|
Öyle fenomenler vardır ki, hayvanlarda görülmez, buna karşılık uygarlık düzeyi ne olursa olsun, hiçbir insan grubunda eksik değildir. Mengüşoğlu bunlara, Nietzsche'den aldığı bir deyişle, 'insanın varlık şartları' adını verdi. Sözü edilen fenomenler arasındaki bağın eylemler ve bu eylemlere bağlı değerler olduğunu söyledi. 'İnsan' kavramını her türlü metafizikten arındırıyor, ona varlıksal bir bütünlük kazandırıyordu.
| Değerli hocamız Takiyettin Mengüşoğlu öleli on yıl oluyor. Yazımın başında, Türkiye Felsefe Kurumu'nun onun adına bir seminer düzenleme hazırlığı içinde olduğunu haber vermek isterim.
Mengüşoğlu 1908'de Malatya'da doğmuş bir halk çocuğudur. Sivas Lisesi'nde okudu. Yükseköğrenimini devlet tarafından gönderildiği Almanya'da yaptı. Anadolu kökenli ilk felsefecimizin Mengüşoğlu olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. 1938'de İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne asistan olarak girdi, 1942'de doçentliğe, 1952'de profesörlüğe yükseldi. Felsefe Bölümü'ndeki çalışmalar o yıllarda daha çok 'tarih'e yönelikti. Mengüşoğlu 'sorun' çalışmalarını başlattı, 'disiplin' dediğimiz alan çalışmalarına önem verdi. Onunla bölüme yeni bir söylem, yeni bir coşku gelmişti. Mengüşoğlu, çağımızın iki önemli felsefe kuramını, N. Hartman'ın 'yeni ontolojisi' (yeni varlıkbilim) ile Husserl'in 'fenomenolojisini' (görüngübilim) Türkiye'ye tanıttı. Asıl önemli çalışmaları insan felsefesi (felsefi antropoloji) alanında görüldü. Türkiye'de daha önce 'antropoloji' (insan bilimi), biyolojik ya da toplumsal bir kavram olarak ele alınıyordu. Felsefi antropoloji kavramını getiren Mengüşoğlu bu konudaki derslerine 1944 yılında başladı, son yıllarına kadar sürdürdü.
Felsefenin insanı, biyoloji, sosyoloji ve psikolojiden bağımsız olarak ele alması gerektiğini vurguluyordu. Bu bilimlerden hareket eden kuramları eleştirdi. İnsan felsefesinin başlangıcı Kant'ta bulunmaktaydı. Mengüşoğlu kendinden önceki felsefecilerin bu konuyla ilgili düşüncelerini inceleyerek 1949'da, 'Kant ve Scheler'de İnsan Düşüncesi'ni yayımladı. Öyle fenomenler vardır ki, hayvanlarda görülmez, buna karşılık uygarlık düzeyi ne olursa olsun, hiçbir insan grubunda eksik değildir. Mengüşoğlu bunlara, Nietzsche'den aldığı bir deyişle, 'insanın varlık şartları' adını verdi. Sözü edilen fenomenler arasındaki bağın eylemler ve bu eylemlere bağlı değerler olduğunu söyledi. 'İnsan' kavramını her türlü metafizikten arındırıyor, ona varlıksal bir bütünlük kazandırıyordu. İnsan felsefesi ile ilgili düşüncelerini 1971'de 'Felsefi Antropoloji' başlığı altında yayımladı (1). Bu kitabın ikinci cildi dediği 'İnsan ve Hayvan, Dünya ve Çevre' başlıklı çalışmasını ise 1979'da yayımlayabilmişti. Burada insanın biopsişik bütünlüğü tam bir felsefi anlam kazanıyor, onun apayrılığı kesin çizgilerle ortaya çıkıyordu. Mengüşoğlu, fildişi kulesine çekilmiş bir felsefeci değildi. Düşünceleri onu her zaman, felsefe ile insan eylemleri, insan başarıları arasında sıkı bağ bulunduğunu göstermeye yöneltti. Bu konularda yazılar yazdı, öğrencilerine ödevler verdi. Yaptırdığı tezlerden biri Köy Enstitüleri konusundadır. Felsefenin ve bilimin, evrensel soranlar yanında, ülkemizin sorunlarıyla da ilgilenmesi gerektiğini söylüyordu. 1958'de yayımladığı 'Felsefeye Giriş' adındaki kitabında ülke sorunlarına ilgisinin dikkate değer örneklerini buluyoruz. Dilde özleşmeden yana olduğu halde, bu alandaki kimi düşüncelerini tartışmaya açık tutuyordu. Dilimizin felsefe için çok uygun bir yapı taşıdığına değinen Mengüşoğlu şöyle demişti: "Türkçe gibi somut olan ve bu somutluğunu koruyan bir dilde güç anlaşılır biçimde yazmak eğer bu yazılar ezbere değilse hiç de kolay değildir." (2)
Gerçekten de rahat okunuyordu yazıları, en güç konularda bile açıkseçik anlaşılan bir dili vardı. Mengüşoğlu'nun verimli ve özgün çalışmaları, üniversitemizin karşılaştığı en büyük kötülüklerden biri olan "147'ler Olayı" sırasında engellendi. Birçok değerli hoca arasında o da üniversitemizden, öğrencilerinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Birkaç yılını Almanya'da konuk profesör olarak geçirdikten sonra istanbul'daki kürsüsüne döndü ve 1978'de emekli oldu. Bu kısa yazıya sığdırmaya çalıştığım Mengüşoğlu, özellikle 'insan felsefesi' konusundaki düşünceleriyle, yalnız ülkemizde değil, dünya felsefecileri arasında da önemli bir yer kazanmayı hak etmiştir. Yazıları yabancı dillere çevrildikçe, dünya, onun felsefeye getirdiği katkıları yakından görecek ve daha iyi değerlendirecektir. (1) Bu kitabın ikinci baskısı 1988'de İnsan Felsefesi adıyla yayımlandı. (2) Felsefeye Giriş (1958). Önsöz, sayfa IX.
Cumhuriyet, 27 mayıs 1994 |