Iddias “Kültür, maddi ögelerin, davranışların, düşünce ve duyguların, simgelerden oluşan simgelere dayalı bir örgütlenmesidir.”  -White- Template
Template Bugün: 22 11 2008 Template

Anket

Online

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Ayten Kaplan: İletişimde müzik PDF Yazdır E-Posta
25 02 2008

Yaşantımızdaki deneyimlerin sessel aktarımında ortak kavramda buluşmak için: Göndericinin ne söyleyeceğini bilmesi; çıkakları iyi tanıması, bilinçli olarak kullanmasını bilmesi; ses renklerini, alanlarını ve işlevlerini bilmesi; ses çizgilerini tanıması ve kullanabilmesi; sesle sanki bir resim çizerek canlandırma yapabilmesi sözcükleri vurgulaması, enerji yükleyebilmesi; sözcüklerin veya cümlelerin ritim yapısında değişiklik yapabilmesi; anlatacağı anlama göre seslendirme yapabilmesi gerekmektedir.
Toplumsallığın bir yansıması olan, kişiler arasında anlam yüklü simgeler gönderme, alma, işleme, yeniden gönderme, işleme süreci olarak tanımlanabilen iletişimde, müziğin işlevi kolay anlaşılamamaktadır. Konuşma, okuma veya söylev bir sözcük katarı olarak değerlendirilebilir mi? Yoksa sözcüklere anlam kazandıran başka öğeler mi var?

Konuşma, sessel anlatıma dayalı bir ifade biçimi olduğu için beste yapmakla eş sayılabilir. Bütün müzik kuralları konuşma için geçerlidir. Öyleyse sözcüklerin bir müziği vardır.

Sözcüklerin müziği konusu, şimdiye değin Türkiye’de pek gündeme gelmemiştir. Oysa, herkes konuşmaya başladığı andan itibaren müzikle beraberdir. Çoğu kez konuşmanın çalgısı olan sesin oluşma düzenini, sesin yapısını ve özelliklerini tanımadan bilinçsizce yaptığımız konuşmalarla, kendimizi yanlış anlattığımız anlar olmuştur ve iletişimin başarısız sonuçlanmasının nedenlerini konuşmamızdan ziyade başka kaynaklara yüklemeye çalışmışızdır.

Bu çalışma, iletişimde sözcüklerin müziğinin işlevinin belirlenmesine yöneliktir.

Sözcüklerin müziğinin incelenmesine geçmeden önce işlev gösterdiği iletişimin ne olduğunu anlamakta yarar vardır.

İletişim

Latince kökenli communis sözcüğünden türetilmiş communication kavramının karşılığı olarak, toplumsallaşmak, birliktelik anlamını içeren iletişim kavramında disiplinler arası ortak bir tanıma ulaşmak pek kolay olamamıştır. Her disiplin iletişimi kendi alanında incelemiş ve tanım bu sınırlar içinde kalmıştır.

Örneğin:

1. “Bir kaynağın bir mesajı bir kanal üzerinden bir alıcıya iletmesi”, “Bir haberi kaynağından belirli bir uzaklığa iletme”, “Bir yerden, bir kişiden, bir makineden bir başkasına herhangi bir ortamdan yararlanarak bilgi gönderme”, “Bir şeyin simgelere dönüştürülüp bir kişiden bir başkasına iletildiği bir süreç”, “Bir aklın bir başkasını etkilediği tüm işlemleri içerir; Bu da yazı yazma ya da sesli konuşmanın yanısıra müzik, görsel sanatlar, tiyatro, bale v.b. tüm insan davranışlarını kapsar.” gibi tanımlarda iletişime tek yönlü bir iletim açısından yaklaşıldığını;

2. “İstendik etkiler oluşturma süreci”, “Göndericinin, alıcının davranışını etkilemek için çaba gösterdiği bilinçli bir süreç”, “Başkası ya da başkaları üzerinde etki oluşturma”, “Kişilerin birbirlerini etkilemesini sağlayan tüm süreçler”, gibi tanımlarda etkileme boyutunun öne çıkarıldığı;

3. “Haberleri, düşünceleri, duyguları v.b. bildirme, düşünceleri paylaşma ya da değiş tokuş etme etkinliği; bilgi, haber, düşünce ya da görüş alış verişi”, “Bireyler arasında ortak bir simgeler sistemiyle gerçekleştirilen anlam ve bilgi alışverişi”, “İnsanlar arasında karşılıklı duygu ve düşünce akışı”, “Kaynak ya da gönderen durumundaki bir kişinin çevresinden algıladığı bir olayı, bir veriyi, bir iletiyi kodlayıp belirli bir araç ya da kanal aracılığıyla alıcı durumundaki hedef kişi ya da kitlenin (duyarak, okuyarak ya da izleyerek) algıladığı kodu açımsayıp anlaşılıp anlaşılmadığını belirtecek geribildirimi kodlayarak kaynağa ya da gönderene iletme”, gibi tanımlarda iki yönlü bir akış ya da alışveriş işlemi açısından ele alındığı;

4. “İnsanlar arasında simgesel etkileşim”, “Bireyler, topluluklar, toplumlar ve kurumlar arası bir etkileşim ilişkisi”, tanımlarında etkileşim boyutunun ele alındığı;

5. “Kişilerin birbirleriyle özdeşleşmeleri”, “Anlamları bireyler arasında ortak kılma süreci”, “Fikir, bilgi, haber, duygu, tutum ve becerilerin paylaşılması”, “Düşünce ve bilginin aynı biçim ve değerde anlaşılır hale getirilmesi, paylaşılması ve karşılıklı etkinin sağlanması”, gibi tanımlarda iletişime paylaşma olarak yaklaşıldığı;

6. “İşlem sırasında veya sonunda alıcıda davranış değişikliğinin oluşmasına yol açabilen bir süreç”, “Alıcının dikkatini çekerek hüner, zevk, kavramlar, tutumlar üzerinde belli etkiler yaparak bir hareket veya davranış değişikliği meydana getirme” tanımlarında iletişimin davranış oluşturma açısından ele alındığını görmekteyiz.

Hangi açıdan ele alınırsa alınsın iletişimin gerçekleşmesi için temel öğeler vardır.

Bunlar:

1. Gönderici (Kaynak): Kendisinden bilgi alınan herhangi bir şey, kişi ya da kişiler.

Kısaca, mesaj iletendir.

2. Mesaj: Göndericinin alıcıyla paylaşmak istediği duygu, düşünce, tasarım ve izlenimleri içeren bütündür. Gönderici, iletişim ortamının özelliklerine göre birtakım simgelerle şifrelerle kodlanarak gönderir. Bu kodlama sözcükler, jest, mimik, ses, resim, yazı aracılığıyla yapılır.

3. Kanal : Mesajın alıcıya iletilmesini sağlayan araç, yöntem ve tekniklerden oluşur. Bunlar ses ya da görüntü ileten araçlar, basılı ve yazılı araçlar ile sözlü ve sözsüz iletişim teknikleri, bu araç ve tekniklerin kullanıldığı çeşitli iletişim yöntemleridir.

4. Alıcı : Göndericinin kodladığı anlamı alıp çözecek ve değerlendirecek kişidir.

5. Geribildirim : Alıcının, göndericiye gösterdiği, mesajı anlayıp anlamadığını bildiren tepkidir.

6. Ortam : Gönderici, mesaj, kanal ve geri bildirimin içinde bulunduğu, toplumsal ve kültürel koşulların tümü ve bu koşulların oluşturduğu durumdur.

İletişim sürecinde, gönderici belirlediği simgelerle düşüncesini kodlayıp mesaj haline getirir, sonra seçtiği kanal ya da kanallarla alıcıya gönderir. Alıcı mesajı beyne ulaştırır ve orada geçmiş yaşantılarla karşılaştırıp yorumlayarak anlama dönüştürür. Oluşan anlama göre tepkiler oluşturur. Geri bildirim niteliğindeki tepkilerini göndericiye iletir. Böylece iletişim süreci tamamlanmış olur.

Gönderici ve alıcı arasında mesaj ve geri bildirimde anlam açısından uyum ve etkileşim sağlanabilmişse iletişim başarılıdır.

Alıcı kişi anlam çözümleme sürecinde iletişimin yönünü belirleyici bir rol oynamaktadır. Gönderilen mesajda göndericinin kodladığı anlamı, alıcının doğru çözümleyememesi durumunda iletişim kopabilir ya da başka bir yöne gidebilir. Alıcının taşıdığı önem kadar - belki daha fazlası- gönderici de iletişimin yönünü belirlemede etkilidir.

Başkalarına ulaşmak, anlatmak, anlamak, öğrenmek, paylaşmak isteminde etkileşim ve etkili bir iletişim iletmek istenileni iletebilme, beklenen tepkiyi uyandırma, iknâ edebilme başarıldığında gerçekleşebilir.

Göndericinin, mesajı ne amaçla, hangi koşullarda kodladığı ve nasıl kullandığı; alıcının kodlanan simgeleri nasıl algıladığı önemlidir.

Gönderici aktarma durumunda anlamın kodlamasını yaparken; alıcı kişinin statüsünü, üstlendiği rolleri, bulunduğu ortamı dikkate alması gerekir. Âmiri ile arkadaşı, eşi ve çocukları ile konuştuğu gibi konuşursa; yer ve zamanı iyi değerlendirmeyip eşine veya çocuklarına başkalarının yanında; herhangi bir kişiye, kalabalık bir ortamda eleştiride bulunursa iletişim beklenenin dışında noktalanabilir.

Yüz yüze iletişimde, mesajın/iletinin aktarılması için seçilmiş sözcükler, beden dili ve sesin kullanımında bütünlük sağlanması ile mümkün olabilir. Beden dili sözcüklere yüklenen anlamı destekleyicidir. Sözcüklere yüklenen anlamda yanlışlık ya da eksiklik varsa beden dili, mimik ve jestler doğru kullanılırsa iletişim belki gönderilen mesajı anlamaya yönelik olabilir. Aksi takdirde iletişimin başarısız olacağı kesindir.

Yüz yüze olmayan sözlü iletişimde (telefon) sözcüklere yüklenen anlam etkili bir iletişimi belirleyen – neredeyse tek öğedir denilebilir. Burada dil ötesi öğeler devreye girer. Bunlar sesin tonu, hızı, şiddeti, gürlüğü, süresi, tartımı gibi özelliklerdir. Bunların herhangi birinde yapılacak değişikliklerle aynı tümceyi farklı anlamlarda gönderebiliriz. Mutluluğumuzu, hüznümüzü, samimiyetimizi, çekingenliğimizi, öfkemizi, sevgimizi, kısaca bütün duygu ve düşüncelerimizi anlatmada dil ötesi öğelerin yardımı ile müziklendirme yaparak başarılı olabiliriz.

Sözcüğüm tek bir anlamı yoktur. Müziklendirme yoluyla aynı sözcük veya aynı cümle değişik anlamlar alabilir.

Birey olarak insan, içinde yaşadığı çevrede belli müziksel yaşantılarla karşılaşır, bunları yorumlar, anlamlandırır ve onda bir kavram oluşur. İletişimde de oluşmuş olan bu kavramlarla karşılaştırma yaparak geri bildirim verir.

Müziksel yaşantıdan kazandığı ses öbekleri ile olayları, nesneleri kavrar ve değerlendirir. Örneğin; çocuk, anne, baba, dede, nine kavramlarının ana ses hatları bellidir. Sesin özellikleri kullanılarak çocuk olabiliriz, anne olabiliriz, baba olabiliriz. Ayrıca öfkeli baba, sevecen anne, yaramaz çocuk olabiliriz.

Dil ötesi öğelerin iletişimde % 38; sözün % 7; duygusal yüz ifadelerinin % 55 etkisi olduğu belirtilmektedir. (Dökmen Üstün, 1994). Bu oran Psikolog Dr.Acar Baltaş ve Psikolog Dr. Zuhal Baltaş’a göre ses tonu (dil ötesi öğeler) %30; söz % 10; beden dili %60’dır.

Beden dilinin hiç devrede olmadığı yüz yüze olmayan sözlü iletişimde dil ötesi öğelerin etki oranının daha yüksek olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Öyleyse sesi kullanmak, biçimlemek için konuşmanın çalgısı olan ses düzenini incelemek gerekir.

Ses

Kulak yoluyla beyni uyaran bir etkidir. Bir sesin var olabilmesi için, ses etkisini saptayacak iyi işleyen bir kulak ve algılayabilme yetisi olan bir beyin; kulağı ve beyini uyaracak bir etken; ayrıca etkenin oluşacağı bir ortam gereklidir. Ses, bir sistemin denge konumundan ayrılarak salınıma geçmesi ile oluşur ve bir ortam aracılığıyla orta kulaktaki kemikleri etkileyerek sinir uçları vasıtasıyla beyni uyaran ve beynin algılaması sonucu bu etkinin duyulması ile olur.

Ses tartım, yükseklik, şiddet, genlik, tını, süre, hız, vurgu, ince, kalın, dalgalanma, çıkak farkları, suskulu ya da devamlı, çıkıcı, inici ve benzeri özellikleri ile birbirinden ayırtedilebilir. İnce sesler yüksek frekans, kalın sesler düşük frekanstan oluşur. İnsan kulağı 20 –20.000 frekans arasındaki sesleri duyabilir. Şiddet kuvvetli sesle zayıf ses arasındaki farktır. Genlik çok düşükse, kulak sesi algılayamaz. Kulağın algılayabileceği minimum şiddetine işitme eşiği; kulağın dayanabileceği maksimum şiddete acı eşiği denir. İnsan kulağı 0 –120 desibel genliğindeki sesleri algılayabilir. Bir sistem olarak baş yapısına göre titreşime katılan diş, dil, dudak, çıkakların darlığı ve genişliği sesin bir başka özelliği olan tını’yı meydana getirir. Buna ses rengi adı verilmektedir. Sesin özelliklerinden olan hız’ın yavaş, kesik, askılama, hızlanma ve tekrar ağırlaşma gibi değişik kullanımlarla anlam farklılığı yaratılabilir. Sesin doğasından ayrı düşünülemeyecek unsurlardan birisi de tartım’dır. Tartım değişken sürelerin ardıllanması ile biçimlenir. Ses kalıplarının kümelenmesi ve yinelenmesi olan düzüm kişiyi tartımsal buyruk altına alır ve devinimlerini buna uydurmaya zorlar. Sesler, sesleri kullanan kişinin isteğine bağlı olarak yanyana gelip anlatım öbekleri oluştururlar.

Ses, akciğerlerden gelen havanın gırtlaktaki kirişlere çarpması ve onları titretmesiyle oluşur. İki büyük körük biçimindeki akciğerlere depo edilen hava altta diyafram, üstte kaburga kemikleri yine altta mide kasları ile tıpkı bir tulum ya da akordeon gibi sıkıştırılıp, gırtlağın içindeki ses yarığında ikisi sağda, ikisi solda olan dört ince kirişte titreştirilerek ötüm sağlanması ile oluşur. Bu ötüm gırtlak, damak, burun, geniz ve ağız boşluğu (maske) gibi çıkaklarda büyütülmektedir. Havanın dışa atılması sırasında sıkıştırma yolu ile sağlanan basınçla, gürlük derecesi düzene sokulmakta ve yüklenen enerjiye göre ince, kalın, sert, yumuşak, korkunç, okşayıcı sesler tonlanmaktadır.

Göğüs boşluğundan dudaklara dek uzanan kısıma ses yolu denir. Alt ve üst doğuşkanlar ses yolunda çeşitlenir. Seslerin çıkmasına ve çeşitlenmesine yarayan göğüs boşluğu, ağız, gırtlak, akciğerler, kirişler, küçük dil, dil, damak, diş etleri, dişler, dudaklar, geniz ve burun gibi organların hepsine birden konuşma aygıtı denir. Ağız bir rezonans kutusudur. Kirişde oluşan ses, ağzımızda bulunan organların açılıp kapanma, yaklaşıp uzaklaşma ve gerilip çözülme biçimlerine göre boğumlanır; konuşma sesi biçimine dönüşür. Bu sesin titreşimleri zenginleştirilip düzenli ve uyumlu bir hale getirilerek müziksel bir nitelik kazanır.[1]

“Kişioğlu duyan, imgeleyen, düşünen, gereksedikçe arayan ve bulmaya çalışan yaratıktır... Toplu yaşayış, anlaşma gereğini artırmıştır. İlk çağlarda imler yetiyordu. Anlatılacak nesneler arttıkça imler de zenginleşti. Ses imlerinin gelişmesinden ilk sözcükler doğmaya başladı”[2]

Sözcük, iletişim sağlayan, belli bir anlamı içinde barındıran kültürel bir sembol sayılır. Sembolü bilmeyen için bir kavram yaratamaz ve bir davranış oluşturamaz. Ezgisel yapısı ile anlam kazanır. Sözcük ve cümle yapısında, müzik kuralları bilinçli bir şekilde kullanılarak, çıkak ve ses renginde gezinmeler, değişik vurgulama, tonlama, tartımda ve hızda değişiklik yaparak anlam ve içeriği değiştirebilir, istediğimiz anlamı (olumlu ya da olumsuz) yaratabilir ve istediğimiz konuyu benimsetebiliriz.

Seslemeye gerekli havayı şiddeti sağlayan solunum sistemi; titreşimi sağlayan ses tellerinin bulunduğu gırtlak; dil, damak, dudaklar ve çene konuşma anında görev üstlenir.

Sözlü bildirişimin ilk adımı, kişinin söyleyeceklerini dilsel bilgilere göre düzenlediği beyinsel etkinliktir. Daha sonra bu bilgiler harekete geçirici sinirler aracılığıyla, ses telleri, dil, damak, çene ve dudakları yöneten kaslar uyarılarak gerekli çıkaklara aktarılır.

Konuşmacılar, eğiticiler, komutanlar, şairler, politikacılar, v.s. dilerlerse, metinde ve sıralamada hiçbir değişiklik yapmadan, konuşma aygıtındaki organları kullanarak sözcüklerin müziklerinde yapacakları değişikliklerle, istedikleri düşünceyi karşısındakine benimsetebilirler.

İletişimin içeriğini ve sonucunu belirlemede, sözcüklerin müzik yapısı önemli bir rol oynar.

Sesler, bir düşünce, nesne, olay ya da duyguyu uyandırabilmek için yaptığımız düzenlemelerle çeşitli doğrultularda hareket ettirilir. Kalından inceye doğru çıkıcı dikey hareketle, ses çizgileri aydınlık alana açılır. Aydınlık alan ince seslerin bulunduğu alandır. Burada şenlik, neşe, sevinç, güldürü, coşku, canlılık, tatlılık, saygı, yücelik, üstünlük, kudret, övgü, şirinlik, şaka, atılganlık, içtenlik, samimiyet, hoşluk, çalım, telaş, panik, uçma istekleri, düşlemeler, kıvraklık, enerji belirtileri, saldırganlık istekleri, kışkırtma, hırçınlık, şımarıklık, çılgınlık, öfke, yır­tıcılık, sertlik, gerginlik, mutluluk, iyilik, duygusallık, hülyalı istekler, aşk, kara sevda, yürek çarpıntıları, sevecenlik gibi duygular işlenir.

Ses çizgileri, inceden kalına doğru inici dikey hareketle karanlığa dökülür. Kalın seslerin bulunduğu karanlık alanda; yas, acı, elem, üzüntü, şok, çöküntü, felaket, kaygı ve tasa, içe kapanıklık, bitkinlik, keder, korku, ürküntü, kırıklık, kesiklik, çatlaklık, dağınıklık, durgunluk, ölüm, v.b. duyguları anlatmak için kullanılır.

Karanlık alanla, aydınlık alan arasında kalınımsı ve incemsi seslerin yer aldığı gri alan, daha çok tamamlayıcı ve destekleyici görev üstlenir. Durgunluk, tembellik, rahatlık, dinlenme istekleri, yorgunluk,hoşgörü, gevşeklik, boşverme, durulma, dalgınlık, uysallık, dostluk, sokulganlık, yakınlık, ağırbaşlılık, dini konular, güven, oyalama, tutuk anlatımlar bu alanda işlenir. Yer yer incemsi seslerle aydınlık alan çalışmalarına ani geçişler yapmak; yer yer kalınımsı seslerle, karanlık alanın görevini üstlenmesini olanaklı kılan alandır.

Seslerin yatay çizgideki hareketinde durgunluk, bitim duygusu ve hareketsizliği görebiliriz. Yatay hareket ani değişiklik yaparsa keskin; sürekli ani değişikliklerle Kırık; yavaş yavaş hareket ettirilirse yumuşak eğri ses çizgileri oluşur. Keskin çizgiler soğuk, yumuşak eğri çizgiler sıcak duyguların uyanmasına, çıkıcı çizgiler yorucu, inici çizgiler sakinlik duyguları oluşturur.

Sesin konuşma aygıtında burun çıkağında kullanılması, hım hım, sızlanma, şikayet duygularını; sesin dişlere çarptırılarak kullanılması öfke, kızgınlık, saldırı duygularını; damak çıkağı mistik, kahramanlık duyguları; dudaklara çarptırarak çıkan ses homurdanma; titreşimi gırtlakta tutarak çıkan ses acı, burukluk, ızdırap duygularını verir. Sesin maske denilen yüzün ön kısmına, yanaklar ve ağız boşluğuna yerleştirilmesi ile en temiz, en berrak ses elde edilir. Konuşma aygıtındaki diğer çıkaklar anlatımı güçlendirmek ve amaç doğrultusunda biçimlendirmek için devreye sokulur.

Tartım, düzüm ve durgularda yapılacak değişiklikler de sözcüğün anlamını değiştirir.

Kişi ses çizgileri ve alanlarını yöneterek; ritimde değişiklikler oluşturarak tümceleri değiştirmeden farklı duygular, anlamlar ve kavramlar oluşturabilir..

Dil Ötesi Öğelerin Kullanımı
 
Aşağıdaki sözcüklerin müzik yapısını incelediğimizde değişik anlamlara geldiğini kolayca görebiliriz.

Sonsöz Yerine

Müzik, önemli bir iletişim aracıdır. Toplumun kültürel yapısını oluşturma, geliştirme, çeşitlendirme, zenginleştirme, koruma, kuşaktan kuşağa aktarma, kitleler oluşturma, dağıtma, yönlendirme, kültürel kimlik oluşturma geliştirme, bireyin toplumsallaşmasını kolaylaştırma, kişiler arasında bağ kurmada etkili bir işlev üstlenir.

Sözlü iletişimde sözcüklerin müziklendirme biçimi, bu üstlenilen işlevlerin olumlu ya da olumsuz sonuçlanmasında belirleyicidir..

Yaşantımızdaki deneyimlerin sessel aktarımında ortak kavramda buluşmak için: Göndericinin ne söyleyeceğini bilmesi; çıkakları iyi tanıması, bilinçli olarak kullanmasını bilmesi; ses renklerini, alanlarını ve işlevlerini bilmesi; ses çizgilerini tanıması ve kullanabilmesi; sesle sanki bir resim çizerek canlandırma yapabilmesi sözcükleri vurgulaması, enerji yükleyebilmesi; sözcüklerin veya cümlelerin ritim yapısında değişiklik yapabilmesi; anlatacağı anlama göre seslendirme yapabilmesi gerekmektedir.

Kaynaklar

BEKTAŞ Arsev, Kamuoyu, İletişim ve Demokrasi, İst. Bayrak matb. Bağ yayınları.
BALTAŞ Acar; BALTAŞ Zuhal, Bedenin Dili Ist. 1993 Evrim mtb.ltd.Şti. Remzi Kitabevi.
ÇEVİK Suna, Koro Eğitimi, Yönetimi ve Teknikleri Ank. 1999, Yurtrenkleri yayınevi.
DÖKMEN Üstün, Sanatta ve günlük Yaşamda İletişim Çatışmaları ve Empati İst. 1994 Sistem yayınları, Örünç Ofset.
ERGUN Turgay- POLATOĞLU Aykut, Kamu Yönetimine Giriş, Ank, 1992, TODAİ, İlksan Mtb.ltd.şti.
EVLİYAOĞLU Gökhan, İletişim Psikolojisi, Psikolojik İletişim Ank. 1987, Gazetecilik Cemiyeti yayınları.
GENCAN Tahir Nejat, Dilbilgisi, Ank, 1979, AÜ.Basımevi.
OSKAY Ünsal, İletişimin ABC’si, İst. 1992,Ercan ofset, Simavi yayınları.
ŞENBAY Nüzhet, Alıştırmalı Diksiyon Sanatı, İst.,1991, Milli Eğitim Basımevi.
USLUATA Ayseli, İletişim, Cep Üniversitesi, İletişim yayınları.
UÇAN Ali İnsan ve Müzik, İnsan ve Sanat Eğitimi, 1996, ALF mtb. Müzik ansiklopedisi yay. 2. baskı.
ZEREN Ayhan, Müzikte Ses Sistemleri, Ank., 1978 Genel Diziler Ofset Fotomat Basımevi.

Notlar

[1] GENCAN, Tahir Nejat . DİLBİLGİSİ, Ankara, l979, AÜ. Basımevi, s.33.
[2] a.g.e. s.6

* III. Uluslararası Müzikoloji Sempozyumu İstanbul 27 Ekim 2001’de bildiri olarak sunulmuş ve Folklor/Edebiyat Dergisi, 28 (2001)’de yayınlanmıştır.

** Doç. Dr.

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2008 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.