<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<!-- generator="FeedCreator 1.7.2" -->
<rss version="2.0">
	<channel>
		<title>Joomla! powered Site</title>
		<description>Joomla! site syndication</description>
		<link>http://kanalkultur.com/de</link>
		<lastBuildDate>Fri, 19 Mar 2010 00:26:51 +0100</lastBuildDate>
		<generator>FeedCreator 1.7.2</generator>
		<image>
			<url>http://kanalkultur.com/de/images/M_images/joomla_rss.png</url>
			<title>Powered by Joomla!</title>
			<link>http://kanalkultur.com/de</link>
			<description>Joomla! site syndication</description>
		</image>
		<item>
			<title>KanalKultur'e üye olabilir veya RSS ile güncelleştirmeleri izleyebilirsiniz</title>
			<link>http://kanalkultur.com/de/content/view/34/52/</link>
			<description>KanalKultur.com'un internet explorer ile gezilmesi önerilir. KanalKultur.com'la editor@kanalkultur.com e-posta erişim adresini kullanarak iletişime geçebilirsiniz. Ayrıca, KanalKultur.com'a üye olup, güncelleştirmelerden düzenli aralıklarla newsletter aracılığıyla haberdar olabilir; sadece üyelerin okuyabileceği makalelere de ulaşabilirsiniz. Veya, RSS&amp;#8217;ten yararlanıp, anında güncelleştirmeleri izleyebilirsiniz.</description>
			<category>Künye - Üyelik ve RSS</category>
			<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 23:25:22 +0100</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>İsmail Engin: Kültür - Kişilik İlişkisi</title>
			<link>http://kanalkultur.com/de/content/view/1498/49/</link>
			<description> Kültür ile kişilik kavramları arasındaki işlevsel ilişki, bir satranç oyununa benzer. Kültürü, düşünceler sistemi olarak algılayıp bireyi de bu düşünceler sisteminin bir taşıyıcısı olarak düşündüğümüzde, satranç oyunu ve bu oyunda kullanılan taşlar ile özdeşleşir. Bu bağlamda kültür, satranç oyununun genel kurallarına benzer. Kişilik ise, bu genel kurallar etkisi altındaki taşlar  gibi dir. Satrançta, genel kurallar, oyundaki taşların hareketlerini ve konumlarını belirler. Kültür de kişilik yapısını etkiler... Kültür, genel kuralları içinde kendine özgü bir kimliği, bireye kazandırır. Birey, bu kimlik ile ait olduğu kültürle özdeşleşir. Ancak, tıpkı satranç oyunundaki taşlar gibi, birey de kazandığı kimlik ile kültürel sistemi ve yapıyı etkiler. Kültürden etkilenen birey, bir şekilde kültürü etkilemeye başlar. İşte bu aşamada, kişilik ile satranç oyunundaki taşlar arasındaki ilişki, özdeşliğini kaybeder. Çünkü, kişilik kültürel kuralları değiştirebilecek bir nitelik kazanmıştır. Satrançta, taşlar genel kuralları değiştiremez... Günlük yaşamda bir insan, nitelik ve nicelik açısından çoğunlukla  kültürlü  ya da  kültürsüz ,  kişilikli  veya  kişiliksiz  olarak tanımlanır ve yorumlanır. Bu arada  karakter  ile  mizaç  işin içine girer ve  sağlam karakterli ,  iyi mizaçlı'  gibi ifadeler de yer alır ya da bunların tam tersi.Kimi zaman ise  kültür  ve  kişilik  kavramları birlikte kullanılır;  kültürlü; ama kişiliksiz ,  kişilikli; fakat kültürsüz  vb. denir. Kavram kargaşası, her alanda olduğu gibi, burada da sürüp gider. Sanki,  kültür  ile  kişilik  kavramları birbirinden bağımsızmış gibi...Okuduğunuz bu yazıda, kültür ile kişilik kavramları arasındaki işlevsel ilişki açıklanmaya çalışılacaktır. Bunun için, öncelikle  kültür  ile  kişilik  kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:A. İlgili Kavramlar1. KültürYapılan birçok tanımlama olmasına rağmen, bu tanımlamalar, iki genel kategoride toplanmaktadır:a) Bütüncü tanımlar kategorisi,b) Düşünceler sistemi kategorisi.Birinci kategoriye göre kültür, kazanılan bir davranış kalıbı olarak nitelenir ve insanın yaptığı-yarattığı her şeyi içeren bir yaşam biçimidir.Kültür, böyle bir yaşam biçimi niteliğiyle gelenekten &amp;#8594; töreye; konuşmadan &amp;#8594; müziğe; yiyecekten &amp;#8594; içeceğe; konuttan &amp;#8594; giyeceğe kadar tüm insanî davranış kalıplarını içeren karmaşık bir oluşum, bir bütündür.Diğer kategoriye göre ise kültür, bir şifre türüdür; zihinsel bir oluşumdur. Bu anlamda davranış, önce zihinde biçimlenir, sonra eylem olur. Madem ki davranışı oluşturan düşüncedir, o halde kültür,  düşünceler sistemi dir. Çünkü, tek tek kültür unsurları, düşüncenin dışarıya yansımasından başka bir şey değildir.[1]Bize gelince, burada açıklamaya çalıştığımız kültür konusundaki düşüncelerimiz, ikinci kategori ile özdeştir ve bu yazının hareket noktasını oluşturmaktadır.</description>
			<category>Yazarlar - İsmail Engin</category>
			<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 23:44:09 +0100</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Roz Kohen: Eşek Sütü</title>
			<link>http://kanalkultur.com/de/content/view/1497/44/</link>
			<description>Roz Kohen  Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni  çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 10Henüz kırk günlük yeni doğmuş bebekken, 'boğmaca' denilen çocuk hastalığına yakalanmışım. Annemle babam beni tedavi etmek için, bana eşek sütü içirdiklerini söylerlerdi. Daha sonraki yıllarda ise her eşek anırdığında  bak, süt kardeşin çağırıyor  deyip takılırlardı. O yüzden de haklı olarak o gün bu gündür eşeklere özel bir yakınlık duyarım!</description>
			<category>Kültür - Ön-Asya</category>
			<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 13:43:05 +0100</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>'Denizin Ayırdığı Şehir'</title>
			<link>http://kanalkultur.com/de/content/view/1496/45/</link>
			<description>Üstteki: Setenay Alpsoy - tual üzerine yağlıboya, 130 x 150 cm., 2009; ortadaki: Setenay Alpsoy - tual üzerine yağlıboya, 45 x 70 cm., 2009; alttaki: Setenay Alpsoy - tual üzerine yağlıboya, 145 x 150 cm., 2009 Setenay Alpsoy Resim Sergisi - 'Denizin Ayırdığı Şehir' / 9 - 30 mart 2010; Evin Sanat Galerisi, Büyük Bebek Deresi Sokak No:13, Bebek - 34342 İstanbul, Tel.: (0212) 265 81 58Çağdaş Türk figür resminin genç kuşak temsilcilerinden Setenay Alpsoy'un ikinci kişisel sergisi  Denizin Ayırdığı Şehir , 9 - 30 mart 2010 tarihleri arasında Evin Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor. Geçen yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamlayan Setenay Alpsoy'un sergisinde, ressamın içinde yaşadığı, bir parçası haline geldiği İstanbul, çarpık mimarisinin yarattığı tuhaf geometrisi ve kalabalıklarla örülü yüzündeki yalnızlığıyla karşımıza çıkıyor. Kent dokusunun barındırdığı karşıtlıklar ve çarpıklığın bir geometrisinin olması ressamın algısının bu doğrultuda yönelmesine sebep oluyor.Setenay Alpsoy, ilk sergisinde İstanbul'un yalnız ve suskun görünümlerini ele almıştı. Bu serginin tuvallerinde öncekilerin kasvet ve ıssızlığı, 'hayat' emaresi gün ışığı ve mekanlarla özdeş figürlerle farklı bir noktaya taşınıyor. Ressam, kentin yeni gerçekliğini kendi penceresinden, kendi sokağından yansıtıyor. Penceresinden seyrettiği binaların içine girip hayata, orada yaşayan insanlara bakmaya başlıyor. Önceleri samimiyetle otoportreleri ile kurguladığı bu kompozisyonlarda artık çevresinden, günlük hayattan, sokaklardan insanların yer bulması, kurduğu empatinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ressam, figürü binalarla aynı önemde ve oranda resmederek, bu ilişkide her iki öğeye dengeli yaklaşıyor. İnsan-bina ikilisi arasındaki oluşum, şikayet edilse de terk edilemeyen bir kent olgusunu beraberinde getiriyor. İnsanın özel alanları olarak tanımlanan evlerini kalabalıklar içinde belirlemesi ressamın farkında olmadan duyumsattığı kalabalıklar ortasında 'yalnızlık' kavramına işaret ediyor. Resimlerde, kentten bir süreliğine ayrıştırdığı, odasında ya da balkonunda 'tek başına', dimdik ve güçlü duran insan seyrediliyor. Oldukça sıradan duruşlar sergileyen figürlerdeki yalnızlık hali; içinde melankoliyi barındırmayan, rahat ve sakin bir ifade biçimiyle anlam kazanıyor. </description>
			<category>Sanat ve Dizayn - Sergi</category>
			<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 11:56:53 +0100</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Özgür Savaşçı: Bektaşîlik / Alevîlik Araştırmalarında Önemli Bir Yapıt: Sâdık Abdâl Dîvânı</title>
			<link>http://kanalkultur.com/de/content/view/1495/35/</link>
			<description>Tâcü'l-Ârifîn Es-Seyyid Ebu'l-Vefâ Menakıbnamesi (/de/index.php?option=content&amp;task=view&amp;id=458) (Can Yayınları, İstanbul 2006), Ahmed Edîb Harâbî Dîvânı, Yaşamı ve Tüm Şiirleri (Can Yayınları, İstanbul 2003, 2. baskı 2008) gibi önemli çalışmalarıyla tanıdığımız Dursun Gümüşoğlu, Sâdık Abdâl Dîvânıyla bu kez de önemli bir başka çalışmayı okuyuculara sunuyor. Oluşmasına kısmen tanık olduğumuz, Sâdık Abdâl'ın Divânı, Bektaşîlik / Alevîlik alanında fikir üreten, kalem oynatan, ve ayrıca da kendisini bu inancın içinde gören, herkesin mutlaka okuması gereken temel eserlerden birisidir. On beşinci yüzyılda Kızıl Deli Sultan Dergâhı'nda yetişmiş bir Bektaşî şairi olan Sâdık Abdal'ın okuyucuya sunulan 66 nefesi birçok konuya ışık tutuyor. Gümüşoğlu, Dîvân'a doyurucu bir Giriş yazısısı koymuş (s. 11-44), girişin sonunda da her bir şiirin kısaca özetini vermiş. Bu giriş yazısı, &amp;#8211;yazarın izni alınarak&amp;#8211; aşağıda sunulduğu için sözü daha fazla uzatmak istemiyorum. Giriş yazısını okuyunca ne demek istediğimiz kendiliğinden anlaşılacaktır. Hakk erenler, Dursun Gümüşoğlu'nun bu hizmetini dergâh-ı izzetinde kabul eylesin, bizlere hizmetlerinin devamını göstersin. Aşk olsun böylesi bir çalışmayı bizlere sunan Gümüşoğlu'na...</description>
			<category>Kitaplık - Edebiyat</category>
			<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 23:38:16 +0100</pubDate>
		</item>
	</channel>
</rss>
