Iddias “Karanlığa küfredeceğine bir mum yakarak karanlığına son ver.”  -Konfüçyus- Template
Template Bugün: 22 11 2008 Template

Anket

Online

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Cemal Şener: Koç Katımı / Cinselliğin Kutsanması PDF Yazdır E-Posta
04 04 2008

Olağandışı olan ve beni büyüleyen şey, köylülerin ya da hayvan üreticilerinin kızının, oğlunun düğününü yapar gibi koç ile koyunların da düğününü yapmasıdır. Evet yanlış duymadınız. Köylüler koçları ile koyunlarını çifleştirmek için düğün yapıyorlar. İşte buna “koç katımı” adını veriyorlar... Koç Katımı, Anadolu köylüleri açısından büyük bir şölendir. Tüm köy bu törene davet edilir. Koçların düğünü adeta kutsanır... Çoban en güzel elbiselerini o gün için hazırlar. Özel olarak tıraş olur. Tören günü kurulan yemek sofrasının önemli konuklarından birisi de çobandır.

Çocukluğumda ilgimi en çok çeken yasadığım olaylardan birisi Koç Katımı’dır. Ailem tarım ve hayvancılığı birlikte yapıyordu. Ama 1950 yıllarında hayvancılık uğraşı daha ağır basıyordu. Sonra yıllar geçtikçe bu durum tersine dönüştü. Hayvancılığın yerini tamamen tarım aldı. Kente göç ise ikisini de nerede ise tarihe mal etti.

Köyümüzde; köyün sığırını ortak tutulan sığır çobanı güderdi. Küçükbaş hayvancılık o yıllarda büyükbaş hayvandan daha çok beslenirdi. Birçok evin kendi koyun sürüsü vardı. Bizim de o yıllarda kapımızda yaklaşık 350-400 koyunun olduğu bir sürümüz vardı. Ücretli çoban tutamadığımız zamanlarda sürüye ve onların kuzularına yani yavru sürüye çobanlık, aile fertlerine düşüyordu.

Köyümüzde açılan ilkokula giden ilk öğrenci kuşağındaydım. Fakat kuzu sürüsüne çobanlık yapmak zorunda olduğumdan, okullar açıldığında en az 3 ay, okullar kapanmadan da en az 2 ay okula gidemiyordum. Çünkü kuzuları otlağa götürecek başka kimse yoktu. Her aile ferdi, üretimin bir biriminde çalışmak zorunda idi. Öğrenci de olsak; tam yıl okula gitmek bizim için lükstü. Hele oyun oynamak için yılda 1 veya birkaç tam gün ayırmak olanaksızdı.

Bu nedenle biz köylü çocukları kendi koyun ya da kuzu sürülerimizin çobanı olmak zorunda idik. Çoban bulmak orta gelirli aileler için ya ekonomik olmuyordu, ya da bulunmuyordu. Bu nedenle her yıl en az 3-4 ay okula gidememek bizim adeta kaderimizdi.

Üniversite eğitimine başlayıp sosyal antropoloji okuduktan sonra köyde yaşadığımız “Koç Katımı” törenini bir yazı konusu olarak hep yazmak istedim. Çocukken, yaşadığımızda olayın pek farkında değildim. Sonraki yıllarda ise çok farklı toplumsal sorunlarla meşgul oldum. “Koç Katımı”nın toplumsal önemini yıllar sonra keşfettim.

Cemal Şener: Arapça’nın Türkleri Araplaştırması. Etik Yayınları, İstanbul 2007, 415 S., ISBN 978-975-8565-43-6

Sosyologların hayvan kültü ile tanımladıkları bir olaydır, Koç Katımı... Çünkü, sosyologlar; hayvan kültünün en çok avcı balıkçı ve hayvancı toplumlarda görüldüğünü, hayvan ile insan arasındaki dinsel ve büyüsel ilişkinin çevresinde oluştuğunu belirtmektedirler.

Geçimlerini avcılıktan, balıkçılıktan ve hayvan beslemek ile sağlayan toplumlarda hayvanlar büyük bir önem kazanıyor. Bu önem bazı toplumlarda giderek kutsal bir niteliğe bile dönüşebiliyor.(1)

Benim çocukluğumda yaşadığım “Koç Katımı” törenleri de “bayram”, “düğün” havasının yanında adeta aynı zamanda “kutsal” bir özellikte ifade ediyordu.

Küçükbaş hayvanın; erkeğine koç, dişisine koyun, yavrusuna ise kuzu denir. Kuzu dişi ve erkeğin çiftleşmesi sonucu oluşan yavrudur. Koyunun gebelik süresi, beş ay on gündür. Buraya kadar her şey olağan. Peki olağandışı olan nedir? Olağandışı olan ve beni büyüleyen şey, köylülerin ya da hayvan üreticilerinin kızının, oğlunun düğününü yapar gibi koç ile koyunların da düğününü yapmasıdır. Evet yanlış duymadınız. Köylüler koçları ile koyunlarını çifleştirmek için düğün yapıyorlar. İşte buna “koç katımı” adını veriyorlar.

Koçlar ya da koç; “koç katımı” töreninden yaklaşık 1,5-2 ay önce sürüden ayrılıyor. Koçlar sürünün en iyileri arasında damızlık olarak özenle seçilirler. Koç için özel bir mekân, barınak, kom vs. düzenleniyor. Orada özel olarak çok iyi gıdalarla besleniyor. Örneğin; ot ve arpanın en kalitelisi yem olarak verilir. Hatta bazı koçlar, üzüm ve şekerle beslenir. Sayı olarak çok olursa koyunlara karışmayacak bir şekilde ayrı sürü olarak otlatılır. Çok özel itina gösterilir. Güçlü, kuvvetli hale getirilir. Yüzlerinden, görünümlerinden adeta sağlık fışkırır. Hayvanlar bu sağlıklı beslenme sonucu yerlerinden duramazlar.

Derken “düğün günü” gelir. Koç Katımı, Anadolu köylüleri açısından büyük bir şölendir. Tüm köy bu törene davet edilir. Koçların düğünü adeta kutsanır.

Koçlar ve koçların katılacağı koyun sürüsü gibi, çoban ve köylüler de günlerce bu törene hazırlanır. Koçların sürüye katılacağı özel bir yer seçilir. Düz bir alan olmasına dikkat edilir. Çoban en güzel elbiselerini o gün için hazırlar. Özel olarak tıraş olur. Tören günü kurulan yemek sofrasının önemli konuklarından birisi de çobandır.

Köylüler ve sürü sahibi, günler öncesinden törene gelecek konukları ağırlamak için yemekler yaparlar. Börekler, çörekler, bal tereyağlı yemekler, etli yemekler en yaygın olanlarıdır. Ayrıca undan yapılıp fırında pişen kömbe veya bıcık üstüne “kaz ayağı” şekli yapmak eski bir gelenektir. Sürü sahibi ya da sürüde koyunu olanlar çobana hediyeler verirler.

Doğu Anadolu’da küçükbaş hayvanlar; kışın kom ve ağıl denen yerlerde yemlenirken; ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinde ise, otlak ve mera temeline dayalı bir beslenme yolu ile doğadan yararlanmaktadırlar.

Koç Katımı ile ilgili zamanlama; Anadolu’da yaygın bir biçimde görülen Koç Katımı uygulamaları ile hayvanların yavrulama zamanlarını kontrol altına alınmasını amaçlamaktadır.

Koç Katımı’nın zamanlaması; yeni doğacak yavruların beslenmesi ile yakından ilgilidir. Çünkü; sayıca çok, ekonomik açıdan büyük bir önem taşıyan hayvan yavruları, sert geçen kış aylarında soğuğa ve açlığa karşı dayanıksızlar. Bu nedenle Koç Katımı zamanlaması, küçükbaş hayvancılıkla adeta doğum kontrolünü sağlamaktadır.

Koç Katımı, Doğu Anadolu’da; 15 Ekim 30 Ekim tarihleri arasında yapılmaktadır. Sonbaharda döllenen anne, yavrusunu böylece kışın soğuk döneminde değil, ilkbaharda dünyaya getirmektedir. Böylece yavruları soğuktan ve açlıktan korumaktadır.

Doğu Anadolu’da örneğin Erzincan’da; Koç Katımı yayla döneminin bittiği, köy yaşamının başladığı dönemdir. İnsanların sürüleri ile birlikte yaklaşık 5 ay süren yayla yaşamı dönemleri Koç Katımı ile yerini köy yaşamına bırakır. Böylece; hayvanların yayladaki bakım, beslenme, korunma şekli yerini köydeki bakım, beslenme ve korunma durumuna bırakmaktadır. Erzincan yöresindeki yarı-göçer Şavak aşireti bu duruma “Koçtur kıştır, döldür yazdır.” sözü ile ifade ediyor. Yani Koç Katımı ile kışın geldiğini, döl ile doğum ile de yaz aylarının geleceği söyleniyor. Yani yöre; Koç Katımı ile kışın geleceğini, döl gelince de (kuzu doğunca da) yazın başlangıcı olacağını kabul ediyor.(2)

İnsan yaşamında nasıl ki; doğum, evlenme, ölüm gibi önemli dönemler var ise, hayvan hayatında da Koç Katımı özel öneme sahip bir geçiş dönemidir. İnsan hayatındaki bu özellikler, hayvanların geçiş dönemlerinde de gözleniyor.

Bu dönemler; insanın ve hayvanın dış etkilere, nazar benzeri olumsuzluklara karşı güçsüz oldukları zamanlardır. Başvurulan birçok büyüsel işlem ve benzeri uygulamalar, bu kaygı ile uygulanır.(3)

Koç Katımı Nasıl Gerçekleşiyor

Yaklaşık 2 ay önce sürüden ayrılan damızlık koçlar adamakıllı beslenmiştir. Sürü, “Koç Katımı” için hazırlanmıştır. Çoban o günü heyecanla bekliyor. Her tür hazırlığını yapmıştır. Sürü sahibi ev sahibi olarak üstüne düşen her türlü hazırlığı yapmıştır. Koç da adeta gelinlik kız veya damat gibi hazırlanıyor. Koç’un boynuzları boyanıyor. Boynuna, boynuzlarına renkli puşular (başörtüleri) bağlanıyor. Koçlar’ın alınları, boynuzları, kuyrukları, sırtları, göğüsleri kına ve çeşitli renkte boyalarla boyanıyor.

Koçlar’ın boynuzlarına veya boyunlarına elma, ceviz, pestil gibi yiyecekler yuvarlak iple dizili olarak asılıyor. Yine koçları nazardan korumak için; muska, nazarlık vs. boyunlarına takılıyor.

Koç Katımı, sabah gündoğumu ile birlikte olur. Tüm konukların huzurunda; davullar, zurnalar çalınır. Silahlar atılır. Ardından bağlama eşliğinde nefesler sülenerek, gülbenkler (dualar) dede tarafından yapılır.(4) Koçun koyun ile yani karşı cinsle buluşması, toplu bir törenle adeta kutsanır.

Aylardır karşı cinsinden ayrı tutulan ve beslenme için adeta besin patlaması yaşatılan koç veya koçlar koyun sürüsüne bırakılır. Genel olarak 1 koç 50 koyun için düşünülür. Sürü daha çok ise bu oranda bir sürüye o oranda koç katılır. Koç büyük bir coşku, heyecan ve özlemle ilk karşılaştığı koyun ile karşı cinsi ile çifleşmeye başlar. Bu birinciyi diğerleri izler. Tüm konuklarda bu çiftleşmeyi düğün ile kutlarlar. Yani koç ile koyunun çiftleşmesi, sürü sahibi ve konuklarla tören eşliğinde hem kutlanır, hem de adeta kutsanır.

Koç ile koyunun çifleşmesini kesilen kurbanlar, dağılan lokmalar ve yapılan dualar izler. Bu tören gün boyunca sürer. Küçük sürülerde bir koç 50-60 koyun ile çiftleşir ve döllenme dönemi yaklaşık 15 gün içinde tamamlanır.

Böyle bir tören toplumlarda; insanların hayvanlar için yaptığı ilginç törenlerden birisidir. Koçlarda tıpkı ailedeki evlilik sırası gelmiş delikanlı gibi düğün ile evlendirilmektedir.(5) Üretim, döllenme, bereket, cinsellik toplu bir ayinle kutsanmaktadır.

Erzincan yöresinde; 15 Ekimde yapılan Koç Katımı sonucu oluşan yavrular, 5 ay 10 gün sonra yani 1 Mart’tan itibaren dünyaya merhaba demeye başlar. Bu gelenek yüzyıllardır böyle sürüp gidiyor.

Halk arasında nazar olmasın diye, Koç Katımı günlerinde evlerden dışarı; tuz, maya, yün tarağı komşuya verilmez. Evdeki yün tarayan taraklar kırmızı ip ile bağlanır o günlerde asla kullanılmaz.

Yenilen yemeklerden sonra, bolluk ve bereket duaları edilir. Törene katılan çocuklar ve gençler, sürüye katılan koçların boynuzlarındaki ve boyunlarındaki yiyecekleri elde etmede adeta yarışırlar.

O yılki Koç Katımı sonucu sürü sahibi doğacak kuzuların dişi olmasını isterse, koyunlar ile döllenecek koçların sırtına kız çocuk bindirirler. Erkek isterlerse erkek çocuğu koçlara bindirirler.

Yine inanışa göre; koçlar sürüye katıldığı ilk anda koç kara koyuna gidip onunla döllenmek isterse o yılki kışın sert, soğuk geçeceğine, beyaz koyuna giderse o yılki kışın yumuşak geçeceğine inanılır.

Koç Katımı ile birlikte o sonbahar hasat mevsimi ile birlikte yapılması gereken işlerden birisi de yapılmış demektir. Koç Katımı; toplumda ekonomik yönü ağır basan bir uygulama gibi görünse de, zengin ve çok yönlü bir kültürel olayla karşı karşıya olduğumuz hemen anlaşılmaktadır. Olay kültür çözümlemesi açısından bir pandora kutusu denli ilgi çekici ve açılıp okunması gereken mesaj yüklü bir gelenektir.(6)

Kaynaklar

(1) Sedat Veyis Örnek, İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, Gerçek Yayınları, İstanbul 1972: 96.
(2) M. Muhtar Kutlu, Şavaklı Türkmenlerde Göçer Hayvancılık, Kültür ve Tarım Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987: 115.
(3) Sedat Veyis Örnek, Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla İlgili Batıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnolojik Tetkiki, Ankara 1966: 125.
(4) İsmail Onarlı, Şeyh Hasan Aşireti, İstanbul 2002: 168.
(5) Ali Rıza Yalgın, Uludağ Türkmenleri, TFA I (1950): 137
(6) Gözlemlerim; Erzincan-Merkez Güllüce Köyü’nde 1950-1960’lı yıllara aittir.

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2008 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.