|
 Halk arasında okumuş, düzenli bir eğitim görmüş ve kendisini yetiştirmiş kişilere kültürlü gözüyle bakılır. Halkın bu tutkusu kişinin kültürünü değil, bilgisini ve eğitimini yansıtır. Kültür, bilgiden çok ayrı yapıya ve kaynağa sahiptir. Kültür, kişiye özgü bir değer değildir. Toplumun ortak yönleri olan değerler kültürü oluşturtur, ona şekil verir. Kişinin uğraşıları sonucu elde ettiği bilgiler, biyolojik yapısı üzerine yığılan, kişiye biçim kazandıran, değer yargıları eğitim ve öğrenim olanaklarına bağlıdır. Bu olanakları elde etme fırsatı halka verilmemişse, suç kimdedir?
| Bir amaca ulaşmak için onun üzerinde bir ön görüşe sahip olmak, en iyi yöntemlerle araçları araştırmak gerekir. Başarısızlıklar bu gerçeğin bilinmezliğinden, umursanmamasından doğmaktadır. Her uğraşımızda, hizmet götürmek istediğimiz halkın yapısal özellikleri hakkında ön bilgilere yeterince sahip olmayışımızdan, havanda su dövmekten başka bir şey yapamıyoruz. Halkın bir sürü âdet ve inanmaları vardır. Âdet ve inanmaların toplum kalkınmasındaki olumlu ya da olumsuz etkilerini küçümsemek, görmezlikten gelmek, toplumu yanlış olarak tanımaktır. Doğru olarak tanınmayan bir halkın yönetilmesi de mümkün değildir. Yönetmenin ilk koşulu, halkı doğru olarak tanımakla başlar. Halkı, bulunduğu düzeyden daha ileri bir aşamaya götürmek, onun eğilimlerinin, tutumunun, davranışlarının temelinde yatan gerçekleri görmek ve bilmekle mümkündür.
Yazılarımızda, çoğunlukla halkın sözünü ettiğimiz özelliklerine, başka deyişle sosyal ve kültürel yapısına yer verileceğinden, ilk kez kültür kavramının ne olduğuna değinmekte yarar görülmüştür. Herkes bu konuyu bildiğini sanır. Bilmek çok iyi bir şeydir. Ama kuşkusuz her bilinenin de noksanlara vardır. Biz bu yetersizlikleri tamamlama iddiasında değiliz. Elimizden geldiği kadarıyla, konularımızda yabancılık çekilmemesi için ve okuyucuyu da yormamak amacıyla söz konusu kavramın açıklanmasıyla işe başlamak istiyoruz. Kültür Nedir? Bu soruyu yanıtlamak, bir kalıba sokmak bugüne dek olanaksız olmuştur. Fakat tüm bunlara rağmen söz konusu kavramla ilgili yayınlardan esinlenerek, "kültür nedir?" sorusuna karşılık vermeğe çalışacağız.
Tanınmış antropoloji bilgini Thurnwald:"...Kültür, tavırlardan, davranış biçimlerinden, örf ve törelerden; düşüncelerden, anlatı şekillerinden, değer yargılarından, toplumsal kurum ve sistemlerden meydana gelmiş; geleneğe bağlı bir toplumun içinde onun uygar konuları ile araçları arasındaki karşılıklı ilişkiler sonunda ortaya çıkmış ve tüm unsurlarının, zamanla diğerine kaynaşması sonunda oluşan uyumlu bir bütündür.."[1] şeklinde bir tanım vermiştir. Kolayca anlaşılacağı gibi, kültür bir unsur değildir. Tüm unsurların uyumlu bir biçimde içice girmesinden ve kaynaşmasından oluşmaktadır. Kuşkusuz her kişiyi tatmin etmez verdiğimiz örnek. Aksini düşünenler de olacaktır. Böylece sorunuza yanıt verebilmenin zorluğu da kolayca anlaşılabilir. Bu zorluk nedendir? Çünkü sosyal bilimlerin kapsamı içinde ele alınan söz konusu kavram, bu bilimlerdeki değişme ve gelişmelere paralel olarak belirgin bir süreçten geçmektedir. Diğer taraftan, sosyal bilimlerin araştırma sahalarının ne olduğu, neyi, niçin araştırdığı; aralarındaki ilişki ve yaklaşımların sınırının henüz belirlenmemiş olmasından kavramlar içice girmiş, karmaşık bir görünümdedirler. Bir sosyolog, antropolog, ekonomist ve felsefeciye göre ayrı ayrıdır kültür tanımı. Kısacası her bilim onu kendi anlayışına ve çıkarına göre tanımlamak ister. Fakat ortaya atılan tanımlar incelendiğinde, ortak yönlerinin olduğu görülür Kültürü tanımlamadaki zorluğu çoğu kez eldeki bilgi ve verilerin yetersizliğinden başka noktalarda aramak gerekir. Kavramlar, bağlı oldukları bilimlerin gelişmesine uyarak onu takip etmek ve zamanla yeni baştan tanımlanmak zorunda kalırlar. Böylece her ilim kullandığı kavramlara genel bir anlam kazandırmaya uğraşırken, öncekileri koruyup, halkın malı olmuşları da yaşatmak zorundadır. Aksi halde başarısızlıklar doğar. Yeninin kabulü, zorlama ile olmaz. Uyum ve bütünleşme ile gerçekleşir. Bu durum da ilmin görevini yerine getirmesini zorlaştırır. Çünkü günlük yaşamda kullanılması alışa gelmiş terimlerin, ilmin onlara kazandırmak istediği amaçtan başka kullanılışı ve giderek karşıt oluşu çelişkilerin doğmasına neden olmaktadır. Günlük Yaşamda Kültürün Anlamı Her insanın içinde doğup büyüdüğü bir kültür çevresi vardır. Bu çevre kişinin davranışlarının düzenlenmesinde, bilgisinin artmasında, kısaca bilinçlenmesinde çok etkindir. Bu etkinlik toplumun ilkel ya da uygar olmasına göre değişir. İlkel toplumlarda kişilerin davranışlarını geleneksel âdetler, ruhsal ve biyolojik gereksinmeler belirler. İleri düzeydeki uygar toplumlarda ise davranışlara geleneksel ve biyolojik koşulların yerine eğitim ve öğretim kurum ve sistemleri biçim kazandırır. Bir kültür yaratıcısı olarak kabul edilen insanın, bulunduğu coğrafi, fiziki ve toplumsal çevresine göre ayrı ayrı kültür anlayışı vardır. Bu anlayış, toplumda geçerli olan âdet ve törelerin buyruğundadır. Örneğin bir âdete göre yasak ve kötü bir davranış, diğeri için geçerlidir. Hırsızlık olayı birincisinde en aşağı bir davranış olduğu halde, diğeri için kahramanlık olarak kabul edilir. Halk arasında okumuş, düzenli bir eğitim görmüş ve kendisini yetiştirmiş kişilere kültürlü gözüyle bakılır. Halkın bu tutkusu kişinin kültürünü değil, bilgisini ve eğitimini yansıtır. Kültür, bilgiden çok ayrı yapıya ve kaynağa sahiptir. Kültür, kişiye özgü bir değer değildir. Toplumun ortak yönleri olan değerler kültürü oluşturtur, ona şekil verir. Kişinin uğraşıları sonucu elde ettiği bilgiler, biyolojik yapısı üzerine yığılan, kişiye biçim kazandıran, değer yargıları eğitim ve öğrenim olanaklarına bağlıdır. Bu olanakları elde etme fırsatı halka verilmemişse, suç kimdedir? Bu bakımdan hiçbir kimse ya da toplum kültürlü, kültürsüz diye aralarında ayrım yapılamaz. Ancak bazıları ileri düzeyde, bazıları ise ilkel kültüre sahiptir denilebilir. Örneğin bir ilkel toplumda da mesken, giyim-kuşam, âdet ve töreler, silahlar vs. temel gereksinmeleri karşılayacak unsurlar vardır. Modern toplumlarda da bunlar görülür. Ne var ki aralarındaki ayrıcalık bunların yapılış tarzı, giyiniş biçimleri, kullanılan eşyalardaki nicelik ve niteliksel özelliklerde aranır. İşte bu, bilgi ve bilgisizlikten değil, kültür farklılığından doğar. Yukarıda belirttiğimiz gibi, halk arasında "kültürlü insan" teriminden o kişide bir takım zihinsel üstünlüklerin, anlama yetisinin var olduğu sanılır. Yine "kültürlü insan" ile kişinin davranışlarında, hareketlerinde belirgin bir biçimde asil, kibar, ince ve zarif duyguların olduğu anlatılmak istenir. Halk arasındaki "kültürlü insan" ülküsü, giyim, konuşma ve bilgi konusudur. Bir giysi, bir insana, diyelim bir kadına oldukça zarif bir şekilde yakışabilir. Konuşma, bilgide ise hoş bir tarz bulunabilir. Fakat ne de olsa giyim, hazır bir elbiseden ibarettir. Konuşma ve bilgi ise sonradan kazanılır. Bu bir uğrası konusudur. Bu yönden kültür kişiye özgü bir değer değildir. Kanımızca onun anlamı toplumsaldır. Soydan soya geçen, toplumla var ya da yok olan değerlerdir kültür denilen olgu. Kişi, kültürün içinde doğar, gelişir ve ölür. Toplumbilim Açısından Kültür Din, dil ve bunlara bağlı sanatlarla hukuk, âdet, gelenek gibi toplumsal değerler ve kurumlar, yalnız başlarına ayrı ayrı kültür karmaşıkları değildirler. Söz konusu değerler ve kurumlar arasında karşılıklı bir takım ilişkiler var olduğu için, aynı zamanda hepsi birden bir bütünü oluştururlar. Bu bütünlük ya da kaynaşma işinde, toplumsal kurumlar, kişisel ve ortaklaşa tavır ve davranışlar, tutumlar, yaşama görüş ve anlayışları da yer aldığına göre toplumbilim bakımından kültür daha da karmaşık bir konu haline gelmiş olur. Bu açıdan kültür incelenirken üzerinde önemle durulması gerekli görülen bir sorun da, toplumu oluşturan kişi ve grupların aralarındaki çeşitli ekonomik, toplumsal ve kültürel eylemleri, davranışları, çevrelerindeki kültüre ilişkin unsurları hangi ölçüye göre biçimlendirdikleridir. Herhangi bir ülkede bir kültür unsuru belirgin bir önemi ve değeri içerdiği halde, diğer birinde bunun tam tersi düşüncesi geçerlidir. Örneğin Güney Asya'da bazı toplumlarda bulunan "Gotul Evleri"[2] bizim için söz konusu değildir. Çünkü Gotul evlerinde, genç kız ve erkekler geceleri birlikte kalırlar. Gündüzleri anne ve babaları ile çalışan gençler, akşam olunca bu evlere gelmek zorundadırlar. Sözü edilen evlerde onlara gelecekte kuracakları yuvanın gerekleri, sosyal ve cinsel ilişkiler öğretilir. Başlı başına bir sosyal kurumdur bunlar. Resmi törenleri, sembolleri, belirgin yerleri vardır, toplum içinde. Cinsel yönden de tam bağımsızlık içindedir, kızlar ve erkekler. Ne zaman isterlerse çıkarlar bu gruptan dışarı. İşte o zaman evlenme olanağına sahip olurlar. Etnolojik Açıdan Kültür Son zamanlarda, özellikle geri kalmış ülkelerin kalkındırılması uğraşılarında oldukça etkin rol oynayan etnolojinin yöntem ve kuramları, kültürü başka açıdan ele almaktadır. Toplumbilim ile aralarındaki benzerlik sadece bütünlük yönündendir. Konular, uğraştıkları sahalar, yöntemleri ayrı özellik taşımaktadır. Etnoloji bilimine göre kültürün kaynağı insandır. Diğer deyişle, kültürle insan fikrinin hemen hemen aynı şeyi belirttiği olgusu üzerinde durulmaktadır. Çünkü en ilkel düzeyde bulunan Avustralya yerlisinin, Batı Afrika Buşmanı'nın avlanma tarzı, Güney Amerika ilkelinin tıbbı; Perikles Atinası'nın trajedik dramı ve modern endüstrinin araç ve vasıtaları hep aynı anlamda kullanılan kültür unsurlarıdır. Bu öğelerin ne yollarla, nerelerde ilk kez çıktıkları, nasıl yayıldıkları hangi biçimde gelişme süreci geçirdikleri soruları üzerinde durmaktadır etnoloji. Ve yine kültürün değişme ve gelişme olgularını, kültürel göçleri inceleyen ve genellemeler yapan bu bilim; kültürel ayrıcalıktan doğan ve toplumsal yaşamda önemli rol oynayan yabancı unsurların incelemesini de yapar... Daha kısacası, etnolojinin uğraşı sahası doğrudan doğruya halktır. Öyle ise halk nedir? Halk kavramının çeşitli tanımları vardır. Bizce en geçerlisi aynı ülkede yaşayan, birlik ve beraberlik ruhu taşıyan, aynı dili konuşan, benzer yaşam alışkanlıklarını sürdüren, ortak bir tarihi geleneği olan insanların oluşturduğu tabakaya halk denilir. Bizim tutkularımıza ve anlayışımıza göre ise, halk; ekonomik faaliyetleri yürüten, ulusu besleyen, devlete vergiyi veren, fakat tüm bunlara rağmen küçümsenen, her tür olanaktan yoksun bırakılan, eğitim ve öğretimden yeterince yararlanma eşitliği verilmeyen; egemen sınıfın kölesi olan büyük bir çoğunluktur. Ne yazık ki budur bizim halk anlayışımız. Onu bu açıdan görürüz her uğraşımızda. Halka, halk adamına yer yoktur ülkenin yönetiminde. Tüm yetenekleri taşısa bile, halk çocukları yükselemez, egemen sınıfların arasında. .Her şey bir avuç azınlık içindir, her olanak onlara tanınır, olsa da yetileri olmasa da. Halk kültürsüz ve bilgisizdir. Daha doğrusu, halka yaşama hakkı yoktur bu düzende. Hâlbuki kültürsüz hiçbir toplum ya da insan düşünülemez. Ancak, aşağı basamaklarda olanlar vardır. Etnoloji bilimi, her toplumun, her halkın toplumsal yaşantılarının her evresinde, her çağında muhakkak kendilerine özgü kültürlerinin olduğunu benimser. Eğer bir tanım vermek gerekirse kültür: Bir halkın ya da toplumun yaşantı tarzıdır. Maddi ve manevi değerler, yiyecek, giyecek, barınak, araç ve gereç, kullanılan teknik, fikirler inançlar, düşünce, duyuş, geleneksel, dinsel, toplumsal, politik düzen ve kurumlar, tutum ve davranmışlar, halkın yaşantı tarzıdır. Bu öğelerin tümü ise kültürün yapısının ve kapsamını oluşturur. Bu birleşim de gösteriyor ki, kültür hiçbir zaman halktan ayrı düşünülemez, onun dışında bir kaynaktan elde edilemez. Öz kültürümüzün kaynağı halktır. Kültürümüzü yozlaştırmak isteyenler, bu gerçeği unutmasınlar! Notlar * Bu makale, "Kültür Kavramı" başlığı ile Barış Gazetesinde ( Ekim 1972) ve daha sonra da bu başlık altında Ankara’da (1974), arşivimden kaybolan bir dergide yayınlanmıştır. [1] Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri, Bin Temel Eser, MEB. Devlet Kitapları, İstanbul 1969: 39–40. [2] Sedat V. Örnek, Etnoloji Sözlüğü, Ankara 1971: 96. Bkz. Sabri Çakır: Üretimden Tüketime İnsan-Kültür ve Toplum Yazıları. Fakülte Kitabevi Yayınları: 92, Isparta 2008, 400 S., ISBN 978-975-7135-83-8 |