Iddias “İnsanların [içinde bulunduğu] yaşam koşullarına uyumlarının toplamı, onların kültürüdür.”  -Sumner & Keller- Template
Template Bugün: 07 01 2009 Template

Anket

Online

 
 
RD Glossary

A

Alevilik

Alevilik, İslamdır. ‘Hakk-Muhammed-Ali’ yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde olgunlaştığı ve Oniki İmamlarla devam eden; İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü rehber olarak alan, Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu’ya gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan inancın adıdır.

Alevilik inancı, hayatın amacını insanın ham ervahlıktan çıkarak insan-ı kâmil olup özüne dönmek olarak tanımlar. Bunun için de; ‘Mürşid’, ‘Pîr’ ve ‘Rehber’ huzurunda ikrar verilerek ‘Dört Kapı Kırk Makam’ aşamasından geçilir. İnancımızın uygulandığı mekân cemevidir.

[I. Avrupa Dedeler Kurultayı (Nijmegen / Hollanda, 21-22 Mayıs 2005), I. Türkiye Alevi Dedeler Kurultayı (Karacaahmet Sultan Dergâhı / İstanbul, 29-30 Ekim 2005), I. Avrupa Alevi Dedeler Şurası (Eindhoven / Hollanda,  24 - 25 Aralık 2005)]

Alkarısı

Türkiye'de al, albastı, alkarısı, alanası, alkızı terimleriyle, genelde kırklı lohusa ve çocuklara, nadir olarak da gebe, gelin, güvey, erkek, yolcu ve atlara musallat olduğu düşünülen bir ruh veya hastalık ifade edilir.

Cin, peri, şeytan olarak tasavvur edilen bu ruh; köpek, kedi, oğlak, buzağı, tilki, örümcek, kuş, gelin, erkek, kefenli ölü, cadı, kıl ve nihayet insan ile hayvan özelliklerini bir arada bulunduran insan-hayvan şekillerinde görülür. Adı geçen ruh, en ziyade şu şekilde bir cadı kadın kimliğinde kendini gösterir:

Uzun boylu, uzun parmaklı ve tırnaklı, dağınık saçlı, yağlı vücutlu, el ve ayakları küçük, dişlek, bir dudağı yerde-bir dudağı gökte, bazan zenci suratlı, memelerini masallardaki devler gibi omuzlarından geriye atabilen, tepesinde gözü olan çok çirkin, al gömlek giyen bir yaratık. Küpüne binerek bir gecede Kırım'a gidip gelebilir. Çok korkunç bir sesi vardır.

Halk arasında alkarısının ahır, samanlık, viranelik, ıssız yer, nehir kenarı, kaya, çeşme ve su kaynaklarında ikamet ettiğine inanılır. Onun, lohusa ile çocuğunun ciğerlerini suya çalmak veya yemek suretiyle ölümlerine neden olduğu inanışı yaygındır.

Bkz. Orhan Acıpayamlı: Türkiye'de Doğumla İlgili Âdet ve İnanmaların Etnolojik Etüdü. Atatürk Üniversitesi Yayınları: 355, Ankara 1974: 75-76.

Âşık Veysel Şatıroğlu

"Kızılırmak soru işaretine benzer. Zara'dan doğar, Hafik ve Şarkışla'dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri'yi, Nevşehir'i, Kırşehir'i, Ankara'yı ve Çorum'u sular, Samsun'un Bafra ilçesinde denize dökülür. Âşık Veysel'in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra'dadır, bir ucu da Zara'da. Bafra'ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara'nın doğusundaki Kızıldağın gür sularıyla beslenip sona erer." (Erdoğan Alkan: Kör Oldum Veysel Oldum, E Yayınları, İstanbul 1991: 9.)

Âşık Veysel Şatıroğlu (1894 - 1973): Halk ozanı. Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysellere, yörede "Şatıroğulları" denir. Babası, "Karaca" lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir.

Yedi yaşına girdiği 1904'te Sivas'ta çiçek hastalığına yakalanır sol gözünü yitirir. Sağ gözüne de perde iner. Ardından bir kaza sonucu babasının elinde bulunan değneğin ucu perde inen gözüne girer ve o gözü de akar.

Babası şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biridir. Dertlerini unutacağı bir uğraş olsun diye Veysel’in eline bir saz verir. İlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği'nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) alır. Kendini de iyice saza verir; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlar. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırır.

1931 Yılında Sıvas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları "Halk Şairlerini Koruma Derneği"ni kurar. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı'nı düzenler. Bu, Veysel'in yaşamında önemli bir dönüm noktasıdır. 1933'e kadar usta ozanların şiirlerinden çalıp-söyler. Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde Ahmet Kutsi Tecer'in direktifiyle bütün halk ozanları Cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzerken, bunlar arasında Veysel de vardır. Veysel'in günışığına çıkan ilk şiiri de "Atatürk'tür Türkiye'nin ihyası"... dizesiyle başlayan şiirdir. Bu şiirin günyüzüne çıkışı, Veysel'in de köyünden dışarıya çıkmasıdır.

Köy enstitülerinin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer'in katkılarıyla enstitülerde, sırasıyla, Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yapar. Bu okullarda Türkiye'nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı bulur, şiirini iyiden iyiye geliştirir.

1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel'e, "Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü", 500 lira aylık bağlanır.

21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3:30'da doğduğu köy olan Sivrialan'da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumar.

Şiirinin Özellikleri

Âşık Veysel’in şiirlerinde pek çok etkenin etkisi vardır. Hiç kuşkusuz bunların en önemlisi, Türkiye’de, özellikle bu sanatın ustalarıyla ünlü Sivas dolaylarında zenginliği ile öne çıkan âşık geleneği ve kültürüdür.

Veysel’in eserlerinde yazılış tarihi genellikle verilmez. Ama bu şiirler öyle düzenli biçimde yayımlanmışlardır ki, şiir kitaplarına dayanarak bu şiirlerin ne zaman yazıldıkları anlaşılabilir. Bazen ozan, şiirleri arasına eserin yazılış tarihini kendisi yazar.

Veysel’in kariyerine başladığı erken dönem şiirleri ulusal temalar içerir. Kimi zaman bu şiirlerde derin bir felsefeye ve varoluş sorunsalına da rastlanır. Şiirlerdeki konu farkına karşın, bunları, şiirlerin leitmotifi halini alan, acı ve çekilen dertler birleştirir. Bu motif, bu geleneğin temsilcileri için gerçekten de çok tipiktir; ne var ki Veysel’de daha da derinleşir. Ozanın sakatlığının yanı sıra, yaşadığı köyün izole bir köy olması, ayrıca kişisel başarısızlıkları, şiirine derin ve içsel bir karakter kazandırır. Çektiği "devası olmayan acı"nın nedeni yalnızca mutsuz aşk değil, başka şansızlıklar ve yaşadığı trajedilerden kaynaklanır.

Veysel’in şiirinde, şiirsel dinamizm dikkat çeker. Doğa, dünya insan sürekli bir devinim içindedir ve tüm yaşamları söndüren ölüm dışında dünyada hiçbir şey kesin değildir; her şey değişir ve dönüşür. Yaşamı, gece, gündüzle devinen ‘uzun ince bir yol’la karşılaştırır. Yaşam, Veysel’e göre bir süre dinlenilip, sonra yeniden yola çıkmak için terk edilen bir "han"dır.

İçinde cereyan eden tüm olaylarla dünyaya bakışı, insanın dünya ile olan ilişkisini, ayrıca tüm yaşam felsefesini ve daha önce sözü edilen etmenleri dinsel inanç belirler. Veysel, Alevi’dir ve İslam’ın bu mezhebi için tipik olan, örneğin Kerbela benzeri bir içeriğe şiirlerinde rastlanmaz; ancak yine de din, ozanın yaşama bakış açısının ve yaşamsal felsefesinin biçimlenmesinde anahtar rol oynar.

Eserlerinin Sınıflandırılması

Şiirleri konusal bağlamda şu biçimde gruplandırılabilir:

  • Aşk, ayrılık, özlem konularını işleyen eserler
  • Tanrı’ya yöneltilmiş sözler
  • Bireysel yaşamı ve acıyı konu eden eserler
  • Doğa güzelliğini betimleyen eserler
  • Ulusal konular: Anavatan,Ulus ve Atatürk
  • Âşık’ın yaşama bakışını temsil eden düşünsel eserler

Bu sınıflandırma genel olmakla beraber sınıflar arasındaki çerçeveler gevşektir. Bu gerçek, Veysel’in konuları birbirine geçen eserlerindeki motif fazlalığı nedeni ile şiirin, hangi konu başlığı altına alınabileceğinin kimi zaman belirlenemesinden kaynaklanır.

İlk grupta yer alan aşk şiirleri, gönülden seven Âşık’ın coşku durumunu anlatır ve ozanın duygusal objenin peşinde gerçekleştirdiği arayış gezisi ile birlikte, aşk yüzünden çektiği acıları yansıtır.

İkinci gruba, Veysel’in Tanrı’ya yönelttiği övgülerle birlikte Yaradan’la dünya ve adalesizlikler üzerine yaptığı konuşmaları anlatan şiirler dahildir.

Varoluşsal temaları ele alan şiirlerden oluşan üçüncü gruba, ozanın bireysel yaşamı, ona acı veren mutsuzlukları anlatılır. Âşık bu konuları yaşam ve ölümün gizleri ile birleştirir.

Ozanın doğanın olağanüstü güzelliklerini ile bezediği minyatürlerinde, Sivrialan dağları ve gölü dolaylarının yanı sıra kuşların ötüşü, yağmur, fırtına gibi atmosfer olaylarının betimlenişi görülür.

Ulusal konuları içeren şiirler, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki siyasal olaylardan söz eder. Bunların arasında Veysel’in ilk şiirlerinde birisi olan “Atatürk Destanı” adlı şiir de bulunur. Bu gruptaki şiirlere didaktik ve moral konuları içeren şiirler de dahildir. Bu eserleri ile ozan yurttaşlarını okumaya heveslendirmek ister, onların bazı temel hatalarını eleştirir.

Diğer düşünsel şiirler çağdaş yaşamın gelişimi, toplumdaki moral ve ruhsal değerlerin uğradığı çöküşü anlatır. Bu şiirler gruplandırmanın son sınıfına dahildir.

Âşık Veysel’in popülerliği pek çok etkene bağlıdır.Bunların en önemlileri, sıradan olmayan kişiliği, olağanüstü zekâsı dünyaya ve çevresindeki gerçeklere araştıran ve canlı bakışlarla bakmasıdır. Ozanın çevresinde, yalnızca basit insanlar yoktur. Dönemin Türkiye’sinin seçkin ve entelektüel tabakası da vardır. Ancak, ozanın şiirlerinin bunca sevilmesinde en önemli rolü, Veysel’in yeteneği ve şiirlerinin açık bir dille yazılmış olması oynar. Ozan, en zor sorunlardan basit bir biçimde söz etmeyi başarır, en karışık meseleleri birkaç sözcükle irdeler. Bunun içindir ki şiirleri her sınıftan insana hitap eder.

Veysel, şiir yazmaya propoganda şiirleri ile başlar. Daha sonraları temsil ettiği akımın karakteristik temalarını ele alarak daha derin içerikli şiirler yazar. Bu şiirleri arasında aşk şiirleri ve moral öğretileri anlatan şiirler vardır. Varoluş felefesi sorunsalıyla da ilgilenir.

Dünyaya bakış açısında eski Bektaşi ustalarının etkisi bulunur. Doğa kültü, doğanın kişileştirilmesi, ozanın doğduğu bölgede, İslam öncesi zamanlardan kalmış bir biçimde hâlâ görülür.

Veysel, aynı zamanda dönemin Türkiye’sinin politik ve toplumsal sorunlarına da değinir. Ancak söylemi, hiçbir zaman bölücü değil, hep yapıcıdır. Problemleri ve sorunları, barış yoluyla çözme taraftarıdır.

Veysel’in şiirleri, ozanın inançlar ve inanışlar karşısında derin bir hoşgörü gösteren hümanist görüşünü yansıtır. Bu da bu şiirlerin güncelliklerini yitirmemelerinin nedenidir. Bu şiirlerde şairin aşkı, mutluluğu arayışı ve kendini kabul etmenin yollarını gösterişi vardır.

Âşık Veysel Türkiye’deki gezgin âşık ustalarının en tanınmış, en gerçekçi, çağdaş temsilcisidir.

[İ. E.]

Bkz. Agata Skopp: “Âşık Veysel’in Şiirlerinin Karakteristik Özellikleri Üzerine” (Çev. Neşe Yüce) Folklor / Edebiyat 8 (2002) 30: 269 -280; Metin Turan: Âşık Veysel .

RD Glossary by Run Digital

 
Template Template Template
© 2009 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.