Iddias “Kültür, bir grubun yaşama biçimidir.”  -Marquet- Template
Template Bugün: 22 11 2008 Template

Anket

Online

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Yanbolulu Ali Turâbî Baba - Turâbî Dîvânı. Hazırlayan: Baki Yaşa Altınok PDF Yazdır E-Posta
31 03 2008

Yanbolulu Ali Turâbî Baba – Turâbî Dîvânı. Hazırlayan: Baki Yaşa Altınok. Horasan Yayınları: 13, İstanbul 2006, 296 S., ISBN 975-98065-7-6

Önsöz

Tekke şiirinin fikir ve edebiyat tarihimizdeki yeri önemlidir. Şekilleri ve vezinleri ne olursa olsun, tasavvufî anlayış ve gelenekte kahramanlık ruhu ile bezenmiş kendine has Türk mistizmini oluşturur. Tekke şairleri, kendi içedoğuş ürpertilerini, hasretlerini, yakarışlarını millî ve imânî duygularıyla dile getirerek topluma aktarmaya çalışırlar.

Alevî-Bektaşî Tekke şairleri arasında bu kitaba dîvânını aktardığımız Ali Turâbî Baba önemli bir yer tutar. Aruzla ve heceyle yazdığı şiirlerinin çoğunu Anadolu halkı ezbere bilir. Dîvânındaki şiirler dikkatle okunduğunda görülecektir ki o, dîvân sahibi bir kişi olarak oldukça usta bir şairdir. Şiirlerinde dili son derece maharetli bir biçimde kullanır. Dilinin akıcı ve anlaşılır olması nedeniyle birçok şiiri bestelenerek okunmuştur. Üslûbunda görülen aşk ve vecd dolu âhenk, tasavvufî samimiyet, edebî anlamda etkileyici ve zevk vericidir.

Turâbî adlı şairlerin çok olması nedeniyle on üçüncü yüzyıl ile yirminci yüzyıl arasında yaşamış olan Turâbîler, birçok araştırmacı ve yazar tarafından birbirine karıştırılmış, kimi onun Ankaralı olduğunu söylemiş, kimi de ‘Ankaralı Turâbî, Hacı Bektaş Dergâhında postnişin olan Turâbî midir bilinmiyor’ demek zorunda kalmıştır.

Bu eksikliğin giderilmesi için Turâbî adlı şairleri birbirlerinden ayırdık. Bugün artık farklı Turâbîleri ayırt etme imkânına sahibiz. Ali Turâbî Baba’nın hayatı hakkında detaylıca araştırma yapmaya çalıştık. Doğum ve ölüm tarihlerini belirledik. Ulaşabildiğimiz ve elimizdeki cönklerde ona ait şiirleri topladık. Turâbî Ali Baba’nın dîvânında olmayan bir çok şiiri ortaya çıktı. Bunları “Dîvânında olmayan şiirler” başlığıyla Dîvânın sonuna ekledik.

Ali Baki Gül tarafından yazılan el yazması Dîvân nüshasını esas aldık. Millî Kütüphane başta olmak üzere, Arnavutluk ve diğer kütüphanelerdeki yazma ve matbu Dîvân nüshalarını da gözden geçirdik. Bu nüshalar, esas aldığımız yazma nüshayla hemen hemen aynı ise de bazı şiirlerin yer değiştirdiği görülür.

Yazma nüshayı bize ulaştıran Ali Baki Gül’ün oğlu Muhsin Gül beyefendi başta olmak üzere bu esere ilmî her türlü katkıda bulunan Yusuf Turan Günaydın’a ve bazı kaynakların bize ulaşmasında yardımlarını esirgemeyen Ahmet Emin Güven’e sonsuz teşekkür ederim. Eserin edebiyat dünyamıza katkılar sağlaması sonsuz dileğimdir.

Baki Yaşa Altınok
Ekim 2006, Ankara

Turâbî’nin Hayatı

Yanbolulu Ali Turâbî Baba h. 1201/m. 1786 yılında Yanbolu’da dünyaya gelmiştir.[1] Türklerin yaşadığı bir yerleşim yeri olan Yanbolu, bugünkü Bulgaristan toprakları içerisindedir. Kanunî Sultan Süleyman, Rumeli ve Yanbolu Türkmen ve Yörükleri için bir kanunnâme yayınlamıştır.[2] Yanbolu, Osmanlı döneminde Doğu Rumeli’nin İslimiye sancağında Tunca nehri ve Tırnova’dan Burgaz’a giden demiryolu hattı üzerinde küçük bir kasaba idi.[3] Yöre halkı Yanbolu’nun küçüklüğünü şu özdeyiş ile dile getirmiştir: “Kıyas et İstanbul’u, nerde Yanbolu.”

Turâbî, gençlik yıllarında bir müddet saz elde seyahat etmiş, bu dönemde üçüncü devre Melâmi piri Seyyid Muhammed Nurü’l Arabî[4] ile Üsküp’te tanışarak Melâmiliğe intisâb etmiştir.[5]

Daha sonra İstanbul’a gelerek Merdivenköy Bektaşî Dergâhında Halil Revnakî Baba’dan mücerret ikrarı almış ve Bektaşîliğe bağlanmıştır. Turâbî’nin, yanında yetişip Babalık mertebesine eriştiği üstadı bu zattır. Revnakî Baba’nın ölümü üzerine bu dergâha postnişin olmuştur.[6]

Çorumlu es-Seyyid Hasan Hüsnü Dedebaba’dan (v. 1849) sonra Kırşehir Hacı Bektaş Pir Evi’ndeki Dedebaba postuna, intihâb (seçilme) yoluyla h. 1268/m. 1849 yılında oturan Turâbî Baba, on dokuz yıl bu görevde kalmıştır.[7]

O dönemde Hacı Bektaş Tekkesi’nde bulunan Pir evi ve postnişinleri hakkında manzum bir destan yazan Hatifî[8] de bir dörtlüğünde yukarıdaki tarihi doğrular:

Sene bin iki yüz altmış sekizde
Kuûd etti posta Turâbî Dede
Ne cefalar çekti o mihnetzede
Melâli muciptir onun ityanı.[9]

Selefleri gibi hac farizasını ifa ettiği için Bektaşî geleneğinde asıl ismi ile birlikte hacılığı yadedilerek; “Hacı Ali Turâbî Dedebaba” şeklinde söz edilir. Zâhirî ve batınî bütün bilgilere sahip, melâmet neş’esinde, kâmil ve fâzıl bir azizdir. Kütüphanelerimizdeki el yazma divânında bulunan aruz ve hece vezniyle yazmış olduğu şiirleri neredeyse emsâlsizdir.[10]

Ali Ufkî Bey’in (v. 1675) tercümesi olan “Kitabı Mukaddes”in “Yeni Ahit” kısmı Turâbî Efendi tarafından 1853 yılında tashih edilmiştir. Bu da Turâbî’nin iyi tahsil görmüş, her konuda bilgili bir zat olduğunu ortaya koyar. F. Lyman Mac Callum, ‘Teessüf ederim ki Turâbî Efendi’nin hayatına dair malûmat elde edemedim” diye yakınır.[11]

Çelebi Cemalettin Efendi Müdafaa adlı eserinde Turâbî ile Selanikli Hasan Babaların bazı kişileri kayırdıklarını ve kışkırtarak pir evinde huzursuzluk çıkarttıklarını, bu gerekçeyle de dergâhtan uzaklaştırıldıklarını bildirir. Babası Feyzullah Çelebi’ye gönderilen 27 Şaban 1290 (1873) tarihli Şeyhler Kurulunun (Meclis-i Meşâyih) raporunu kaynak gösterir.[12] Cemalettin Çelebi’nin eserindeki bu raporda Selanikli Hacı Hasan Dedebaba’nın[13] (1868-1874) adı zikredilmesine karşın, Turâbî Baba’nın adı geçmemektedir. Çünkü Turâbî bu rapordan beş yıl önce 1868’de vefat etmiştir.

Çelebi Cemalettin Efendi’nin yukarda anlattığı olaylar o yıllarda Hacıbektaş dergâhında yaşanmış gözükmektedir. Çünkü çelebilerle dedebabalar devamlı rekabet halindedirler. Dedebabaların kendi aralarındaki anlaşmazlıklarını şu satırlar doğrulamaktadır. Turâbî’nin pir evi postuna oturmasını çekemeyen bazı kişiler kendisine kin beslemeye başlamışlar, kin ve hakaretlerini bazı dönemler ihanet derecesine kadar vardırmışlar idi. Hatifî bu konuyu şöyle dile getirir:

Öyle zât-ı pâke edip adâvet
Komadılar eylemedik hakaret
Bir dakika bile vermedi rahat
Eşkıyanın ihaneti, isyanı.
  

Turâbî Baba, dedebabalık görevinde bulunduğu dönemlerde Hacı Bektaş Tekkesi’nde önemli tamiratlar yaptırmıştır. Tamirat yaptırdığına ve bu tamiratların 1865 yılında bittiğine dair bilgi, tekkedeki meydan evi kapısının kemeri üzerindeki şu dizelerden anlaşılmaktadır:

Etti tâmîrin Turâbî hâne-i tâkın cedîd
Avn-i Hak bin iki yüz seksen iki tarihi bedîd.[14]

İhânetlere rağmen yılmadan görevini yürüten Turâbî, o dönemlerde harap bir vaziyette olan tekkeye ait evleri tamir ettirmiş, buradaki dervişlerin görevlerini düzenlemiş ve gelen giden ziyaretçilerin yeme içme ve yatma koşullarını belirli bir sisteme bağlamıştır. Bu konuya ait bilgileri Hatifî şöyle aktarır:

Bu hâl ile yine ol zât-ı gayûr
Say ile gayrette komadı kusur
Harab idi evler, eyledi mamur
İntizama kodu bu âsitânı.
 

Yolun âşıklarına yaraşır bir üslûpla önderlik yapan, düşkünlere yardım edip yol gösteren Turâbî Baba’nın “Nefsini bilen Rabbini bilir.” Düşüncesiyle halkı irşad edip kendisine bağlayan bir pir olduğunu yine Hatifî şu dörtlükle açıklar:

Uşşâka rehber-i râh-ı pir idi
Cümle üftâdeye destigir idi
“Men aref” tahtında bir emir idi
Teshîr eylemişti mülk-i irfânı.

Hatifî, Turâbî’nin Hacı Bektaş Dergâhı’nda yaşadığı dönemi, ona ayırdığı bölümün son kıtasında şöyle özetler:

Gâhi zaman meşakkat ü mihnetle
Gâhi muhabbetle gâhi ülfetle
Gâhi endûh ile gâh meserretle
Müşârünileyhin geçti devranı.[15]
  

Turâbî h. 1285/m. 1868 yılında postnişin iken vefat etmiş[16] ve Hacı Bektaş Dergâhı Pir Evi’ne girerken Kırklar Meydanı medhaline gömülmüştür.[17] Turâbî Ali Baba, öldüğü zaman mezar taşına yazılması için sağlığında bir şiir yazmıştır. Ali Baki Gül[18] tarafından yazıya çekilen Osmanlıca elyazması Turâbî Dîvânı’nın son sayfasına eklenen şiir, Hacı Bektaş Veli Türbesine girerken üçüncü avluda sol taraftaki mezarının kitâbesinde de yazılıdır:

Şerbet-i mevti içirdi âkibet devrân bana
Vakt ü saat erdi mühlet vermedi bir ân bana.

 

Var ümidim kat’-ı dest etmem tutup dâmânını
Merhamet şefkat kılar elbet Şâh-ı Merdân bana.

 

Vüs’atin elde iken söyle dedi tarihini
Hâme destimde işaret eyledi bir can bana.

 

Şerm-sârım rû-siyah cürmümle şâhım el-amân
Pir ü Hünkârım meded kıl eyle bir dermân bana.

 

Mahlasıma derler Turâbî nâmım el-Hâc Ali
Post-nişînlik hizmetin Hak eyledi ihsân bana.
  

İçindekiler

ÖNSÖZ • 7

BİRİNCİ BÖLÜM

Turâbî’nin Hayatı • 9
Tasavvufî Yönü • 12
Turâbî Mahlâslı Şairler • 14
Turâbî’nin Dîvânı ve Şairliği • 19
Dîvânın Nüshaları • 20
Millî Kütüphane Nüshası • 21
Arnavutluk Nüshası • 21
Turâbî’nin İstinsah Ettiği Önemli Bir Eser (Kerâmât-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî) • 22
Dîvân’ı Hazırlarken Takip Ettiğimiz Usûl • 23
Kaynaklar • 24

İKİNCİ BÖLÜM

Turâbî Baba Dîvânı • 27
Münâcât-ı Turâbî • 27
Harf-i Kâfiye-i Elif • 30
Kafiye-i Harf-i Bâ • 45
Kafiye-i Harf-i Te • 51
Harf-i Kâfiye-i Sâ • 57
Kafiye-i Harf-i Cim-Çe • 58
Kafiye-i Harfi Ha • 62
Harf-i Kâfiye-i Hı • 64
Kafiye-i Harfi Dal • 66
Kafiye-i Harfi Zal • 68
Kafiye-i Harfi Ra • 69
Kafiye-i Harfi Ze • 84
Kafiye-i Harf-i Sin • 91
Kafiye-i Harf-i Ş • 94
Kafiye-i Harf-i Sad • 101
Kafiye-i Harf-i Zad • 102
Kafiye-i Harf-i Ta • 105
Kafiye-i Harf-i Za • 107
Kafiye-i Harf-i Ayn • 108
Kafiye-i Harf-i Gayn • 110
Kafiye-i Harf-i Fe • 112
Kafiye-i Harf-i Kaf • 116
Kafiye-i Harf-i Kef • 121
Kafiye-i Harf-i Lam • 132
Kafiye-i Harf-i Mim • 140
Kafiye-i Harf-i Nun • 158
Müstezat Leb-değen Zencir • 163
Kafiye-i Harf-i Vav • 173
Kafiye-i Harf-i He • 178
Turâbî Baba Dîvânı Şiirler Dizini • 283
Divânda Olmayan Ali Turâbî Baba’ya Ait Şiirler Dizini • 295

Notlar

[1] Bu konuda bilgi veren tek kaynak şudur: Murat Sertoğlu, Bektaşîlik Nedir?, İstanbul 1969, s. 339.

[2] Ömer Lütfi Barkan, IV-VI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Zirai Ekonominin Hukuki Esasları, I, 260; İbrahim Gökçen, IV-VII. Asır Sicillerine Göre Saruhan’da Yörük ve Türkmenler, İstanbul 1946, s. 15.

[3] Şemsettin Sâmi, Kâmûsu’l-A’lâm, c. 6, Ankara, t.siz, s. 4787.

[4] Baki Yaşa Altınok, Noktatü’l Beyan, ‘Seyyid Muhammed Nur, Ankara 2000, ss. 8-9.

[5] Abdürrahim Fedai Dîvânı (Osmanlıca yazma), 1326.

[6] Bk. Sertoğlu, a.g.e., s. 339.

[7] Sadeddin Nüzhet Ergun, Bektaşî Edebiyatı Antolojisi, Bektaşî Şairleri ve Nefesleri, İstanbul 1944, s. 317; Sertoğlu, a.g.e., s. 339; Vasfi Mahir Kocatürk, Tekke Şiiri Antolojisi, Ankara 1968, s. 483; İs mail Özmen, Alevi ve Bektaşi Şiirleri Antolojisi, s. 157; Enver Beşe, “Turâbî ve Edip Harabî”, Türk Folklor Araştırmaları, Mart 1951, S: 20, s. 319; Hacı Ali Turâbî’nin postnişin olduğu dönemlerde Yunus Mukri oğlu Köse Süleyman’ın İzmir Bergama Pınarköy başta olmak üzere Türkmen Çepni Alevîlerinin lideri olduğuna dair Hacı Bektaş Dergâhında 1856 tarihli bir icazetnâme verilmiştir. Hacı Bektaş Velî’nin kayınbiraderi olduğu söylenen Köse Süleyman, Moğollarla yapılan Kösedağ Savaşında şehit düşmüştür. Sivas Suşehri yakınlarındaki Kösedağ eteklerinde türbesi bulunmaktadır. Bk. Baki Yaşa Altınok, “Yeni Vesikalar Işığında Ahi Evran Velî ile Arkadaşlarının Sürgün ve Şehit Edilmesi”, I. Ahi Evran-ı Velî ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu 12-13 Ekim 2004, Yay. haz. M. Fatih Köksal, Kırşehir 2004, c. I, ss. 64-77.

[8] XIX. Yüzyılın ikinci yarısında yaşayan Hatifî’nin söz konusu destanından parçalar için bk. Kocatürk, a.g.e., s. 494-506.

[9] Hatifî destanında Turâbî’ye beş kıta ayırmıştır. Bk. Kocatürk, a.g.e., s. 494.

[10] Sertoğlu, a.g.e., s. 339.

[11] F. Lyman Mac Callum, “Kitabı Mukaddes’in Türkçe Tercümesine Dair” Tercüme Mecmuası, 19 Mayıs 1942 S: 13, ss. 59-68.

[12] Nejat Birdoğan, Çelebi Cemalettin Efendi’nin Savunması (Müdafaa), İstanbul 1994, ss. 63-64-65.

[13] Baki Yaşa Altınok, Alevîlik Hacı Bektaş Veli Bektaşîlik, Ankara 1998, ss. 306-307.

[14] Cevat Hakkı Tarım, Tarihte Kırşehir, Kırşehir 1948, s. 112; 1888’de Kırşehir muhasebecisi olan Ali Emirî Efendi, masrafları kendisinden, işçiliği dervişlerce karşılanmak üzere Hacı Bektaş Velî Dergâhını tamir ettirmiştir. DİA İstanbul 1989, II, 390-391.

[15] Bk. Kocatürk, a.g.e., s. 494-495.

[16] Ölüm tarihi konusunda tüm kaynaklar müttefiktir. Bk. Ergun, a.g.e., s. 317; Sertoğlu, a.g.e., s. 339; Kocatürk, a.g.e., s. 483; Özmen, a.g.e., s. 157; Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, haz. Şakir Keçeli, Ankara 1998, I, 470.

[17] Sertoğlu, a.g.e., s. 339.

[18] Ali Baki Gül 1897’de Merzifon’un Harız (Gümüştepe) köyünde dünyaya geldi. 24 Aralık 1956 yılında aynı köyde vefat eyledi. Babası Sıdkî Baba gibi güçlü bir şair olan Ali Baki Gül’ün yazma bir dîvânı vardır.

Yanbolulu Ali Turâbî Baba – Turâbî Dîvânı. Hazırlayan: Baki Yaşa Altınok. Horasan Yayınları: 13, İstanbul 2006, 296 S., ISBN 975-98065-7-6

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2008 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.