Iddias “Çok zeki; ama zekasını kullanmasını bilmediğimizi anlamak için dünya tarihine bakmamız yeterli”  -Ho Chan Lee- Template
Template Bugün: 20 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 5 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Halil Atılgan: Allı Turnam PDF Yazdır E-Posta
30 06 2009

Dr. Halil Atılgan

O, ozanlara konu olan, sağlığında kıymeti bilinmeyen, "Allı turnam" türküsüyle özdeşleşen Orta Anadolu'nun çilekeş mahalli sanatçılarından biridir. O; Hacı Taşan'dır... Doğum yeri ise Keskin'in Hacelobası köyüdür. (Hacıaliobası ) Çocukluğu Hacelobası'nda geçmiş, köyünde okul olmadığı için okuyamayan Hacı Taşan, ancak 12 yaşında kendi gayretiyle kum üzerinde okuma yazmayı öğrenebilmiştir... Onun sanat hayatı 13–14 yaşlarındayken babası Abdullah Çavuş'un Yusuf Usta'ya yaptırdığı bağlamayla başlar. Abdullah Çavuş "Eti senin kemiği benim" diyerek ustaların ustası Muharrem Ertaş'a çırak verir. Hacı Taşan kısa zamanda ustasından aldığı feyizle bağlama çalmayı öğrenir. 18 yaşına geldiğinde kendine has tavır ve üslubuyla çıkar er meydanına. O artık yörenin usta mahalli sanatçılarındandır. Bağlamayı Muharrem Ertaş'tan öğrenmesine rağmen ustasını taklit etmez. Ölünceye kadar da kendine ait tavır ve üslubundan taviz vermez. Askere gitmeden önce sanatında ustalaşır. Ustası Muharrem Ertaş'tan öğrendiği yöre havalarına Keskin türkülerini de katarak geniş bir repertuvara sahip olur... Hacı Taşan askere gitmeden önce 1949 yılında Keskin'e gelen Muzaffer Sarısözen'le tanışır. Sarısözen Keskin'de bir hafta derleme çalışmaları yapar. Mahalli sanatçıları dinler. Hacı Taşan dikkatini çeker. Ankara Radyosu'na çağırır. Folklor Postası programında yer verir. İlk okuduğu türkü Allı Turnam'dır...

Halk müziğimizde, halk edebiyatımızda işlenen temalardan biri de turnadır. Bazen medet umulmuş, bazen de haberci olarak düşünülmüştür. "Turnalar Ali'yi görmediniz mi" diyerek Hz. Ali bile turnalardan sorulmuş. "Gökyüzünde bölük bölük turnalar / Yok mu insafınız aldı dert beni" mısralarıyla yardım istenmiş. Turnalar Semahında ise hareketleri taklit edilmiş. Bilinmeden görülmeden üstüne şiirler yazılmış, türküler yakılmış. Söylenenlerde dilden dile, telden tele günümüze kadar gelmiştir.

Halk müziğimizde en popüler olan turnalı türkü ise "Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle" dizeleriyle başlayandır. Bu dizeler Ercişli Emrah'ta: "Telli turna bizim ele gidersen / Katık söyle kaymak söyle yağ söyle", Âşık Kerem'de: "Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle" olarak değişmiştir.

Türkünün nerede ne zaman kim tarafından yakıldığı bilinmez. Bilinen odur ki; Hacı Taşan'ın sazında ve sesinde renk ve şekil bulup klâsikleşerek günümüze kadar gelmesidir.

Hacı Taşan; yöre türkülerinin hepsini en iyi şekilde seslendirmesine rağmen, "Allı turnam" türküsü söylendiğinde nedense hep o gelir akla. Bu onun simgesidir. TRT repertuvarına intikal etmesini sağlayan da kendisidir. Adı geçen türküyle Keskin'in, hem de kendisinin popülaritesini sağlamıştır. Türkünün ve Hacı Taşan'ın popülaritesi zaman içinde ozanların diline ve teline de yansımıştır.

Niğdeli Halk Ozanı Fikret Dikmen:

"Allı turnam uğrar isen Keskin'e
Benden selâm söyle Hacı Taşan'a
Meyletmezdi kin güdene küsküne
Arzuhalim söyle Hacı Taşan'a

Dostlarıyla hiç açmazdı arayı
Değer verip sevmez idi parayı
Dost dost ise sarsın derdi yarayı
Götür merhem eyle Hacı Taşan'a

Şeker kaymak bal söylerdi kuşuna
Tutuldu hayatın çetin kışına
Eğer konar isen mezar taşına
De ki böyle böyle Hacı Taşan'a

Bozlaklar üstadı türkü ustası
Erkenden topladı tarağı tası
Bizlere bıraktı kederi yası
Mevlâ'm rahmet eyle Hacı Taşan'a

Gönül eriyidin gönül yapardın
Sevgiye insana Hakk'a tapardın
Türkülerde bozlaklarda sen vardın
Doyamadım şöyle Hacı Taşan'a

Dokuz mart dokuz yüz seksen üç günü
Daha yaşamadan elli üçünü
Çoktan Türkiye'yi aşmıştı ünü
Yürü sazla neyle Hacı Taşan'a

Aktın doldun insanlığın kabına
Adın yazılmalı dost kitabına
Sazın ulusuna söz erbabına
Gidelim gel köyle Hacı Taşan'a

Ben mahkûmum avcı değilim dedi
Halkın türküsünü çaldı söyledi
Fikret hallerini beyan eyledi
Kaval ile meyle Hacı Taşan'a"

diyerek duygularını dile getirmiştir. Şiirde "Allı turnam uğrar isen Keskin'e" ile "Şeker kaymak bal söylerdi kuşuna," türküye atıfta bulunan dizelerdir. Niğdeli ozanın dizeleri türkünün Hacı Taşan'la bütünleştiğini ifade etmekte, "Allı turnam" türküsünde nedense hep o gelir akla dediğimizi de doğrulamaktadır.

O, ozanlara konu olan, sağlığında kıymeti bilinmeyen, "Allı turnam" türküsüyle özdeşleşen Orta Anadolu'nun çilekeş mahalli sanatçılarından biridir. O; Hacı Taşan'dır. Kaynaklarda 1930,1925, 1927 olmak üzere üç ayrı doğum tarihi verilse de, tespitlerime göre doğrusu 7.3.1927'dir. Doğum yeri ise Keskin'in Hacelobası köyüdür. (Hacıaliobası ) Çocukluğu Hacelobası'nda geçmiş, köyünde okul olmadığı için okuyamayan Hacı Taşan, ancak 12 yaşında kendi gayretiyle kum üzerinde okuma yazmayı öğrenebilmiştir.

Babası; yörenin usta davulcularından Abdullah Çavuş, eşi Naile'dir. 5'şi kız, 3 erkek olmak üzere 8 çocuk babasıdır. Bir ara Keskin'de lokanta çalıştırmasına rağmen geçim kaynağı düğünde çalmaktır. Keskin'de; Abdal Hacı, Hacı Ede (gardaş), Kara Halil'in Hacı lakaplarıyla bilinir. Dürüstlüğü, hoşgörüsü ve Keskin'e olan sevdası belirgin özelliklerindendir.

Onun sanat hayatı 13–14 yaşlarındayken babası Abdullah Çavuş'un Yusuf Usta'ya yaptırdığı bağlamayla başlar. Abdullah Çavuş "Eti senin kemiği benim" diyerek ustaların ustası Muharrem Ertaş'a çırak verir. Hacı Taşan kısa zamanda ustasından aldığı feyizle bağlama çalmayı öğrenir. 18 yaşına geldiğinde kendine has tavır ve üslubuyla çıkar er meydanına. O artık yörenin usta mahalli sanatçılarındandır. Bağlamayı Muharrem Ertaş'tan öğrenmesine rağmen ustasını taklit etmez. Ölünceye kadar da kendine ait tavır ve üslubundan taviz vermez. Askere gitmeden önce sanatında ustalaşır. Ustası Muharrem Ertaş'tan öğrendiği yöre havalarına Keskin türkülerini de katarak geniş bir repertuvara sahip olur. Tespitlerimize göre repertuvarındaki türkülerin çoğunun bestesinin kendisine ait olduğu söylenmektedir.

Hacı Taşan askere gitmeden önce 1949 yılında Keskin'e gelen Muzaffer Sarısözen'le tanışır. Sarısözen Keskin'de bir hafta derleme çalışmaları yapar. Mahalli sanatçıları dinler. Hacı Taşan dikkatini çeker. Ankara Radyosu'na çağırır. Folklor Postası programında yer verir. İlk okuduğu türkü Allı Turnam'dır. Böylece Hacı Taşan radyo mikrofonlarından ilk defa sesini duyurur. Düğünlerde çalgıcı olarak değerlendirilen Hacı Taşan, Ankara Radyosu'nda mahalli sanatçı olarak programlar yapmaya başlar. Zamanın şartlarına göre başına devlet kuşu konmuştur. Sarısözen'le başlayan radyo programları Nida Tüfekçi, Ali Can, Mustafa Geceyatmaz'la devam eder. Radyodaki yetkililerle tanışması irtibatının devam etmesini, bant yapmasını, gündemde kalmasını sağlar.

Okuduğu:

• Allı turnam bizim ele varırsan: 944
• Altın yüzük ulanmaz: 2119
• Bugün ayın ışığı: 1339
• Döndün mü benden yüzü dönesi: 3405
• Erciyes'ten duman kalktı: 3879
• Gelmemiş dünyaya sen gibi taze: 1041
• Giden ay tutulur mu: 2103
• Helkemi suya daldırdım: 1361
• Ne güzel yakışmış allar Ayşe'ye: 3330
• Sürüler içinde sürmeli koyun: 1245
• Yaylalar içinde Erzurum yayla: 1946
• Yüce dağ başına yağan kar idim: 2658
• Değirmenin bendine: 561
• Ankara'da yedim taze meyveyi: (Tespitlerimize göre türkü Hacı Taşan'a ait olmasına rağmen TRT kayıtlarında kaynak kişi Şemsi Yastıman görülmektedir )

adlı türküler (Ankara'da yedim taze meyve hariç) Hacı Taşan'dan alınarak TRT repertuvarına geçmiş. "Allı turnam bizim ele varırsan", "Bu gün ayın ışığı", "Yüce dağ başında yağan kar idim", "Helkemi suya daldırdım", (Arzu Kamber halayı) "Yaylalar içinde Erzurum yayla" türküleri Türk Halk Müziği klâsikleri arasında yerini almıştır. Ancak okuduğu ezgilerden sözleri Ercişli Emrah'a ait istisnai bir türküsü daha vardır ki, o da: "Şad ol deli gönül müjdeler olsun'dur. Klâsik müzikteki gazel ara nağmelerinin de kullanıldığı bu türkü serbest okunmakta, diğer türkülerine göre çok farklı bir tavır ve üslup sergilemektedir. O: Yöre havalarını kendine has tavır ve üslubuyla yorumlamış, halayları ustaca icra etmiş, ününü de okuduğu klâsikleşmiş, tabir yerindeyse baba türkülerle sağlamıştır.

Doğaçlama söylemede de güçlü olan Hacı Taşan türkülerinde daha çok Dadaloğlu, Karacaoğlan, Ercişli Emrah, Âşık Sait, Hamitli Halil Bey, Keskinli Kel Ali, Âşık Seyit ve Pir Sultan Abdal'ın, Âşık Kerem'in sözlerini kullanmıştır. Kaynaklar: Hacı Taşan'ın türkülerinin çoğunun söz ve müziğinin kendisine ait olduğunu ifade etmektedirler. Bu konuyla ilgili görüştüğümüz Kırıkkale Ticaret Odası Başkanı Sn. Süleyman Köstekli, iddiaları doğrulamış, şiirler yazdığını beyan etmiş, aşağıdaki mısraların da Hacı Taşan'a ait olduğunu hikâyesini anlatarak okumuştur. Aynen aktarıyorum.

Allah sana hizmete geldim
Bu hizmeti görmelisin
Utanıyom söylemeye
Yüz çift öküz vermelisin

Yüz çift öküz yüz çift davar
Versen ki sağına ne var
İster isen ortakçı olak
Ortakçıyı görmelisin

Adına yemin ederim
İsmine etmem hile
Sen de bana hile edersen
Yemiyesin güle güle

Âşık Ali'nin karısına
Demiş idin kele kele
Mert olduğunu biliyorum
Meydanda durmalısın

Bu konuyla ilgili, Keskinliler Kültür ve Dayanışma Derneği'nin yayınlamış olduğu "Keskin" adlı kitapta da şöyle denilmektedir:

"Bugün birçok sanatçının söylediği Gelmemiş dünyaya sen gibi nazik oyun havası türküsünü irticalen Kırşehir'in Mucur ilçesinde söylemiştir. Düğünde saz çalarken düğüne Ziraat Bankası Keskin şubesi personeli gelir. Keskinlileri görünce;

Gelmemiş dünyaya sen gibi nazik
Kollarda bilezik parmakta yüzük
Varma kötüye canına yazık

Kollar piyalemi buraya mı geldin
Aslın Keskinli mi sen sefa geldin

türküsünü doğaçlama söyler".

Aynı kaynak irticalen türkü söyleme konusunda:

"Zamanın Cumhur Başkanı Celal Bayar Ankara'dan Keskin'e gelmek üzere yola çıktığında Keskinliler de karşılamaya gitmişler. İçlerinde Hacı Taşan'da varmış. Hasandede kasabasında karşılamışlar, Hacı Taşan sazı eline alıp Celal Bayar'a ithafen:

Sefa geldin dost bağının bülbülü
Merhaba sevdiğim hane sizindir.

türküsünü söylemiştir."

Hacı Taşan; ağıt yakmakta ve söylemekte de ustadır. Zamanın amansız hastalığı vereme tutulup tedavi için gittiği Ankara'da ölen, Keskin'in Cinali köyünden arkadaşı Sefer Ceyhan'a Ali Açıkgöz tarafından yakılan ağıt, Hacı Taşan tarafından bestelenmiştir. Ağıtın ilk bendi şöyledir:

Ankara'da yedim taze meyvayı
Boşa çiğnemişim yalan dünyayı
Keskin'den de sildirmeyin künyeyi

Söyleyin anama anam ağlasın
Anamın oğlu var beni neylesin 

denilmektedir. (TRT kayıtlarında türkünün kaynak kişisinin Şemsi Yastıman olması üzücüdür.)

Hacı Taşan hayli popüler olmasına rağmen diğer mahalli sanatçılar gibi sağlığında pek kıymeti bilinmeyen ustalardandır. O bu konuda ki sitemini, bana: "Ankara da Hacı Bey, yolda Hacı Ede, Keskin'de ise Abdal Hacı derler" diyerek dile getirmiştir.

Geçimini düğünlerde saz çalarak, türkü söyleyerek sağlayan Hacı Taşan, dostu Yaşar Köstekli'nin (Yirik Yaşar) lokantasından kalktıktan sonra yolda geçirdiği kalp kırızi sonucu hastahaneye yetiştiremeden vefat eder. 56 senelik ömür Yirik Yaşar'ın lokantasından evine giderken noktalanır. Keskin Altıntaş mahalle mezarlığına defnedilir. Tarih 11 Mart 1983.

Ülkemizde sanatçıların kıymeti öldükten sonra bilinir. Hacı Taşan'da öldükten sonra kıymeti bilinen sanatçılardan biridir. Orhan Veli bir şiirinde "Ölünce biz de iyi adam oluruz" diyor. Doğru söylüyor. İşte Hacı Taşan'da Orhan Veli'nin dediği gibi oldu. Öldükten sonra kıymeti bilindi. Adına anma günleri düzenlendi.

Kırıkkale Valiliği İl Kültür Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'nün müştereken düzenlediği Hacı Taşan'ı anma günü, geçtiğimiz yıllarda Kırıkkale Kültür Merkezi salonunda yapıldı. Ben de anma gününe panelist olarak katılmıştım.

Hacı Taşan'ı Anma Günü Programı:

1-Saygı duruşu İstiklâl Marşı
2-Açış Konuşmaları.
3-Panel
4-Hacı Taşan Türküleri

olmak üzere dört bölümden ibaretti.

Program, saygı duruşu ve İstiklal Marşıyla başladı. Açış konuşmaları, Kırıkkale Belediye Başkanı Sn. Mustafa Pekdoğan, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma Geliştirme Genel Müdürü Sn. Seyhan Livanelioğlu, Kırıkkale Valisi Sn. Behiç Çelik tarafından yapıldı. Programın üçüncü bölümünde ise Hacı Taşan paneli vardı. Panelistler: Bu satırların yazarı Halil Atılgan, TRT İstanbul Radyosu Saz Sanatçısı Mehmet Erenler ve Milli Eğitim Bakanlığı Müzik Öğretmenlerinden Mehmet Ali Gürsoy'du. Panel tarafımdan yönetildi. Kısa bir açış konuşmasından sonra Hacı Taşan'a rahmet dileyerek ilk sözü Sn. Mehmet Erenler'e verdim.

Sn. Erenler'in konuşmasını aynen aktarıyorum:

"Sevgili konuklar saygı değer misafirler. Sözlerime başlarken hepinizi en derin saygı ve sevgilerimle selâmlıyorum. Hacı Taşan, Hacı Taşan yine Hacı Taşan diyorum. Çünkü Hacı Taşan kendi alanında THM'nin en büyük ekolü olmuş, Orta Anadolu'nun bağrından çıkmış, tarihi gelişim içerisinde Orta Asya'dan göç eden Oğuz boylarının bir kolu olan Türkmenler, Afşarlar, Yörükler, Abdalların izlerini ortak bir sentez içinde oya gibi işleyerek sunduğu bülbül gibi nağmeler döken o güzel hançerisinden çıkardığı yanık, ezik, lirik, duygulu sesinden ve insanın ciğerini kökünden söken sazının tellerini, perdelerini, o kendine özgü tezene tekniğini ve parmaklarından süzülen duygulu baskılar kulağımızı ve gönlümüzü adeta bir duvara çivilemişcesine nefezsiz dinleti içerisinde bırakmaya vesile olmuş çok büyük bir mahhalli ustamızdı.

Keskin dolaylarının ve Orta Anadolu yöresinde yaşayan yöre halkının duygularını yansıtıp yaşatmasının yanı sıra tüm yurdumuzda ve dünyada bu güzel ezgilerin tanınmasına, sevilmesine icra edilmesine vesile olan Hacı Taşan'ı anlatmak benim açımdan sayfalara ve kelimelere sığdırmak mümkün değildir. Hacı Taşan'ı anlamak ve anlatmak onun ezgilerini icra etmek ona yakışır biçimde sunabilmek her babayiğidin harcı olmadığı gibi profesyonel geçinen sanatçıların birçoğu dahi onu örnek alabilmenin çabası içinde olsa da, onun gibi güzel yorumu gerçeğine layık sunmakta zaman zaman zorlanmışlardır.

Ne mutlu bana ki, Hacı Taşan gibi usta ile küçük yaşımdan (8–10) bir araya gelmek, onunla yan yana aynı mecliste, sohbette, düğünde, dernekte saz çalmak, türkü söylemek şerefini nail oldum. Kendisi zaman zaman Ankara'ya uğrar görüşürdük. Bir gün benim çocukluk yıllarımda bir toplantıda karşılıklı müzik icrası sırasında söylediği söz hâlâ kulaklarımda çınlıyor. 'Mehmet geleceğin usta sanatçılarından biri olacak. Hiç şüphem yok. Çünkü: Çok duygulu, iyi takip eden, dinleyen titiz bir yapıya sahip' demişti. Allah rahmet eylesin. Eğer onun bu düşüncelerine layık olabildiysem ne mutlu bana diyor kendimi bahtiyar addediyorum.

Değerli konuklar. Hacı Taşan kaynak kişiliğinin yanında çok sohbetkâr, sevecen yapısıyla muhabbetkâr dost kişiliğiyle gönüllere taht kurmuştur.

Ağır halaylar, ritmik türküler, hele hele bozlaklar onun sesinden ve sazından dinlenildiğinde bir başka haz alınır. "Açtım perdeyi de turnamı gördüm", "Ne güzel yakışır allar Ayşe'ye", "Bu gün ayın ışığı", "Helkemi suya daldırdım", "Sürüler içinde sürmeli koyun", "Yüce dağ başında yağan kar idim", "Allı turnam ne gezersin havada", "Değirmenin bendine", "Döndün mü benden yüzü dönesi" gibi birbirinden değerli ve ölümsüz eserler bırakarak aramızdan ayrılan Hacı Taşan'ı rahmetle anıyorum.

Hacı Taşan THM camiasına, Türk kültürüne bir bayrak yarışı sunmuştur. Onun özel bir lakabı vardır. Keskinli Hacı Taşan. Evet bu ne demek. Şu demek. Örneğin Şarkışlalı Âşık Veysel, Kırşehirli Muharrem - Neşet Ertaş, Ürgüplü Refik Başaran, Yozgatlı Nida Tüfekçi, Ankaralı Mucip Arcuman, Bayram Aracı, Zaralı Halil Söyler, Erzurumlu Emrah, Kayserili Emmi Dayı, Ahmet Gazi Ayhan ve daha niceleri Hacı Taşan gibi memleketlerini her yerde tanıtmış, en iyi şekilde temsil etmiş, halkla da bütünleşmişlerdir. Onların icra tekniğinden, yöre ağzından ve tavrından tüm sanatçı camiası güzel örnekler ve sentezler oluşturma şansına sahip olmuşlardır. Dilerim ona layık şekilde söyleme geleneğini sürdürürler. Böylece bayrak yarışı da nesillere aktarılmış olur.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum"

diyerek Sn. Erenler konuşmasını bitirdi.

Bense söze; türkü kültürünün insan hayatında önemini Cahit Öztelli'nin "Evlerinin Önü" adlı kitabındaki küçük hikâyeyi anlatarak başladım:

Hikâye şöyle: Büyük Sezar Roma İmparatorluğu'nun başında. Roma'ya bağlı iki ülke yan yanadır. Bu ülkelerden biraz büyüğü öteki ülke halkının kendilerine katılmasını istemektedirler. Sezar'a başvururlar. Sezar belli bir süre sonra gelmelerini, sonucu o zaman bildireceğini söyler. Sezar ülkelere gönderdiği müfettişlere iki küçük ülkenin türkülerini incelettirir. Dilleri yakın olmakla birlikte türküleri her bakımdan ayrı niteliktedir. Onun üzerine gelenlerin isteklerini kabul etmez.

Hikâyeden de anlaşıldığı gibi, türkü kültürü farklı olan iki topluluktan biri diğerinin hâkimiyetini kabul etmemektedir. Bu da; türkü kültürünün bağımsızlık sembolü olduğunun bir ifadesidir. Milletimizde de bu özellik oldukça güçlüdür diyerek sözü Hacı Taşan'a ve türkülerine bağladım.

İşte Hacı Taşan'da türkü üreten, türkü kültürüne değer veren, çalıp söyleyen, söylediği türküleri zamanımıza kadar ulaştıran değerli bir mahalli sanatçıdır. Ben onun okuduğu bozlaklarla, yani Orta Anadolu bozlaklarıyla Çukurova bozlaklarının mukayesesini yapmak istiyorum. Önce "Bozlak" sözcüğü nedir ona bakalım.

Divanü Lûgat'it Türk'de "Bozlak":

Bozla: Ses vermek, bağırmak; bozlamak.
Bozlat: Böğürtmek.
Bozladı: "Titir bozladı, bağırdı " Dişi deve bozladı, bağırdı. "

TDK'nun Tarama Sözlüğü'nde "Bozlak";

Çığırmak: Bağırmak haykırmak.
Çığırmak: Çağırmak, ses vermek, davet etmek, türkü söylemek, çığlık koparmak.
Yine Divanü - Lûgat'it Türk'de ; Çağırmak (Çığırmak).
Çakrıştı: Çakrıştı - Çıkruşur - Çıkrışma "Boy birbirge çakrıştı" = "Boy halkı birbirine çağırdı." (Oğuzca - Çakrışur - Çakrışmak)
Çağıla: Bağırmak, çağırmak anlamında.

Dede Korkut'ta ise bozlatmak, böğürtmek manasında kullanılmakta. Kırgızca'da ise; "Botasın olgan tüyüdey bozlayı bozlayı kaldım men." "Yavrusu kaybolmuş çalınmış bir deve gibi bozlaya bozlaya feryat figan içerisinde kaldım ben" denmektedir. Şimdiki anlamıyla Orta Asya Türklerinde çok kullanılan bu kelime, Çeşitli Türk boylarıyla Anadolu'ya gelmiş ve halen dilimizdedir.

Ayrıca "Bozlak": Daha çok Çukurova'da ve Orta Anadolu da çokça söylenen bir uzun hava çeşididir. Özelliği dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kılması, sözlerinin daha çok 11'li hece kalıbıyla yazılmış olmasıdır.

Bu açıklamalardan sonra Çukurova'daki Bozlak çeşitleri:

• Türkmeni Bozlağı (Havayi, Varsağı, Senir Ağzı, Şafak Ağzı, Karacaoğlan Bozlağı)
• Dadaloğlu Bozlağı (Afşar -Kovgun Afşar Bozlağı)
• Öksüz Ali Bozlağı
• Elbeylioğlu Bozlağı
• Deli Boran Bozlağı
• Cerit Bozlağı
• Tecirli Bozlağı
• Barak Ağzı Türkmeni Bozlağı ( Ceren, Mayıl, İsaballı ve Garip )
• Karahacılı Bozlağı
• Çukurova Bozlağı
• Barak Dağı Bozlağı (Menemenci, Türkmeni, Karacaoğlan )

olarak sıralayabiliriz. Sıraladığımız bozlakların Çukurova'da yaygın olarak okunanları Türkmeni, Dadaloğlu, Öksüz Ali, Elbeylioğlu, Barak Dağı, Deli Boran, Barak Ağzı Türkmeni bozlaklarıdır. Tasnife dikkat edilecek olursa; Çukurova'da "Bozlaklar" kişi, aşiret, ya da yöreye göre isimler almıştır.

Buna göre "Çukurova Bozlakları"nı: 1-Aşiret ve oymak, 2-Yöre, 3-Halk ozanlarının adıyla söylenen bozlaklar olarak üç grupta toplayabiliriz.

1- Aşiret ve oymak adıyla söylenen "Bozlaklar":

a- Afşar Bozlağı
b- Cerit Bozlağı
c- Tecirli Bozlağı
d- Elbeylioğlu Bozlağı
e- Karahacılı Bozlağı
f- Türkmeni Bozlağı
g- Barak Ağzı Türkmeni Bozlağı
h- Menemenci Bozlağı

2- Yöre adıyla söylenen "Bozlaklar":

a- Çukurova Bozlağı: ( Bana göre; Çukurova'da çalınıp söylenen bozlakların genel adıdır. Zira araştırmalarım esnasında Çukurova bozlağı diye adlandırılan bir çeşide rastlanmamıştır.)
b- Barak Dağı Bozlağı: (Barak Dağı Adana-Karaisalı ilçe sınırı içinde bir dağ adıdır.)

3- Halk ozanlarının adıyla söylenen bozlaklar:

a- Karacaoğlan Bozlağı
b- Dadaloğlu Bozlağı
c- Öksüz Ali Bozlağı
d- Deli Boran Bozlağı
e- Elbeylioğlu Bozlağı

olarak sıralanabilir.

Ayrıca: Osmaniye'nin Düziçi ilçesinin köylerinde ve Gâvur Dağlarında türkülü hikâyelere de "Bozlak" denilmektedir. Yöre ozanlarından Âşık Köroğlu, (öldü) Âşık Mehmet Ova bu geleneğin en son halkalarıdır. Onların bozlakları türkülü hikâyelerdir. Köroğlu bozlağında, Köroğlu'nun hayatı dramatize edilerek anlatılır, yeri geldiğinde aldı sazı bakalım ne dedi diyerek de türküsü okunur. İşte Çukurova'daki bu gelenek Keskin, Kırıkkale ve civarında yoktur. Gelenek olmadığı gibi türkülü hikâyelere "Bozlak" denildiği de bilinmemektedir. Çukurova'daki türkülü hikâye anlatmaya "Bozlak" denildiği Ali Rıza Yalgın tarafından da tespit edilmiş, tespit ettiklerini 1934 yılında "Çukurova'da Memleket" adlı dergide yayınlamıştır.

diyerek konuşmamı noktaladım.

Söz Mehmet Ali Gürsoy'undu. Konuşma metnini aynen aktarıyorum:

"Orta Anadolu Abdal - aşiret müziği geleneğinin Keskin'deki temsilcisi ve önemli bir halkası Hacı Taşan: Bu toprakların yağız delikanlısı, hüznünü ezilmişliğini türkülere yansıtmış. Yaşam alanı olarak bir kısır döngü içinde olmasına rağmen türkülerinde, sazında, sözünde çok geniş bir ufuk yakalamıştır.

Anadolu'da yaygın bir söz vardır. 'Türkü Yozgat'ta doğar, Kırşehir'de oyun havası olur. Keskin'de elim elim elenir.' Bu sözden yola çıkarak Keskin türkülerine ve de bu türkülerin önemli temsilcisi Hacı Taşan'a baktığımızda lirizmi ve hüznü ön plânda görüyoruz. Yani 'elim elim elenen' türkülerin Keskin'de Hacı Taşan'da damıtılmış halini görüyoruz.
 
Küçük yaşta Muharrem Ertaş'a teslim edilen Hacı Taşan, köy köy gezerek usta çırak ilişkisi içinde düğün çalmıştır. Usta çırak ilişkisi klâsik musiki geleneğinde meşke benzeyen bir sanat öğrenme yöntemi olarak değerlendirilebilir. Yani işi mutfağında öğrenme.

Düğüncülük geleneği; yöre sanatçılarının tabii Hacı Taşan'ın da olumsuz koşullarda çabuk yıpranmaları ve sonuçta birçoğunun genç yaşta yaşamdan ayrılmalarını beraberinde getirmiştir. (Çekiç Ali 39 yaşında, Hacı Taşan 56 yaşında yaşamlarını yitirmişlerdir.) Hacı Taşan kendi sözleriyle türküler söylediği gibi Pir Sultan Abdal, Deli Boran, Seyit Süleyman, Derviş Ali, Dertli gibi halk şairlerinin şiirlerini de çokça kullanmıştır.

Orta Anadolu müzik yapısında yer alan türküler, semahlar, halaylar, oyun havaları, bozlaklar, ağıtlar ana başlıklarında Hacı Taşan'ı görmek mümkündür. Hacı Taşan'ı konuşmak ve yazmanın ötesinde onun gibi yürekli yağız ve duygulu ozanların ve mahalli sanatçıların türkülerine sahip çıkmak bırakılan bir mirası har vurup harman savurmadan kullanmak çok daha önemlidir. Yani türkü, türkü gibi söylenirse türkü olur, gerçeğini her yerde gündeme getirmek gerekir.

Muharrem Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan, Neşet Ertaş

Muharrem Ertaş'ın başlattığı Abdal-aşiret müziği geleneği Hacı Taşan'la daha iyi bir form yakalamış, Çekiç Ali ile bu form güçlenmiş, Neşet Ertaş'la doruğa ulaşmış, Orta Anadolu müzik kültürünün şekli oluşmuştur. Türkü dolu günlere ..."

diyerek Mehmet Ali Gürsoy sözlerini noktaladı.

İkinci tur konuşmanın ilki yine Sn. Mehmet Erenler'indi. Mehmet Erenler bu bölümde özetle; Hacı Taşan ve gibilerinin artık yetişmediğini, Türk Halk Müziğinde müthiş bir yozlaşma yaşandığını buna toplum olarak sahip çıkmamız gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Bense ikinci bölümde Ali Rıza Yalgın'ın "Cenupta Türkmen Oymakları" adlı kitabında bozlaklarla ilgili tasniflere değindim. Aynen aktarıyorum:

Ali Rıza Yalgın Cenupta Türkmen Oymakları adlı eserinde, Kilis-Yazlıbecer köyünden Tamburacı Mehmet'in bozlaklarla ilgili tasnifini şöyle sıralıyor:

"Urum Bozlağı
Düdem Bozlağı
Yelri Bozlağı

Aynı köyden Topal Abdal ise:

Urum Bozlağı
Düdem Bozlağı
Benderi Bozlağı

olmak üzere o da üç grupta topluyor.

Hacı Taşan ve yöresinin bozlaklarına baktığımızda bu ve yukarıdaki gibi bir tasnifle karşılaşmıyoruz. Bu da bozlak çeşitlerinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Eğer yörede okunan bozlaklar çeşitlilik göstermiş olsaydı, yöre insanı bir ad verecek tasnifini de yapacaktı.

Keskin, Kırıkkale, Kırşehir ve civarında Türkmen aşiret ve oymaklarının çeşitlilik göstermemesi bozlak çeşitlerinin türemesini doğal olarak etkilemiştir. Zira: bozlakların ortaya çıkışı aşiret ve oymaklarla yekinen ilgilidir. İşte Kırşehir, Keskin ve Kırıkkale ile Çukurova bozlaklarının arasındaki en belirgin özellik Çukurova bozlaklarının çeşitlilik arz etmesidir. Bu da Keskin ve Kırıkkale ve Kırşehir yöresinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin aynı kökten geldiklerinin bir kanıtıdır. Çukurova da; Varsağılara ait Gâvur Dağı Türkmenileriyle, Karacaoğlan bozlağı, Kovgun Afşar bozlağıyla, Afşar bozlağı arasında belirgin bir form farklılığı vardır. İşte bu farklılıklar Çukurova bozlaklarını tek düze olmaktan kurtarmıştır. Çukurova'da: Karacaoğlan bozlağı okunurken aheeeeey çekilerek başlanması da ayrı bir özelliktir.

Keskin, Kırıkkale, Kırşehir ile Çukurova bozlaklarının ortak özellikleri ise:

1- Her iki yöre bozlaklarında sözlerin güçlü ve 11'li hece kalıbıyla yazılmış olması.
2- Her iki yörede de bozlakların dik seslerden başlayıp seyrini tamamladıktan sonra pes seslerde karar vermesi, çoğunun bir oktav içinde seyretmesi, oktavın dışına taşanların da azımsanmayacak kadar olması.
3- Her iki yöre bozlaklarında çeşitli makamların kullanılması yöre bozlaklarının ortak özellikleri olarak sıralanabilir. (Keskin, Kırşehir bozlaklarının makam kurallarına daha çok uyması işi bilen kişilerin bozlak ürettiği gerçeğini ortaya koymaktadır.)

Bence bozlak Çukurova'da doğmuş, Keskin Kırıkkale ve Kırşehir'de olgunlaşmıştır. Olgunlaşması Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali'yle başlamış Neşet Ertaş'la doruğa ulaşmıştır. Yöre düğünlerinin keman, klarnet, cümbüş darbuka ve bağlamayla yapılması, bağlamanın baş saz olarak kullanılması, usta çırak ilişkisi, yöre bozlaklarının tekâmül etmesinde etken olmuş, gelişen tavır ve üslupla mahalli olmaktan çıkan bozlaklar yurt sathına yayılmıştır. Bozlakların yurt sathına yayılması da arz ve talebin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Arz - talep yeni bozlakların, sanatçıların türemesine, repertuvarın ve rekabetin artmasına, yöre müziğinin de popüler olmasına vesile olmuştur.

Maalesef Çukurova Bozlakları yöresinde çok çeşitlilik arz etmesine rağmen bu popülariteyi sağlayamamıştır. Sebepte bir Neşet Ertaş'ın çıkmayışıdır. Çukurova Bozlakları 28 5 1991 tarihinde kaybettiğimiz Aziz Şenses rahmetliyle varlığını hissettirmiş, onun vefatıyla da rafa kaldırılmıştır. Yörenin sanatçıları da bozlakları mahalli olmaktan kurtaramamışlardır. Çukurova düğünlerinde bağlamanın baş saz olmaması da yöre bozlaklarının yayılma ve yaşatılmasını, menfi yönde etkilemiştir.

Keskin; Hacı Taşan'ı, Kırşehir Muharrem Ertaş'ı, Çekiç Ali'yi, Neşet Ertaş'ı çıkarmakla yörenin halk müziğini zirveye ulaştırdığı gibi, adlarının da ön plâna çıkmasına vesile olmuştur.

Keskin, Kırşehir, Kırıkkale ve civarında düğünlerde bağlama baş saz olarak kullanılmasaydı, yöre icracıları, düğüncüler bu kadar türkü ve bozlak üretebilecekler miydi? Düşünmek gerek. Keskin, Kırşehir ve Kırıkkale yöre halk müziğinin popülaritesini abdal aşiret müziğinin öncüleri olan daha önce zikrettiğim isimlere borçludur. Adı geçen yerleşim birimlerini bu öncülerden ayrı düşünmek hayalcilik olur. İhanet olur. Zira "Bozlak" denilince akla, Keskin'in, Kırşehir'in gelmesini sağlayan onlardır. Onun için bu isimler onların halk müziği abideleridir. Onları "nihayet bir Abdaldı" diyerek hor görmek nankörlüktür. Hz Ali "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum" demiş. İşte bu sözü asla unutmamalıdır diyerek sözüme son noktayı koydum.

Son söz Mehmet Ali Gürsoy'undu. Sn. Gürsoy özet olarak; türkülerin türkü gibi okunmasının gerektiğini, aksi takdirde yozlaşmanın önüne geçilemeyeceğini, türküyü türkü gibi okumayanlara fırsat verilmemesi konusunda tavsiyelerde bulunarak sözlerini tamamladı. Böylece ikinci tur konuşmalarda bitmiş oldu.

Ben panelin değerlendirmesini yaparak konuşmacı arkadaşlara teşekkür ettim. Saygı ve sevgilerimizi sunarak sahneden indik.

Anma gününün sonunda Kültür Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği sanatçıları Hacı Taşan türküleri okudular. "Allı turnam bizim ele varırsan", "Bugün ayın ışığı", "Yüce dağ başında yağan kar idim" türküleri yankılandı salonda. Hep Hacı Taşan yaşandı. Onunla dolduk taştık. Hâlbuki o yaşamıyordu. Aramızdan ayrılalı koca 17 yıl geçmişti. Ama her türküsü okunduğunda yeniden dünyaya geliyor, bizlerle birlikte oluyordu. Her türküsünde de bizlerle birlikte olacak. Kendisi yok ama türküleri onu her zaman yaşatacaktır. Ne mutlu onun türkülerini yaşayana yaşatana.

Satırlarımı Hacı Taşan dostu Keskinli Süleyman Köstekli'nin aktardığı hatırayla noktalamak istiyorum.

Şemsi Yastıman, Hacı Taşan'ın gönül dostu olduğu gibi cenazesinde bulunarak mezarına toprak atanlardan biridir. Defin esnasında duygularını şu mısralarla dile getirir.

"Sana derim kardeşim Hacı
Varlığın tatlı idi yokluğun acı
Şu gelen cemaat sana duacı
Ötesini vardığımda söylerim."

Kaynaklar

• Tokel, Bayram Bilge: Neşet Ertaş Kitabı, Akçağ Basın Yayım Pazarlama A.Ş. Ankara 1999.
• Uysal, Sabri: Mahalli Sanatçı Hacı Taşan'ın Ardından, Halk Müziği ve Oyunları Dergisi. Cilt 1,Yıl 2, (Temmuz, Ağustos, Eylül) 1983.
• Şener, Muzaffer, Tiryaki Yavuz Erdal H. Ahmet (Hazırlayanlar): Keskin, İl Gazetesi ve Ofset Matbaacılık AŞ. Kırıkkale 1995.

Diğer yazıları

 
< Önceki   Sonraki >
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.