|
Çoğu Türk, bu otelleri İslami muhafazakârlığın bir işareti ("the impact of religious conservatism") olarak gösteriyor. İbadet etmeyen bir Müslüman ("a non-practising Muslim") olan Şerafettin Ulukent de fanatiklerden payına düşeni almış. Bir misafirin, bayanlara tahsis edilen yüzme bölgesinden gelen müzik sesine sinirlendiğini söyleyen Ulutürk, "Adam bunun günah olduğunu söyledi ve biz de buranın bir morg değil otel olduğunu söyleyerek, sakinleşmesini istedik" diyor... Bengisu Karaca, şu an itibariyle ile zevk ve dindarlık arasındaki dengeyi bulmaya yönelik hayallerini ertelemiş görünüyor ve tatile gitmiş kapalı bir kadını, konserin ortasında detone olmuş bir şarkıcıya ("an out-of-tune singer in the middle of a concert") benzetiyor.
| 1980'lerde Türkiye'nin Ege kıyılarındaki bir koyda Şerafettin Ulukent, ilk tatil köyünü açtığında, ilk misafirleri koyun sert rüzgarı, soğuk birası ve kumsal partilerinden hoşlanan Alman sörfçülerdi. Ancak tur operatörlerinin ilgilenmediği 100 kadar muhafazakar Müslüman Türk'e ("conservative Turkish Muslims") yardım etmek için devreye girdikten sonra geri dönüş olmadı.
"Sörfçüler eğlenceliydi, ancak bu insanların da çok parası vardı" ("The surfers were fun, but these people had real money") diyen Ulukent'in oteli, Türkiye'de, özellikle dindar Müslümanları ("devout Muslims") ağırlamaya yönelik ilk tesislerden biri. Otelde; alkol satışı yapılmazken, ayrı güneşlenme alanları ve günde beş kez ezan okuması için ayda 60 sterlin fazla kazanan bir aşçı bulunuyor. Aradan 10 yıl geçtikten sonra İslamcı turizm ("Islamic tourism"), Türkiye'nin bu 10 milyar sterlinlik sektörünün en hızlı büyüyen parçası. Yeni bir İslamcı otel ("a new Islamic hotel") de geçenlerde, üstsüz güneşlenmenin yaygın olduğu İngiliz turistlerin gözde tatil merkezi Bodrum'da açıldı. İktidarda dini görüşlü AK Parti ("the religious-minded AK Party") bulunuyor, ancak devlet de laikliği kutsallaştırdığı için İslam ile ilgili tartışmalar, türbanda ve kadınların kapanmasında kilitleniyor. Bir kadının "uygunsuz kıyafet" giyerek teşhircilik yapmakla suçlanmasının ardından, hafta sonu kısa etekli 50 kadından oluşan bir grup, Türk toplumunun yavaşça İslamlaştırılması ("the creeping Islamisation of Turkish society") olarak gördükleri bu olayı protesto etmek için İstanbul'da yürüyüş yaptı.
Çoğu Türk, bu otelleri İslami muhafazakârlığın bir işareti ("the impact of religious conservatism") olarak gösteriyor. İbadet etmeyen bir Müslüman ("a non-practising Muslim") olan Şerafettin Ulukent de fanatiklerden payına düşeni almış. Bir misafirin, bayanlara tahsis edilen yüzme bölgesinden gelen müzik sesine sinirlendiğini söyleyen Ulutürk, "Adam bunun günah olduğunu söyledi ve biz de buranın bir morg değil otel olduğunu söyleyerek, sakinleşmesini istedik" diyor. Ancak, bunun Türk erkeklerinin ataerkil yapılarının ("the patriarchal attitudes of macho Turkish") bir yansıması olduğunu düşünüyor. Ona göre bu, kendisinin sahip olduğu türden otellere talebi artıran İslamlaşmanın bir sonucu değil. Dindar kadınlar ("Religious women") ise, görüşleri yüzünden cezalandırıldıklarını düşünüyorlar. İstanbul Taksim Meydanı'nda kocası ile bir seyahat acentesindeki Fatma Sarıoğlu, İslamcı oteli ("Islamic hotel") kocasının değil, kendisinin tercih ettiğini söyledi. Fatma Sarıoğlu, "Kocam ve çocuklar istedikleri yerde yüzme şansına sahip. Ancak, bu tür oteller olmasa kendimi, belediyeye ait yüzme havuzunda bayanlar için tahsis edilmiş saatlerle sınırlamış olacaktım" diyor. Geçmişte sadece kadınların girebileceği plajlar ("there were women-only beaches") vardı. 1997'de bu plajlar, İslamcı hükümete karşı yapılan askeri müdahale sırasında, sahillerin halka açık mekanlar olduğu gerekçesiyle kapatılmıştı. Tanınmış bir köşe yazarı olan Bengisu Karaca, "İslamcı bağlamda olsun ya da olmasın, kadının mütevazılığı ülkemizde laiklik karşıtlığı olarak algılanıyor" şekline konuşuyor. Karaca, bu konuda dengeyi bulmanın ne kadar zor olduğunu iyi biliyor. Bengisu Karaca, kocası ve oğlunu deniz kıyısındaki uçurumlardan geçirerek kimsenin bilmediği koylara gitmiş. Hatta, kadınların vücut hatlarını saklayacak şekilde tasarlanmış "haşema" adlı deniz giysisini giyerek plajları da kullanmış. Karaca, "Bu giysi, Ku Klux Klan kıyafetleri gibi duruyordu" ("like a Ku Klux Klan cloak") diyor. Her şeye rağmen, Bengisu Karaca, İslami otelleri, hiç birisinin kadın plajı olmadığı ve kadın havuzlarının erkeklerinkine kıyasla çok küçük olduğu için sevmiyor. Bayan Karaca, bu otellerin, aynı zamanda pahalı olduğunu da söylüyor. Karaca, geçen sene denize girme konusundaki deneyimlerini yazdığında, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın türbanlı eşi de kendisini tebrik eden yüzlerce kadından biriydi. Bunun yanında, muhafazakar erkeklerden tepkiler geldi. Karaca, bu tepkileri Türk erkeklerinin ait olduğu ataerkil toplum yapısına bağlıyor ve "Bu tavır kadını mutlu kılmak için ne kadar çok para harcanırsa, kadının şikayet etmeye o kadar az hakkı vardır düşüncesinin bir sonucudur" diyor. Bengisu Karaca, şu an itibariyle ile zevk ve dindarlık arasındaki dengeyi bulmaya yönelik hayallerini ertelemiş görünüyor ve tatile gitmiş kapalı bir kadını, konserin ortasında detone olmuş bir şarkıcıya ("an out-of-tune singer in the middle of a concert") benzetiyor. The Independent, 7 temmuz 2008 |