|
 Mustafa Cemil Kılıç: Hangi Sünnilik (Sünniliğe Yönelik Bazı Eleştiriler). Etik Yayınları, İstanbul 2008, 190 S., ISBN 978-975-8565-52-8
| Önsöz
Alevi inancının temellerine yönelik yoğun bir biçimde sürdürülen teolojik saldırılara karşı, yükselmekte olan savunma zeminine katkıda bulunmak amacıyla kitaplaştırdığımız bu çalışma, aynı zamanda pek çok konuyu da ilk kez gündeme getirmesi bakımından öne çıkmaktadır. Bu kitapta, Aleviliğin teolojik anlamda bağımsız bir inanç olduğu söylemi en yalın haliyle ortaya konulmaktadır. Teolojik bağımsızlığın idrakine giden yolun, karşıt yada rakip teolojilerden yönelen mütecaviz sorulara yanıt oluşturma uğraşısından geçtiği bilinmelidir. Bundan dolayıdır ki, bu çalışmada Aleviliğin gerek itikadi gerekse ameli yönlerine ilişkin kimi çözümlemeler yapılarak karşıt teolojilerin saldırılarına yanıt verilmektedir. Bilindiği üzere Aleviliğin teolojik temelini Kırklar Meclisi ve Kırklar Cemi inancı oluşturmaktadır. Karşıt teolojiler (Sünnilik ve Şiilik) bu inanca yönelik yoğun bir saldırı gerçekleştirmektedir. Kendi teolojik çerçeveleri içerisinde kalarak Sünni ve Şii teologlar bu inanca mitoloji yahut masal yakıştırması yapmakta olup bu anlatıya dair İslam dininin hiçbir teolojik kaynağında bir bilgi yer almadığını ileri sürmektedirler. Çalışmamızda “Kırklar Meclisi Masal Mı?” başlıklı yazımızla ilgili çevrelere gerekli yanıtları vermiş bulunuyoruz. Aleviliğin teolojik özgünlüğünün en önemli öğesini oluşturan ibadet biçimi ve ibadet merkezi konusunda sürmekte olan tartışmalara katılarak; “Alevilerin ibadet yeri olan cem evleri camilerle eşit statüde ibadethaneler olarak resmen kabul edilmelidir. Alevi inancında camilerin hiçbir biçimde yeri yoktur. Alevilerin ibadeti cemdir. Alevilikte camilerde icra edildiği biçimiyle bir namaz ibadeti yoktur. Alevilerin orucu muharremdir. Alevilikte Ramazan orucu yoktur.” şeklinde bir yalınlıkla, gösterilmesi gereken tavrı ortaya koyduk.
 | Cemal Şener: Evet... Ama Hangi Sünnilik! İslam tarihinde mezhepler ve tarikatler oluştuğundan bu yana hiçbir mezhep ve tarikatten yana olmayan; “Allah, Muhammet, Ali” yolunu ısrarla sürdüren Aleviler-Bektaşiler’e, Sünni ve Şii mezhep ve tarikatler; “Sizin yaptığınız ibadet doğru değil, bize gelin” demektedirler. “Allah, Muhammet, Ali, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli” ve bunların izsünicülerinin yolundan giden Alevileri-Bektaşileri kendilerine çağıran Sünni ve Şii ulemanın tarihi ısrarı, İslam tarihi kadar eskidir. Üstelik bu çağrı tarih boyunca sadece masum çağrılarla kalmamıştır. Tarihimizin gördüğü her tür baskıcı-yokedici yöntemden Aleviler-Bektaşiler kendi payına düşeni fazlası ile alınmıştır. Bu çağrılar Aleviler-Bektaşiler tarafından tarihte misli görülmedik acı faturalarla ödenmiştir. Bugünde Diyanet İşleri Başkanı sayın Prof. Ali Bardakoğlu adeta misyonuna bağlı olarak bu görevini sıkça yinelemektedir. Bu çağrı yapılırkende sanki İslam dini denilince hiçbir farklı yorum yokmuş ve Sünni İslam, İslamın tek temsilcisiymiş gibi konuşulmaktadır. Halbuki reel duruma bakıldığında İslam monoblok bir yorum değildir. Diğer tek tanrılı dinlerde olduğu gibi İslam’da da dinin peygamberi Hz. Muhammet’in vefatından sonra süreç içinde İslamı kendine göre yorumlayan ve adlarına mezhep ve tarikat denilen bir dizi farklı yorum oluşmuştur. İslam’da oluşan bu mezhep ve tarikatler dinin en temel konularında bile birbirine taban tabana zıt düşüncelere sahip bulunuyorlar. Örneğin en temel dinsel konular olan; abdest, namaz, oruç, teravih namazı, cuma namazı, hac, zekat gibi konularda bile kendilerine Sünni mezhep ya da tarikat diyen oluşumlar birbirine çok aykırı zaman zaman tamamen zıt anlayışlara sahip bulunuyorlar. Kitabın kapağında görülen isimlerin fazlalığı işte bu konulardaki yorum zenginliğinin, anlayış zenginliğinin yansımasından başka bir şey değildir. Sünniliğin inanç cephesinde durum oldukça fazla çeşitlilik gösterirken başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere bir kısım ulemanın zaman zaman kalkıp Aleviler arasında olan bazı siyasi farklılıkları sanki inançsal farklılıkmış gibi yorumlayıp Alevir’in çok bölük-pörçük olduğunu söylemesi kişinin insaf sınırlarını zorlamaktadır. Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu Aleviler’le ilgili son demecinde; Aleviler ibadetlerini camide yapmazsa müstakil din haline gelirler diyor. Halbuki dinler tarihine bakıldığında hiç de durum böyle görülmüyor. Hıristiyanlakta farklı mezhep ve tarikatler farklı mekanlarda ibadet ediyor. Katolik; katolik kilisesinde, Ortadoks; ortadoks kilisesinde, Protestan; protestan kilisesinde ibadetini yapıyor. Aynı dine mensup diğer kiliselere ibadet için gitmiyor. Ama dinbilimciler; bu farklılığı sayın Bardakoğlu gibi ayrı din olarak yorumlamıyor. İslami uygulamalara baktığımızda; Hanefiler ibadetlerini hanefi camilerinde yaparlar. Şii camilerine gitmezler. İran’a giden bir Hanefi ibadet için cami bulamaz. Şiilerde Hanefi camilerine gitmez. İbadetlerde de dinsel bazı konularda da önemli farklılıklar vardır. Hanbeli Sünniler ve Maliki Sünniler de Şii ve Hanefi camilerine ibadet için gitmezler. İbadetlerini kendi camilerinde yaparlar. Bırakalım farklı mezheplere inananların diğer mezhebin camisine gitmemesini Hanefi olup da farklı Hanefi yorumu benimseyen Sünni Müslümanlar bile aynı camide ibaret yapmamaktadır. Örneğin; bu kitabın kapağında isimleri yazılı Sünni İslama mensup üstelik hemen hemen tümü Hanefi İslamın farklı yorumlarına inanan bu isimlere mensup gruplar birbirinin camisine ibadet için gitmezler. Bir sohbet sırasında, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki bir başmüfettiş İstanbul’da 1000 cami bulunuyor. Ben bunların çoğuna ibadet yapmak için bile giremem demiştir. Bu durumu adı geçen cemaat mensupları çok iyi bilirler. Durumu bu iken ikide bir kalkıp İslamiyet’in Türkçe yorumu olan, Türkçe konuşması olan Aleviliği Sünni İslamı benimsemediği için eleştiren ve Sünniliğe çağıran Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’na demezler mi! Peki iyi ama o zaman hangi Sünnilik! İşte değerli yazar Mustafa Cemil Kılıç bu kitabında Diyanet İşleri Başkanı ve O’nun gibi düşünen ulemaya sesleniyor. Diyorki; iyi ama o zaman hangi Sünnilik! Siz Alevileri hangi Sünniliğe çağırıyorsunuz? Selefiliğe mi? Maturidiliğe mi? Vahhabiliğe mi? Eşariliğe mi? Hizbullaha mı? Nakşiliğe mi? Nurculuğa mı? Nurculuk ise o zaman hangi kanadına? Nakşilik ise, Nakşiliğin hangi kanadına? vs. vs.. O zaman Aleviliği asimile etmek için yaptığınız çağrı ile komik bir duruma düşüyorsunuz. Aleviliği hafife alırken kendiniz hafif bir duruma düşüyorsunuz. Aleviler arasında inanç bakımından ortak nokta Sünnilik ile kıyaslanmayacak denli türdeş bir durum arzetmektedir. Aleviler’in ibadeti olan Cem’in ve ibadetlerinin yapıldığı Cemevinin tarihi İslam tarihi ile yaşıttır. Aleviler’in orucu olan Muharrem Orucu’nun tarihi de İslam ile yaşıttır. İslamiyet’e inanan; “Allah, Muhammet, Ali” diyerek yüzyıllardır ibadetlerini Cemevlerinde anadilleri ile yapan Aleviler’in ibadetini küçümsemeyi İslamiyete inandığını söyleyen bir Diyanet İşleri Başkanına ben yakıştıramıyorum. Umarım kendisi de yakıştıramaz. Bu kitapta, Mustafa Cemil Kılıç, Sünni İslam’ın kendi içindeki çelişkili yapısını çok çarpıcı ve öğretici bir şekilde okuyucuya vermeye çalışıyor. Bunun yanında Aleviliğe karşı İslam tarihi süresince ve günümüzde bazı ulemanın yaptığı haksızlığı gözler önüne seriyor. Hem de adeta kör gözün bile görebileceği netlikte gerçekleri dile getiriyor. Başka ne yapılabilir. Bu nedenle bu eser, Aleviliği ve Sünniliği olduğu gibi öğrenmek isteyenler için çok önemli bir çalışma oldu. Kendisine Alevi-Bektaşi toplumu kocaman bir teşekkür borçludur. Selam ve Saygılarımla... Mayıs 2008, Cağaloğlu
| Aleviliğe yönelik asimilasyon girişimlerinden biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı’nın “Alevi / Bektaşi Klasikleri” adlı yayınlarının nasıl bir içeriğe sahip olduğunu ve nasıl çarpıtıldığını söze konu yayınları inceleyerek gözler önüne sunduk.
Öte yandan Alevi inancını sürekli tartışma konusu yapan Sünni teologlara karşı Sünni mezheplerin çelişkilerini irdeleyip “Hak Mezhepler” söyleminin ne denli sakat bir anlayışı yansıttığını “Hangi Sünnilik?” sorusuyla gündeme taşıdık. Aleviliğin bağdaşık / homojen bir inanç olmadığını ısrarla söyleyen Sünni teologlara, Sünniliğin çelişkilerini ortaya koyarak yanıt verdik. Sünni inançla karşılaştırıldığında Aleviliğin aslında son derece bağdaşık bir inanç olduğunu da böylece kanıtlamış olduk. Bu nedenle tam bir güven içerinde belirtelim ki yansız okuyucuların savımızı destekleyeceğinden hiçbir kuşku duymuyoruz. Yol cümleden uludur, diyerek yola hizmeti ilke edindik. Haydar-ı Kerrar ve Hazreti Hünkar’ın himmet ve inayetlerine sığınarak Hak Teala’nın rızasına müteveccihen gerçek erenler demine hü diyelim! Mustafa Cemil Kılıç 29 Şubat 2008 İçindekiler • SUNUŞ 7 • ÖNSÖZ 11 • HANGİ SÜNNİLİK? (SÜNNİ MEZHEPLERİN KİMİ ÇELİŞKİLERİ TEMELİNDE SÜNNİ İNANCA İLİŞKİN ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME) 13 • KIRKLAR MECLİSİ MASAL MI? (SÜNNİ VE Şİİ TEOLOGLARIN YAKLAŞIMLARI BAĞLAMINDA ALEVİ İNANCINDAKİ KIRKLAR MECLİSİ VE CEMİNE İLİŞKİN BİR YORUM) 54 • ALEVİLİĞİN TEOLOJİK KOORDİNATLARI VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, “ALEVİ BEKTAŞİ KLASİKLERİ” 75 • TEOLOJİK AÇIDAN CEMEVLERİNİN DURUMU 104 • ALEVİ KÖYLERİNE YAPILAN CAMİLER, CEM EVİNE ÇEVRİLMELİDİR 112 • CEM İBADETİ İLE İLGİLİ BAZI BİLGİLER 117 • CEMEVLERİ CAMİLERLE EŞİT • STATÜDE OLMALIDIR... 120 • MUHARREM MATEMİ VE ORUCU 123 • MUM SÖNDÜ DENİLEN İFTİRA HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ… 126 • ORUÇ GERÇEKTE KAÇ GÜN? 130 • ALEVİLER RAMAZAN ORUCU TUTMADIĞI HALDE NEDEN RAMAZAN BAYRAMI KUTLUYOR? 137 • “4,5 MİLYON ALEVİ” Mİ, YOKSA “SÜNNİ GÖRÜNMEK ZORUNDAYIM. ÇÜNKÜ KORKUYORUM” MU? 141 • TESETTÜRSÜZ KADINLAR 144 • Alevilik TÜRKİYE’NİN ZENGİNLİĞİ DEĞİLDİR 148 • 2007-2008 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA İLKÖĞRETİM 2. KADEMEDE OKUTULACAK DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR 152 • ALEVİLER HİZAYA GELECEK Mİ? 156 • ALEVİ MASKESİ TAKAN BİR KISIM MÜNAFIĞA DAİR 159 • HACIBEKTAŞ’TA YAPTIĞIM KONUŞMA (LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE ALEVİLİK) 165 • İMAM HATİP LİSELERİNE ALEVİLİK KONUSU İDDİASININ İÇ YÜZÜ 181 • SÜNNİ MİSYONERLİĞİNİN ULAŞTIĞI SON NOKTA 184 • KAYNAKÇA 189
Teolojik Açıdan Cemevlerinin Durumu (Sünnilik / Şiilik / Alevilik) İslam teolojisi kavramının sınırlarına yapılacak bir yolculuk her türlü öznellikten uzak bir yolculuk olursa ortada tek bir teolojik kimliğin bulunmadığı görülecektir. Mezhepleşme süreci sonucunda İslam, birden fazla teolojik yapılanmayla karşı karşıya kalmıştır. Bu teolojik yapılanmaların en önemlileri Sünnilik, Şiilik ve Aleviliktir. Her üç teolojik yapı da kendi içinde kimi ekollere ayrılmış olmakla birlikte temelde kendi iç bünyelerinde asgari müştereklere sahip inançsal akımlar olarak varlıklarını sürdürmektedir. Sünni, Şii ve Alevi teolojileri kimi simgesel ve inançsal benzerlik ve ortaklıklara karşın aslında bağımsız teolojiler haline gelmişlerdir. Dolayısıyla her hangi bir dinsel / inançsal konuya ilişkin İslami bakış açısıyla sergilenecek bir görüşün İslamiliği, bağlı bulunulan mezhepsel teolojik yapıyla açıklanma ve anlaşılma mecburiyetindedir. Başka bir deyişle bir İslam teologunun görüşleri aslında bağlı bulunduğu mezhebin görüşleridir. Bundan dolayıdır ki, salt bir İslam olmadığı gibi salt bir İslami bakış da söz konusu değildir. Örneklemek gerekirse; İslam’ın en temel inanç ögesi olan “Tanrı İtikadı” konusunda bile gerek Sünnilik, gerek Şiilik gerekse Alevilik çok derin farklılıklara sahiptir. Şöyle ki; Sünnilik ve Şiilik, Allah - Evren ayrımı, Evrenin Allah tarafından yoktan yaratılması (Bu iki konu İslami ortodoksluğun temelleri arasındadır.) gibi ana konularda ortak inançlara sahip olmalarına karşın Tanrı’nın sıfatları konusunda çok derin görüş ayrılıkları içerisindedir. Bu ayrılıklar üç noktada öne çıkmaktadır. Şiiliğe (İmamiyye) göre Tanrı’nın sıfatları Zatının aynıdır. Sünniliğe göre ise Zatının ne aynı ne de gayrıdır; onlar Tanrı’nın kendisini nitelendirdiği sıfatlardır. Şiiliğe göre Kur’an mahluktur. Sünnilik ise Kur’an’ın Tanrı’nın sözü / kelamı olduğunu; Tanrı’nın “kelam sıfatı”nın ise O’nun (Tanrı’nın) kıdemiyle kadim olduğunu ileri sürer. Başka bir deyişle Sünniliğe göre Tanrı’nın ezeli kelam sıfatı vardır; Şiiliğe göre ise Tanrı’nın böyle sıfatı yoktur. Yani Sünnilikte Tanrı, “kadimden beri Konuşan bir Tanrı” iken Şiilikte ise konuşmayan ve kutsal kitapları söyleyen değil yaratan bir Tanrıdır. Daha açık söylemek gerekirse Şiilikte Tanrı’nın kelamı / sözü kadim olmayıp sonradan yaratılan izafi / göreli bir kelamdır. Yine Şiiliğe göre Tanrı ahirette inananlarca kesinlikle görülmeyecektir. Cennet halkına görüleceğini söyleyen kafirdir. Oysa Sünniliğe göre Tanrı ahirette inananlarca görülecektir. Anlaşılacağı üzere Tanrı inancı konusunda bile Sünnilik ve Şiilik birbirlerini kafirlikle suçlayacak derecede farklı düşünmektedirler. O halde bu iki mezhebi diğer alanlardaki farklılıklara girmeden bile sırf Tanrı inancı konusunu temel alarak bağımsız teolojiler olarak nitelemek nesnel bir saptama biçiminde değerlendirilmek zorundadır. Aleviliğin Tanrı inancı ise diğer iki İslam orijinli teolojik yapıdan çok daha farklıdır. Sünni ve Şii teolojinin benzeştiği Tanrı - Evren ayrımı, Tanrı’nın Evreni yoktan yaratması gibi iki ana konuda Alevilik tümüyle farklı bir inanca sahiptir. Alevilikte Tanrı - Evren ayrımı Vahdet - i Vücud inancıyla ortadan kalkmış, yoktan yaratan bir Tanrı inancı yerine Evreni kendi varlığından yani vardan var eden; böylece de pozitif bilimin, “hiçbir şey yoktan var olmamıştır ve var olan hiçbir şey de yok olmaz” ilkesiyle de uzlaşan bir Tanrı inancı vücud bulmuştur. Tarihsel süreç içerisinde yoğunlaşan Sünni ve Şii teolojinin baskısıyla Alevilikteki Tanrı - Evren birliği inancı zamanla ve zaman zaman “Evren Tanrı’nın tecellisi / yansımasıdır.” noktasına taşınarak yumuşatılmıştır. Yine Alevilikte Evrendeki en önemli, bilinç sahibi ve merkezi bir varlık olarak insanın tanrısal bir mahiyetle ele alındığı ve “enelhak” sözünde varlık bulan bir yerinin olduğu da anımsanmalıdır. Sünni Teoloji Açısından Cemevleri Sünni İslam inancının uygulama yeri olan camilerde icra edilen dinsel ritüeller bu inancın teologları tarafından İslam’ın temel ve zorunlu ibadetleri olarak görülüp bu ibadetler dışında Tanrı’yı anmak, ona tapınmak için yapılacak her çeşit ritüel zorunlu olmayan (nafile) / tali ibadetler kapsamında değerlendirilmektedir. Zorunlu ibadetler yapılmadan yapılacak olan nafile ibadetlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Nafile ibadetler ancak zorunlu ibadetler yapıldıktan sonra yapılırsa bir anlama sahiptir. Sünni İslam inancına göre zorunlu (farz) ibadetler; günde Beş Vakit Namaz ve Cuma Namazlarıdır. Bayram Namazları ise Vacip (Hanefilerde) ve Sünnet (Şafiilerde) olarak görülmektedir. Bu ibadetler dışında yapılacak her türlü zikir, sema, semah vb. ritüeller hiçbir biçimde farz ibadetlerin yerini tutamaz. Dolayısıyla zorunlu olmayan ibadetlerin yapıldığı her türlü mekan da tali / ikincil ibadet mekanları olarak görülmektedir. Sünni İslam teolojisine göre; Tanrı’yı anmak ve ona tapınmak demek olan ibadet (kulluk etme) için özel bir mekan tahsisi söz konusu değildir. Zira temiz olan her yerde ibadet edilebilir. Bu nedenle tüm yeryüzü ibadethanedir. Bu açıdan bakıldığında sorunun cami yada cemevi meselesi olmadığı da görülecektir. Asıl sorun ibadet biçimidir. İbadetin yapıldığı mekan değildir. Cem evlerinde cem icrası ile birlikte Sünni inancın öngördüğü biçimde namaz da kılınsa Sünni dinsel otoriteler cemevlerini camilerle eşdeğerde bir ibadethane olarak ilan etmekten inanılmaz bir sevinç duyacaklardır. Sünni teologların (ilahiyatçıların) cemevlerini camiler gibi / camilerle eşdeğerde bir ibadethane olarak kabul etmeleri kendi teolojilerini tahrip anlamı taşımaktadır. Çünkü bu kabul yüzyıllardır savunulan inancın hilafına bir ibadet olmak bakımından cemi namaz ile aynı statüye yükseltme sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hiç bir Sünni teolog cemevlerini camilerle eşdeğerde genel bir ibadethane olarak kabul edemez. O halde hiçbir Alevi, Sünni teologlardan böyle bir beklenti içerisinde olmamalıdır. Onlara göre Alevilik, İslam orijinli kültürel ve folklorik bir yapıdan başka bir şey değildir. Bu nedenle Sünni teologlar, Aleviliği Nakşilik, Kadirilik gibi bir tarikat düzeyine indirgemeye çalışmaktadırlar. Oysa söze konu bu tarikatların ibadet anlayışları Alevilerin ibadet anlayışlarıyla hiç bir biçimde uyuşmamaktadır. Nakşiler de Kadiriler de kendi zikir törenlerini ikincil ibadetler olarak görmekte asli, zorunlu (farz) ibadetin namaz olduğunu savunmaktadırlar. Aleviler ise asli ibadet olarak namazı değil cemi kabul etmektedirler. Bu nedenle Aleviliği, tasavvufi mahiyetini istismar ederek bir tarkiat düzeyine indirgemeye çalışmak bilimsel tutarlılık ve geçerlilikten uzaktır. Sünni literatürde cami sözcüğü yerine daha genel olarak mescid sözcüğü kullanılmaktadır. Nitekim Kur’an’da da bu ifade geçmektedir. Kur’an’da “mescid” ifadesinin geçtiği ayetler şunlardır: Bakara, 114, 187. Araf, 31. Enfal, 34. Tevbe, 7, 17, 19, 28, 107, 108. Hac, 25, 40.Fetih, 25,27. İsra, 1, 7. Cin, 18. Mescid sözü Arapça’da “secde edilen yer” anlamına gelmektedir. Kur’an’da ibadethanelerin “secde edilen yer” olarak adlandırılması gerçekte ibadetten neyin anlaşılması gerektiğini de ortaya koymaktadır. Bu bağlamda denilebilir ki, Kur’an’a göre ibadet, secde etmektir. Alevilerin cemi de bu açıdan değerlendirilmek zorundadır. Cem diğer pek çok unsuruyla birlikte aslında bir secde etkinliğidir. Cem ayinlerine katılanlar yada cemi izleme olanağı bulanlar bunu göreceklerdir. Lakin Sünni teoloji Kur’an’ın bu açık ifadesine karşın ibadeti sadece secde olarak görmemektedir. Belli şekil ve kalıplara dökülmüş, belli vakitlere bağlanmış bilinen ve adına namaz denilen ritüeli temel ve zorunlu (farz) ibadet olarak benimseme ısrarını sürdürmektedir. Şii Teoloji Açısından Cemevleri Şiilik, ilk bakışta Alevilikle pek çok ortak noktaya sahip gibi görünmekle birlikte gerçekte bu durum tümüyle yüzeysel ve simgeseldir. Hz. Ali ve 12 İmamlar, Ehlibeyt ve Kerbela kültünün yüzeysel ve simgesel benzerliği haricinde hiçbir bakımdan Alevilikle uyuşmayan Şii teolojisinin cemevlerine bakışı Sünni teolojiden çok da farklı değildir. Ancak şurası var ki; Şiiler, Alevilerle aralarındaki yüzeysel ve simgesel kimi kültürel ve inançsal benzerlikleri kullanarak onları devşirme hedefleri paralelinde cemevlerine karşı zaman zaman daha sıcak sözler söyleseler bile gerçekte onlar da soruna ibadet anlayışı açısından bakmaktadırlar. Şii teoloji de cemevlerinde icra edilen ritüelleri temel ve zorunlu ibadetler kapsamında görmemektedir. Onlara göre de temel ve zorunlu ibadet namazdır. Cem ibadeti hiçbir biçimde namazın yerini tutamayacağı için cemevleri de camilerle eşdeğer bir ibadethane olarak kabul edilemez. Cem ve cemde icra edilen her türlü ritüel (zikir, semah, deyiş vb.) Tanrı’yı anmak bakımından ibadet olarak görülmekle birlikte İslam’ın temel ibadet biçimi olan namazdaki şekil ve vakit şartlarına uymadığından kültürel ve folklorik bir etkinlik olmanın ötesinde hiçbir anlama sahip değildir. İbadet anlayışı bakımından Şiilikle Sünniliğin birbirlerine daha yakın oldukları ortadadır. Günde Beş Vakit Namaz (Şiiler üç vakte cemederler / toplarlar, fiilen üç vakte indirmiş olurlar.), Cuma Namazı, Bayram Namazları, Ramazan Orucu gibi konularda çok küçük ayrıntılar haricinde tümüyle aynı görüştedirler. Şiilerle Sünniler arasında namazın kılınışıyla ilgili kimi küçük şekil farklılıkları mevcut olmakla birlikte kıyam, rukü, secde ve Arapça Kur’an okuma gibi konularda tümüyle bir ittifak hali söz konusudur. İbadet anlayışı bakımından bu denli benzer görüşlere sahip olan Sünnilik ve Şiiliğin cemevlerine bakış konusunda da son derece benzer bir yaklaşım içerisinde bulunmaları doğaldır. Cemevlerinde icra edilen semahın, zikrin, müziğin, kadın erkek bir arada bulunmanın, insanların kıbleye dönmek yerine birbirlerine dönerek secde etmelerinin Sünnilikten de Şiilikten de onay alması imkansız denecek derecede zordur. Bu konuda gerek Sünni gerekse Şii teologlar tarafından Alevilere ve onların ibadetlerine yönelik olarak yapılan kimi göreli müsamahakar açıklamaların içtenlikten uzak olduğunu belirtmek durumundayız. Bu açıklamalardaki göreli müsamahakarlık Alevileri devşirme amaçlıdır. Yetkin bir Alevinin bu türden açıklamalara itibar etmemesi gerekmektedir. Alevi Teolojisi Açısından Cemevleri Cemevleri Alevilerin ibadet yeridir. Cemevi sözcüğü Türkçe’dir. Cem ve ev sözcüklerinin birleşiminden oluşan cemevi tabiri, cem ibadetinin yürütüldüğü bir mekan olarak Alevi literatürünün temel terimlerinden biridir. Cemevi sözcüğündeki cem sözcüğü Arapça orijinli olup bir araya gelme, toplanma anlamını taşımaktadır. Cemevleri Aleviler var olduğundan bu yana vardır. Aleviliğin temel ibadeti olan cemin yürütüldüğü her yer bir cemevidir. Dahası cemin en önemli ritüeli olan secdenin icra edildiği her yer cemevi olarak görülmelidir. Geçmişte tasavvufi mekanlar olan dergahlarda cem odalarının / cem evlerinin bulunduğu bilinmektedir. Yüzlerce yıldan beri Alevi / Bektaşi dergahlarının tümünde cemevi (Cemevine, meydan evi, cemaat evi, yol evi de denilmektedir.) bulunmaktadır. Bu nedenle cemevlerinin kentleşmeyle birlikte ihdas edilmiş, tarihsel kökü bulunmayan yapay mekanlar olarak nitelenmesi gerçek dışıdır. Geçmişte dergahların bulunmadığı Alevi köylerinde cemlerin köydeki en uygun ve büyük bir evde yapıldığı ve bu evlerin cem evi olarak adlandırıldığı bilinmektedir. Kentleşmeyle birlikte zorunlu olarak müstakil cemevleri inşa edilmiş ve sayıları da doğal olarak hızla artmıştır. Bu bağlamda özellikle günümüz koşullarında cemevlerini tekke ve dergah kapsamında değerlendirmek ve böylece cemevi inşa etmeyi Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanununa muhalefet etmek biçiminde nitelemek hiçbir yasal ve hukuki dayanağa sahip değildir. Alevi teolojisi açısından ilk cem “Kırklar Cemi”dir. Kırklar Ceminin yürütüldüğü mekan da ilk cemevidir. Bu cem, başta Hz. Muhammed ve Hz. Ali önderliğindeki kırk ulu kişi tarafından icra edilmiştir. Kırklar Cemi, Alevi teolojisinin temelidir. Semah ve zikir, kadın erkek bir arada ilk kez bu cemde bizzat Hz. Muhammed ve Hz. Ali önderliğinde gerçekleştirilmiştir. Kuşkusuz bu inancın en önemli kaynaklarından biri Alevi önderlerince deruni bir sezgiyle söylenen nefes ve deyişlerdir. Alevi inancına göre Hz. Muhammed Miraç’ta Tanrı’dan Sünni ve Şii teologların iddiasının tersine namazı değil semah ve zikri ibadet olarak almıştır. Semah ve zikir yani bütünüyle cem ibadeti Alevi teolojisine göre birincil ve temel ibadet biçimidir. Bu nedenle Sünni ve Şii teolojisindeki namazın cem ibadetinin yerini tutması mümkün değildir. O halde camiler, Aleviler için hiçbir biçimde bir ibadethane olarak kabul edilemez. Camiler Sünni ve Şii Müslümanların ibadet yeri olarak elbetteki saygıya değerdir. Ancak camilerin bir ibadethane olarak Alevilere zorla dayatılmaya çalışılması kabulü imkan dahilinde bulunmayan insafsız bir baskıdan ibarettir. Bu arada Sünni ve Şiilerin de camilerinin ayrı olduğunu belirtmeliyiz. İstisnai ve ferdi tutumlar dışında Sünnilerin camilerinde Şiiler, Şiilerin camilerinde de Sünniler namaz kılmaz. Aleviler için camiler neden bir ibadethane olamaz? Çünkü; camilerde cem yürütülemez. Kadın erkek bir arada ibadet edilemez. Saz, bağlama çalınıp deyiş ve nefes söylenilemez. Kadın, erkek bir arada coşkunluk içerisinde semah dönülemez. Camide yapılan ibadet biçimi olarak namaz Alevilerin ibadet biçimi değildir. O halde namazı kendisi için bir ibadet olarak görmeyen ve kabul etmeyen Alevilere ibadethane olarak camilerin adres gösterilmesi saygısızlık, cehalet ya da asimilasyon çabasından başka bir şey değildir.
Mustafa Cemil Kılıç: Hangi Sünnilik (Sünniliğe Yönelik Bazı Eleştiriler). Etik Yayınları, İstanbul 2008, 190 S., ISBN 978-975-8565-52-8 |