Iddias “Kültür, bir grubun yaşama biçimidir.”  -Marquet- Template
Template Bugün: 20 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 7 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Deniz Kavukçuoğlu: "Sokaklarda Büyümek"
Etkinlik - Söyleşi
12 02 2010

Devamı...

Voyvoda Caddesi Toplantıları Kent ve Edebiyat Söyleşileri - Deniz Kavukçuoğlu: "Sokaklarda Büyümek" / 17 şubat 2010, saat: 18.30 - 20.30; Osmanlı Bankası Müzesi; İTÜ Taşkışla Binası 127 no.lu Konferans Salonu, Taksim - 80191 İstanbul, Tel.: (0212) 292 76 05

Osmanlı Bankası Müzesi'nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlediği "Kent ve Edebiyat Söyleşileri" devam ediyor. Yazar Deniz Kavukçuoğlu'nun Sokaklarda Büyümek başlıklı söyleşisi, 17 şubat 2010 çarşamba günü saat 18:30'da, İTÜ Taşkışla'da.

Yazar, "Alageyik Sokağı Bir Liman mıydı?" isimli kitabında şunları söylüyor:

"... Masadaki boş çay bardaklarını toplamaya gelen garson, 'Abi burası sana göre bir yer değil!' demişti, üstüme başıma bakıp... Yanıt vermemiştim... Genelev müşterilerinin, zaman öldürmekten yorgun düşmüş işsizlerin, Alageyik'i mekan tutmuş işportacıların, küçük kumarbazların, yankesicilerin, kapkaççıların, hap, esrar satıcılarının uğrak yeri olan bu kahvehanenin, bana 'gizemli' gelen bir yanı vardı, o garsonun bilemeyeceği... Buraya ne zaman gelsem kafam dinginleşiyor, yalınlaşıyor, o yalınlık içinde geçmişime daha kolay uzanabiliyordum. Burada belleğim canlanıyor, belleğimden silindiğini sandığım eski resimler yeniden gözlerimin önüne geliyordu. ... Kahvehanenin o hep duyumsadığım ama çözemediğim 'gizem'i bu semtin kendisinde, eski bir 'sürgünler semti' olan Galata'da saklı olabilir miydi?"

Devamı...
 
Prof. Dr. Tülây Artan, "İlmin Merkezi İstanbul"u anlattı
Etkinlik - Söyleşi
12 02 2010

Devamı...

Prof. Dr. Tülây Artan söyleşide, 1730 isyânında vahşîce öldürülen Sadrazam Damat İbrahim Paşa, Sadâret Kethüdâsı Mehmed Efendi ve Kaptanıderyâ Kaymak Mustafa Paşa'nın muhallefâtında karşımıza çıkan, vakfetmek amacıyla evlerinde topladıkları ancak müstakil bir mekâna yerleştirme fırsatı bulamadıkları kitapları, dönemin diğer koleksiyonlarıyla karşılaştırarak, Osmanlı başkentinin bir kez daha ilmin merkezi olabilmesine öncülük eden rekâbetin boyutlarını inceledi. Bu hummalı faaliyetin kamusal alanın genişlemesi, sekülerizmin yeşermesi, akılcı bilimsel düşüncenin ya da akademizmin gelişmesi gibi yeniliklerin göstergesi olup olmadığını sorguladı.

Osmanlı Bankası Müzesi'nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlediği İstanbul Söyleşileri, Prof. Dr. Tülây Artan'ın "İlmin Merkezi İstanbul: 18. Yüzyıl Başında Bir Rekâbet Alanı Olarak Kütüphâneler" başlıklı konuşmasıyla devam etti. 10 şubat 2010 çarşamba günü saat 18:30'da İTÜ Taşkışla binasındaki söyleşide, Köprülü Ailesi'nin önderlik ettiği kütüphânelerin yeni örgütlenme biçimleri ve faaliyet alanları anlatıldı.

Prof. Dr. Tülây Artan, 17. yüzyıl sonunda İstanbul'da, medrese, câmi, türbe ve tekke kütüphânelerine yeni bir türün eklendiğini, genellikle bir külliyenin parçası olmaya devam etseler de, artık müstakil bir binâ içine yerleşen kütüphânelerin ortaya çıktığını belirtti. Artan'a göre, 18. yüzyıl başında Edirne'den başkente dönen saray halkı, bir yandan yaklaşık 60 yıl boyunca ihmâl edilen, yakılan, yıkılan İstanbul'u eski ihtişâmına kavuşturmaya çalışırken; diğer yandan da telif, tercüme ve kopya eserleri, padişah ve devlet ricâlinin ihdâs ettikleri vakıf kütüphânelerinde hızla ve hevesle toplamaya girişti.

Devamı...
 
"Cılavuz Köy Enstitüsü"
Sanat ve Dizayn - Belgesel
12 02 2010

Devamı...

Cılavuz Köy Enstitüsü / Yönetmen: Ahmet Soner; Türkiye, 2008, 75'; Kurgu: Memet Dalmaz; Yapım: Yapım 13

Osmanlı Bankası Müzesi'nin Sinema Programı'nda, yönetmenliğini Ahmet Soner'in üstlendiği Cılavuz Köy Enstitüsü adlı belgesel gösterildi. "Toplumsal Hafıza" teması altında, 11 şubat 2010 perşembe günü saat 18:30'da İTÜ Taşkışla binasında yapılan gösterimin ardından, Prof. Dr. Güler Yalçın, "Eğitim Mirasımız Köy Enstitüleri ve Günümüzdeki Önemi" başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

Kars'ın Susuz (Cılavuz) ilçesindeki Cılavuz Köy Enstitüsü, Türkiye'nin ilk köy enstitülerinden biri. 1940'ta açıldı. Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu gibi aydınların yetişmesinde öncü rol oynadı. Kars ve Ardahan'daki yurttaşların "Aydınlanma Okulu"ydu. Enstitüden 1951'e dek 989 öğrenci mezun oldu. Türkiye'de açılan ilk 14 köy enstitüsünden biriydi ve sınır bölgesinde açılan eğitim yuvası olması nedeniyle de önem taşıyordu.

Cılavuz Köy Enstitüsü
Yönetmen: Ahmet Soner
Türkiye, 2008, 75'
Kurgu: Memet Dalmaz
Yapım: Yapım 13

Belgesel, kapatılana kadar 900'ü aşkın öğretmenin mezun edildiği Cılavuz Köy Enstitüsü'nü anlatıyor. 1937'de Kars'ın Susuz ilçesinde Ruslardan kalma kışlada açılan Eğitmen Kursu, 1940 yılında Cılavuz Köy Enstitüsü adını alarak görevine devam etti. Daha sonraları Cılavuz'a, köy enstitülerinin kapatılması için var gücüyle çalışan Kazım Karabekir'in adı verildi.

Devamı...
 
Ara Güler'in İstanbul'u
Sanat ve Dizayn - Sergi
12 02 2010

Devamı...

Foto: Ara Güler

Ara Güler Fotoğraf Sergisi - "Ara Güler'in İstanbul'u" / 27 şubat – 28 mart 2010; Strandhaus, Bayernstraße 136, 90478 Nürnberg, Tel.: (0911) 40 22 50

"Ara Güler'in İstanbul'u" Ara Güler fotoğraf sergisiyle Nürnberg'de.

Türkiye / Almanya Film Festivali 15. yıl kutlamalarında İstanbul üzerine özel bir program ayırdı. İstanbul üzerine hazırlanan özel programı "Ara Güler'in İstanbul'u" başlatıyor.

Bir dizi etkinliklerin hazırlandığı İstanbul programını "Ara Güler'in İstanbul'u" adlı fotoğraf sergisi festival açılmadan başlatıyor. 27 şubat – 28 mart 2010 tarihleri arasındaki sergi, Ara Güler'in 40'tan fazla siyah beyaz fotoğraflarını içeriyor. Ara Güler ile birlikte Nürnberg için özenle seçilen fotoğraflar İstanbul'un son 50 yılın portresini oluşturuyor.

Devamı...
 
Cemal Şener: Alevi Çalıştayları Bitti...
Güncel Yorum - Genel
11 02 2010

Devamı...

Cumhuriyet tarihimizde Alevilerin sorunlarını çözmek ile ilgili yapılan ilk çalışmanın Alevi Çalıştayı denilen çalışmalar olduğunu söylemek doğru değildir... Cumhuriyet tarihinde bu tür bir çalışmanın ilk defa olduğunu söylemek eksikliktir. Bilmeyenlere anımsatmak gerekirki; Alevilerin sorunlarını çözmek için 1961 Anayasası sırasında da bazı çalışmalar yapılmıştır. Mezhepler Müdürlüğü oluşumu tarzında bir kanun tasarısı hazırlanmış. Bu tasarı Resmî Gazete'de o sırada yayınlanmıştır. Fakat sonra ne olmuşsa bu tasarı yasalaşmamıştır. Alevilerin istemleri de ertelenmiştir. Aleviler bazı eksiklerine karşın Alevi Çalıştayları adı verilen bu çalışmalardan adeta nefesini tutmuş olumlu sonuç beklemektedirler. Bu sorunların çözümü için Tekke ve Zaviye Kanunu'nun değiştirilmesine ya da Anayasanın değişmesine kanımca gerek yoktur. Hükümet isterse mecliste (CHP ve MHP'de desteklemeye hazır görünüyor) bu sorunu, TBMM'deki partilerin desteği ile çözebilir. Hatta Bakanlar Kurulu kararı ile dahi çözülür. Buna karşın Alevilerin istemleri, Alevilerin değil de Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki bazı görevlilerin formüle etmek istediği gibi kadük çıkarsa bu biçim yeni sorunlar çıkarabilir. Ayrıca Alevilerin istemleri; Tekke ve Zaviyeleri yasaklayan yasa ile yasaklanan bazı tarikatların önünün açılması için kullanılırsa, bu Alevilerin olumsuz bir araç için kullanılmaları sonucunu doğurur. Bu durumda Alevilerin hayal kırıklığına neden olur. Temennim bu açılımlardan Alevilerin hayal kırıklığına uğramayacağı eşit yurttaşlık haklarının sağlandığı bir sonucun çıkmasıdır.

KanalKultur.com, "Alevi Çalıştayı" yazı dizisi

Alevi Çalıştayı adı verilen toplantılar serisinin ilki haziran 2009'da sonuncusu ise ocak 2010'da yapıldı.

Başbakanlığa bağlı din işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik'in yönetiminde ve Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı'nın koordinatörlüğünde yapılan Alevilerin talepleri ile ilgili seri toplantılar bitti.

Bu toplantılara katılacaklar ilgili Bakanlık tarafından çağırılıyordu. Alevi kurum temsilcilerinin, Alevi dedelerinin, Diyanet İşleri Başkanlığı temsilcilerinin, İlahiyat Fakültesi bünyesindeki Alevilikle ilgili çalışan öğretim üyelerinin, üniversitelerde Alevilikle ilgili çalışmalar yapan akademisyenlerin, Alevilik ile ilgili kitap yazan bazı yazarların, Alevi kökenli bazı politikacılarla, Alevilikle ilişkileri bir türlü anlaşılamayan bazı kişi, dernek, vs. üye ve temsilcilerinin katıldığı toplantılar sona erdi.

Basın en çok bu toplantıların ilki ve sonuncusu ile ilgilendi. Son toplantı Alevilerin toplantıya katılanlarla varılan mutabakat konularını açıkladı. Mutabakata varılan konular ile birlikte ilgili bakan ve koordinatörlüğün hazırlayacağı raporun hükümete sunulacağı açıklandı ve ardından da ön raporun Başbakan'a sunulduğu bildirildi.

Son toplantıya katılan bazı Alevi temsilcileri ile Sünni temsilcilerin Alevilerin hükümetten temel istemleri olan şu konularda mutabakata vardığı açıklandı. Bu konular:

Devamı...
 
Roz Kohen: Florya'da Gazi ile Karşılaşma
Kültür - Ön-Asya
11 02 2010

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 5

Devamı...

1935 yılında, bir yaz günü yeni nişanlı olan annem ve babam Florya plajında denizde top oynarken farkında olmadan Atatürk'ün kayığını itiverirler. Atatürk kendilerine dostça selam verirken, babam telaşla denizin ortasında askeri duruşuna geçmiş. O kadar sevinmişlerdi ki, bize senelerce Gazi ile karşılaşmalarını ayni heyecanla anlattılar.


Devamı...
 
Osmanlı'nın Nizama Gelmez Aktörleri
Dergilerden - Tarih
11 02 2010

Devamı...

Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları] 194 (2010), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1

Toplumsal Tarih'in Şubat sayısı, Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerinde modernizasyon sürecinde ortaya çıkan uyum problemlerini ve bunda rol oynayan aktörleri ele alıyor.

Toplumsal Tarih Dergisi'nin şubat 2010'da yayımlanan 194'üncü sayısında editörlüğünü Ebru Aykut'un yaptığı "19. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlının Nizama Gelmez Aktörleri" isimli dosyayı sayfalarına taşıyor. Söz konusu dosya, Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerinde modernize olan devlet düzeninde toplumsal düzeyde ortaya çıkan uyum problemlerinin aktörlerini ele alıyor: sarhoş polisler, yoksullar, köylüler, deliler, diplomasız hekimler ve şifacılar, kocasını zehirleyen kadınlar.

"19. yy'ın İkinci Yarısında Osmanlı'nın Nizama Gelmez Aktörleri: Sarhoş Pelisler, Deliler, Diplomasız Hekimler ve Şifacılar, Kocasını Zehirleyen Kadınlar" başlıklı dosyada Ebru Aykut, Fulya Özkan, Ceren Gülser İlikan, Fatih Artvinli, Özge Ertem, ve Nurçin İleri'nin makaleleri yer alıyor.

Can Şafak ise "Cam İşkolundaki Sendikal Mücadele ve 1980 Cam Grevleri" başlıklı yazısında, cam işkolunda Kristal-İş ve Hürcam-İş sendikalarının birbirleriyle olan çekişmelerini, buna rağmen sendikaların grev sürecindeki eylem birliklerini ve işçi hareketinin "mutsuz sonu" 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki süreci özetliyor. Ankara'da TEKEL işçilerinin direnişi sürerken emeğin ve emekçinin ayazda bırakılıp horlanmaya çalışıldığı bu günlere nasıl gelinebildiğini Can Şafak'ı okuyarak daha iyi anlayabiliyor.

Mete Tunçay "Fotoğraflarla Cemal Paşa'nın 1917 Yılında Kiev Tersanelerini Ziyareti"ni ele alıyor.

Devamı...
 
Mustafa Cemil Kılıç: Alevi Çalıştayı'ndan Çıkan Sonuç: Alevîlik Bir Tarikattır
Güncel Yorum - Genel
07 02 2010

Mustafa Cemil Kılıç: "İbadethanelerle ilgili kanuna eklenmesi önerilen ifadeden de anlaşıldığına göre cem evleri bir tarikat merkezi yani "tekke" olarak nitelenmektedir. İlgili kanuna eklenmesi önerilen ifade şu şekildedir: "Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cem evleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkanlardan yararlanır."' veya '"Cem evlerine de aynı imkanlar sağlanır." "Bir inanç ve erkan merkezi" olmak bakımından cem evlerinin Kadiri, Nakşi, Halveti tekkeleri ile aynı konuma indirgendiği apaçık ortadadır. Cem evlerine açıkça "tekke" denilmemesi de, "Tekke ve Zaviyelerin İlgası Hakkındaki Kanun"un etrafından dolaşılarak aşılması için baş vurulan hukuksal bir cambazlıktır. Oysa cem evlerinin bir "tekke" olmadığı da tarihen ve teolojik olarak nettir. Cem evleri, tıpkı camiler gibi yani camilerle eşit statüde bir İslam mabedi olarak tanımlanmak ve tanınmak zorundadır. Zira doğru olan budur."

Büyük bir umutla başlayan Alevi Çalıştayı'nın sonunda Başbakan'a sunulmak üzere hazırlanan rapordaki ifadeler, Alevi meselesini çözmekten uzak görünmektedir.

Alevilerin talepleri neydi, varılan nokta nedir?
 
Alevîlik, müstakil bir teolojik yapıdır. İslam kültür dairesi içinde bulunmakla birlikte, bir tarikat kimliğine sığdırılamayacak denli özgün inançsal unsurlar içermektedir.

Alevi terminolojisi içinde yer almamakla birlikte Alevîliğin tarifinde başvurulacak en isabetli kavram mezhep kavramıdır. Bu cümleden olarak Alevîlik, tıpkı Sünnilik (İtikaden Maturudilik ve Eş'arilik, Fıkhen; Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik) ve Şiilik (Caferilik, Zeydilik, İsmaililik) gibi müstakil bir İslam mezhebidir.

Başka bir deyişle Alevîlik; ne Sünniliğin ne de Şiiliğin bir türevi olan tasavvufi bir akım olarak tanımlanamaz. Çünkü bu, ne tarihen ne de ilmen doğru değildir. Bilimsel dürüstlük Aleviliğin bir tarikat olarak nitelenmesine izin veremez.

Buna karşın söz konusu raporda görüş birliğine varıldığı iddia edilerek Alevîlik şu şekilde tanımlanmaktadır:

"İslam üst başlığı altında ''Hak-Muhammed-Ali'' kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkan yolu..."

Bu tanımlama bir tarikat tanımlamasıdır. Zira; "inanç ve erkan yolu" ifadesi tasavvufi oluşumları nitelemek için baş vurulan bir ifade tarzıdır.

Açıkça "tarikat" ve "tasavvufi oluşum" ifadeleri kullanılmasa da zımnen anlatılmak istenen Alevîliğin bir tarikat olduğudur.

Devamı...
 
"Şaman Duası"
Sanat ve Dizayn - Sergi
07 02 2010

Devamı...

İlham Enveroğlu, Ruh Kuşu ve Şaman, tual üzerine karışık teknik, 90 x 110 cm., 2008

İlham Enveroğlu Resim Sergisi - "Şaman Duası" / 3 – 23 şubat 2010; Artisan Sanat Galerisi, Müfide Küley (Poyracık) Sok. 28/C Nişantaşı – İstanbul, Tel.: (0212) 247 90 81

Konya Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden İlham Enveroğlu'nun "Şaman Duası" adını verdiği sergisi 3 – 23 şubat 2010 tarihleri arasında Artisan Sanat Galerisi'nde gezilebilir.

"Şaman Duası" isimli 9. kişisel resim sergisinde İlham Enveroğlu, İç Asya'nın derinliklerinden Anadolu'ya uzanan köklü bir kültürün mitolojik sembollerle renk, çizgi ve dokuların ahengini, çağdaş soyutlamalarla sunuyor. Bir toplumun belleğindeki rüyalara açılan masal ve söylence kapılarından kendi benliğine yol bulmaya çalışan sanatçının resimlerinde, şiir, tutku ve karakteri renklerle, soyut simgelerin yalınlığı ve gizemi ile harmanlanmış mistik bir atmosfer yaratıyor. Kimi zaman lekesel lirik soyutlamaları çağrıştıran bu resimlerde, önceden kurgulanmışlıkla rastlantısallığın organik bütünlüğü ve ritmik öğeler göze çarpıyor.

İlham Enveroğlu, Şamanist kaynaklı figürlü süslemeleri farklı değişikliklerle bizlere ağır basan bir yumuşaklıkla sunuyor. Sanatçı eserlerinde tıpkı Şamanlar gibi sanatsal eğlemlerin insanlar üzerinde iyileştirici etkileri olduğuna inanmış ve bunu gerçekleştirmeye çalışmış. Bu istek resimlerindeki tüm mistik donanımıyla beraber gerçek ve görkemli bir eyleme dönüşüyor. Kökleri Şaman estetiğine yaslanan bir tutum ve sezgiyle ürettiği çalışmalar hem konu hem de plastik değerler açısından geleneğin yeni bir söylemi niteliğinde. Sanatçının bireysel olarak geliştirdiği teknik, izleyiciye sunduğu yeni ve farklı simgeler aracılığı ile günümüz plastik sanatlarının denge ve değerlerini göz ardı etmeksizin çağdaş yorumları içeriyor.

Devamı...
 
Nafiz Ünlüyurt: Çalıştay İzlenimleri
Güncel Yorum - Genel
07 02 2010

Nafiz Ünlüyurt (Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı / Hacıbektaş): "Şu sözler dikkat çekici: 'Mademki, Aleviler ittifakla bizde namaz yoktur, camiye gitmeyiz, biz ibadetimizi niyaz olarak cemevinde icra ederiz, bu yüzden cemevlerine 'ibadethane' statüsü verilsin diyorlar, bunu öylece kabul edip, bu talebi yerine getirmekten başka çare yok!' Bunu ben söylemiyorum. Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç söylüyor bunları. Şaşırtıcı değil mi? Doğrusu bu çalıştaya giderken Sünni kesimin sorunlarımıza bu denli sıcak yaklaşacağı kanısında değildim. Adeta bir savaş olur beklentisi içindeydim. Yanılmışım... Konuşulan ve de tartışılan tüm konularda Çalıştay'ca varılan ortak mutabakat, Alevi ve Bektaşi insanımızın ve de Alevi ve Bektaşi kuruluşlarımızın istemlerini karşılar nitelikteydi... Gelinen nokta var olan umutları daha da yeşertti... Farklı düşüncelerle ayrıldım o Çalıştay'dan. Mutluydum."

7. Alevi Çalıştayı yapıldı. En acemi katılımcı olarak "ilk kez katılıyorum"; o Çalıştay'da yaşadıklarımı ve de çalışmalarla ilgili olarak gelinen son durumu sizlere paylaşmayı düşündüm. Umarım sürece katkı sağlar.

Karmaşık düşüncelerle katıldığımı söylemeliyim o toplantıya. Ayağımın biri içerde öbürü dışarıda gibiydi sanki... Çalıştay'ın tek yalnız kişisi bendim belki de... Keşke Ali Balkız, Ercan Geçmez ve de eşinin hastalığı nedeniyle çalışmalara katılamayan Çelebi Veliyettin Ulusoy da olsaydı bu Çalıştay'da diye düşündüm hep. Ama, yoklardı. Ve de kim ne derse desin, nasıl bir tepki verirse versin o kişilerin olmayışı Çalıştay'ın giderilemeyen bir eksikliği idi... Keşke yapılan davete onlar da uysalar tepkilerini gelip o salonda gösterselerdi diye düşündüm hep. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrı olurmuş derler ya, onlar da yoğurdu öyle yiyorlarmış meğer. Ne denilebilir ki?..

Alevi Bektaşi inancı içerisinde kümelenen grupların hiç birisinin içinde değilim, bu ayrıcalığım oradaki konumumu daha da zorlaştırdı. Her grup kendi içerisinde strateji belirliyor, belirlenen o strateji içerisinde oturumlarda konuşmalar yapıyordu. Daha önceden tanıdığım ve de kendime yakın bildiğim birkaç kişi vardı bu Çalıştay'da; üzülerek söylemeliyim onlarla bile aramızda doğru dürüst bir iletişim olmadı. Uzaktılar her nedense... Bu psikoloji içinde çalışmalara katıldım.

* * *

Ortam gerçekten de gergindi çalışmaların ilk gününde. Bir yanda Diyanet'in ağır topları ve de ilahiyatçılar; öbür yanda akademisyenler, eski ve de yeni millevekilleri, gazeteci ve de sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve de Alevi ve Bektaşiler, vakıf ve örgüt temsilcileri, dede ya da babalar. Ve de tam karşımda da Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç.

Birbirini öcü gören, bir arada olmaları hayal bile edilemeyen kişiler aynı salonda. Öyle bir birliktelik işte...

Devamı...
 
Zülfikar
Sanat ve Dizayn - Fotoğraf
06 02 2010

Zülfikar - Görünür zülfikārı elde Ali / Döğüşür Kaf dağında devlerle (Orhan S. Orhon) © Foto: İsmail Engin, Abdal Musa Törenleri, Tekke Köyü, Elmalı - Antalya 1998

 
Nativus - Resim
Sanat ve Dizayn - Sergi
06 02 2010

Devamı...

Esra Sirman, Prestual üzerine akrilik, 30 x 40 cm.

Esra Sirman - Nativus - Resim / 7 ocak - 6 şubat 2010, Terakki Vakfı Sanat Galerisi, Ebulula Mardin Caddesi, 12 / A, Levent - 34335 İstanbul, Tel.: 0212 351 00 60

Terakki Vakfı Sanat Galerisi, 7 ocak - 6 şubat 2010 tarihleri arasında Esra Sirman'ın resimlerine ev sahipliği yaptı.

Kökeni Latince "Nativus" olan Naif sözcüğü saf, doğal ve yapmacıksız anlamına geliyor. Bu tür resimlerde sanatta tarih boyunca gelişmiş olan betimleme ve biçim kurallarının ya da çağdaş sanat kuramlarının izine pek rastlanmıyor. Resmi uygulayan kimse, nesneleri en tanıtıcı özelliklerini vurgulayarak anlatıyor. Naif resim konularını genellikle güncel olaylardan, doğadan ve resmi yapan kişinin hayatındaki etkileşimlerinden alıyor.

Türkiye'de naif resmin, çağdaş Türk resminde yöreselleşme ve hatta ulusallaşma süreçleriyle yakından ilgili olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Naif resim uzun süre, batı etkilerinden uzaklaşmanın, kendi kaynaklarına dönmenin temel koşullarından biri olarak alınmıştır. Resme geç yaşlarda başlayan Fahir Aksoy naif bir duyarlığın en iyi bilinen ressamlarındandı.

Terakki Sanat, Naif resim sanatının en iyi temsilcilerinden biri olan ressam Esra Sirman'ın 40 adet prestual üzerine akrilik eserlerini izleyiciyle buluşturdu.

Devamı...
 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 66 - 78 Toplam 1458
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.