Iddias “Karanlığa küfredeceğine bir mum yakarak karanlığına son ver.”  -Konfüçyus- Template
Template Bugün: 07 01 2009 Template

Anket

Online

Şuan 1 konuk çevrimiçi
 
 
RD Glossary

H

Hafız Burhan

Hafız Burhan Sesyılmaz (1887 – 1943): Hafız, Hanende, Gazelhan Burhan Sesyılmaz; 1897’de İstanbul’da doğdu.

Dedesi Van’ın Reşadiye kazasından Mustafa Ağa, babası II. Abdülhamid’in silahşorlarından Tüfekçi Ahmet Bey’dir. Hafız Burhan annesi Feride Hanım tarafından; Hırka-i Şerif Kâdiri Tekkesi Şeyhi Necmeddin Efendi’nin torunudur.

Çocuk yaşlarında sesiyle dikkatleri çeker. İlk musiki derslerini ağabeyinden alır.  Kocamustafa Paşa Rüştiyesi’ni (ortaokul) bitirir. 1918 yılında “hanende” olarakMuzikay-i Hümayun’a kabul edilir. Burhan, Muzikay-ı Hümayun’da Muallim İsmail Hakkı Bey, Zati Arca’dan yararlanır. Dinî musikî hocası İsmail Hakkı Bey’dir ve kendisinden ilâhiler meşk eder. Ayrıca Lem’i Atlı ve Sadettin Kaynak gibi hocalarla çalışma fırsatı bulur.

Köklü bir müzik eğiti almamıştır. Hıfzını (Kur’an eğitimini) sonradan tamamlar. Hafız, gazelhan, zâkir, mevlidan olarak şöhret bulur, Ramazanlarda Mevlid, Kur’an, mukabele okur, teravih namazlarında müezzinlik yapar.

Cumhuriyet’le birlikte Ankara’ya nakledilen ve Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti olarak değiştirilen Muzikay-i Hümayun’dan ayrılır, Ankara’ya gitmez. Dinî görev ve faaliyetlerinin yanı sıra fasıl topluluklarında hanendelik eder. Sonradan kendi adına bir topluluk kurar. 1926-27 yıllarından sonra plaklara okumasıyla birlikte büyük bir ün sahibi olur. Aynı yıllarda yeni kurulan İstanbul Radyosu’na girer.

Hafız Burhan, Türk musikîsinin yetiştirdiği en güzel ve güçlü seslerden biri, belki de birincisi olarak 20. yüzyıl musiki hayatına damgasını vuran “efsanevi” bir sanatçıdır. Olağanüstü gür tenor sesi dikkatleri çeker. Roma Konservatuarı kendisine müzik eğitimi vermek için ısrar eder, öneri Hafız Burhan tarafından geri çevrilir. Radyoda okuduğu zaman ses teknisyenlerinin zorluklarla karşılaştığı, mikrofonların Hafız Burhan’ın sesine yeterli olmadığı anlatılır. Teknisyenlerin istediğiyle mikrofona olabildiğince uzak bir noktada şarkı okuduğu söylenir.

Columbia için okuduğu 100 kadar plağı, sayısız baskılar yapar. Taş plak ve gazel deyince hemen akla gelen isimdir “Hafız Burhan”. “Gazel”, “taş plak”, “gramofon” sözcükleri Hafız Burhan adıyla birlikte anılır.

Plaklara, şarkılar, türküler, daği havaları,  ninniler, çocuk şarkıları, kantolar, köçek şarkıları, operetler kaydeder.

Hafız Burhan Türk musikisinde eşine-benzerine az rastlanmış bir şöhretin ve ilginin odağıdır.Günde 50 lira gibi bir para alarak fasıllara katılmış, sayısız konser vermiş, döneminde müzikten en fazla para kazanmış sanatçı olmuştur.

Uzun boylu, yapılı, neşeli bir kimse olarak bilinir. 18 Nisan 1943’de Maraşal Fevzi Çakmak’ın kızının mevlûdunu okumak için gittiği Ankara’da “beyin kanaması” neticesinde vefat eder. 

Bkz. Cemal Ünlü (Haz.) Aşkın Gözyaşları, Gazelhan ve Hanende Hafız Burhan. CD – Yapım: Kalan Müzik – Hasan Saltık, 2007; Yayın Koordinatörü: Ulaş Özdemir; Kayıt: Audeon; Mastering: Rıza Okçu; Arşiv: Faruk Tuna, Cemal Ünlü, Kalan, Muammer Karabey; İngilizce Çeviri: Bob Beer; Grafik Tasarım: Burcu Kayalar; Baskı: FRS. 

Hafız Kemal

Hafız Kemalettin (Gürses) (1884 – 1939): Mevlithan, gazelhan ve hanende.

İstanbul Fatih’te doğdu. “Gürses” soyadını kendisine Atatürk’ün verdiği, ailesi tarafından ifade ediliyor. Babası; Mehmet Ağah Bey’dir. Uzun yıllar İstanbul’da yaşayan bir aileye mensuptur. Annesi Feride Hanım köklü bir İstanbul ailesinin kızıdır. Hafız Kemal; biri kız, ikisi erkek üç kardeşin en büyüğüdür.

İlk eğitimini Bâki Ali Paşa Mahalle Mektebi’nde aldı; Kur’an hıfzına (hafızlık eğitimine) o yıllarda başladı. Hocası Hafız Halil Efendi’dir. Babası tıp eğitimi almasını arzu etmişse de Hafız Kemal dinî eğitimi tercih etti. Arapça, Farsça öğrendi ve musiki dersleri aldı. Çanakkale Savaşı’na katıldı, tabur imamı olarak ön saflarda savaşın içinde bulundu. Kolundan yaralanarak “gazi” oldu.

Şükriye Hanım’la evlendi; bu evlilikten Müeyyet Güney ve Naciye Melahat isimli kızları doğdu.. Şükriye Hanım’ın ölümü üzerine de Müjgan Hanım’la evlendi. Bu evlilikten de üç kız dünyaya geldi: Velice Bilge, Ayten Gürses ve Yıldız Demirel.

Gençlik yıllarında, dönemin önemli musiki adamlarından dersler aldı. Dinî musikiyi, Kasımpaşa Küçük Piyale Camii imamı Cemal Efendi’den öğrendi. Besteniğar Ziya Bey, Muallim Kazım Uz, Hacı Kirâmi Efendi diğer hocalarıydı.

Özellikle Mevlit, kaside, ezan, gazel okumakla ünlendi ve 20. yüzyılda Hafız Sami, Hafız Osman gibi üstatlardan sonra en sevilen hafızlardan biri oldu. Hafız Kemal’in tavır ve uslübu Sait Paşa Camii’nin efsanevi hocası Hasan Rıza Efendi’ye benzetilmiştir. Döneminin en iyi Mevlithanı olarak ünlenirken ezan, kaside okuması çok tutuldu, Kur’an okuması diğerlerinin gölgesinde kaldı.

Tophane Camii Hafız Kemal’in ilk görev yaptığı yerdi. Sonradan aynı semtte bulunanan “Nüzhetiye” Camii Baş Müezzinliği görevine atandı. Bir sonraki görevi, Süleymaniye Camii Baş Müezzinliği’ydi ve ölünceye kadar da bu görevde kaldı.

İstanbul Radyosu’nun ilk kuruluş yıllarından itibaren yakın arkadaşı Hafız Sadettin Kaynak ile yayınlara katıldı, aynı yıllarda Dar’ül Elhan Heyeti üyeliği yaptı. Dar’ül Elhan Tasnif Heyeti’nin notaya aldığı klasik repertuarı plaklara okuması da bu yıllara rastlar.

Hafız Kemal ve Sadettin’e dindışı musikide şöhret yolunu açan, Columbia firması için yapmış oldukları 78 devirli taş plak kayıtlardır. 1928 yılında Almanya’ya yapılan bir yolculuk ile başlayan bu kayıtlar; Türk kayıt tarihinde ilginç ve çok sevilen bir repertuarının oluşmasını sağladı. Columbia’nın “mor”etiketlerle yayınladığı 30 ve 27 cm.lik plaklara gazeller, şarkılar ve 5 plaktan oluşan Mevlit kaydını gerçekleştiren Hafız Kemal; bir dizi plağın kaydını da Sadettin Kaynak ile birlikte yaptı. Geleneksel fasıl icrası anlayışı ile gerçekleştirilen bu kayıtlarda; şarkılar, türküler okundu. Hafız Kemal Bey Dar”ül Elhan plakları dışında; Columbia, Odeon ve Sahibinin Sesi firmaları için 40 kadar plak (80 eser) kaydı gerçekleştirdi. Son bağlı bulunduğu Sahibinin Sesi firması için türküler, zeybek havaları okudu.

Mevlithan olarak kendisine büyük bir ün sağlayan Hafız Kemal Columbia’dan yayınlanan plaklarıyla ölümsüzleşti. Yaşayan “En Meşhur Mevlithan” olarak kabul gördü, ölümünden sonra da bu sıfatı taşımayı sürdürdü.

Sahneye çıkması için yapılan teklifleri geri çevdi. 1930 yılında Paris’e, 1931 yılında konser vermek için Atina’ya gitti. Atina konseri, Başvekil İsmet İnönü’nün isteği üzerine yapıldı. Yunan başbakanı Venizelos’a “kültür elçisi” olarak gönderilen heyette; Tanburi Refik Fersan, Kemençeci Fahire Fersan gibi sanatçılar da yer alıyordu.

Sporcu yönü hayli ilginçtir. Yüzmeye olan ilgisinin yanı sıra, genç yaşlarında güreş yaptı. Bu ilginin neticesi olarak her yıl Edirne’ye giderek Kırkpınar güreşlerini izledi. Çanakkale Savaşları’nın yıl dönümü olan Mart ay’ı içinde Atatürk’ün isteği ile  Mevlit okumak üzere hemen her yıl Çanakkale’de hazır bulundu. Hafız Kemal’in bir merakı da okçuluktu. İstanbul Ok Spor Kulubü’nun kurucularındandır.

Pek çok öğrencinin yetişmesinde önemli pay sahibi oldu. Bu öğrencilerden bazıları şunlardır: Mecit Sesigür, Zeki Sesli, Zeki Altın, Nusret Yeşilçay, Hüseyin Tolon.

“Mevlit’i Süleyman Çelebi yazdı, Hafız Kemal’de okudu” biçiminde sloganlaşan görüş etrafında fikir birliği edenlerin sayısı hayli yüksektir.

Kalp rahatsızlığı nedeniyle 9 Ağustos 1939 tarihinde vefat etti. Mezarı Edirnekapı’dadır. [KaKuTS26]

Bkz. Cemal Ünlü (Haz.) Vasfını Bu Resme Tertip Ettiler... Mevlithan, Gazelhan ve Hanende Hafız Kemal Bey. CD – Yapım: Kalan Müzik – Hasan Saltık, 2006; Yayın Koordinatörü: Ulaş Özdemir; Kayıt: Audeon, Selçuk Yalçın; Mastering: Rıza Okçu; Arşiv: Velice Bilge, Cemal Ünlü; İngilizce Çeviri: Bob Beer; Grafik Tasarım: Burcu Kayalar; Baskı: FRS.

Hanehalkı

I. İstatistiksel: "Aralarında akrabalık bağı bulunsun veya bulunmasın aynı evde ya da evin bir bölümünde yaşayan, aynı kazandan yemek yiyen, gelir ve giderini ayırmayan, hanehalkı hizmet ve yönetimine katılan bir veya birkaç kişinin meydana getirdiği topluluktur." Günümüzde, istatistiksel hesaplamalarda, kırsal kesimde tarımsal etkinlikte bulunan hane halkı, tarımsal işletme olarak da değerlendiriliyor.

II. Sosyolojik: Türkiye'de aile ve hane kavramları, sosyalbilim alanlarında yapılan çalışmalarda zaman zaman kavramsal olarak kimi sorunların oluşmasına yol açıyor. Örneğin bazan, hane ve aile kavramları aynı anlamda kullanılıyor, ancak hanehalkı kavramıyla hanenin / ailenin akrabalık ilişkileri açıklanıyor. Bazan da, önce aile sayısıyla hane sayısı, sonra da aile kavramıyla hane kavramı özdeşleştiriliyor. Bu anlamda, aileden / haneden söz edilirken, onun değişik aile tiplerini, "babalıkocak ailesi"yle "modern aile"yi kapsadığına dikkat çekiliyor. Oysa bu yaklaşıma, en küçük toplum birimini "nükleer aile"yi (küçük / çekirdek / modern aileyi) tanımlayabilmek için, hane kavramının değil; aile kavramının kullanılmasının yerinde olacağı gibi, güçlü itirazlar getiriliyor.

III. Antropolojik: Kimi antropologlar tarafından hanehalkı'nın sınırları, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki genel nüfus sayımlarında, aileleri sayma işini, yapılamaz bir iş gören otoritelerin, onun yerine oluşturduğu ve temel aile birimi olarak gördüğü, sürekli birlikte yemek yiyen, içen, ikamet eden ve yatan kişilerden ibaret birlik şeklinde, çiziliyor. Ve değişik tiplerdeki Türk ailesinin yerine kullanmak isteniliyor. Ancak, Türkiye'de bu kavramın birçok kişiye yabancı gelebileceği düşüncesiyle, aile kavramının muhtevası değiştirilip, ona hanehalkı kavramının muhtevasını yüklenerek -aile kavramı, hanehalkı kavramının içerdiği muhtevayla- kullanılabiliyor.

IV. Tarihsel: Kimi tarihçiler, Osmanlı İmparatorluğu'nda nüfus ve ekonomi bakımından en ayrıntılı güvenilir kaynaklar şeklinde niteledikleri, özellikle vergileme amacıyla yapıldığına dikkat çektikleri sayımları içerir tahrir defterlerinde "kişi yerine hane yani geniş aile birimi esas tutulur" diyerek, hane ile geniş aile kavramını, hanehalkı'yla da geniş ailenin bireylerini birleştiriyor.

İsmail Engin

Bkz. Sabahattin Alpat: "Türkiye'de Genel Nüfus Sayımlarından Elde Olunan Demografik Veriler." B. Güvenç ve F. C. Shorter (Ed.), Türkiye Demografyası. Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara 1971: 47-67; Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü: Türkiye İstatistik Yıllığı 1994. Başbakanlık DİE Yayınları, Ankara 1995: 308; İsmail Engin: Tahtacılar - Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş. Ant Yayınları, İstanbul 1998: 93-96; Nermin Erdentuğ: Hal Köyü'nün Etnolojik Tetkiki. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1956: 31; Nermin Erdentuğ: Sün Köyü'nün Etnolojik Tetkiki. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1959: 31; Charles W. M. Hart: Zeytinburnu Gecekondu Bölgesi. (Çev. Nephan Saran), İstanbul Ticaret Odası Yayınları, İstanbul 1969: 31; Halil İnalcık: "Tarihi İstatistikler Dizisi Başlarken." C. Behar (Haz.) Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Türkiye'nin Nüfusu 1500-1927. Başbakanlık DİE Yayınları, Ankara 1996: IX-XI; Mübeccel Belik Kıray: Ereğli: Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası. Başbakanlık Devlet Plânlama Teşkilatı Yayınları, Ankara 1964: 113; Rahmi Taşçıoğlu: "Manisa İli Mütevelli Köyü Monografisi." Sosyoloji Dergisi, 10-11 (1956): 28-31. Rahmi Taşçıoğlu: "Manisa İli Kayalıoğlu Köyü Monografisi." Sosyoloji Dergisi, 10-11 (1956): 32-35.

Hatai

I. Osmanlı'da kumaş deseninde kullanılan bir motiftir. Aynı zamanda, tezhip sanatının ana motiflerinden de biridir. Köken olarak "Hata", "Hatay", "Huten" adlarıyla anılan Çin Türkistanı'na bağlanır. Oradan esinlenerek bu motife "Hatai" adı verilmiştir.

Orta-Asya'dan İran yoluyla Anadolu'ya ulaşan "Hatai" motifinin en yaygın kullanım alanını bulması, Osmanlılar dönemine rastlar. Motif, her asırda farklı özellikler gösterir.

Hatai motifi, değişik çiçeklerin dikine kesitinin anatomik çizgilerinin üsluplaştırılmasıyla ortaya çıkan şekildir. Buna uzunluğuna kesit de denir. Genelde motifte gül, karanfil, lale, şakayık vb. çiçekler kullanılır.

Türk kumaşlarında, özellikle saray kumaşlarında ve giysilerinde, çinilerde bu motiflere çok sık rastlanır.

II. İpek ve klaptanla (klaptan: eğirme çarkı ile sarılan sırma veya telle karışık ya da pamuk ipliği türü) dokunan sert bir tür kumaştır. Çözgü ipliği ham ipektendir ve kumaşa istenilen sertlik bununla verilir. Atkısı büklümlü iki ipek telli ve bir klaptanlıdır. 16. yüzyılın ikinci yarısından sonra rastlanılan bu kumaştan, padişahlara çeşitli dış kaftanlar yapılmıştır.

Bkz. Melek Sevüntekin Apak / Filiz Onat Gündüz / Fatma Öztürk Eray: Osmanlı Dönemi Kadın Giyimleri. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Genel Yayın No: 362, Ankara 1997: 25, 34-35, 149.

Hatayi

Hatai

→ Şah İsmail

 

RD Glossary by Run Digital

 
Template Template Template
© 2009 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.