|

|
Batıni Nefesler’de Ortodoks İslam anlayışının sınırlarını çizdiği İslam tarihinin fasit dairesinden de çıkılıyor. Nesimi gibi hakikat şehrinde yaşarken; hata ile içli dışlı olmamanın karşılığını derisi yüzülerek alan; Harabi gibi dönemin ham ervah ulemasıyla cebelleşmekten bıkmayan, Virani gibi, Sıtkı Baba gibi yazdıklarına arkeoloji yapılarak ancak ulaşılan; Rıza Tevfik (Feylesof Rıza) gibi yaşarken gölgede kalmasında ısrar edilen figürlerle tarihe ve edebiyata farklı bir pencereden bakılıyor.
| Nefes; Alevi-Bektaşi edebiyatının, deme, devriye gibi üzerinde durulmamış, çaptan düşürülmesine göz yumulmuş şiir türleri arasında yer alıyor. Bu olumsuz manzaranın oluşmasında, heterodoks kültürün söylediklerini gözü kapalı kulak arkası eden Ortodoks İslam anlayışının yanında Alevi-Bektaşi kültürünü gündelik kaygıların rantı olarak kullanmayı fırsat bilerek, estetikten nasibini almamış ürünlerle vitrin doldurmaktan geri durmayan Unkapanı endüstrisinin de payı büyük. Yıllardır, bu endüstrinin yazboz tahtası haline gelmiş yanlarını dikkate almadan niçin üretildiğini kaygısını taşıyarak hazırlanan albümlere kaynak oluşturan Kalan Müzik, diğer çalışmalarda olduğu gibi Alevi-Bektaşi kültürünün ürünlerini de estetik ve entelektüel bilinçle bezeyerek dinleyicisine ulaştırıyor. Feyzullah Çınar’ın “Arşiv Serisi”inden çıkan “Nefes”, Melih Duygulu’nun katkılarıyla hazırlanan “Rumeli Bektaşileri” ve son zamanlarda gün yüzüne çıkartılan “Bâtıni Nefesler”, bu sorumlu ve bilinçli çaışmanın mihenk taşları. Kendisinden önce beğeniye sunulan albümlerin bir uzantısı olarak da düşünülebilecek olan bu albüm, önce kapağıyla albümün dile getirdiklerini paylaşacak olanları esrar yüklü bir alemde gezdireceğini müjdesini veriyor. Âşık Pervane’nin (Hasan Albayrak), nefesin yolculuğunu samimi, mütevazı, naif, derin bir üslupla anlattığı cümleler Grafiker Ümit Erzurumlu’nun zahiri analiziyle bütünleşiyor.
Hüseyin ve Ali Rıza Albayrak’ın, albümün filizlenme, dallanıp budaklanma aşamalarından bahsederken kullandıkları üslup da samimiyetle, tevazuyla, naiflikle, derinlikle örülü. Nefesin notaya dökülmesiyle birlikte dinleyici, Batıni âlemde albümün kapağını oluşturan özelliklere asudeliği de katan, asudeliğe yaslana bir hikâyenin izini sürmeye başlıyor. Maceraya gönül verenler “aşk atına süvari olmaktan”tan da çekinmezler. Çünkü kat edilen yolda, beden yorulmadığı gibi ruhu da kabına sığdırmaz. Hepsinden önemlisi insanın insan-ı kâmil’e yabana gitmeden kendi içine bakarak erişebileceğini vurgular bu hikâye. Nesimi ile başlayıp Harabi ile bitmeyen hikâye asırlar değişse de gerçeğe yaklaşma, onda odaklanma anlayışının değişmediğinin altını çiziyor..
Batıni Nefesler’de Ortodoks İslam anlayışının sınırlarını çizdiği İslam tarihinin fasit dairesinden de çıkılıyor. Nesimi gibi hakikat şehrinde yaşarken; hata ile içli dışlı olmamanın karşılığını derisi yüzülerek alan; Harabi gibi dönemin ham ervah ulemasıyla cebelleşmekten bıkmayan, Virani gibi, Sıtkı Baba gibi yazdıklarına arkeoloji yapılarak ancak ulaşılan; Rıza Tevfik (Feylesof Rıza) gibi yaşarken gölgede kalmasında ısrar edilen figürlerle tarihe ve edebiyata farklı bir pencereden bakılıyor. Albümde, sadece nefesten nefese değil, dörtlükten dörtlüğe geçitse klişeleşmiş bağlama düzeni, bağlama ailesinin üyeleriyle tersyüz ediliyor. Ruzbanın, balta sazının, kopuzun, üç tellinin, divan sazının çok katmanlı kullanışıyla bağlamanın gelişemezliği konusundaki saplantılı düşüncelerinden kurtulamayan “bilirkişi heyeti”nin sözlerinin dayanıksızlığı belgeleniyor. Ömer Avcı’da perküsyon kümesinin elemanlarıyla yine hüzünle şenliğin kompozisyonunu bir arada yazarak bağlamaya eşlik ediyor. Zemini, Erkan Oğur’un; hassas, titiz, sağlam, zengin kurgusuyla nakışlanan, süsü abartılmadan yükseltilen “Bâtıni Nefesler”, onu, ete kemiğe bürünüşünden itibaren izleyenlerin önüne bir esrar perdesi bırakıyor. Perdeyi aralayanlar, karşılarında beliren hâl aynasında, hâllerinin keşfini yeniden yapma isteğiyle dolup taştıkça damla olarak kalan, kendilerini bulacaklar. Cumhuriyet Pazar Eki, 25 mayıs 2003 |