu bağlamda etnografya çalışmaları, folklorik malzemenin arşivlenerek sergilenmesi niteliğine bürünmüş gözükmektedir. Nitekim, etnografya kılavuzları/rehberleri birer el kitabı iddiasında ilgilisine folklorun konu kümeleriyle içiçe girmiş bir şekilde sunulmuştur. Müze ve müzecilikle ilgili çalışmalarda etnografya, folklorik malzemeye yönelik arşiv, kataloglama ve sergileme yöntemi ya da tekniği niteliğinde karşımıza çıkmaktadır. 1950'li yıllardan itibaren ise, özellikle yabancı bilimadamlarının Türkiye üzerine yaptığı etnografik araştırmaların, Türkiye'de bir bilimsel disiplin olarak etnografyanın gelişmesinde önemli katkı sağladığı belirtilebilir. Bu araştırmaların, Türk etnografya geleneğinde metodik açıdan diğerine yönelik bir bakış tarzı ya da yaklaşım, tanımlama, sistematize etme ve karşılaştırma yeteneği kazandırdığı söylenebilir. Bu yaklaşım tarzı, daha sonra Bozkurt Güvenç yönetimindeki Beytepe antropoloji ekolünün benimseyeceği bir yaklaşım tarzı olacaktır. Etnografyayı konu edinen yayın faaliyetlerine bakıldığında, bu tür faaliyetlerin zaman zaman özel etnografya dergilerinde ya da etnografyayı kapsayan makalelere yer veren değişik dergiler aracılığıyla süreli yayın faaliyetlerini de kapsadığı görülmektedir. Yayınlar, gerek makale gerek kitap olsun, yabancı araştırmacılar dışında önceleri derlemeleri, çevirileri; zamanla da sistematik bilgileri ve teorileri içermektedir. Burada dikkati çeken husus, etnografyanın Erdentuğ ile birlikte, AÜ DTCF'ye bağlı sosyal antropoloji ekolü içerisinde bir yöntem olarak -alan araştırması şeklinde- algılanmasıdır. Etnografik araştırmalar, genel olarak süreli ve süresiz yayınlarda; kongre, sempozyum ve seminerlerde; sözlük ve bibliyografyalarda da folklor çalışmalarıyla birlikte-içiçe ilgilisine sunulmaktadır. Etnografya ile folklor araştırmaları, birarada ve içiçe ilgilisine-meraklısına sunulur; 1980'li yıllarda üniversitelerde peşpeşe önceleri folklor (halkbilim) anabilim dalları, sonraları bölümleri kurulurken, bu konuda etnografyayla ilgili herhangi oluşumun olmaması, dikkat çekicidir. Söz konusu yıllar, Avrupa'da diğerine ve onun kimliğine yönelik çalışmalarda etnografyanın oldukça ön plana çıktığı; Türkiye'de ise Kürt olgusunun ve kimliğinin kamuoyunda ağırlıklı bir sorun haline dönüştüğü yıllardır. Ulus ve tek kimlik ilkesi doğrultusunda kendine yönelik çalışmaları kapsayan folklorun öne çıkarılmasının, diğerinin ideolojik anlamda Türkleştirilmesine-Türkmenleştirilmesine[128] yarar sağladığı söylenebilir. Bu noktada, etnografyanın, neden folklora paralel olarak üniversitelerde kürsüleş(e)mediği -ana ya da yardımcı ders şeklinde kaldığı-bırakıldığı- de anlaşılabilir. Türkiye'de folklorun gelişim sürecinde, Sedat Veyis Örnek-Orhan Acıpayamlı'nın oluşturduğu Alman etnoloji ekolünün zayıfladığı ve Şükrü Elçin'in temsil ettiği tek (etnik) kimliği savunan halkedebiyatı ekolünün egemenliğine girdiği dikkate alınırsa, (muhtevası değiştirilmiş-dönüştürülmüş) etnografyanın bu tarz folklorcular için de tıpkı Erdentuğ'un temsil ettiği ekolde görüldüğü gibi, halkedebiyatı malzemelerini toplayabileceği, tanımlayabileceği, sınıflandırabileceği bir alan araştırması, yöntemi ya da tekniği şeklinde algılanma olasılığı giderek artmaktadır. Buna karşın, Alman etnoloji ekolünün yadsınamaz etkisiyle gelişen tanımlayıcı, sınıflayıcı, karşılaştırmalı ve teorik araştırmalar, etnografyanın değişik konu kümelerinde varlığını hissettirmesine yol açarken, diğerini ve kimliğini içeren teorik tartışmalarda önemli ve vazgeçilemez bir konum almasını sağlamıştır. Bilimsel bir disiplin olarak gelişme sürecinde etnografya, bir yandan üniversitelerde ana ya da yardımcı ders niteliğinde varlığını sürdürürken, diğer yandan da modern çağın gereklerine uygun biçimde özel müzelere damgasını vurmakta; sivil toplum örgütlerinde örgütlerin var oluş amacı olarak yer almaktadır. Etnografya, sadece Türkiye'de ve Türkiye dışında yapılan bilime katkı yapan kimi çalışmalarla-araştırmalarla değil, teknolojinin olanaklarıyla ve elektronik iletişim ağlarıyla da (herşeye rağmen) Türkiye etnografyası olarak, ulusal sınırları aşmıştır. Bu sayede etnografya, artık üniversitelerde belirli kitlelere yönelik bir ders olma niteliğinde değildir. Kuşkusuz, Türkiye etnografyasını bu aşamaya getiren süreçte sivil toplum örgütlerinin -ya da yaptığı yayınlar ve çalışmalarla Avrasya Etnografya Vakfı'nın- de katkısı büyüktür. Notlar [1] Bkz. Wilhelm E. Mühlmann, Geschichte der Anthropologie, Wiesbaden 1986, s. 78. [2] Bkz. Hans Fischer, "Ethnographie" W. Hirschberg (Hrsg.), Neues Wörterbuch der Völkerkunde, Berlin 1988, s.129. [3] Bkz. C. W. M. Hart, "İlk Ders", Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Bölümü Dergisi, (1971) 1: 9; krş. Mühlmann 1986: 25. [4] Bkz. ve krş. Mühlmann 1986: 25. [5] Bütün bunlar için bkz. ve krş. Fischer 1988: 129; Frank Robert Vivelo, Handbuch der Kulturanthropologie: Eine grundlegende Einführung, (Die Übers. aus d. Amerikan. besorgte Erka Stagl), Stuttgart 1981, s. 45. [6] Bkz. ve krş. C. A. Schmitz, "Vorwort", C. A. Schmitz (Hrsg.), Kultur, Frankfurt a. M. 1963, s. 1. [7] Bkz. Vivelo 1981: 316. [8] Krş. Edward B. Tylor, "Die Culturwissenschaft", C. A. Schmitz (Hrsg.), Kultur, Frankfurt a. M. 1963, s. 40. [9] Krş. Tylor 1963: 49-50. [10] Örnek olarak bkz. Felix von Luschan, "Die Tahtadschi und andere Überreste der alten Bevölkerung Lykiens", Archiv für Anthropologie, 29 (1891): 31-54; "The Early Inhabitants of Western Asia", Journal of the Royal Anthropological Institute, xLı (1911): 221-244. [11] Bkz. K. Humann, "Über die Ethnologie Klein-Asiens", Verhandlungen der Gesellschaft für Erdkunde in Berlin: 7, Berlin 1880. [12] Bkz. J. H. Mordtmann, Vier Vortraege über Vorderasien und die heutige Türkei, Berlin 1917. [13] Bkz. Nejat Birdoğan (Ed.), İttihat-Terakki'nin Alevilik Araştırması (Baha Sait Bey), İstanbul 1994. [14] Bkz. Hasan Bahri, Anadolu Köy Düğünleri, (Haz. Güner Sernikli), Ankara 1979. [15] Bkz. Hamit Sadi, "Tahtacılar", Türk Yurdu, 4 (1926) 21: 211-217; krş. Felix von Luschan, Völker, Rassen, Sprachen, Berlin 1927. [16] Bkz. Süleyman Fikri, "Anadolu'nun Dini Etnografyası: Teke Vilayetinde Tahtacılar", Türk Yurdu, 5 (1927) 29: 477-489. [17] Bkz. Gıyas Yetkin, Edremit, Balıkesir 1939. [18] Bkz. Kamil Su, Balıkesir ve Civarında Yürük ve Türkmenler, İstanbul 1938. [19] Bkz. Kemal Güngör, Cenubi Anadolu Yürüklerinin Etno-Antropolojik Tetkiki, Ankara 1941. [20] Örnek olarak bkz. Osman Bayatlı, Bergama'da Alevi Gelini ve İnançları, İzmir 1957. [21] Bkz. Wolfram Eberhard, "Nomads and Farmers in South-eastern Turkey", Orients, 6 (1953) 1: 32-49. [22] Bkz. Kemal Özbayrı, Tahtacılar ve Yörükler, Paris 1972. [23] Bkz. Muharrem Eren, Kocaavşar Köyü ve Tarihte Avşarlar, İstanbul 1992. [24] Örnek olarak bkz. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep 1952. [25] Bkz. Kadri Kemal, Anadolu'nun Doğu ve Cenupdoğusu, Ankara 1933; Kadri Kemal Kop, Araştırma ve Düşüncelerim, 2 inci Kitap, İstanbul 1935. [26] Bkz. Naşit Uluğ, Tunceli Medeniyete Açılıyor, İstanbul 1939. [27] Bkz. Oda Ferber/Doris Graesslin, Die Herrenlosen: Leben in einem kurdischen Dorf, Bremen 1988. [28] Bkz. Gülsün Fırat, Sozioökonomischer Wandel und ethnische Identitaet am Beispiel einer kurdisch-alevitischen Kleinstadt, -Doktora Tezi- Bielefeld 1994. [29] Bkz. Hasan Reşit Tankut, Nusayriler ve Nusayrilik hakkında, Ankara 1938. [30] Bkz. Şevket Beysanoğlu, İnançları, Gelenek ve Görenekleri ile Yezidiler, Ankara 1988. [31] Bkz. Ahmet Turan, Yezidiler: Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları, İnançları Örf ve Adetleri, Samsun 1993. [32] Bkz. B. Murat Özdemir, Yezidiler ve Süryaniler, İstanbul 1988. [33] Krş. Sedat Veyis Örnek, Türk Halkbilimi, Ankara 1977, ss.76-83. [34] Bu konuda bkz. EniseYener, Etnografya Kılavuzu (Halk Sanat ve Geleneklerini Derleme Kılavuzu), Ankara 1960, s.30. [35] Bkz. Yener 1960: 30. [36] Mészáros, "Halk Üzerine Tetkik Usulleri", Türk Yurdu 1 (1341) 6: 497-509. [37] Bkz. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Folklor ve Etnografya Kılavuzu, İstanbul 1949. Bu eserin ilk baskısı 1927'de genişletilmiş ikinci baskısı 1949'da yapılmıştır. [38] Bkz. Haydar Ocakçıoğlu, Etnografya Kılavuzu, İstanbul 1938. [39] Bkz. Hamit Zübeyr Koşay, Etnografya ve Folklor Kılavuzu, Ankara 1939. Koşay, bu eserini "Macarca Neşriyata İstinaden" hazırlamıştır. [40] Bkz. Remzi Oğuz Arık, Halkevlerinde Müze, Tarih ve Folklor Kılavuzu, Ankara 1947. [41] Bkz. Naki Tezel, Türkiye Folklor ve Etnografya Kılavuzu, Ankara 1969. [42] Bkz. Mehmet Şakir Ülkütaşır, Cumhuriyetle Birlikte Türkiye'de Folklor ve Etnografya Çalışmaları, Ankara 1973. [43] Bkz. Osman Aksoy (Haz.), Etnografya Müzesi Rehberi, İstanbul 1980. [44] Bkz. Yener 1960: 31-32. [45] Bkz. Hamit Zübeyr Koşay, Anadolu'nun Etnografya ve Folkloruna Dair Malzeme: Alacahöyük, Ankara 1951. [46] Bkz. Süleyman Fikri Erten, Antalya Vilayeti Tarihi, İstanbul 1940. [47] Bkz. Osman Bayatlı, Bergama'da Köyler: Pınarköy, Narlıca, Tepeköy, Yalnızev, İzmir 1944; Bergama'da Köyler: Tırmanlar, İzmir 1945; Bergama'da Köyler: Bölcek Köy, İzmir 1945. Çalışmaların tamamı CHP Halkevi yayınlarındandır. [48] Bkz. Bedri Noyan, Hacıbektaş'ta Pirevi ve Diğer Ziyaret Yerleri, İzmir (1964?); Ozan Sağdıç, Hacıbektaş Kılavuzu, Ankara (t.y.), ss. 15-51; Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü (Yay.), Hacıbektaş Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, (Ankara) (1993). [49] Bkz. Alibey Kudar, Tahtakuşlar Köyü Özel Etnografya Galerisi, İstanbul 1994. Tahtakuşlar Köyü Özel Etnografya Galerisi, yayın faaliyetleri de yapmaktadır: Örnek olarak bkz. Alibey Kudar, Tahtakuşlar Sözlüğü, [İstanbul] 1997. [50] Macar ekolünden etkilenen Hamit Z. Koşay'ın çalışmalarını daha çok müzecilik geleneği içinde değerlendirmek mümkündür. [51] Bkz. W. Eberhard, En Eski Devirlerden Zamanımıza Kadar Uzak Doğu Tarihi, Ankara 1957. [52] Bkz. Jean-Paul Roux/Kemal Özbayrı, "Quelques notes sur la religion des Tahtacı nomades bucherons de la Turquie méridionale", Revue des Études Islamiques, 1964: 45-86. [53] Örnek olarak bkz. Jean-Paul Roux, La Turquie, Paris1953; Les traditions des nomades de la Turquie méridionale, Paris 1970. [54] Bkz. Raphaela Lewis, Osmanlı Türkiyesinde Gündelik Hayat (Adetler ve Gelenekler), (Çev. Mefkure Poroy), İstanbul 1973. Lewis, özellikle adı geçen çalışmasında Osmanlı'da aile ve gündelik hayatın etnografisini vermektedir. [55] Bkz. Béla Horvath, Anadolu 1913, (Çev. Tarık Demirkan), İstanbul 1996. Horvath'ın Ankara, Nevşehir, Niğde, Konya ve Karaman'a yönelik etnografik gözlemleri son derece önemlidir. [56] Bkz. Kamil Su, XVII ve XVIII inci Yüzyıllarda Balıkesir Şehir Hayatı, İstanbul 1937. [57] Tarihsel etnografik monografi geleneği için en önemli yardımcı kaynaklar şer'iye sicilleri, salnamelerdir. [58] Bkz. İbrahim Yasa, Hasanoğlan Köyü, Ankara 1955. Yasa, yıllar sonra değişimi belirleyebilmek amacıyla aynı köy üzerine karşılaştırmalı bir çalışma daha yapmıştır. Bunun için bkz. İbrahim Yasa, Yirmibeş Yıl Sonra Hasanoğlan Köyü, Ankara 1969. [59] Bkz. Nermin Erdentuğ, Hal Köyünün Etnolojik Tetkiki, Ankara 1956; Sun Köyü, Ankara 1959. [60] Örnek olarak bkz. Belkız Temren, Bektaşiliğin Eğitsel ve Kültürel Boyutu, Ankara 1994, s. 4. [61] Krş. Gürbüz Erginer, "Monografi Yönteminin Ana Nitelikleri (Halkbilimde Monografik Çalışmalar)", Antropoloji, (1985) 12: 257-267. [62] Bkz. Ahmet Caferoğlu, Aydın İli Ağızlarından Örnekler ve Etnografya Bakımından Özellikleri, Ankara 1966. [63] Örnek olarak bkz. Kenan Özbel, Anadolu Kadın Kılıkları, Ankara [1947]; Anadolu Kilimleri, Ankara 1948; Anadolu Halı Seccadeleri, Ankara [1949]; Beledi Dokumaları, Ankara [1949]; Gürün Şalları, Ankara 1949; Kasnak İşleri, Ankara 1949; Konya Kaşıkları, Ankara 1949. [64] Örnek olarak bkz. Sabiha Tansuğ, Türkmen Giyimi, İstanbul 1985. [65] Bkz. Ayten Sürür, Ege Bölgesi Kadın Kıyafetleri, İstanbul 1983. [66] Bkz. Attila Erden, Anadolu Giysi Kültürü, Ankara 1998. [67] Bkz. Orhan Acıpayamlı, "Acıpayam ve Çevresinde Mesken ve Meskenle İlgili Etnografik Araştırmalar", AÜ DTCF Dergisi, 12 (1954) 3-4: 163-216; Meskenin Etnografya ve Folkloru İle İlgili Anket Soruları", Antropoloji, (1964) 2: 141-155. [68] Bkz. Ulla Johansen, "Güneydoğu Anadolunun Göçmen Çadırları", (Çev. Ayhan Ataman) AÜ DTCF Dergisi, 24 (1966) 1-2: 43-49; "Türklerde Çadır Kültü: Alacık", (Çev. Fikret Elpe) Türk Dünyası Araştırmaları (1979) 2: 29-44 ve özellikle göçerler üzerine bkz. "Nomaden im Taurosgebirge", Vom Bosporus zum Ararat, Münster 1981, ss. 159-164; "Die Esten in Anatolia", P. A. Andrews (Hrsg.), Ethnic Groups in the Republic of Turkey, Wiesbaden 1989, ss. 538-540. [69] Bkz. P. A. Andrews, "Anadolu'nun Keçe Çadırları", (Çev. Mügül Andrews), Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Dergisi, (1986) 4: 1-32. [70] Bkz. Vahit Lutfi Salcı, Gizli Türk Halk Musikisi ve Türk Musikisinde (Armoni) Meseleleri, İstanbul 1940; Gizli Türk Dini Oyunları, İstanbul 1941. [71] Örnek olarak bkz. Kurt Reinhard, Türkische Musik, Berlin 1962; "Grundlagen und Ergebnisse der Erforschung türkischer Musik", Acta Musicologica 44 (1972): 266-280; "Bemerkungen zu den aşık, den Volkssängern der Türkei" Perspectives on Asian Music. Essays in Honour of Dr. Laurence E. R. Picken. (Asian Music. 6) New York 1975, ss. 189- 206; |