Massailer (Masai, Oigob), Afrika’da sayıları 250 bin civarında olduğu belirtilen çoban göçebelerdir.
Onlar, güney Kenya ve kuzey Tanzanya steplerinde, hayvan sürüleriyle bir otlaktan öteki otlağa giderler. Hayatlarının merkezinde sığırları, keçileri ve koyunları vardır. Baktıkları inek sayısının 1.5 milyonu; başka sürü hayvanlarının sayısının da 2 milyonu geçtiği tahmin edilir.
Massailer nilotik halklara dahildir. Hepsi zayıf ve uzun boyludur. Hamito-nilotik bir dil konuşurlar.
Sabit ev ve barınak tanımazlar. Genellikle çabuk kurulan, üstlerini postlarla örttükleri yuvarlak çadırlarda kalırlar.
Massailer, 19. yüzyılın sonuna kadar komşu halkların korkularını oluştururdu. Onların, yaptıkları savaş ve hırsızlama faaliyetleriyle, Mombasa ve başka liman kentlerini tehdit ettikleri bilinir.
Massailerin toplumsal politik örgütlenmesi, yaş sınıfı sistemine dayanır (çocuk, genç savaşçı, tam savaşçı, yaşlı). Ve tamamiyle savaşçı aktiviteler ekseninde oluşur.
Onlar, 1890’lı yıllarda görülen çiçek salgınından ve sığır vebasından sonra, hiçbir zaman kendilerine gelemedi. Bazı tribüler, mecburen toprak işlemeye başladı ve yerleşti.
Massailerin inançlarında ve dinlerinde atalar kültü ve Gök-Tanrı önemli bir rol oynar. Bütün tribüler, kendini yağmurda onlara gösteren bir Gök-Tanrısı olduğuna inanır.
[İ. E.]
Bkz. Josef Guter: Das große Lexikon der Völker. KOMET Verlag, Köln (o. J. [ISBN 10: 3-89836-580-8]): 244-245. Ayrıca krş. Beckwith ve Fisher'in kaleminden "Massai - olgunluğa giden adım"
Mehmet Özbozok (Âşık Mücrimî, 1882 – 1970): Halk ozanı. Âşık Mücrimî, Malatya - Doğanşehir ilçesine bağlı olan Karaterzi Köyü’nde doğdu.
Mücrimî’nin çocuk yaşlarda eli yandığı için parmakları bir top halinde birbirine bağlanır, bu dönemden sonra lakabı “çolak” olarak kalır. İmâm Mûsâ’l-Kâzım evlatlarından bir seyyid tarafından, çolaklığı sebebiyle kendisine “Mücrimî” mahlası verilir. Mücrimî, Celâl Abbas Ocağı’na mensup bir aileden gelir.
Mücrimî, çocukluk ve gençlik yıllarında deli dolu bir kişiliğe sahiptir. Sakalı çıkmaya başladığı günlerden ölümüne dek sakalını hiç kesmez. Köyde bir yandan çobanlık yapar, diğer yandan muhabbetlerde çolak eliyle saz çalıp deyişler söylemeye başlar. Gençlik yıllarından itibaren divaneye saygı duyan, ama şah-padişah tanımaz bir dünya görüşüne sahiptir.
Köyde bulunduğu dönemde bir kıza âşık olur; ama, kızı ona vermezler. Köylüler onu başkasıyla evlendirmek isteyince kabul etmez ve köyü terk eder.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Sakçagözü’ne (Keferdiz) yerleşir. Bölgenin ünlü Türkmen ağası Hurşit Ağa’nın yanında yaşar ve onun vekilliğini yapar. Yörede, hem güzel sözleri, hoş sohbeti, hem de halka karşı sevgisiyle büyük bir ilgiyle karşılaşır. Hurşit Ağa’nın Keferdiz’de bulunan hanını çalıştırır. Keferdiz’e geldikten sonra, köylüleri ve akrabaları tarafından Karaterzi’ye çağrılsa da asla geri dönmez. Bu yüzden Mücrimî’nin şiirlerinde “gurbet” oldukça belirgin bir temadır.
Keferdiz’e yakın bir köyde şıhlık yapıp halkın inancını kötüye kullanan birisi, bir yanlışlık sonucu Mücrimî hakkında bir şikayet yapar. Bu kişi ve Mücrimî, “Tekke ve Zaviyeler Kanunu”na karşı gelmek suçundan mahkemeye çağırılır. Mücrimî, İslahiye’de mahkeme önünde beklerken, bir arkadaşını görür. Arkadaşı orada ne beklediğini sorar. Mücrimî cevap olarak “Ben burada mahşeri seyrediyorum” der, “kimi cennete (evine) kimisi de cehenneme (hapise) gidiyor...”. Mahkemede şıhlık yapmak, dernek kurup toplantı düzenlemekle suçlanır.
Mücrimî, karşısındaki kim olursa olsun gerçekleri söylemekten kaçınmayan bir ozandır. Özellikle din sömürüsü yapanlara karşı dilini sakınmaz.
Soyadı Kanunu çıktıktan sonra Mücrimî de soyadı almak için başvurur. Soyadını yazan görevliye “Özak” diyeceği yerde “Özbok” der. Görevli de soyadını “Özbozok” yazar ve öyle kalır.
Elbistan’ın Aktil köyünden Ali Şükrü ve Sarız’dan Cafer Ağa, Mücrimî’nin saygı duyduğu kişilerdir. Âşık Nesimi Çimen’in kayınbabası olan Cafer Ağa, sürekli Mücrimî’nin yanına gelip gider. Mücrimî, ünlü şiiri “Şu diyâr-ı gurbet elde”yi o dönemde Cafer Ağa’ya verir ve oradan Nesimi Çimen’e ulaşır. Nesimi Çimen de bu sözleri bir albümünde okur; bu eser daha sonra TRT repertuarına alınır. Müzik dünyasında, “Şu diyâr-ı gurbet elde”nin yanı sıra, “Yüce dağ başında kar yağmış gibi”, “Gönlüm sağ yâre”, “Aşkınla perîşân oldum” gibi deyişleri pek çok sanatçı tarafından okunur.
Mücrimî atışmayı çok seven bir âşıktır. Cemal Özbozok’un hatırladığı kadarıyla, Âşık Veysel iki kez Mücrimî’yi ziyarete gelmiştir. Ancak onunla atışmamıştır Mücrimî. Âşık Davut Sulari de Âşık Veysel gibi ziyarete gelen âşıklardan birisidir.
İki kez evlenen Mücrimî’nin, Meryem adlı eşiyle yaklaşık 27 yıl süren evliliğinden Aziz ve Gözel; Hürü adlı eşiyle yaklaşık 20 yıl süren evliliğinden Cemal, Mazlum ve Melek adlı çocukları doğar.
Âşık Mücrimî, 1970 yılının Mart ayında, geçirdiği sarılık hastalığı sebebiyle Keferdiz’de ölür. Mezarı Keferdiz’dedir.
Bkz. Ulaş Özdemir: Şu diyâr-ı gurbet elde - Âşık Mücrimî'nin Yaşamı ve Şiirleri. Pan Yayıncılık: 126, İstanbul 2007, 96 S., ISBN 978-9944-396-26-4