Iddias “Biz İnsanların çok zeki ama, zekasını kullanmasını bilmediğimizi anlamak için dünya tarihine bakmamız yeterli”  -Ho Chan Lee- Template
Template Bugün: 07 01 2009 Template

Anket

Online

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
İsmail Kasap / Yusuf Turan Günaydın [Yayına Hazırlayanlar]: Bektaşîlik Makâlâtı - Ali Ulvi Baba PDF Yazdır E-Posta
31 05 2008

İsmail Kasap / Yusuf Turan Günaydın [Yayına Hazırlayanlar]: Bektaşîlik Makâlâtı - Ali Ulvi Baba. Horasan Yayınları: 15, İstanbul 2006, 72 S. + Tıpkı Basım, ISBN 975-98065-9-2

İsmail Kasap / Yusuf Turan Günaydın [Yayına Hazırlayanlar]: Bektaşîlik Makâlâtı - Ali Ulvi Baba. Horasan Yayınları: 15, İstanbul 2006, 72 S. + Tıpkı Basım, ISBN 975-98065-9-2

Önsöz

Son dönem Bektaşîleri arasında meydana gelen bir tartışmanın parçası durumundaki Bektaşîlik Makâlâtı, birkaç açıdan dikkate değer bir eserdir: Öncelikle Bektaşilik tarihinde "Çelebiyân" ve "Babagân" olarak adlandırılan iki kolun sürekli tartıştığı Hacı Bektaş-ı Velî'nin "mücerred" olup olmadığı konusuna getirdiği yaklaşım dikkat çekicidir. Kendisi de Babagândan olduğu hâlde Babagândan bir diğer Bektaşîye [Ahmed Rıfkı'ya] karşı yazılmış olması eserin dikkat çekiciliğini artırmaktadır.

Ahmed Rıfkı'nın Bektaşî Sırrı adlı eseri yayınlanınca bu esere birkaç reddiye yazılmıştır. Bu reddiyelerden en tanınmışı Çelebi Cemaleddin Efendi'ye ait Müdâfaa adlı reddiyedir. Söz konusu reddiye Ahmed Rıfkı'nın karşı reddiyesiyle birlikte iki ciltlik Bektaşî Sırrı'na dahil edilmiş ve eser dört cilt olarak basılmıştır. Çelebi Cemâleddin, unvanından da anlaşılacağı üzere Çelebiyândandır ve reddiyesinin temelini asıl olarak Hacı Bektaş-ı Velî'nin evli olduğu tezi oluşturur. Ali Ulvî Baba'nın reddiyesi de bu konu üzerinde durmakta, fakat aynı konuda ikisinden de farklı bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

Öyle görülüyor ki, Ahmed Rıfkı'nın eseri zikrettiğimiz bu ana konu etrafında, yayınlandığı dönemde bir tartışma dizisi oluşturmuş, esere birkaç reddiye yazılmıştır. Bu reddiyelerden Cemâleddin Efendi'nin reddiyesi sadeleştirilerek yayınlanmıştır. Bektaşî Sırrı ise tartışmanın odağındaki asıl eser olmasına rağmen yayınlanmamıştır. Hazırladığımız Bektaşîlik Makâlâtı ile bu reddiyeler zincirinin önemli bir halkası daha gün yüzüne çıkartılmış olacaktır.

Esasen başta Bektaşî Sırrı olmak üzere tartışmanın parçası olan reddiyelerin tümünün gün ışığına çıkartılması gerekmektedir. Bu durumda sadeleştirilerek yayınlanan Cemâleddin Efendi reddiyesinin yeniden hazırlanmalı, Balabânî Ziyâeddîn Hüsnî'nin Peyâm-ı Sabâh'ta tefrika edilen reddiyesi ile Ahmed Sâfî'nin Sefîne-i Sâfî adlı hacimli eserinin dördüncü cildinde yer alan ve Ahmed Rıfkı'nın eseri eksen alınarak yazılan "Bektaşîler Hakkında Mülâhaza-i Munsifâne" başlıklı bölüm bir dizi hâlinde neşredilmelidir. Bu reddiyeler kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz Müncî Baba unvanlı Baba Mehmed Süreyyâ'nın Tarîkat-ı Aliyye-i Bektaşiyye adlı eseri ise çevrimyazı-sadeleştirme olarak basılmıştır. Tümünün yazılmasının ana saiki olan Bektaşî Sırrı'nın yeni neşri ise geç kalmış bir çalışma olarak ortada durmaktadır.

İsmail Kasap / Yusuf Turan Günaydın [Yayına Hazırlayanlar]: Bektaşîlik Makâlâtı - Ali Ulvi Baba. Horasan Yayınları: 15, İstanbul 2006, 72 S. + Tıpkı Basım, ISBN 975-98065-9-2

 

Bak vech-i yâre yâ Hayy
Gelmiş kemâle yâ Hayy.
Bâkî ve lâ-yezâldir
Ermez zevâle yâ Hayy.

Kim secde eylemezse
Böyle cemâle yâ Hayy.
Dünyâda âhirette
Ermez visâle yâ Hayy.

Dîdâr-ı Hak'tır işte
Sıdk ile gel niyâz et.
Dîvâra secde etme
Girme vebâle yâ Hayy.

Allah kabûl eder mi?
Riyâ ile namâzı
Beyhûdedir kapılma
Böyle hayâle yâ Hayy.

Künh-i fakr ile îmândan
Âhiret ile cihândan.
Uğraşma yürü nihâyet
Bu kîl ü kâle yâ Hayy.

Vâsıl olur mu Hakk'a
Ehl-i riyâ olanlar.
Ey sofu hîç sığar mı
Mızrâk çuvala yâ Hayy.

Medheylemişken Allah
Kur'ân'da bu şarâbı.
Nicin harâm diyorsun
Böyle helâle yâ Hayy.

Ulvî Baba bu nutku
Hakk'ın diliyle söyler
Sâkî inâyet eyle
Doldur piyâle yâ Hayy.

 

Bektaşîlik Makâlâtı sadece bu tartışmanın bir parçası olarak önemli değildir elbette. Bu ufacık eserde Ali Ulvî Baba tasavvuf anlayışını öz, keskin ve neredeyse aforizmik bir biçimde vermektedir. Eser bu yönüyle de dikkat çekicidir.

Neşrimizin Bektaşîlik tarihi çalışmalarına katkıda bulanacağına inanıyoruz.

İsmail Kasap-Yusuf Turan Günaydın
 
İçindekiler

Önsöz 5

ALİ ULVÎ BABA'NIN HAYATI ve ESERLERİ 7

Doğumu-Ölümü Ailesi 7
Bektaşîliğe İntisâbı 9
Yetiştirdiği Kimseler 10
Şairliği 11
Hayatıyla İlgili Ek Bilgiler 11
Eserleri 11
Kaynakça 19

BEKTAŞÎLİK MAKÂLÂTI 23

BİRİNCİ BÖLÜM

Lâhika 46
Tetimme 48
Hâtime 50

İKİNCİ BÖLÜM

el-Ehâdîsü'l-Vâride fî Fezâili Cenâbi Aliyyi'l-Murtezâ Kerrema'llâhu Vechehû ve Radiya'llâhu ‘Anhü 57
Mukaddime 57
Ehâdîs 58
Dizin 67
Tıpkı Basım 73

Doğumu-Ölümü, Ailesi

Bektaşî şair ve büyüklerinden Ali Ulvî Baba unvanlı Mehmed Ali Çerkeşî 1864 yılında Çankırı'nın Çerkeş ilçesinde doğmuştur.[1] Kaynaklar ölüm tarihi konusunda farklı bilgiler vermektedir. Bazı kaynaklara göre İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali sırasında elli beş yaşlarında iken 1919'da şehit edilmiş[2], bir kısım kaynaklara göre ise soyadı kanunundan sonra "Gerçek" soyadını alarak 1954'e kadar yaşamış ve bu tarihte İzmir'de ölmüştür.[3] Başka bir kaynakta ise son zamanlarında felçli olduğu, 1950'yi 1951 yılına devreden gece saat 24.00'te vefat ettiği ve o gece şiddetli bir yağmur başlaması sebebiyle üç gün sonra İzmir'de Paşa Köprüsü Mezarlığına defnedildiği belirtilmektedir.[4]

Bu tarihlerden ilkini doğru kabul edemeyiz. Çünkü son icazetnâmesi 1924 tarihlidir. Ayrıca Bektaşîlik Makâlâtı'nın basım tarihi 1922'dir. Hem bu icazetnâmenin tarihi, hem de eserinin müellifin sağlığında basılmış olmasından dolayı Ali Ulvî Baba'nın 1919'da öldüğünü söylemek mümkün değildir. Bu sebeple de 1950 ya da 1954'te öldüğünü kabul etmemiz gerekmektedir.

Ali Ulvi Baba'nın ailesi hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Eşinin adının Vasfiye Hanım olduğu ve bu hanımın Ali Nutkî Baba [1869-1936]'dan nasip aldığı bilinmektedir. Ulvi Baba'nın soyu hakkında birtakım söylentiler varsa da Bedri Noyan bu tür bilgilerin dedikodudan öte bir anlam taşımadığını tespit etmiştir.[5]

Gençlik döneminde askeriyeye intisap etmiş ve askerî görevlerle Rumeli bölgesinde bulunmuştur. Tabur imamlığı göreviyle İstiklâl Savaşı'na katılmıştır. Süvari Yüzbaşılığından emeklidir.[6]

Bektaşîliğe İntisâbı

Askerliği döneminde Şahkulu Sultan Dergâhında Mehmed Ali Hilmî Dedebaba [1842-1909]'dan el alarak Bektaşîliğe girmiş, önce Halife Ali Nutkî Baba'dan[7], sonra Rumelihisarı Şehitlik Tekkesi postnişini Nafi Baba [1833-1912]'dan[8] ve daha sonra da Salih Niyazî Dedebaba [ö. 1941]'dan[9] Babalık icazeti almıştır. Bu zattan aldığı icazetname 1343/1924 tarihlidir. Bu icazetten sonra bir adı da Mızraklı Dergâhı olan İzmir Balpınarı Tekkesinde postnişin olmuştur.[10] Bu tekkenin son şeyhidir.[11] Bedri Noyan, aslının kendisinde bulunduğunu söylediği ve Salih Niyazî Dedebaba, dergâh aşevi babası Elhâc Zeynelâbidîn Baba, ekmek evi babası Abdülkerîm Baba, atacı Feyzullah Baba ve mihmândar Ahmed Muhtâr Baba gibi Bektaşî büyüklerinin mühür ve imzalarıyla Ali Ulvî Baba'ya verilen yenileme icazetnamesinin bir bölümünü aktarmıştır:

"Tarîkat-ı Aliyyemize hayli seneden beri âdâb ve erkân-ı Muhammed-Ali üzerine hizmet eden ve bin üç yüz yirmi yedi (1909) senesi Saferü'l-hayrının beşinci tarihinde İstanbul'da Rumelihisar'da Şehîdlik Dergâhı postnişîni merhum Nâfi Baba tarafından mu'tâ ve Dergâh-ı Hazret-i Pîrimize mevdû ve mahfûz ve 15 Teşrînievvel 1329 (1916) tarîhinde rûh-ı revânı şâd, merhûm Elhâc Feyzullah Dedebaba tarafından musaddak, yedinde icazeti bulunan İzmir'de Balpınarı Dergâhı postnişîni Çerkeşî Ali Ulvî Baba, tecdîden Dergâh-ı Hazret-i Pîrimizden icâzetnâme talebinde bulunmuş ve Baba-yı mûmâileyh filhakîka ulûm-ı şer'iyyeye ârif ve âdâb ü erkân-ı tarîkata vâkıf, edîb ve kâmil ve ehl-i hâl ve sâhib-i temkîn olup neşr-i füyûzât-ı Tarîkat-ı Aliyyemize ehliyeti ind-i fakîrânemizce mâlûm ve müsellem bulunduğundan kemâ fi'l-kadîm ol makâm-ı vâcibü'l-ihtirâmda ikâmet ve îkâd-ı tarîk-ı müstakîm üzre âyîn-i nâzenîni icrâ ve bilcümle ehl-i tarîkat ve tâlibân-ı râh-ı hakîkat olan muhibbân u âşıkân u sâdıkânın hizmet-i malûme ve metâlib-i maneviyyelerinin rü'yet ve gurabâ ve misâfirîne ibrâz-ı hürmet ile, evkât-ı hamsede Hükûmet-i Cumhûriyye-i mübeccelemizin mâdâme'l-melevân terakkî-i şân ü şevket ve bekâ-yı mülk ü millet daavât-ı mefrûzesine müdâvemet eylemek üzere "İnna'llâhe ye'muru-küm en tüeddü'l-emânâti ilâ ehlihâ" (Nisâ: 58) âyet-i kerîmesinin mâ-sadakınca mûmâileyh Çerkeşî Ali Ulvî Baba Efendiye Hânkâh-ı Hazret-i Pîr'den teberrüken ve tecdîden işbu icâzetnâme itâ kılındı. Fî Zilhicceti'ş-Şerîf, Sene-i Hicriye 1343 (1924) ve fî 25 Hazîran Sene-i Rûmiyye 1341."[12]

Bu icazet Ali Ulvî Baba'nın Nafi Baba'dan aldığı ilk icazetnâme değil, Salih Niyazî Baba'dan aldığı ikinci icazetnâmedir. İkinci bir icazetnâmeye ihtiyaç duyulmuş olmasının sebebi Ali Ulvî Baba hakkında ‘uydurma Baba' olduğu şeklindeki dedikodulardır diyebiliriz. Noyan bu dedikoduları analiz ederek asılsız bulmaktadır.[13]

Ali Ulvî Baba Sekizinci Kolordu komutanı Nâzım Paşa ve Mekteb-i Hukuk mezunu Dâver Efendi ile musâhib olmuştur.[14]

Ali Ulvî Baba'nın önemli bir çalışması da, diğer bazı babalar ile toplanarak "Bektaşîliğe yeni bir düzen vermek" yönünde olmuştur. Noyan bunun, adını ve künyesini vermediği "basılmış ufak bir risaleden" anlaşıldığını, "verilen kararların risalede madde madde yazıldığını fakat sonra bir sonuca ulaşılamadığını" kaydetmektedir.[15] Bektaşîlik Makâlâtı'nda sergilediği tavır da onun bu tavrına delâlet edebilir.

Yetiştirdiği Kimseler

Yetiştirdiği ya da icazet veya nasîb verdiği kimseler arasında Abdurrahman Niyazî (Küçük Niyazî) Baba [ö. 1954], Ali Cemâlî Baba [?] ve Filibeli Remziye Anabacı [1883-1969?], Ali Galip Eren [1919-?], Mustafa Cenab Çubukçu ve Hasan Hâki Coşkuner Baba [ö. 1967]'nın adları geçmektedir.

Bunlardan A. Niyazî Baba Kırklarelilidir. Kaynaklarda "Seyyar" bir Baba olduğu ve kabrinin Eskişehir'in Şimaklı köyünde olduğu belirtilir.[16] Ali Cemâlî Baba Eyüp'te Karyağdı Dergâhının son postnişîniydi. Kendisini Ali Ulvî Baba'nın desteğiyle Halifebaba ilân ettiği, yalnız bunun pek az Bektaşî tarafından kabul edildiği ve postacılık yaptığı için Postacı Ali Baba adıyla tanındığı belirtilmektedir. Soyadı kanunundan sonra Özöz soyadını almıştır.[17] Filibe'de dünyaya gelen Remziye Anabacı ise Filibe eşrafından Ârif Ağa'nın kızıdır ve Mora Yenişehirli Hüseyin Hüsnü Erdikut Baba [1876-1956][18]'nın eşidir. Ali Ulvî Baba'dan 1913'te İzmir'de el almış ve rehberliğini Prizrenli Hafız Dervîş Şânî Efendi [?] yapmıştır.[19] Ali Galip Eren İzmir'de Ali Ulvî Baba'dan nasîb, Ahmet Necmettin Alpgüvenç Halifebaba'dan Babalık icazeti, Bedri Noyan Dedebaba'dan ise 22 Aralık 1967'de hilâfetnâme almıştır.[20] Mustafa Cenâb Çubukçu da ondan nasîb almış aslen Giritli bir aileye mensup son dönem Bektaşîlerindendir.[21] Hasan Hâki Baba ise Ali Ulvî Baba'dan hem nasîb hem de dervişlik almıştır.[22]

Şairliği

Bektaşî şairlerini ihtiva eden eserlerde şiirlerinden sadece bir örnek bulunan Ali Ulvî Baba'nın şairliği üzerinde yeterince durulmamıştır. Sadettin Nüzhet Ergun Bektaşî Şairleri'ne ve Turgut Koca Bektaşî-Alevî Şairleri'ne bir şiirini almakla yetinmiş ve şiirleri hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamışlardır. Birçok nefesi olduğu bilinmektedir.[23]

Hayatıyla İlgili Ek Bilgiler

Bedri Noyan Ali Ulvî Baba'nın 29 Eylül 1948 Çarşamba günü İstanbul Merdivenköy'de bulunan Gözcü Baba, Sancaktar Baba ve Mehmed Ali Hilmî Dedebaba'nın mezarlarının onarımı ve Hilmî Dedebaba'nın Hakk'a yürüyüşünün 43. yıldönümü nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmadan bölümler aktarmıştır. Ali Ulvî Baba'nın el yazısı konuşma metni Noyan arşivindedir. Noyan ayrıca Balkan Savaşı sırasında Balpınarı Dergâhında derviş olan Hüseyin Hepdemirci'nin[24] anlattığı Ali Ulvî Baba'ya ait bir kerameti de nakletmektedir.[25]

Eserleri

1. Târîh-i Şâh-ı Velâyet.

2. Mevlûd-i Hazret-i İmâm Alî Kerrema'llâhu Vechehû.

3. Şecere-i Hacı Bektaş-ı Velî.

Revnakoğlu, Alî Ulvî Baba'nın bu üç eserinin basılmadığını söylemektedir:[26]

4. Risâle-i İştiâlât-ı Ulvî Baba: Bu adı Bektaşîlik Makâlâtı'nda Müellif kendisine ait bazı beyitlerden sonra zikretmektedir.[27] Şulelenmeler, parıldamalar anlamına gelen "İştiâlât" adını taşıyan bu şiir parçalarının Müellifin tamamlanmamış müstakil bir eseri olduğu söylenebilir. Belirtmek gerekir ki kaynaklar Ulvî Baba'nın böyle bir eserini kaydetmez.

5. el-Ehâdîsü'l-Vâride Fî Fezâili Cenâbi Aliyyi'l-Murtezâ Kerrema'llâhu Vechehû ve Radiya'llâhu ‘Anhü: Bektaşîlik Makâlâtı'nın sonunda yer alan ve Hz. Ali'yle ilgili hadîslere yer veren bu hadîs seçmesini müellifin ayrı bir eseri saymak gerekir. Her ne kadar birlikte basılmışsa da eserden bağımsızdır ve küçük müstakil bir eserdir. Bektaşîlik Makâlâtı'ndan ayrı bir mukaddimesi vardır. Ali Ulvî Baba bu seçmesinde Alî isminin ebcedle karşılığı olan 110 rakamı dolayısıyla 110 hadîs derlediğini söylüyorsa da yer alan hadîs sayısı 94'tür. Kaynakları, İslâm âleminde genel kabul görmüş ve başvuru eserleri olarak kullanılmış olan Kütüb-ü Sitte ve Abdurraûf-ı Münâvî'nin Künûzu'd-Dekâik fî Ehadîsi Hayri'l-Halâyık adlı hadis derlemeleriyle Mevlânâ Câmî'nin Şevâhidü'n-Nübüvve, Süyûtî'nin bu husustaki risâle-i mahsûsası, Belhî'nin Yenâbîu'l-Mevedde[28], Kemâlüddîn el-Harîrî el-Melâmî'nin Kemâlnâme-i Âl-i Abâ[29] adlı eserleridir.

6. Bektaşîlik Makâlâtı.

Bektaşîlik Makâlâtı

Bektaşîlik Makâlâtı, müellifinin de değindiği gibi Ahmed Rıfkı [1884-1935]'nın Bektaşî Sırrı[30] adlı kitabının uyandırdığı önyargıları izale amacıyla kaleme alınmıştır.[31] Kitabın adı kapakta "Bektaşî Makâlâtı" şeklinde yazılmışsa da iç kısmında "Bektaşîlik Makâlâtı" yazılıdır.[32] Bir tereddüt de kitabını basım tarihiyle ilgilidir. İç kapağında basım tarihi olarak 1341 yazılıyken eserin sonunda yer alan Alî Ulvî Baba'ya ait mühürde 1342 tarihi göze çarpmaktadır. Bu mühür oraya bir yıl sonra eklenmemişse, eserin ilk formasının 1341'de, son formaların ise 1342'de basıldığı, dolayısıyla basımının bir sonraki seneye sarktığı tahmininde bulunabiliriz.

Eserin kaynakları kapakta "Okunulan Kitaplar" başlığı altında sıralanmıştır. Bunlar, Mir'âtü'l-Mekâsıd ve Def'u'l-Mefâsid[33], Türkçe Kemâl-nâme-i Âl-i Abâ, Risâle-i Münâcât[34], Makâlât-ı Hacı Bektaş Velî, Lafzatü'l-Beyân, Mahşer-nâme-i Şerîf[35], Risâle-i Misâlî[36], Risâle-i Vîrânî[37], Risâle-i Seyyid Alî Sultan[38] adlı eserlerdir.

Kitap Mehmed Ali Dedebaba'nın bir resmiyle başlar. Bu resmin altında şunlar yazılıdır:

"Hacı Bektaş-ı Velî hazretlerinin dergâh-ı şerîfi postnişîni iken irtihâl-i dâr-ı bekâ buyuran eâzım-ı ricâl-i Bektaşiyye ve şuarâ-yı benâmdan sâhib-i risâle el-fakîr Ali Ulvî Baba'nın mürşid-i âlîleri Elhâc Mehmed Ali Hilmî Dedebaba hazretlerinin yigirmi sekiz yaşlarında alınan resimleridir."[39]

Eserin üslûbu özellikle baş taraflarında oldukça edebî ve gizemlidir. Daha ilk paragraflarında bir "vefk-i müselles"ten söz edilir ki, "gizli ilimler" kapsamına giren bu gibi konular eserin girişinde esrarengiz bir hava oluşturur. Müellif, Ahmed Rıfkı'nın söz konusu eserinde yer alan bazı görüşleri çürütmek ve "Bektaşîliğin gerçeklerini halka açıklamak" amacını güttüğünü söylemesine rağmen açık ve net bir üslûp kullanmaz. Bolca alıntılanan ayet ve hadis metinleri, Hazret-i Ali'den Arapça vecizeler ve Farsça şiir parçalarıyla birlikte ağdalı bir Türkçe hemen dikkat çeker. Yazılış amacı düşünüldüğünde bu durum ilk anda şaşırtıcıdır. Fakat satırlar ilerledikçe bu durumun başlangıç kısmına mahsus olduğu göze çarpar ve eser gittikçe daha açık bir üslûba kavuşur. Müellif, kısa ve vurgulu cümlelerle şiirsel ifadeler oluşturur.

Bilindiği gibi Ahmed Rıfkı'nın söz konusu eseri yayınlandığı yıllarda Bektaşîlerce tepkiyle karşılanmış bir eserdir. Müellifi de Bektaşî olmasına rağmen, eserde yer alan açıklamalar, Bektaşîlerin tümünce kabul görmemiştir. Bu nedenle eserin ikinci cildi yayınlanınca dönemin önemli Bektaşî büyüklerinden Cemâleddîn Efendi [1862-1920?], reddiye babında yazdığı ve Müdâfaa[40] adını verdiği bir eseri aynı yayınevine göndermiş, yayınevi de bu eseri Bektaşî Sırrı'nın üçüncü cildi olarak neşretmiştir. Bunun üzerine Ahmed Rıfkı tekrar kaleme sarılarak Müdâfaa'ya bir karşı reddiye yazmış ve bu reddiye yine aynı yayınevi tarafından eserin dördüncü cildi olarak basılmıştır. Yani dört cilt olarak basılan Bektaşî Sırrı adlı eserin üçüncü cildi Cemâleddîn Efendi'ye ait reddiyedir. Dördüncü cild ise bu reddiyeye Ahmed Rıfkı tarafından yazılmış bir karşı reddiyedir.[41]

Ahmed Rıfkı'nın eserine sadece Cemâleddîn Efendi reddiye yazmamış, dönemin Bektaşî çevrelerince başka reddiyeler de kaleme alınmıştır. Bunlardan biri Ali Ulvî Baba'nın Bektaşîlik Makâlâtı'dır.

Dipnotları:

[1] Doğum tarihi kaynaklarda geçmez. Sadece bir kaynakta verilen bu doğum tarihi de müellifin Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında 1919'da elli beş yaşlarında öldürüldüğüne dair bir kayıttan yola çıkılarak bulunmuştur. Bk. Ö. Faruk Huyugüzel, İzmir Fikir ve Sanat Adamları, Ankara 2000, s. 69.
[2] Sadettin Nüzhet Ergun, Bektaşi Şairleri, s. 15; Cemaleddin Server Revnakoğlu Arşivi, Dosya no: A 148; Huyugüzel, a.g.e., s. 69.
[3] Turgut Koca, Bektaşî-Alevî Şairleri ve Nefesleri (13.Yüzyıldan 20.Yüzyıla Kadar), İstanbul 1990, s. 710; Müfit Yüksel, Bektaşilik ve Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, İstanbul 2002, s. 78; Hülya Küçük, Kurtuluş Savaşında Bektaşîler, İstanbul 2003, s. 222.
[4] Bk. Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşîlik ve Alevîlik-V, Ankara 2002, s. 198 ve Noyan, a.g.e., s. 45. Bu mezarlıkta Şaban Topal dostumuzun yaptığı dikkatli araştırmaya rağmen Ali Ulvî Baba'nın kabri bulunamadı. Mesaîsinden dolayı Şaban Topal'a çok müteşekkiriz. Ayrıca Noyan'ın verdiği tarihi doğrulamak üzere İzmir Gazetelerinden Yeni Asır'ın 1951 Ocak sayılarını gözden geçirmemize rağmen ölüm ilânına da rastlamadık. Ali Ulvi Baba'nın bilinen tek fotografı Bedri Noyan arşivindedir. Bk. a.g.e., s. 198 ve 428.
[5] Bk. Noyan, a.g.e., s. 199.
[6] Noyan, a.g.e.-V, s. 198; Yüksel, a.g.e., s. 77.
[7] Noyan, a.g.e.-VI, s. 43. Bedri Noyan aynı sayfada, Ali Ulvî Baba'nın Ali Nutkî Baba'dan icazet almışken Nâfi Baba'dan da icazet almasının sebebini ‘Yakup Kadri'nin Ali Nutkî hakkında yazdığı Nur Baba adlı roman sebebiyle içinde uyanan şüphe'ye bağlamaktadır.
[8] Tam adı Mehmed Abdünnâfi olan Nafi Baba hakkında bk. İbrahim Alâettin Gövsa, "Nafi Baba, Şeyh Mehmet Abdünnafi", Türk Meşhurları Ansiklopedisi, İstanbul [1946], s. 271-272; Ali Birinci, "Rumelihisarı'nda Bir Bektaşî Şeyh Ailesi", Dergâh, c. XII, Nisan 2001, S. 134, s. 9-11.
[9] Salih Niyazî Baba hakkında bk. Küçük, a.g.e., s. 194-196 ve 240.
[10] Noyan, a.g.e.-V, s. 198; Yüksel, a.g.e., s. 77. Balpınarı Tekkesi hakkında geniş bigi için bk. Noyan, a.g.e-V, s. 195-203.
[11] Bk. Küçük, a.g.e., s. 193.
[12] Bk. Noyan, a.g.e., s. 199-200.
[13] Ali Ulvî Baba hakkındaki bu ve diğer birtakım dedikodular hakkındaki değerlendirmeler için bk. Noyan, a.g.e., s. 200-201.
[14] Noyan, a.g.e.-VI, s. 44 ve 45.
[15] Noyan, a.g.e.-VI, s. 44.
[16] Hakkında bk. CSR Arşivi, Dosya No: A 148.'den naklen Yüksel, a.g.e., s. 71; Noyan, Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevîlik-VI, Ankara 2003, s. 257.
[17] Hakkında bk. Küçük, a.g.e., s. 225; Noyan, a.g.e.-VI, s. 257. Soyadı hakkındaki yazılı kaynaklarda yer almayan bilgiyi Refik Engin'den aldık. Kendisine teşekkür ediyoruz.
[18] Noyan, a.g.e.-VI, s. 130-138; M. Tevfik Oytan, Bektaşîliğin İçyüzü/Dibi, Köşesi, Yüzü ve Astarı Nedir?-I, 6. b., İstanbul, MCMLXX, s. 489. Erdikut hakkında bir ayrıntı için ayrıca bk. Yüksel, a.g.e., s. 108.
[19] Remziye Anabacı hakkında geniş bilgi için bk. Noyan, Bektaşîlik Alevîlik Nedir?, 3. baskı, İstanbul 1995, s. 428-431. Burada Remziye Anabacı'nın bir şiiri de alıntılanmıştır.
[20] Noyan, a.g.e.-VI, s. 140 ve 29.
[21] Hakkında bk. Noyan, a.g.e.-VI, s. 106.
[22] Hakkında bk. Noyan, a.g.e.-VI, s. 170-171.
[23] Bk. Ergun, a.g.e., s. Koca, a.g.e., s. 710.
[24] Hepdemirci hakkında bk. Noyan, a.g.e.-VI, s. 185.
[25] Noyan, a.g.e.-VI, s. 44-45.
[26] CSR Arşivi, Dosya No: A 148. Bektaşîlik Makâlâtı'nın arka kapağında Şecere-i Hacı Bektaş-ı Velî'nin basıldığı, önceki iki eserin ise basılmadığı belirtiliyor.
[27] Bk. Ali Ulvî Baba, Bektaşîlik Makâlâtı, Marifet Matbaası, İzmir 1341, s. 4.
[28] Eser Türkçeye tercüme edilmiştir. Bk. Süleyman İbrahim Belhî, Meveddet Pınarları/Hz. Muhammed Aleyhisselâm ve Âl-i Abâ, çev. Adnan M. Selman, İstanbul 2000.
[29] Dervîş Kemâleddîn-i Harîrî Hüseynî'nin bu eseri 25 varaktır ve Millî Kütüphanedeki nüshasının istinsah tarihi belirtilmemiştir.
[30] Ahmed Rıfkı ve Bektaşî Sırrı hakkında bk. Hüsrev Hatemi, "Sosyalist ve Bektaşî Şair: Ahmet Rıfkı Bey", Dergâh, c. II, Kasım 1991, 21/10; Hayriye Topçuoğlu, "Bektaşi Ahmet Rıfkı, Hayatı ve Eserleri (I-II)", Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Güz 2001, S. 19, s. 87-142&Kış 2001, 20/135-220; Küçük, a.g.e., s. 239-240.
[31] Bk. Ali Ulvî Baba, a.g.e., s. 2.
[32] Biz iç kapaktaki adı (=Bektaşîlik Makâlâtı) kullanacağız.
[33] Doğru adı Mir'âtü'l-Mekâsıd fî Def'i'l-Mekâsid (İstanbul, 1293/1876) olan bu eser Seyyid Ahmed Rif'at'e aittir ve Keşfü'z-Zünûn Zeyli'nde "Sûfî yollarını açıklamak" amacıyla yazılmış Türkçe bir kitap olduğu belirtilir. Bk. Bağdatlı İsmail Paşa, Keşfe'l-Zünûn Zeyli, c. II, İstanbul 1972, s. 461. Bir başka kaynakta ise eserin "Bektaşiye'yi Sünnî bir tarîkat olarak ele alıp tanıtan" bir eser olduğu söylenmektedir. Bk. Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İstanbul 2003, s. 529.
[34] Bu eser Millî Kütüphane'de 06 MK. Yz. A 2681/8 kayıtlı yazma bir mecmuanın 66b-71a varakları arasında yer alan Risâle-i Münâcât olabilir.
[35] Millî Kütüphanede Mf1994 A 926 kayıtlı bir Mahşer-nâme mikrofilmi mevcuttur.
[36] Misâlî'nin hayatı ve şiirleri için bk. Sadettin Nüzhet Ergun, Bektaşî Şairleri ve Nefesleri/Bektaşi Edebiyatı Antolojisi, İstanbul Maarif Kitaphanesi y., İstanbul 1944, s. 138-140. Misâlî mahlaslı Gülbaba ve manzum bir eseri için bk. Hacı Yılmaz, "Feyzname-i Misalî Gülbaba" I-II, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Güz 2000, S. 15, s. 95-103&Bahar 2001, S. 17, s. 115-137.
[37] Vîrânî Risâlesi'nin Millî Kütüphanede çok sayıda yazma nüshası mevcuttur; 06. MK. Yz. A 4368/1 kayıtlı nüshası 1249/1833 tarihlidir ve 84 varaktır. Bu risalenin okuma hataları daha eserin isminde başlayan son derece özensiz bir çevrimyazısı da yayınlanmıştır. Bk. Virani Risaliyesi, Hzl. Mustafa Erbay, Ayyıldız Yayınları, Ankara 2001, 89 s. Bir diğer neşri için bk. Viranî Divanı ve Risalesi (Buyruğu), Derleyen: Adil Ali Atalay Vaktidolu, Can Yayınları, 1. basım, İstanbul 1998.
[38] Seyyid Ali Sultan [1340-1402] hakkında bk. Turgut Koca, a.g.e., s. 21; Ergun, a.g.e, s. 206-207; Celâlettin Ulusoy, Pir Dergâhından Nefesler, İstanbul 1988, s. 5; Özmen, c. I, a.g.e., s. 63-64.
[39] A. Ulvî Baba, a.g.e., s. 1.
[40] Bu eser sadeleştirilerek basılmıştır. Bk. Çelebi Cemalettin Efendi'nin Savunması/Müdafaa, Sadeleştirme: Nejat Birdoğan, Berfîn Yayınları, 1. b., İstanbul, 1994, 2. b.: 1996. Birdoğan, sadeleştirmesinin önsözünde Bektaşî Sırrı'nı da yayınlayacağını söylemesine rağman bu vadini gerçekleştirememiştir. Doğrusu, esere yazılan reddiyeler yayınlanmasına rağmen Betaşî Sırrı'nın yayınlanmamış olması bir eksiklik olarak ortada durmaktadır.
[41] Bektâşîlik Makâlâtı ile karşılaştırabilmemiz için Bektaşî Sırrı'nın Müdafaa dışındaki I., II. ve IV. ciltlerinin fotokopilerini bize ulaştıran Kâmil Büyüker'e çok teşekkür ediyoruz.

İsmail Kasap / Yusuf Turan Günaydın [Yayına Hazırlayanlar]: Bektaşîlik Makâlâtı - Ali Ulvi Baba. Horasan Yayınları: 15, İstanbul 2006, 72 S. + Tıpkı Basım, ISBN 975-98065-9-2

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2009 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.