Iddias “Kültür ya da uygarlık, bir toplumun üyesi olarak, insanoğlunun öğrendiği bilgi, sanat, gelenek-görenek ve benzeri yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür.”  -Tylor- Template
Template Bugün: 22 11 2008 Template

Anket

Online

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Mustafa Cemil Kılıç: Hangi Sünnilik (Sünniliğe Yönelik Bazı Eleştiriler) PDF Yazdır E-Posta
03 06 2008

Mustafa Cemil Kılıç: Hangi Sünnilik (Sünniliğe Yönelik Bazı Eleştiriler). Etik Yayınları, İstanbul 2008, 190 S., ISBN 978-975-8565-52-8

Mustafa Cemil Kılıç: Hangi Sünnilik (Sünniliğe Yönelik Bazı Eleştiriler). Etik Yayınları, İstanbul 2008, 190 S., ISBN 978-975-8565-52-8

Önsöz

Ale­vi inan­cı­nın te­mel­le­ri­ne yö­ne­lik yo­ğun bir bi­çim­de sür­dü­rü­len te­olo­jik sal­dı­rı­la­ra kar­şı, yük­sel­mek­te olan sa­vun­ma ze­mi­ni­ne kat­kı­da bu­lun­mak ama­cıy­la ki­tap­laş­tır­dı­ğı­mız bu ça­lış­ma, ay­nı za­man­da pek çok ko­nu­yu da ilk kez gün­de­me ge­tir­me­si ba­kı­mın­dan öne çık­mak­ta­dır.

Bu ki­tap­ta, Ale­vi­li­ğin te­olo­jik an­lam­da ba­ğım­sız bir inanç ol­du­ğu söy­le­mi en ya­lın ha­liy­le or­ta­ya ko­nul­mak­ta­dır. Te­olo­jik ba­ğım­sız­lı­ğın id­ra­ki­ne gi­den yo­lun, kar­şıt ya­da ra­kip te­olo­ji­ler­den yö­ne­len mü­te­ca­viz so­ru­la­ra ya­nıt oluş­tur­ma uğ­ra­şı­sın­dan geç­ti­ği bi­lin­me­li­dir. Bun­dan do­la­yı­dır ki, bu ça­lış­ma­da Ale­vi­li­ğin ge­rek iti­ka­di ge­rek­se ame­li yön­le­ri­ne iliş­kin ki­mi çö­züm­le­me­ler ya­pı­la­rak kar­şıt te­olo­ji­le­rin sal­dı­rı­la­rı­na ya­nıt ve­ril­mek­te­dir.

Bi­lin­di­ği üze­re Ale­vi­li­ğin te­olo­jik te­me­li­ni Kırk­lar Mec­li­si ve Kırk­lar Ce­mi inan­cı oluş­tur­mak­ta­dır. Kar­şıt te­olo­ji­ler (Sün­ni­lik ve Şi­i­lik) bu inan­ca yö­ne­lik yo­ğun bir sal­dı­rı ger­çek­leş­tir­mek­te­dir. Ken­di te­olo­jik çer­çe­ve­le­ri içe­ri­sin­de ka­la­rak Sün­ni ve Şi­i teo­log­lar bu inan­ca mi­to­lo­ji ya­hut ma­sal ya­kış­tır­ma­sı yap­mak­ta olup bu an­la­tı­ya da­ir İs­lam di­ni­nin hiç­bir te­olo­jik kay­na­ğın­da bir bil­gi yer al­ma­dı­ğı­nı ile­ri sür­mek­te­dir­ler.

Ça­lış­ma­mız­da “Kırk­lar Mec­li­si Ma­sal Mı?” baş­lık­lı ya­zı­mız­la il­gi­li çev­re­le­re ge­rek­li ya­nıt­la­rı ver­miş bu­lu­nu­yo­ruz.

Ale­vi­li­ğin te­olo­jik öz­gün­lü­ğü­nün en önem­li öğe­si­ni oluş­tu­ran iba­det bi­çi­mi ve iba­det mer­ke­zi ko­nu­sun­da sür­mek­te olan tar­tış­ma­la­ra ka­tı­la­rak; “Ale­vi­le­rin iba­det ye­ri olan cem ev­le­ri ca­mi­ler­le eşit sta­tü­de iba­det­ha­ne­ler ola­rak res­men ka­bul edil­me­li­dir. Ale­vi inan­cın­da ca­mi­le­rin hiç­bir bi­çim­de ye­ri yok­tur. Ale­vi­le­rin iba­de­ti cem­dir. Ale­vi­lik­te ca­mi­ler­de ic­ra edil­di­ği bi­çi­miy­le bir na­maz iba­de­ti yok­tur. Ale­vi­le­rin oru­cu mu­har­rem­dir. Ale­vi­lik­te Ra­ma­zan oru­cu yok­tur.” şek­lin­de bir ya­lın­lık­la, gös­te­ril­me­si ge­re­ken tav­rı or­ta­ya koy­duk.

Mustafa Cemil Kılıç: Hangi Sünnilik (Sünniliğe Yönelik Bazı Eleştiriler). Etik Yayınları, İstanbul 2008, 190 S., ISBN 978-975-8565-52-8

 Cemal Şener: Evet... Ama Hangi Sünnilik!

İs­lam ta­ri­hin­de mez­hep­ler ve ta­ri­kat­ler oluş­tu­ğun­dan bu ya­na hiç­bir mez­hep ve ta­ri­kat­ten ya­na ol­ma­yan; “Al­lah, Mu­ham­met, Ali” yo­lu­nu ıs­rar­la sür­dü­ren Ale­vi­ler-Bek­ta­şi­ler’e, Sün­ni ve Şii mez­hep ve ta­ri­kat­ler; “Si­zin yap­tı­ğı­nız iba­det doğ­ru de­ğil, bi­ze ge­lin” de­mek­te­dir­ler.

“Al­lah, Mu­ham­met, Ali, Ah­met Ye­se­vi, Ha­cı Bek­taş Ve­li” ve bun­la­rın iz­sü­ni­cü­le­ri­nin yo­lun­dan gi­den Ale­vi­le­ri-Bek­ta­şi­le­ri ken­di­le­ri­ne ça­ğı­ran Sün­ni ve Şii ule­ma­nın ta­ri­hi ıs­ra­rı, İs­lam ta­ri­hi ka­dar es­ki­dir.

Üs­te­lik bu çağ­rı ta­rih bo­yun­ca sa­de­ce ma­sum çağ­rı­lar­la kal­ma­mış­tır. Ta­ri­hi­mi­zin gör­dü­ğü her tür bas­kı­cı-yo­ke­di­ci yön­tem­den Ale­vi­ler-Bek­ta­şi­ler ken­di pa­yı­na dü­şe­ni faz­la­sı ile alın­mış­tır. Bu çağ­rı­lar Ale­vi­ler-Bek­ta­şi­ler ta­ra­fın­dan ta­rih­te mis­li gö­rül­me­dik acı fa­tu­ra­lar­la öden­miş­tir.

Bu­gün­de Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı sa­yın Prof. Ali Bar­da­koğ­lu ade­ta mis­yo­nu­na bağ­lı ola­rak bu gö­re­vi­ni sık­ça yi­ne­le­mek­te­dir. Bu çağ­rı ya­pı­lır­ken­de san­ki İs­lam di­ni de­ni­lin­ce hiç­bir fark­lı yo­rum yok­muş ve Sün­ni İs­lam, İs­la­mın tek tem­sil­ci­siy­miş gi­bi ko­nu­şul­mak­ta­dır.

Hal­bu­ki re­el du­ru­ma ba­kıl­dı­ğın­da İs­lam mo­nob­lok bir yo­rum de­ğil­dir. Di­ğer tek tan­rı­lı din­ler­de ol­du­ğu gi­bi İs­lam’da da di­nin pey­gam­be­ri Hz. Mu­ham­met’in ve­fa­tın­dan son­ra sü­reç için­de İs­la­mı ken­di­ne gö­re yo­rum­la­yan ve ad­la­rı­na mez­hep ve ta­ri­kat de­ni­len bir di­zi fark­lı yo­rum oluş­muş­tur.

İs­lam’da olu­şan bu mez­hep ve ta­ri­kat­ler di­nin en te­mel ko­nu­la­rın­da bi­le bir­bi­ri­ne ta­ban ta­ba­na zıt dü­şün­ce­le­re sa­hip bu­lu­nu­yor­lar. Ör­ne­ğin en te­mel din­sel ko­nu­lar olan; ab­dest, na­maz, oruç, te­ra­vih na­ma­zı, cu­ma na­ma­zı, hac, ze­kat gi­bi ko­nu­lar­da bi­le ken­di­le­ri­ne Sün­ni mez­hep ya da ta­ri­kat di­yen olu­şum­lar bir­bi­ri­ne çok ay­kı­rı za­man za­man ta­ma­men zıt an­la­yış­la­ra sa­hip bu­lu­nu­yor­lar. Ki­ta­bın ka­pa­ğın­da gö­rü­len isim­le­rin faz­la­lı­ğı iş­te bu ko­nu­lar­da­ki yo­rum zen­gin­li­ği­nin, an­la­yış zen­gin­li­ği­nin yan­sı­ma­sın­dan baş­ka bir şey de­ğil­dir.

Sün­ni­li­ğin inanç cep­he­sin­de du­rum ol­duk­ça faz­la çe­şit­li­lik gös­te­rir­ken baş­ta Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı ol­mak üze­re bir kı­sım ule­ma­nın za­man za­man kal­kıp Ale­vi­ler ara­sın­da olan ba­zı si­ya­si fark­lı­lık­la­rı san­ki inanç­sal fark­lı­lık­mış gi­bi yo­rum­la­yıp Ale­vir’in çok bö­lük-pör­çük ol­du­ğu­nu söy­le­mesi ki­şi­nin in­saf sı­nır­la­rı­nı zor­la­mak­ta­dır.

Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı Bar­da­koğ­lu Ale­vi­ler’le il­gi­li son de­me­cin­de; Ale­vi­ler iba­det­le­ri­ni ca­mi­de yap­maz­sa müs­ta­kil din ha­li­ne ge­lir­ler di­yor. Hal­bu­ki din­ler ta­ri­hi­ne ba­kıl­dı­ğın­da hiç de du­rum böy­le gö­rül­mü­yor. Hı­ris­ti­yan­lak­ta fark­lı mez­hep ve ta­ri­kat­ler fark­lı me­kan­lar­da iba­det edi­yor. Ka­to­lik; ka­to­lik ki­li­se­sin­de, Or­ta­doks; or­ta­doks ki­li­se­sin­de, Pro­tes­tan; pro­tes­tan ki­li­se­sin­de iba­de­ti­ni ya­pı­yor. Ay­nı di­ne men­sup di­ğer ki­li­se­le­re iba­det için git­mi­yor. Ama din­bi­lim­ci­ler; bu fark­lı­lı­ğı sa­yın Bar­da­koğ­lu gi­bi ay­rı din ola­rak yo­rum­la­mı­yor.

İs­la­mi uy­gu­la­ma­la­ra bak­tı­ğı­mız­da; Ha­ne­fi­ler iba­det­le­ri­ni ha­ne­fi ca­mi­le­rin­de ya­par­lar. Şii ca­mi­le­ri­ne git­mez­ler. İran’a gi­den bir Ha­ne­fi iba­det için ca­mi bu­la­maz. Şi­i­ler­de Ha­ne­fi ca­mi­le­ri­ne git­mez. İba­det­ler­de de din­sel ba­zı ko­nu­lar­da da önem­li fark­lı­lık­lar var­dır.

Han­be­li Sün­ni­ler ve Ma­li­ki Sün­ni­ler de Şii ve Ha­ne­fi ca­mi­le­ri­ne iba­det için git­mez­ler. İba­det­le­ri­ni ken­di ca­mi­le­rin­de ya­par­lar.

Bı­ra­ka­lım fark­lı mez­hep­le­re ina­nan­la­rın di­ğer mez­he­bin ca­mi­si­ne git­me­me­si­ni Ha­ne­fi olup da fark­lı Ha­ne­fi yo­ru­mu be­nim­se­yen Sün­ni Müs­lü­man­lar bi­le ay­nı ca­mi­de iba­ret yap­ma­mak­ta­dır. Ör­ne­ğin; bu ki­ta­bın ka­pa­ğın­da isim­le­ri ya­zı­lı Sün­ni İs­la­ma men­sup üs­te­lik he­men he­men tü­mü Ha­ne­fi İs­la­mın fark­lı yo­rum­la­rı­na ina­nan bu isim­le­re men­sup grup­lar bir­bi­ri­nin ca­mi­si­ne iba­det için git­mez­ler.

Bir soh­bet sı­ra­sın­da, Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı’nda­ki bir baş­mü­fet­tiş İs­tan­bul’da 1000 ca­mi bu­lu­nu­yor. Ben bun­la­rın ço­ğu­na iba­det yap­mak için bi­le gi­re­mem de­miş­tir. Bu du­ru­mu adı ge­çen ce­ma­at men­sup­la­rı çok iyi bi­lir­ler.

Du­ru­mu bu iken iki­de bir kal­kıp İs­la­mi­yet’in Türk­çe yo­ru­mu olan, Türk­çe ko­nuş­ma­sı olan Ale­vi­li­ği Sün­ni İs­la­mı be­nim­se­me­di­ği için eleş­ti­ren ve Sün­ni­li­ğe ça­ğı­ran Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı Prof. Dr. Ali Bar­da­koğ­lu’na de­mez­ler mi! Pe­ki iyi ama o za­man han­gi Sün­ni­lik!

İş­te de­ğer­li ya­zar Mus­ta­fa Ce­mil Kı­lıç bu ki­ta­bın­da Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı ve O’nun gi­bi dü­şü­nen ule­ma­ya ses­le­ni­yor. Di­yor­ki; iyi ama o za­man han­gi Sün­ni­lik! Siz Ale­vi­le­ri han­gi Sün­ni­li­ğe ça­ğı­rı­yor­su­nuz? Se­le­fi­li­ğe mi? Ma­tu­ri­di­li­ğe mi? Vah­ha­bi­li­ğe mi? Eşa­ri­li­ğe mi? Hiz­bul­la­ha mı? Nak­şi­li­ğe mi? Nur­cu­lu­ğa mı? Nur­cu­luk ise o za­man han­gi ka­na­dı­na? Nak­şi­lik ise, Nak­şi­li­ğin han­gi ka­na­dı­na? vs. vs..

O za­man Ale­vi­li­ği asi­mi­le et­mek için yap­tı­ğı­nız çağ­rı ile ko­mik bir du­ru­ma dü­şü­yor­su­nuz. Ale­vi­li­ği ha­fi­fe alır­ken ken­di­niz ha­fif bir du­ru­ma dü­şü­yor­su­nuz. Ale­vi­ler ara­sın­da inanç ba­kı­mın­dan or­tak nok­ta Sün­ni­lik ile kı­yas­lan­ma­ya­cak  den­li tür­deş bir du­rum ar­zet­mek­te­dir.

Ale­vi­ler’in iba­de­ti olan Cem’in ve iba­det­le­ri­nin ya­pıl­dı­ğı Ce­me­vi­nin ta­ri­hi İs­lam ta­ri­hi ile ya­şıt­tır. Ale­vi­ler’in oru­cu olan Mu­har­rem Oru­cu’nun ta­ri­hi de İs­lam ile ya­şıt­tır.

İs­la­mi­yet’e ina­nan; “Al­lah, Mu­ham­met, Ali” di­ye­rek yüz­yıl­lar­dır iba­det­le­ri­ni Ce­mev­le­rin­de ana­dil­le­ri ile ya­pan Ale­vi­ler’in iba­de­ti­ni kü­çüm­se­me­yi İs­la­mi­ye­te inan­dı­ğı­nı söy­le­yen bir Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı­na ben ya­kış­tı­ra­mı­yo­rum. Uma­rım ken­di­si de ya­kış­tı­ra­maz.

Bu ki­tap­ta, Mus­ta­fa Ce­mil Kı­lıç, Sün­ni İs­lam’ın ken­di için­de­ki çe­liş­ki­li ya­pı­sı­nı çok çar­pı­cı ve öğ­re­ti­ci bir şe­kil­de oku­yu­cu­ya ver­me­ye ça­lı­şı­yor. Bu­nun ya­nın­da Ale­vi­li­ğe kar­şı İs­lam ta­ri­hi sü­re­sin­ce ve gü­nü­müz­de ba­zı ule­ma­nın yap­tı­ğı hak­sız­lı­ğı göz­ler önü­ne se­ri­yor. Hem de ade­ta kör gö­zün bi­le gö­re­bi­le­ce­ği net­lik­te ger­çek­le­ri di­le ge­ti­ri­yor. Baş­ka ne ya­pı­la­bi­lir. Bu ne­den­le bu eser, Ale­vi­li­ği ve Sün­ni­li­ği ol­du­ğu gi­bi öğ­ren­mek is­te­yen­ler için çok önem­li bir ça­lış­ma ol­du. Ken­di­si­ne Ale­vi-Bek­ta­şi top­lu­mu ko­ca­man bir te­şek­kür borç­lu­dur. Se­lam ve Say­gı­la­rım­la...

Ma­yıs 2008, Ca­ğa­loğ­lu

Ale­vi­li­ğe yö­ne­lik asi­mi­las­yon gi­ri­şim­le­rin­den bi­ri olan Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı ve Di­ya­net Vak­fı’nın “Ale­vi / Bek­ta­şi Kla­sik­le­ri” ad­lı ya­yın­la­rı­nın na­sıl bir içe­ri­ğe sa­hip ol­du­ğu­nu ve na­sıl çar­pı­tıl­dı­ğı­nı sö­ze ko­nu ya­yın­la­rı in­ce­le­ye­rek göz­ler önü­ne sun­duk.

Öte yan­dan Ale­vi inan­cı­nı sü­rek­li tar­tış­ma ko­nu­su ya­pan Sün­ni teo­log­la­ra kar­şı Sün­ni mez­hep­le­rin çe­liş­ki­le­ri­ni ir­de­le­yip “Hak Mez­hep­ler” söy­le­mi­nin ne den­li sa­kat bir an­la­yı­şı yan­sıt­tı­ğı­nı “Han­gi Sün­ni­lik?” so­ru­suy­la gün­de­me ta­şı­dık.

Ale­vi­li­ğin bağ­da­şık / ho­mo­jen bir inanç ol­ma­dı­ğı­nı ıs­rar­la söy­le­yen Sün­ni teo­log­la­ra, Sün­ni­li­ğin çe­liş­ki­le­ri­ni or­ta­ya ko­ya­rak ya­nıt ver­dik.

Sün­ni inanç­la kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da Ale­vi­li­ğin as­lın­da son de­re­ce bağ­da­şık bir inanç ol­du­ğu­nu da böy­le­ce ka­nıt­la­mış ol­duk. Bu ne­den­le tam bir gü­ven içe­rin­de be­lir­te­lim ki yan­sız oku­yu­cu­la­rın sa­vı­mı­zı des­tek­le­ye­ce­ğin­den hiç­bir kuş­ku duy­mu­yo­ruz.

Yol cüm­le­den ulu­dur, di­ye­rek yo­la hiz­me­ti il­ke edin­dik.

Hay­dar-ı Ker­rar ve Haz­re­ti Hün­kar’ın him­met ve ina­yet­le­ri­ne sı­ğı­na­rak Hak Tea­la’nın rı­za­sı­na mü­te­vec­ci­hen ger­çek eren­ler de­mi­ne hü di­ye­lim!

Mustafa Cemil Kılıç

29 Şubat 2008

İçindekiler


• SUNUŞ 7
• ÖNSÖZ 11
• HANGİ SÜNNİLİK? (SÜNNİ MEZHEPLERİN KİMİ ÇELİŞKİLERİ TEMELİNDE SÜNNİ İNANCA İLİŞKİN ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME) 13
• KIRKLAR MECLİSİ MASAL MI? (SÜNNİ VE Şİİ TEOLOGLARIN YAKLAŞIMLARI BAĞLAMINDA ALEVİ İNANCINDAKİ KIRKLAR MECLİSİ VE CEMİNE İLİŞKİN BİR YORUM) 54
• ALEVİLİĞİN TEOLOJİK KOORDİNATLARI VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, “ALEVİ BEKTAŞİ KLASİKLERİ”  75
• TEOLOJİK AÇIDAN CEMEVLERİNİN DURUMU 104
• ALEVİ KÖYLERİNE YAPILAN CAMİLER, CEM EVİNE ÇEVRİLMELİDİR 112
• CEM İBADETİ İLE İLGİLİ BAZI BİLGİLER 117
• CEMEVLERİ CAMİLERLE EŞİT
• STATÜDE OLMALIDIR... 120
• MUHARREM MATEMİ VE ORUCU 123
• MUM SÖNDÜ DENİLEN İFTİRA HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ… 126
• ORUÇ GERÇEKTE KAÇ GÜN?  130
• ALEVİLER RAMAZAN ORUCU TUTMADIĞI HALDE NEDEN RAMAZAN BAYRAMI KUTLUYOR? 137
• “4,5 MİLYON ALEVİ” Mİ, YOKSA “SÜNNİ GÖRÜNMEK ZORUNDAYIM. ÇÜNKÜ KORKUYORUM” MU? 141
• TESETTÜRSÜZ KADINLAR 144
Alevilik TÜRKİYE’NİN ZENGİNLİĞİ DEĞİLDİR 148
• 2007-2008 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA İLKÖĞRETİM 2. KADEMEDE OKUTULACAK DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR 152
• ALEVİLER HİZAYA GELECEK Mİ?  156
• ALEVİ MASKESİ TAKAN BİR KISIM MÜNAFIĞA DAİR 159
• HACIBEKTAŞ’TA YAPTIĞIM KONUŞMA (LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE ALEVİLİK)   165
• İMAM HATİP LİSELERİNE ALEVİLİK KONUSU İDDİASININ İÇ YÜZÜ 181
• SÜNNİ MİSYONERLİĞİNİN ULAŞTIĞI SON NOKTA 184
• KAYNAKÇA 189

 

Teolojik Açıdan Cemevlerinin Durumu (Sünnilik / Şiilik / Alevilik) 

İs­lam te­olo­ji­si kav­ra­mı­nın sı­nır­la­rı­na ya­pı­la­cak bir yol­cu­luk her tür­lü öz­nel­lik­ten uzak bir yol­cu­luk olur­sa or­ta­da tek bir te­olo­jik kim­li­ğin bu­lun­ma­dı­ğı gö­rü­le­cek­tir. Mez­hep­leş­me sü­re­ci so­nu­cun­da İs­lam, bir­den faz­la te­olo­jik ya­pı­lan­may­la kar­şı kar­şı­ya kal­mış­tır. Bu te­olo­jik ya­pı­lan­ma­la­rın en önem­li­le­ri Sün­ni­lik, Şi­i­lik ve Ale­vi­lik­tir. Her üç te­olo­jik ya­pı da ken­di için­de ki­mi ekol­le­re ay­rıl­mış ol­mak­la bir­lik­te te­mel­de ken­di iç bün­ye­le­rin­de as­ga­ri müş­te­rek­le­re sa­hip inanç­sal akım­lar ola­rak var­lık­la­rı­nı sür­dür­mek­te­dir.

Sün­ni, Şii ve Ale­vi te­olo­ji­le­ri ki­mi sim­ge­sel ve inanç­sal ben­zer­lik ve or­tak­lık­la­ra kar­şın as­lın­da ba­ğım­sız te­olo­ji­ler ha­li­ne gel­miş­ler­dir. Do­la­yı­sıy­la her han­gi bir din­sel / inanç­sal ko­nu­ya iliş­kin İs­la­mi ba­kış açı­sıy­la ser­gi­le­ne­cek bir gö­rü­şün İs­la­mi­li­ği, bağ­lı bu­lu­nu­lan mez­hep­sel te­olo­jik ya­pıy­la açık­lan­ma ve an­la­şıl­ma mec­bu­ri­ye­tin­de­dir. Baş­ka bir de­yiş­le bir İs­lam te­olo­gu­nun gö­rüş­le­ri as­lın­da bağ­lı bu­lun­du­ğu mez­he­bin gö­rüş­le­ri­dir. Bun­dan do­la­yı­dır ki, salt bir İs­lam ol­ma­dı­ğı gi­bi salt bir İs­la­mi ba­kış da söz ko­nu­su de­ğil­dir.

Ör­nek­le­mek ge­re­kir­se; İs­lam’ın en te­mel inanç öge­si olan “Tan­rı İti­ka­dı” ko­nu­sun­da bi­le ge­rek Sün­ni­lik, ge­rek Şi­i­lik ge­rek­se Ale­vi­lik çok de­rin fark­lı­lık­la­ra sa­hip­tir. Şöy­le ki; Sün­ni­lik ve Şi­i­lik, Al­lah - Ev­ren ay­rı­mı, Ev­re­nin Al­lah ta­ra­fın­dan yok­tan ya­ra­tıl­ma­sı (Bu iki ko­nu İs­la­mi or­to­doks­lu­ğun te­mel­le­ri ara­sın­da­dır.) gi­bi ana ko­nu­lar­da or­tak inanç­la­ra sa­hip ol­ma­la­rı­na kar­şın Tan­rı’nın sı­fat­la­rı ko­nu­sun­da çok de­rin gö­rüş ay­rı­lık­la­rı içe­ri­sin­de­dir. Bu ay­rı­lık­lar üç nok­ta­da öne çık­mak­ta­dır. Şi­i­li­ğe (İma­miy­ye) gö­re Tan­rı’nın sı­fat­la­rı Za­tı­nın ay­nı­dır. Sün­ni­li­ğe gö­re ise Za­tı­nın ne ay­nı ne de gay­rı­dır; on­lar Tan­rı’nın ken­di­si­ni ni­te­len­dir­di­ği sı­fat­lar­dır.

Şi­i­li­ğe gö­re Kur’an mah­luk­tur. Sün­ni­lik ise Kur’an’ın Tan­rı’nın sö­zü / ke­la­mı ol­du­ğu­nu; Tan­rı’nın “ke­lam sı­fa­tı”nın ise O’nun (Tan­rı’nın) kı­de­miy­le ka­dim ol­du­ğu­nu ile­ri sü­rer. Baş­ka bir de­yiş­le Sün­ni­li­ğe gö­re Tan­rı’nın eze­li ke­lam sı­fa­tı var­dır; Şi­i­li­ğe gö­re ise Tan­rı’nın böy­le sı­fa­tı yok­tur. Ya­ni Sün­ni­lik­te Tan­rı, “ka­dim­den be­ri Ko­nu­şan bir Tan­rı” iken Şi­i­lik­te ise ko­nuş­ma­yan ve kut­sal ki­tap­la­rı söy­le­yen de­ğil ya­ra­tan bir Tan­rı­dır. Da­ha açık söy­le­mek ge­re­kir­se Şi­i­lik­te Tan­rı’nın ke­la­mı / sö­zü ka­dim ol­ma­yıp son­ra­dan ya­ra­tı­lan iza­fi / gö­re­li bir ke­lam­dır.

Yi­ne Şi­i­li­ğe gö­re Tan­rı ahi­ret­te ina­nan­lar­ca ke­sin­lik­le gö­rül­me­ye­cek­tir. Cen­net hal­kı­na gö­rü­le­ce­ği­ni söy­le­yen ka­fir­dir. Oy­sa Sün­ni­li­ğe gö­re Tan­rı ahi­ret­te ina­nan­lar­ca gö­rü­le­cek­tir.

An­la­şı­la­ca­ğı üze­re Tan­rı inan­cı ko­nu­sun­da bi­le Sün­ni­lik ve Şi­i­lik bir­bir­le­ri­ni ka­fir­lik­le suç­la­ya­cak de­re­ce­de fark­lı dü­şün­mek­te­dir­ler. O hal­de bu iki mez­he­bi di­ğer alan­lar­da­ki fark­lı­lık­la­ra gir­me­den bi­le sırf Tan­rı inan­cı ko­nu­su­nu te­mel ala­rak ba­ğım­sız te­olo­ji­ler ola­rak ni­te­le­mek nes­nel bir sap­ta­ma bi­çi­min­de de­ğer­len­di­ril­mek zo­run­da­dır.

Ale­vi­li­ğin Tan­rı inan­cı ise di­ğer iki İs­lam ori­jin­li te­olo­jik ya­pı­dan çok da­ha fark­lı­dır. Sün­ni ve Şii te­olo­ji­nin ben­zeş­ti­ği Tan­rı - Ev­ren ay­rı­mı, Tan­rı’nın Ev­re­ni yok­tan ya­rat­ma­sı gi­bi iki ana ko­nu­da Ale­vi­lik tü­müy­le fark­lı bir inan­ca sa­hip­tir. Ale­vi­lik­te Tan­rı - Ev­ren ay­rı­mı Vah­det - i Vü­cud inan­cıy­la or­ta­dan kalk­mış, yok­tan ya­ra­tan bir Tan­rı inan­cı ye­ri­ne Ev­re­ni ken­di var­lı­ğın­dan ya­ni var­dan var eden; böy­le­ce de po­zi­tif bi­li­min, “hiç­bir şey yok­tan var ol­ma­mış­tır ve var olan hiç­bir şey de yok ol­maz”  il­ke­siy­le de uz­la­şan bir Tan­rı inan­cı vü­cud bul­muş­tur. Ta­rih­sel sü­reç içe­ri­sin­de yo­ğun­la­şan Sün­ni ve Şii te­olo­ji­nin bas­kı­sıy­la Ale­vi­lik­te­ki Tan­rı - Ev­ren bir­li­ği inan­cı za­man­la ve za­man za­man “Ev­ren Tan­rı’nın te­cel­li­si / yan­sı­ma­sı­dır.” nok­ta­sı­na ta­şı­na­rak yu­mu­şa­tıl­mış­tır. Yi­ne Ale­vi­lik­te Ev­ren­de­ki en önem­li, bi­linç sa­hi­bi ve mer­ke­zi bir var­lık ola­rak in­sa­nın tan­rı­sal bir ma­hi­yet­le ele alın­dı­ğı ve “enel­hak” sö­zün­de var­lık bu­lan bir ye­ri­nin ol­du­ğu da anım­san­ma­lı­dır. 

Sün­ni Te­olo­ji Açı­sın­dan Ce­mev­le­ri

Sün­ni İs­lam inan­cı­nın uy­gu­la­ma ye­ri olan ca­mi­ler­de ic­ra edi­len din­sel ri­tü­el­ler bu inan­cın teo­log­la­rı ta­ra­fın­dan İs­lam’ın te­mel ve zo­run­lu iba­det­le­ri ola­rak gö­rü­lüp bu iba­det­ler dı­şın­da Tan­rı’yı an­mak, ona ta­pın­mak için ya­pı­la­cak her çe­şit ri­tü­el zo­run­lu ol­ma­yan (na­fi­le) / ta­li iba­det­ler kap­sa­mın­da de­ğer­len­di­ril­mek­te­dir. Zo­run­lu iba­det­ler ya­pıl­ma­dan ya­pı­la­cak olan na­fi­le iba­det­le­rin hiç­bir ge­çer­li­li­ği yok­tur. Na­fi­le iba­det­ler an­cak zo­run­lu iba­det­ler ya­pıl­dık­tan son­ra ya­pı­lır­sa bir an­la­ma sa­hip­tir.

Sün­ni İs­lam inan­cı­na gö­re zo­run­lu (farz) iba­det­ler; gün­de Beş Va­kit Na­maz ve Cu­ma Na­maz­la­rı­dır. Bay­ram Na­maz­la­rı ise Va­cip (Ha­ne­fi­ler­de) ve Sün­net (Şa­fi­i­ler­de) ola­rak gö­rül­mek­te­dir. Bu iba­det­ler dı­şın­da ya­pı­la­cak her tür­lü zi­kir, se­ma, se­mah vb. ri­tü­el­ler hiç­bir bi­çim­de farz iba­det­le­rin ye­ri­ni tu­ta­maz. Do­la­yı­sıy­la zo­run­lu ol­ma­yan iba­det­le­rin ya­pıl­dı­ğı her tür­lü me­kan da ta­li / ikin­cil iba­det me­kan­la­rı ola­rak gö­rül­mek­te­dir.

Sün­ni İs­lam te­olo­ji­si­ne gö­re; Tan­rı’yı an­mak ve ona ta­pın­mak de­mek olan iba­det (kul­luk et­me) için özel bir me­kan tah­si­si söz ko­nu­su de­ğil­dir. Zi­ra te­miz olan her yer­de iba­det edi­le­bi­lir. Bu ne­den­le tüm yer­yü­zü iba­det­ha­ne­dir. Bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da so­ru­nun ca­mi ya­da ce­me­vi me­se­le­si ol­ma­dı­ğı da gö­rü­le­cek­tir. Asıl so­run iba­det bi­çi­mi­dir. İba­de­tin ya­pıl­dı­ğı me­kan de­ğil­dir. Cem ev­le­rin­de cem ic­ra­sı ile bir­lik­te Sün­ni inan­cın ön­gör­dü­ğü bi­çim­de na­maz da kı­lın­sa Sün­ni din­sel oto­ri­te­ler ce­mev­le­ri­ni ca­mi­ler­le eş­de­ğer­de bir iba­det­ha­ne ola­rak ilan et­mek­ten ina­nıl­maz bir se­vinç du­ya­cak­lar­dır.

Sün­ni teo­log­la­rın (ila­hi­yat­çı­la­rın) ce­mev­le­ri­ni ca­mi­ler gi­bi / ca­mi­ler­le eş­de­ğer­de bir iba­det­ha­ne ola­rak ka­bul et­me­le­ri ken­di te­olo­ji­le­ri­ni tah­rip an­la­mı ta­şı­mak­ta­dır. Çün­kü bu ka­bul yüz­yıl­lar­dır sa­vu­nu­lan inan­cın hi­la­fı­na bir iba­det ol­mak ba­kı­mın­dan ce­mi na­maz ile ay­nı sta­tü­ye yük­selt­me so­nu­cu­nu do­ğu­ra­cak­tır. Bu ne­den­le hiç bir Sün­ni teo­log ce­mev­le­ri­ni ca­mi­ler­le eş­de­ğer­de ge­nel bir iba­det­ha­ne ola­rak ka­bul ede­mez. O hal­de hiç­bir Ale­vi, Sün­ni teo­log­lar­dan böy­le bir bek­len­ti içe­ri­sin­de ol­ma­ma­lı­dır.

On­la­ra gö­re Ale­vi­lik, İs­lam ori­jin­li kül­tü­rel ve folk­lo­rik bir ya­pı­dan baş­ka bir şey de­ğil­dir. Bu ne­den­le Sün­ni teo­log­lar, Ale­vi­li­ği Nak­şi­lik, Ka­di­ri­lik gi­bi bir ta­ri­kat dü­ze­yi­ne in­dir­ge­me­ye ça­lış­mak­ta­dır­lar. Oy­sa sö­ze ko­nu bu ta­ri­kat­la­rın iba­det an­la­yış­la­rı Ale­vi­le­rin iba­det an­la­yış­la­rıy­la hiç bir bi­çim­de uyuş­ma­mak­ta­dır. Nak­şi­ler de Ka­di­ri­ler de ken­di zi­kir tö­ren­le­ri­ni ikin­cil iba­det­ler ola­rak gör­mek­te as­li, zo­run­lu (farz) iba­de­tin na­maz ol­du­ğu­nu sa­vun­mak­ta­dır­lar. Ale­vi­ler ise as­li iba­det ola­rak na­ma­zı de­ğil ce­mi ka­bul et­mek­te­dir­ler. Bu ne­den­le Ale­vi­li­ği, ta­sav­vu­fi ma­hi­ye­ti­ni is­tis­mar ede­rek bir tar­ki­at dü­ze­yi­ne in­dir­ge­me­ye ça­lış­mak bi­lim­sel tu­tar­lı­lık ve ge­çer­li­lik­ten uzak­tır.

Sün­ni li­te­ra­tür­de ca­mi söz­cü­ğü ye­ri­ne da­ha ge­nel ola­rak mes­cid söz­cü­ğü kul­la­nıl­mak­ta­dır. Ni­te­kim Kur’an’da da bu ifa­de geç­mek­te­dir. Kur’an’da “mes­cid” ifa­de­si­nin geç­ti­ği ayet­ler şun­lar­dır:

Ba­ka­ra, 114, 187. Araf, 31. En­fal, 34. Tev­be, 7, 17, 19, 28, 107, 108. Hac, 25, 40.Fe­tih, 25,27. İs­ra, 1, 7. Cin, 18.

Mes­cid sö­zü Arap­ça’da “sec­de edi­len yer” an­la­mı­na gel­mek­te­dir. Kur’an’da iba­det­ha­ne­le­rin “sec­de edi­len yer” ola­rak ad­lan­dı­rıl­ma­sı ger­çek­te iba­det­ten ne­yin an­la­şıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni de or­ta­ya koy­mak­ta­dır. Bu bağ­lam­da de­ni­le­bi­lir ki, Kur’an’a gö­re iba­det, sec­de et­mek­tir. Ale­vi­le­rin ce­mi de bu açı­dan de­ğer­len­di­ril­mek zo­run­da­dır. Cem di­ğer pek çok un­su­ruy­la bir­lik­te as­lın­da bir sec­de et­kin­li­ği­dir. Cem ayin­le­ri­ne ka­tı­lan­lar ya­da ce­mi iz­le­me ola­na­ğı bu­lan­lar bu­nu gö­re­cek­ler­dir. La­kin Sün­ni te­olo­ji Kur’an’ın bu açık ifa­de­si­ne kar­şın iba­de­ti sa­de­ce sec­de ola­rak gör­me­mek­te­dir. Bel­li şe­kil ve ka­lıp­la­ra dö­kül­müş, bel­li va­kit­le­re bağ­lan­mış bi­li­nen ve adı­na na­maz de­ni­len ri­tüe­li te­mel ve zo­run­lu (farz) iba­det ola­rak be­nim­se­me ıs­ra­rı­nı sür­dür­mek­te­dir.

Şii Te­olo­ji Açı­sın­dan Ce­mev­le­ri

Şi­i­lik, ilk ba­kış­ta Ale­vi­lik­le pek çok or­tak nok­ta­ya sa­hip gi­bi gö­rün­mek­le bir­lik­te ger­çek­te bu du­rum tü­müy­le yü­zey­sel ve sim­ge­sel­dir. Hz. Ali ve 12 İmam­lar, Eh­li­beyt ve Ker­be­la kül­tü­nün yü­zey­sel ve sim­ge­sel ben­zer­li­ği ha­ri­cin­de hiç­bir ba­kım­dan Ale­vi­lik­le uyuş­ma­yan Şii te­olo­ji­si­nin ce­mev­le­ri­ne ba­kı­şı Sün­ni te­olo­ji­den çok da fark­lı de­ğil­dir. An­cak şu­ra­sı var ki; Şi­i­ler, Ale­vi­ler­le ara­la­rın­da­ki yü­zey­sel ve sim­ge­sel ki­mi kül­tü­rel ve inanç­sal ben­zer­lik­le­ri kul­la­na­rak on­la­rı dev­şir­me he­def­le­ri pa­ra­le­lin­de ce­mev­le­ri­ne kar­şı za­man za­man da­ha sı­cak söz­ler söy­le­se­ler bi­le ger­çek­te on­lar da so­ru­na iba­det an­la­yı­şı açı­sın­dan bak­mak­ta­dır­lar.

Şii te­olo­ji de ce­mev­le­rin­de ic­ra edi­len ri­tü­el­le­ri te­mel ve zo­run­lu iba­det­ler kap­sa­mın­da gör­me­mek­te­dir. On­la­ra gö­re de te­mel ve zo­run­lu iba­det na­maz­dır. Cem iba­de­ti hiç­bir bi­çim­de na­ma­zın ye­ri­ni tu­ta­ma­ya­ca­ğı için ce­mev­le­ri de ca­mi­ler­le eş­de­ğer bir iba­det­ha­ne ola­rak ka­bul edi­le­mez. Cem ve cem­de ic­ra edi­len her tür­lü ri­tü­el (zi­kir, se­mah, de­yiş vb.) Tan­rı’yı an­mak ba­kı­mın­dan iba­det ola­rak gö­rül­mek­le bir­lik­te İs­lam’ın te­mel iba­det bi­çi­mi olan na­maz­da­ki şe­kil ve va­kit şart­la­rı­na uy­ma­dı­ğın­dan kül­tü­rel ve folk­lo­rik bir et­kin­lik ol­ma­nın öte­sin­de hiç­bir an­la­ma sa­hip de­ğil­dir.

İba­det an­la­yı­şı ba­kı­mın­dan Şi­i­lik­le Sün­ni­li­ğin bir­bir­le­ri­ne da­ha ya­kın ol­duk­la­rı or­ta­da­dır. Gün­de Beş Va­kit Na­maz (Şi­i­ler üç vak­te ce­me­der­ler / top­lar­lar, fii­len üç vak­te in­dir­miş olur­lar.), Cu­ma Na­ma­zı, Bay­ram Na­maz­la­rı, Ra­ma­zan Oru­cu gi­bi ko­nu­lar­da çok kü­çük ay­rın­tı­lar ha­ri­cin­de tü­müy­le ay­nı gö­rüş­te­dir­ler. Şi­i­ler­le Sün­ni­ler ara­sın­da na­ma­zın kı­lı­nı­şıy­la il­gi­li ki­mi kü­çük şe­kil fark­lı­lık­la­rı mev­cut ol­mak­la bir­lik­te kı­yam, ru­kü, sec­de ve Arap­ça Kur’an oku­ma gi­bi ko­nu­lar­da tü­müy­le bir it­ti­fak ha­li söz ko­nu­su­dur. İba­det an­la­yı­şı ba­kı­mın­dan bu den­li ben­zer gö­rüş­le­re sa­hip olan Sün­ni­lik ve Şi­i­li­ğin ce­mev­le­ri­ne ba­kış ko­nu­sun­da da son de­re­ce ben­zer bir yak­la­şım içe­ri­sin­de bu­lun­ma­la­rı do­ğal­dır.

Ce­mev­le­rin­de ic­ra edi­len se­ma­hın, zik­rin, mü­zi­ğin, ka­dın er­kek bir ara­da bu­lun­ma­nın, in­san­la­rın kıb­le­ye dön­mek ye­ri­ne bir­bir­le­ri­ne dö­ne­rek sec­de et­me­le­ri­nin Sün­ni­lik­ten de Şi­i­lik­ten de onay al­ma­sı im­kan­sız de­ne­cek de­re­ce­de zor­dur. Bu ko­nu­da ge­rek Sün­ni ge­rek­se Şii teo­log­lar ta­ra­fın­dan Ale­vi­le­re ve on­la­rın iba­det­le­ri­ne yö­ne­lik ola­rak ya­pı­lan ki­mi gö­re­li mü­sa­ma­ha­kar açık­la­ma­la­rın iç­ten­lik­ten uzak ol­du­ğu­nu be­lirt­mek du­ru­mun­da­yız. Bu açık­la­ma­lar­da­ki gö­re­li mü­sa­ma­ha­kar­lık Ale­vi­le­ri dev­şir­me amaç­lı­dır. Yet­kin bir Ale­vi­nin bu tür­den açık­la­ma­la­ra iti­bar et­me­me­si ge­rek­mek­te­dir.

Ale­vi Te­olo­ji­si Açı­sın­dan Ce­mev­le­ri

Ce­mev­le­ri Ale­vi­le­rin iba­det ye­ri­dir. Ce­me­vi söz­cü­ğü Türk­çe’dir. Cem ve ev söz­cük­le­ri­nin bir­le­şi­min­den olu­şan ce­me­vi ta­bi­ri, cem iba­de­ti­nin yü­rü­tül­dü­ğü bir me­kan ola­rak Ale­vi li­te­ra­tü­rü­nün te­mel te­rim­le­rin­den bi­ri­dir. Ce­me­vi söz­cü­ğün­de­ki cem söz­cü­ğü Arap­ça ori­jin­li olup bir ara­ya gel­me, top­lan­ma an­la­mı­nı ta­şı­mak­ta­dır.

Ce­mev­le­ri Ale­vi­ler var ol­du­ğun­dan bu ya­na var­dır. Ale­vi­li­ğin te­mel iba­de­ti olan ce­min yü­rü­tül­dü­ğü her yer bir ce­me­vi­dir. Da­ha­sı ce­min en önem­li ri­tüe­li olan sec­de­nin ic­ra edil­di­ği her yer ce­me­vi ola­rak gö­rül­me­li­dir. Geç­miş­te ta­sav­vu­fi me­kan­lar olan der­gah­lar­da cem oda­la­rı­nın / cem ev­le­ri­nin bu­lun­du­ğu bi­lin­mek­te­dir. Yüz­ler­ce yıl­dan be­ri Ale­vi / Bek­ta­şi der­gah­la­rı­nın tü­mün­de ce­me­vi (Ce­me­vi­ne, mey­dan evi, ce­ma­at evi, yol evi de de­nil­mek­te­dir.) bu­lun­mak­ta­dır. Bu ne­den­le ce­mev­le­ri­nin kent­leş­mey­le bir­lik­te ih­das edil­miş, ta­rih­sel kö­kü bu­lun­ma­yan ya­pay me­kan­lar ola­rak ni­te­len­me­si ger­çek dı­şı­dır.

Geç­miş­te der­gah­la­rın bu­lun­ma­dı­ğı Ale­vi köy­le­rin­de cem­le­rin köy­de­ki en uy­gun ve bü­yük bir ev­de ya­pıl­dı­ğı ve bu ev­le­rin cem evi ola­rak ad­lan­dı­rıl­dı­ğı bi­lin­mek­te­dir. Kent­leş­mey­le bir­lik­te zo­run­lu ola­rak müs­ta­kil ce­mev­le­ri in­şa edil­miş ve sa­yı­la­rı da do­ğal ola­rak hız­la art­mış­tır. Bu bağ­lam­da özel­lik­le gü­nü­müz ko­şul­la­rın­da ce­mev­le­ri­ni tek­ke ve der­gah kap­sa­mın­da de­ğer­len­dir­mek ve böy­le­ce ce­me­vi in­şa et­me­yi Tek­ke ve Za­vi­ye­le­rin Ka­pa­tıl­ma­sı Ka­nu­nu­na mu­ha­le­fet et­mek bi­çi­min­de ni­te­le­mek hiç­bir ya­sal ve hu­ku­ki da­ya­na­ğa sa­hip de­ğil­dir.

Ale­vi te­olo­ji­si açı­sın­dan ilk cem “Kırk­lar Ce­mi”dir. Kırk­lar Ce­mi­nin yü­rü­tül­dü­ğü me­kan da ilk ce­me­vi­dir. Bu cem, baş­ta Hz. Mu­ham­med ve Hz. Ali ön­der­li­ğin­de­ki kırk ulu ki­şi ta­ra­fın­dan ic­ra edil­miş­tir. Kırk­lar Ce­mi, Ale­vi te­olo­ji­si­nin te­me­li­dir. Se­mah ve zi­kir, ka­dın er­kek bir ara­da ilk kez bu cem­de biz­zat Hz. Mu­ham­med ve Hz. Ali ön­der­li­ğin­de ger­çek­leş­ti­ril­miş­tir. Kuş­ku­suz bu inan­cın en önem­li kay­nak­la­rın­dan bi­ri Ale­vi ön­der­le­rin­ce de­ru­ni bir sez­giy­le söy­le­nen ne­fes ve de­yiş­ler­dir.

Ale­vi inan­cı­na gö­re Hz. Mu­ham­med Mi­raç’ta Tan­rı’dan Sün­ni ve Şii teo­log­la­rın id­di­ası­nın ter­si­ne na­ma­zı de­ğil se­mah ve zik­ri iba­det ola­rak al­mış­tır. Se­mah ve zi­kir ya­ni bü­tü­nüy­le cem iba­de­ti Ale­vi te­olo­ji­si­ne gö­re bi­rin­cil ve te­mel iba­det bi­çi­mi­dir. Bu ne­den­le Sün­ni ve Şii te­olo­ji­sin­de­ki na­ma­zın cem iba­de­ti­nin ye­ri­ni tut­ma­sı müm­kün de­ğil­dir. O hal­de ca­mi­ler, Ale­vi­ler için hiç­bir bi­çim­de bir iba­det­ha­ne ola­rak ka­bul edi­le­mez. Ca­mi­ler Sün­ni ve Şii Müs­lü­man­la­rın iba­det ye­ri ola­rak el­bet­te­ki say­gı­ya de­ğer­dir. An­cak ca­mi­le­rin bir iba­det­ha­ne ola­rak Ale­vi­le­re zor­la da­ya­tıl­ma­ya ça­lı­şıl­ma­sı ka­bu­lü im­kan da­hi­lin­de bu­lun­ma­yan in­saf­sız bir bas­kı­dan iba­ret­tir. Bu ara­da Sün­ni ve Şi­i­le­rin de ca­mi­le­ri­nin ay­rı ol­du­ğu­nu be­lirt­me­li­yiz. İs­tis­na­i ve fer­di tu­tum­lar dı­şın­da Sün­ni­le­rin ca­mi­le­rin­de Şi­i­ler, Şi­i­le­rin ca­mi­le­rin­de de Sün­ni­ler na­maz kıl­maz.

Ale­vi­ler için ca­mi­ler ne­den bir iba­det­ha­ne ola­maz?

Çün­kü; ca­mi­ler­de cem yü­rü­tü­le­mez.

Ka­dın er­kek bir ara­da iba­det edi­le­mez.

Saz, bağ­la­ma ça­lı­nıp de­yiş ve ne­fes söy­le­ni­le­mez.

Ka­dın, er­kek bir ara­da coş­kun­luk içe­ri­sin­de se­mah dö­nü­le­mez.

Ca­mi­de ya­pı­lan iba­det bi­çi­mi ola­rak na­maz Ale­vi­le­rin iba­det bi­çi­mi de­ğil­dir.

O hal­de na­ma­zı ken­di­si için bir iba­det ola­rak gör­me­yen ve ka­bul et­me­yen Ale­vi­le­re iba­det­ha­ne ola­rak ca­mi­le­rin ad­res gös­te­ril­me­si say­gı­sız­lık, ce­ha­let ya­ da asi­mi­las­yon ça­ba­sından baş­ka bir şey de­ğil­dir.

Mustafa Cemil Kılıç: Hangi Sünnilik (Sünniliğe Yönelik Bazı Eleştiriler). Etik Yayınları, İstanbul 2008, 190 S., ISBN 978-975-8565-52-8

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2008 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.