|
Anket
Online
Şuan 12 konuk çevrimiçi
|
|
|
| |
|
Kültür -
Ön-Asya
|
|
02 02 2010 |
|
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 4
Babam İsak Kohen elli yıl İstanbul'un Bahçekapı semtindeki 4üncü Vakıf Han'ında çalıştı. Şimdi bir otel olan bu tarihi binanın karşısında, o gün bu gündür bir Hacı Bekir Pastahanesi vardır. Halen "demirhindi" satılıyorsa denemenizi öneririm.
| |
|
Devamı...
|
|
Güncel Yorum -
Genel
|
|
01 02 2010 |
|
 Doğan Bermek (Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı): "Sivas olayları salt Alevilere ait bir sorun değildir. Bu sorun Türkiye'nin bir insanlık sorunudur, toplumun tümü tarafından üstlenilmeli ve çözülmelidir. Madımak Oteli ve yanındaki yapı kamulaştırılarak bir "Dostluk ve Sevgi Parkı ve Anıtı" haline getirilmelidir. Alevi inanç hizmetleri için bütçeden pay ayrılmasının zorunlu olduğuna tüm katılımcılar onay vermektedir. Bir tek katılımcı bile bu konuda olumsuz görüş sahibi değildir. Alevi inanç önderlerinin yetiştirilmesi için eğitim olanaklarının sağlanması, okulların açılması, üniversitelerde kürsüler ve fakülteler açılması gerektiği konusunda görüş birliği sağlanmıştır..."
| 7. Alevi Çalıştayı 28-30 ocak tarihleri arasında Ankara'da gerçekleşti. Çalıştay'a gerek hükümetten, gerek Diyanet İşleri Başkanlığı ve sivil toplumdan önemli temsilciler katıldılar. Çalışmalar üç tam gün günboyu devam etti, aralar ve akşam yemekleri öncesi – sonrasında katılımcılar küçük gruplar halinde bilgi ve görüş alışverişlerinde bulundular. Bakan Sn. Faruk Çelik tüm oturumlara aktif olarak katıldı, sürekli olarak görüşlerini, olasılıkları belirterek, tüm görüşmelerde ufuk açıcı ve yapıcı bir rol üstlendi. Sn. Çelik'in çalıştayın verimli ve gerçekçi olabilmesi için sarfettiği gayretler tüm katılımcıların takdirlerini kazanmıştır.
Çalıştay boyunca bir tek saniye bile dikkatini konulardan ayırmadan, katılımcılar arasında doğan veya doğma ihtimali çıkan gerilimleri çözücü, yumuşatıcı öneriler getiren, gerilimin en yüksek olduğu zamanlarda söze katılarak ya bir fıkra, ya bir güzel söz ile ortamı yumuşatan, bu yanı ile hem Çalıştay'ın verimliliğine büyük katkılar sunan, hem de Çalıştay'daki Alevi – Sünni tüm katılımcıların büyük takdir ve sevgisini kazanan sevgili kardeşimiz Arif Sağ gerçekten toplantının yıldızı olmuştur. Kendisine gerek katılımcı olarak, gerekse AVF Genel Başkanı olarak teşekkür ve takdirlerimi sunmayı borç biliyorum. Çalıştay sürecinde yapılan tüm konuşmaları özetlemek pek olası değilse de üzerinde konuşulan konular ve bu konularda oluşan görüşler özetle şöyledir: » Alevîlik Hakk – Muhammed – Ali yoludur, her yolda olduğu gibi bu yolda da sürekler vardır. » Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin kaldırılması konusunda görüş farklılıkları vardır. Ancak bu derslerin müfredatının derhal değişmesi, dersin öğrenciye dinler hakkında yansız ve doğru bilgiler veren, hiç bir din veya mezhebin âdet ve erkânını öğretmeye çalışmayan, sadece tanıtıcı ve bilgi verici içerikte bir ders haline getirilmesi konusunda tam görüş birliği vardır. Alevi veya Sünni inanç sistemlerini öğrenmek için ise Anayasa'nın da ilgili maddelerinin çerçevesinde "Seçmeli Din Eğitimi" dersi konulması ve Alevi çocuğun Alevîlik, Sünni çocuğun Sünnilik derslerine katılması için gereken adımların atılmasının yararlı olacağı konusunda da tam görüş birliği sağlanmıştır. |
|
Devamı...
|
|
|
Yazarlar -
A. Yılmaz Soyyer
|
|
01 02 2010 |
Mehmet Ersal'ın doktora tezinin bir ayağını da bu ocakların ve Çubuk yöresinin tarihi boyutu oluşturmaktadır. Bu çerçevede araştırmalar yapmak için Çankırı'ya gittik. Belediye başkanı İrfan Dinç bizi çok iyi karşıladı ve yardımcı oldu. Belediyenin bir özel arşivi bulunmakta... Burası binlerle ifade edilebilecek Osmanlı dönemi belgesinin bulunduğu bir yer.
|
Osmanlı'nın son dönemlerinde kullanılmaya başlanan cumhuriyet döneminde yaygınlaşıp yerleşen Alevi tabirinin Kızılbaş kavramını tam anlamıyla karşılamadığını düşünüyorum. Bu yüzden de yazımın başlığını yukarıdaki biçimde koydum. Bir ay önce Tübitak tarafından desteklenen Mehmet Ersal'ın doktora tezi araştırmaları kapsamında Çankırı ve çevresine gittik. Tezin tam adı "Çubuk Havzası Alevi Ocakları Üzerine Bir Araştırma" ve bu çalışma aşağıdaki tablodaki biçimiyle birbirine bağlı olan ocakları kapsıyor. İsmi benim nitelendirmeme uymasa da muhtevası çok kıymetli çalışmalarla dolduruluyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Söyleşi
|
|
01 02 2010 |
|
Çarşamba Buluşmaları / İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, İstiklal Caddesi Atlas Pasajı 3. Kat Toplantı Salonu No:131 Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 377 02 00
| 27 ocak 2010'da çarşamba buluşmaları kapsamında "Venedik Arsenali ve Modern Yönetim Anlayışı" başlıklı konuşmasıyla Bolonya Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden Prof. Dr. Luca Zan ağırlandı.
Toplantı Marmara Üniversitesi İktisat Ana Bilim Dalı'ndan Prof. Dr. Oktay Güvemli'nin muhasebe tarihiyle ilgili Abbasiler'den İlhanlılar'a, İlhanlılar'dan Osmanlı'ya kadar değişen kayıt sistemlerini anlatmasıyla başladı. Prof. Dr. Luca Zan da muhasebeyi yönetim kavramıyla yorumlayarak bu kavramın tarihsel döngüsüyle ilgili bir sunum yaptı. Söyleşide gemi inşaatındaki teknolojinin tarihsel süreçlerde ilerlemesiyle beraber, Arsenal'in bu konudaki değişimi incelenerek tersanenin üretim ve yönetim çevrimi diyagramları ortaya koyuldu. Venedik ve Osmanlı'nın geçmişte Akdeniz üzerindeki hakimiyet mücadelesinin sonucunda 1571 İnebahtı Savaşı'yla iki kültürün birbirini nasıl etkilediği, Venedik ve İstanbul'un endüstriyel, askeri alandaki benzerlik ve farklılıkları, Tersane-i Amire'nin Arsenal'e benzeyen işletim mantığı ve küresel kent dinamikleriyle kurdukları ilişkiler tarihten örneklerle anlatıldı. |
|
Devamı...
|
|
|
Din -
İslam
|
|
29 01 2010 |
|
Ocakzâde dedeler, bir ocak hanedanlığından gelir. "Ocak" tanımını özetlersek, görüşmeler yaptığım 43 dedeye göre, bir ocak şöyle tanımlanabilir: · Ali'ye (yani Muhammed'e de) dek uzanan karizmatik bir soy; · Alevileri temsil etmek ve çeşitli manevi görevleri yerine getirmek sorumluluğunu (yol göstermek, inancı yaymak, inanışları ve gelenekleri öğretmek gibi), taşıyan bir aile; · üstün anlama yeteğine, maneviyata, bilgi ve yumuşak tarzda hizmet edebilme yeteneğine sahip olan bir grup. Bu nedenle ocakzâde dedenin en temel tanımı, İmamlara dayanan bir karizmatik soyu olan manevi bir liderdir.
| 1. Giriş
1990'dan beri, Türkiye'de Alevilikle ilgili pek çok kitap ve makale yayınlanmıştır. Bu literatürün çoğu neredeyse tamamen Alevi tarihi ve inanışı üzerine odaklanmıştır. On yıldan beri geniş kapsamlı genel bir literatür mevcut olduğu halde, sadece son 5-6 yıl içinde özel konular üstüne araştırmalara gidildiği görülmüştür. Bu esas konulardan biri dedeler ve dedeliktir. Alevi-Bektaşi cemaati kimliğini oluşturmaya çalışırken, geleneksel dede yapısının canlandırılması veya yeni bir liderlik tipi oluşturulması konuları literatürde ve toplantılarda hararetle tartışıldı. Laikleşme, demokratikleşme ve kente göç, dedelerin (seyyidlerin) yetkisini çökertti. Onların yüzyıllardır sahip oldukları baskın konuma yeniden geçebilecekleri de şüphelidir. Dedeler ve dedelik ile ilgili daha detaylı bir resim sunma amacıyla doktora çalışmamda[1] özellikle dedeler üstünde yoğunlaştım. Vurgu, müzik kültürünün eğitiminde, aktarımında ve korunmasında ve geleneklerine sadık kalınmasında olduğu kadar, bunun getirdiği problemlerin üstesinden gelinmesinde temel vasıta görevi üstlenmiş olan dedenin rolü üzerindeydi. 1993 ile 1996 arasında alan çalışmasında 12 farklı ilde yaşayan 24 farklı ocaktan gelen hem kentsel hem de kırsal yerleşimlerdeki 43 dedeyle, kendilerinin oturduğu yerlerde, görüşüldü. Kent yerleşimleri büyük şehir merkezlerinden çok Anadolu ilçeleri ve şehirleriydi. Toplam olarak görüşülen dedelerin 24'ü köylerde 19'u kasaba/kentlerde yaşıyordu. Ancak anakentlerde (özellikle İstanbul ve Ankara) yaşayan dedelerin hepsi kırsal yörelerden geldiklerini söylemişlerdir. Hepsi kente göçte ilk kuşaktır. Bazıları dede sorumluluklarını köylerinde bırakırken, diğerleri inançlarını ve ibadetlerinin daha soyut kent yaşayışına uyarlamaya çalışmaktadır. Genel olarak köydeki Alevi yapısının hâlâ bozulmadığı söylenmektedir, fakat bugün alanda tam olarak ne olduğunu anlayabilmek için kentte yaşayan dedeleri de dahil etmek gerekiyordu. Alan çalışmasında, dedeler arasında yürütülen veri toplama çabasına koşut olarak aynı türden verilerin dedelere bağlı inanç topluluğunun 55 bireyi (talipler) arasında toplanması yoluna gidilmiştir. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
29 01 2010 |
Özlem Kadakaloğlu ve Mesut Gümüşlüoğlu - Unutkan Belleğin Yanılsaması / 6 şubat – 5 mart 2010; İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak Özverim Apt, 32/2 Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 292 42 01 / (0212) 292 18 07
|
Özlem Kadakaloğlu ve Mesut Gümüşlüoğlu'nun "Unutkan Belleğin Yanılsaması" konulu fotoğraf sergisi, 6 şubat – 5 mart 2010 tarihlerinde İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği'nde (İFSAK) izlenebilir. Sergi, Özlem Kadakaloğlu'nun Ankara'da, Mesut Gümüşlüoğlu'nun ise Trabzon'da çektiği uzun pozlama, zoom-in ve zoom-out fotoğraflardan oluşuyor. Sergideki çalışmalar, belleğin unutkanlığına inat, fotoğrafın kaydedici ve her şeyi hatırlama yeteneğine öykünmenin öyküsünü anlatıyor. Bu anlamda, nesnel duruşu ile fotoğrafın unutmama özelliğinin yanında unutturmama özelliğine de değiniliyor. İki fotoğrafçının belli periyotlarla ziyaret ettikleri karşıt kentler ve o kent mekanlarında zamanı, şimdiyi ve geçmişi sorgularcasına yaptıkları çalışmalardan bir kesit sunuluyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Söyleşi
|
|
29 01 2010 |
|
 Voyvoda Caddesi Toplantıları Siyasi İktisat Söyleşileri - Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş: "Klasik Ekonomiden Ekolojik Ekonomiye: Ekonomide Çevre Sorunlarına Yaklaşım Üzerine" / 03 şubat 2010, saat: 18.30 - 20.30; Osmanlı Bankası Müzesi; İTÜ Taşkışla Binası 127 no.lu Konferans Salonu, Taksim - 80191, İstanbul, Tel.: (0212) 292 76 05
| Osmanlı Bankası Müzesi'nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlediği ve "Çevre Ekonomisi" konusunun işlendiği "Siyasi İktisat Söyleşileri", Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş'in konuşmasıyla devam ediyor. İTÜ Taşkışla binasında, 03 şubat 2010 çarşamba günü saat 18:30'daki "Klasik Ekonomiden Ekolojik Ekonomiye: Ekonomide Çevre Sorunlarına Yaklaşım Üzerine" başlıklı söyleşide, ekolojik ekonomi konusu ele alınıyor.
Prof. Dr. Tanrıvermiş, özellikle son 20 yılda ortaya çıkan "ekolojik ekonomi"nin, çevre ve ekonomik sistemin entegrasyonunu sağlamayı hedeflemenin ötesinde, ekonomik teoride ciddi bir dönüşümü ortaya koyduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: "Günümüzde; yaşam standardı yerine yaşam kalitesi, gereksinim yerine temel gereksinim, büyüme ve gelişme yerine sürdürülebilir büyüme ve gelişme (kalkınma), toplam maliyet ve fayda yerine sosyal maliyet ve sosyal fayda, bölge ve haneler arasında gelir dağılımı yerine bölge, hane ve kuşaklararası kaynak ve gelir dağılımı kavram ve yaklaşımları, birçok ülkenin ekonomi politikalarına entegre oluyor." |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yorum -
Genel
|
|
28 01 2010 |
|
Doç. Dr. İlyas Üzüm (Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi): "Şûra'da ele alınan konuların ana eksenini "Sosyal problemler karşısında din ve diyanet ve sosyal açılımlı din hizmetleri oluşturmuştur. Bu kapsamda toplumsal değişim, modernleşme, küreselleşme, kentleşme, toplumsal çözülme, din ve dindarlık, dinî değerlerin istismarı, modern dönemde dinî motifli eğilimler, ailevi sorunlar, şiddet, cinnet, intihar, zararlı alışkanlıklar, tüketim kültürü ve yoksulluk gibi sosyal konuların yanı sıra, toplumun himayeye muhtaç kesimleri, sokak çocukları, çocuk işçiler, öksüzler ve yetimler, yaşlılar, engelliler ve engelli aileleri gibi toplumun çeşitli sıkıntılar içinde olan kesimlerinin sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri üzerinde durulmuştur. Ayrıca Şûra'da, örgün ve yaygın din eğitimine ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri, ilköğretimde, liselerde, imam hatip liselerinde, Kur'an Kurslarında, İlahiyatlarda din eğitimi, genel olarak irşat dili ve Aile, İrşat ve Rehberlik Bürolarının hizmetleri işlenmiştir."
| Tüzüğünde ifade olunduğu üzere (Resmî Gazete, 30/4/1993 ve bazı değişikliklerle 17/08/1998) Din Şûrası'nın amacı, bilimsel yeterlikleri ve dini hizmetleriyle tanınmış olan bilim ve din adamlarının katılımıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'nca yürütülen hizmetlerin geliştirilmesi konusunda görüş oluşturmaktır.
Tüzük gereği Şûra'ya Diyanet İşleri Başkanı ve Din İşleri Yüksek Kurul üyesi yapmış olanlarla halen bu görevde olanlar, başkan yardımcıları, hukuk müşaviri, kurul başkanları, ana hizmet birimleri başkanları, yirmi bilim ve din adamı, on müftü ve beş vaiz, bir YÖK üyesi, ilahiyat fakültelerinden birer temsilci ile çeşitli bakanlık ve resmi kurum temsilcileri katılır. Yasa gereği beş yılda bir toplanması gereken Şûra'nın ilki 01-05 Kasım 1993, ikincisi 23-27 Kasım 1998, üçüncüsü 20-24 Eylül 2004 yılında gerçekleştirilmiştir. Bunların ilkinde "Dini konularda toplumun aydınlatılması ve dinin farklı yorumlanmasından kaynaklanan problemler ile dinlerarası diyalog", ikincisi "Din ve dünya barışı", üçüncüsü "Avrupa Birliği sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurtdışı din hizmetleri ve din eğitimi" konuları görüşülmüştür. IV. Din Şûrası 12-16 Ekim 2009 yılında Ankara'da gerçekleştirilmiştir. "Din ve Toplum: Sosyal Problemler Karşısında Din ve Diyanet" konulu Şûra, çalışmalarını dört komisyon halinde yürütmüştür. "Din ve Toplum" başlığını taşıyan birinci komisyonun ilk ve ikinci oturumlarında "Toplumsal değişimler karşısında din", üçüncü oturumda "Toplumsal hayatta din ve dindarlık", dördüncü oturumda "Toplumsal hayatta din ve dindarlık, kitle iletişim araçları ve din", beşinci oturumda "Dinin ve değerlerin istismarı, bidatler ve dini hayat", altıncı oturumda ise "Modern dönemde din motifli eğilimler ve Türk toplumu" konularında tebliğler sunulmuş, müzakereler yapılmıştır. |
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Festival
|
|
28 01 2010 |

| 
| 
| Üstteki: Hisham Zaman - Bawke (2005); ortadaki: Alan Dilan - Immigrant (2009); alttaki: Binevşa Berivan - Phone Story (2009) |
9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali - "!f İstanbul" / 11 - 21 şubat 2010, İstanbul
|
Türkiyede bağımsız sinemanın ilk ve tek adresi olan "!f İstanbul" AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, kültür sanat camiasının yakından takip ettiği, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum. Her yıl İstanbul'da ve Ankara'da AFM Sinemalar'nda şubat ayında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel bilimler altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor. "!f İstanbul"un 2010 yılındaki programı belli oldu. Programda "Açılım" başlığı altında Kürt sineması yer alıyor. Kürt asıllı Norveçli yönetmen Hisham Zaman'ın "Bawke" (2005) ve "Vinterland" (2007) filmlerinin yanı sıra Doug Aubrey'in "Kurdi" (2008) filmleri, "Kürt Kısa Seçkisi"yle birlikte bu bölümde 11-21 şubat 2010 tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenen "!f İstanbul" AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali'nde sinema seyircisiyle buluşuyor. Kürt Kısa Seçkisi'nde Alan Dilan'ın "Immigrant" (Göçmen), Sahim Omar Kalifa'nın "Nan" (Ekmek), Binevşa Berivan'ın "Phone Story" (Bir Telefon Hikâyesi), Salem Salavati'nin "Snowy Dreams" (Karlı Düşler) ve Ashkan Ahmadi'nin "A Woman From The Fog Tribe" (Sis Aşiretinden Bir Kadın) adlı kısa filmleri de gösterime sunuluyor. "!f İstanbul" AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali'nde "Açılım" başlığında yer alan filmler için şunlar kaydediliyor: |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Moda
|
|
28 01 2010 |
Hatice Gökçe: "Karakarga, karga türlerinin en iyi bilinenidir. Tuhaf sesleri, siyah tüyleri ve parlak cisimlere olan düşkünlükleri ile mitolojiye ve sanata konu olan karakargalar, gökyüzündeki nefis süzülüşlerine karşılık yerdeki komik yürüyüşleriyle de görenleri gülümsetir. İhtiyatı dillere destan karakarga, kış mevsiminde dahi çift olarak yaşar. Ölünceye kadar eşine sadık kalan kuşlardandır. Uzun ömürlü karakarganın 100 yaşına kadar yaşadığı söylenir. Bu kadar zeki, marifetli, koruyucu ve maceracı olan, ayrıca bir sürü ilgi çekici oyun özelliklerine de sahip olan bu kuşlar yeni koleksiyonum için bana ilham verdi. Ben de simsiyah tüylü karakargaların tüm bu özelliklerini tasarımlarıma yansıtarak yeniden yorumladım."
|
"Karakarga", İstanbul Moda Haftası'nda... "Hatice Gökçe" markası adı altında sunduğu tasarımlarla Türkiye'deki erkek giyim sektöründe ilk olma niteliği taşıyan moda tasarımcısı Hatice Gökçe, "Karakarga" adlı yeni koleksiyonunu, Perwoll'un sponsorluğunda, İstanbul Moda Haftası'nda sergiliyor. Tasarımcının erkek koleksiyonu yanında kadın koleksiyonunu da tanıtacağı "Karakarga", 3–6 şubat 2010 tarihleri arasında Santral İstanbul'da düzenlenecek etkinliğin son gününde podyuma çıkıyor. Avant - garde tasarımları, zihin açıcı defileleri ve sıradışı etkinlikleri ile Türkiye'de ve yurtdışında pek çok başarıya imza atan Hatice Gökçe'nin, siyahın her tonunu kullandığı ve parlak cisimlerle hareket kattığı tasarımlarını sergileyeceği "Karakarga" defilesi, aynı zamanda modacının yıllar sonra ilk defa modaseverlerin karşısına bir kadın koleksiyonuyla çıkışını da temsil ediyor. Moda çekimlerini ünlü fotoğrafçı Bennu Gerede'nin gerçekleştirdiği, illüstrasyonlarını ise Kerem Hünal'ın yaptığı "Karakarga" 6 şubat 2010 cumartesi günü saat 19.30'da podyuma çıkıyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
28 01 2010 |
Gizli Tanrıçalar / 20 ocak – 25 şubat 2010, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi A Blok, giriş katı, Marmara Eğitim Köyü, 34857 Maltepe - İstanbul, Tel.: (0216) 626 10 50 / 2805
|
Günümüzün 'Gizli Tanrıçalar'ı tasarımlarda hayat buluyor... Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrencileri 21. yüzyılın "Gizli Tanrıçalar"ını ortaya çıkardı. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü 2. sınıf öğrencileri Temel Tasarım dersi kapsamında "Gizli Tanrıçalar" sergisini hazırladı. Kadınların Tanrıça özelliği kazandırılan yönlerini günümüz bakış açısı ile değerlendiren tasarımlar; doğanın kadını nasıl biçimlendirdiği sorusuna cevap veriyor. Genç tasarımcılar, çalışmalarını Anadolu mitolojisinde Tanrıların Tanrısı Ana Tanrıça Kybele mitosundan etkilenerek oluşturdu. Ortaya çıkan tasarımlar ile Kybele'nin günümüz kadının doğasında var olan analık, üreme, dişilik, hayatın sürmesi ve dolayısıyla bereketi simgeleyen yönlerine dikkat çekiliyor. Temel Tasarım dersi yürütücüsü Öğr. Gör. Mehmet Özen, ilk çağlarda doğa ile insanın bedeni arasında kurulan samimi bağın gün geçtikçe farklılaştığını, günümüzde bu anlayışın yerini doğasına aykırı davranan insanlar ve anlayışların aldığını belirtiyor. Özen, her şeyin çok hızlı tükendiği dünyada üreme ve üretme kavramlarının üzerinde tekrar durmak gerektiğini söyleyerek; kadın doğasına ilk çağlardaki gibi bir tanım ve anlam getirilerek yeniden inşa edilmesinin gerekliliğini vurguluyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Genel
|
|
27 01 2010 |
"Yeryüzü Çocukları Buluşması" / 31 ocak 2010, Saat: 17.00; Sokak Cafe Sanat Evi, Osmanağa Mah. Osmancık Sokak No: 12 / A, Kadıköy - İstanbul
|
Süheyla Taşçıer, Mustafa Tatlıtürk, Genco Mert, Akın Ok, Ertan Mısırlı, Erdoğdu Uslu, Engin Turgut, Duygu Rüzgar ve Geronimo "Yeryüzü Çocukları Buluşması"nı gerçekleştiriyor. 31 ocak 2010 pazar günü saat 17'de "Sokak Cafe Sanat Evi"nde gerçekleşecek buluşmada şairler kendi seslerinden şiirlerini şiirseverlerle / edebiyatseverlerle paylaşıyor. Oğuz Tümbaş Kadıköy'deki "Yeryüzü Çocukları Buluşması" için şunları söylüyor: "Şu günlerde İstanbul'dayım. Hani şu Avrupa'nın 2010 Kültür Başkenti'nde... İstanbul'u yaşamak, kültürel değerleriyle, sanatıyla,edebiyatıyla buluşmak, görülmesi gereken o özel, seçkin yerleri dolaşmak, öyle kısa sürelere sığacak bir durum değil elbette. Kış kendini duyumsatıyor. Yağmur, kar, soğuk... Akşamları insanı oldukça etkiliyor. Ama gene de o eski kışlar, soğuklar, karlar yok. İnsan kalabalığı, araç seli, telâş, koşturmaca... |
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 92 - 104 Toplam 1460 |
|
|
|
 |
 |
 |
|