Iddias “Az gelişmiş bir ülke zürafaya benzer. Kolaylıkla tanımlayamazsınız; ama görünce hemen tanırsınız.”  -Hans W. Singer- Template
Template Bugün: 12 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 12 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Sibel Kurt Resim Sergisi
Sanat ve Dizayn - Sergi
06 02 2010

Devamı...

Sibel Kurt, tual üzerine karışık teknik, 80 x 100 cm.

Sibel Kurt Resim Sergisi / 05 – 19 şubat 2010, Nurol Sanat Galerisi - Ankara; 25 şubat – 10 mart 2010, Bodrum Oasis Nurol Sanat Galerisi - Bodrum; Nurol Sanat Galerisi, Gelincik Sokak No: 2/2 Kavaklıdere - Çankaya - Ankara, Tel.: (0312) 468 86 70, (0312) 455 10 33, Bodrum Tel.: (0252) 317 00 02

Nurol Sanat Galerisi 2009 / 10 sezonunu Ankara ve Bodrum Galerilerinde Sibel Kurt Resim Sergisi'yle sürdürüyor....

Ressam Sibel Kurt Nurol Sanat Galerisi'ndeki bu sergisinde son dönem çalışmalarını sergiliyor. Sanatçı yeni çalışmalarında ağırlıklı olarak kendi özgün yorumunu kattığı kadın figürleri ve portrelerine yer veriyor.

Sibel Kurt, eserleri için şunları söylüyor:

"..Kadınları, çağdaş ve esprili bir şekilde tuvale yansıtıp, ayrıntılı anlatım ve renklerle yakaladığım coşkuyu, hayallerimi, ruh halimi tuvale aktarmaya çalışıyorum. İzleyicinin yüzündeki tebessüm de sanki bunu başardığımı gösteriyor. Yapacağım resmi hiç bir zaman tasarlamam. Çalışırken tuvalim ve fırçam beni hikayenin sonuna götürür. Bu, heyecan verici bir yolculuk gibidir.."

Mustafa Sekban da sanatçıyla ilgili şunları kaydediyor:

"Sibel Kurt, eserlerinde toplumsal gerçekçilik, psikolojik derinlik, muhalif olma, tanıklık etme zorunluluğu ve meselelerle uğraşmayı akademisyenlere severek bırakır. Çünkü, o bir nakış titizliğinde, bir grafiker edasıyla, oriental kompozisyonlar kurup renklerin coşkusunu fırçasına dolayarak sunar bizlere... Ayrıntılarla uğraşırken de sürrealist bir tat vardır onun eserlerinde."

Devamı...
 
Halil Atılgan: Köy Enstitüsü Mezunu Bir Öğretmenin Ansiklopedik Defteri
Yazarlar - Halil Atılgan
05 02 2010

Devamı...

Mezdağı Yaylası'ndaki evinde otururken, "Kara kaplı" tabir edilen bir defteri elimize geçti. Mübarek defter değil sanki ansiklopedi. Neler yoktu defterde. Ne bilgiler, ne bilgiler. O bilgiler, bu örnek insanın özenerek, hazırladığı "Kara kaplı" defterinde toplanmıştı. İşte bu yazı, Mehmet Yılmaz öğretmenin defterindeki orijinal bilgiler nedeniyle kaleme alındı. Şimdi sizlere bu defterden bazı bilgiler aktarmak istiyorum. Okuyunca sizler de bana hak vereceksiniz. Defterin ilk sayfasında "Anamın Dedikleri" başlığıyla bir bölüm açılmış. Bölümün sağ tarafında anası ve babasının ölüm tarihleri saatiyle, günüyle birlikte yazılmış. Sonra da anasının kullandığı yöresel deyim ve sözcükler sıralanmış. İçinde yöresel beddualar da var... Mehmet Yılmaz öğretmenin ansiklopedik defterinin ikinci bölümünde "dokuz" sayısı ile ilgili deyimler, Türkler de dokuz sayısının önemini anlatan tespitler var... Anadolu'da hanımlara verilen adlar sıralanmış. 47 ad tespit edilmiş...

O, 1 eylül 1933 yılında Osmaniye ilinin, Düziçi ilçesinin Gökçayır köyünde doğdu. Gökçayır'da üç yıllık eğitmen okulunu bitirdikten sonra, Düziçi Köy Enstitüsüne kaydını yaptırdı. Enstitü bünyesinde açılan ilkokul dört ve beşinci sınıfları da okuyarak ilk tahsilini tamamladı. Sonra da Düziçi Köy Enstitüsü'ne devam etti. 1950-1951 öğretim yılında köy enstitüsünü bitirdi. On iki yıl çeşitli köylerde başöğretmenlik yaptıktan sonra, 1964 yılında Adana il merkezine atandı. Değişik ilkokullarda okul müdürlüğü, idarecilik, İlkokul Öğretmenleri Sendikası (İLK SEN ) Başkanlığı, Adana Milli Eğitim Müdürlüğü Atama Komisyon Üyeliği, Adana Öğretmenler Derneği Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1974 yılında Adana Merkez İlköğretim Müdürlüğüne atandı. Bu görevini altı yıl sürdürdü. Bu süre içinde üç kez görevden alınmasına rağmen, Danıştay kararı ile geri döndü. 1979 yılında dördüncü kez görevden alınan öğretmenimiz, Adana Merkez Bahçelievler İlkokul Müdürlüğü'ne atandı. Danıştay kararıyla tekrar yürütmeyi durdurarak İlköğretim Müdürlüğü görevine geri döndü. Fakat göreve başlamadı. 1 haziran 1982 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu. O günden bu güne, kendi köyünde köy enstitülü olmayı en büyük onur kabul ederek hayatını sürdüren, öz geçmişini aktarmaya çalıştığımız bu öğretmenimiz Mehmet Yılmaz'dır.

Mehmet Yılmaz öğretmenle 70'li yıllarda Adana'da birlikte çalıştık. Aynı karavanaya kaşık salladık. Gün oldu ağladık, gün oldu güldük. Dertlerimizi paylaştık. Ben o zaman Adana / Karataş / Kiremitli köyünde öğretmenlik yapıyordum. Sn. Yılmaz Adana Merkez İlköğretim Müdürü idi. Genç, dinamik, işi bilen, lider olma vasıflarını üstünde taşıyan bir yönetici idi. Gölgesi ağır ve de tatlı sertti.

Ben o yıllarda öğretmenliği bırakarak Adana'dan ayrılınca birbirimizin izini kaybettik. Ama onun Düziçi ilçesine bağlı Gökçayır köyünde olduğunu biliyordum. Fakat her nasılsa yolumuz kesişmedi. 17 nisanda Köy Enstitülerinin Kuruluş Yılı Kutlamaları münasebetiyle 2001 yılında Düziçi'ye gittim. Yine karşılaşamadık. Düziçi'ye gidip geldikten sonra, Mehmet Yılmaz öğretmen telefonumu bulmuş beni aradı. Uzun uzun konuştuk. Hasret giderdik. Kader bizi 22 yıldan sonra telefonda bir araya getirdi. O, benden vefalı çıktı. Telefonla başlayan muhabbet, zaman içinde karşı karşıya gelmemizi sağladı.

2004 yılının haziran ayında Düziçi'ye yol düşürdüm. Mehmet Yılmaz öğretmeni Amanos Dağlarındaki Mezdağı Yaylası'nda buldum. Evinin önünde bir şeyler yapıyordu. İşe kendini kaptırdığından geldiğimizi görmedi. Ben selâm verip, kendisine Mehmet Yılmaz'ın evini sordum. Sesimden tanıdı. Kucaklaştık. Hasret giderdik. Sağ olsun çok büyük ilgi gösterdi. Çay ve kahve faslından sonra, birlikte araştırma yapacağımız Gökçayır'a döndük. Köydeki kaynak kişileri tek tek bularak yöre kültürünün derlenmesine vesile oldu. Kısaca hazırladığım "Gel Vur Dağlarından Gavur Dağlarına" adlı kitap çalışmasında bizi yalnız bırakmadı. Ufak tefek eksikliklerimizin hepsini tamamladı.

Gökçayır'daki evinde kitaplığını, arşivini, Atatürk köşesini gösterdi. Atatürk köşesindeki gazete küpürleri dosyası müthişti. Mübalâğasız On Kasım münasebetiyle yayımlanan gazetelerin hepsi bu dosyalarda mevcuttu.

Devamı...
 
Ruhi Su Belgeseli
Sanat ve Dizayn - Belgesel
05 02 2010

Devamı...

Ruhi Su

Film Gösterimi: "Ruhi Su Belgeseli" - Yönetmen: A. Hilmi Etikan; Söyleşi: A. Hilmi Etikan; Yürütücüler: Burhan Gün, Rojda Akbayır / 6 şubat 2010, Saat: 14.00, Türkiye, 2002, 55'; BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Kuloğlu Mah. İstiklal Cad. Gazeteci Erol Dernek Sok., No: 6 Kat: 4, Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 245 89 58 – 0 212 245 90 96

24 ocak 2009'da başlayan "Cumartesi Belgeselleri", Her cumartesi günü saat 14.00'te "BSB Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği Cep Sineması"nda belgesel film gösterimleriyle devam ediyor. Film gösteriminin ardından belgesel filmin yönetmeninin katılımıyla izleyiciler arasında film ve filmin çekim süreci üzerine söyleşi yapılıyor.

Yönetmenliğini A.Hilmi Etikan'ın yaptığı " Ruhi Su" adlı belgesel filmi 6 şubat 2010 cumartesi, saat: 14.00'te BSB Cep Sineması'nda...

Ruhi Su

Yönetmen: A. Hilmi Etikan
Metin Yazarı: Ilgın Su
Görüntü Yönetmeni: Necip Sevindik
Yapım: Ruhi Su Vakfı
Betacam, Renkli, 2002, 55'

1938 yılından, ölümüne kadar, engellenmeler, yasaklanmalar, hiçbir şey Ruhi Su'ya türküler söylemekten onlar üzerinde aralıksız çalışmaktan, korolar oluşturarak türkülerini öğretmekten, olanak bulduğu zaman konserlerde, resitallerde, olanak verilmediği zaman dost evlerinden, gece kulüplerine kadar, elverişli elverişsiz her ortamda türkülerini söylemekten alıkoyamadı.

Türkülerin anlam ve içeriği dünya görüşünü biçimlendirmekte, dünya görüşü, türkülerini sevip yorumlamakta belirleyici etken oldu. Sanatçı-toplum ilişkilerini bilinçle, sevgiyle besleyerek her zaman diri, işlevsel tuttu. Ne sanatından en küçük bir ödün verdi ne de dünya görüşünden.

Devamı...
 
Hakan Yavuz (Ed.): AK PARTİ - Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri
Kitaplık - Politika
05 02 2010

Devamı...

Hakan Yavuz (Ed.): AK PARTİ - Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri. Kitap Yayınevi İnsan ve Toplum Dizisi, İstanbul 2010, 392 S., ISBN 978-605-105-032-4

Ak Parti'nin siyasi yelpazenin merkezine doğru gerçekleştirdiği değişim seçmenler tarafından güvenilir ve müspet algılandı ve 2002 genel seçimlerinde bu parti galip geldi. Bilinen İslami kökleri, liderlerinin geçmişteki faaliyet ve demeçleri göz önünde bulundurulduğunda, bu partinin neden ve nasıl daha liberal bir çizgiyi benimsediğinin açıklanmaya ihtiyacı var. Ak Parti Türkiye'de sessizce gerçekleşen bir dönüşümün nedeni değil sonucudur. Anadolu'da kök salan yeni burjuvazi ile devlet kontrolü dışındaki yeni entelektüel sınıf bu dönüşümün temel failleri.

Ak Parti deneyimi ile ilgili sorulacak pek çok soru bulunuyor: Ak Parti İslami bir parti midir? Tamamen İslami bir hareketin İslami olmayan veya İslami unsurlar taşımayan bir harekete dönüşmesi mümkün müdür? Ak Parti üyelerinin özel hayatlarında dini değerlere bağlı olmaları bu partinin İslami bir parti olarak sınıflandırılması için yeterli midir? Bir parti ya da hareket ne zaman İslamcı olur veya İslamcı oluşu ne zaman sona erer? Parti yönetimi siyasal İslam'la her türlü bağlantıyı reddetse de, biz bu partinin hâlâ İslamcı olduğunu düşünebilir miyiz? Ak Parti'nin durumu, yeni koşullara uyum sağlayabilmiş bir İslami hareketin başarı hikâyesinden çok, İslamcılığını, hatta apaçık İslami köklerini reddettiği derecede Türkiye'de sistemin siyasal İslam'a dönüşme veya siyasal İslam'ı ehlileştirme kabiliyetinin bir hikâyesi midir?

Bu kitapta Hakan Yavuz, Massimo Introvigne, Yalçın Akdoğan, William Hale, İhsan D. Dağı, Sultan Tepe, Ahmet T. Kuru, Ali Çarkoğlu, Gareth Jenkins, Ziya Öniş, Engin Yıldırım, Edibe Sözen, Burhanettin Duran ve Şaban Kardaş Ak Parti'yi değişik yönlerden ele alarak bu sorulara bir yanıt bulmaya çalışıyor.

Devamı...
 
Cemalettin Güzeloğlu, 1. Uluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması'nı Kazandı
Etkinlik - Genel
05 02 2010

Devamı...

Yarışmaya gönderilen eserleri değerlendiren seçici kurul Cemalettin Güzeloğlu'nun karikatürünü birinci, Ukrayna'dan Oleg Goutsol'un karikatürünü ikinci ve Makedonya'dan Jordan Pop-lliev'in karikatürünü de üçüncü olarak belirledi.

Yarışmada dereceye girenlere ödüllerini Turizm Bakanı Ertuğrul Günay EMITT'te veriyor.

Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (TUYED), Anatolia Dergisi ve Anadolu Üniversitesi Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi 'nin düzenlediği yarışmaya 50 ülkeden 265 çizer 588 eser ile katıldı. Dokuz kişilik seçici kurulun ödüle değer bulduğu eserlerin sahiplerine ödülleri, İstanbul Beylikdüzü'nde Tüyap Fuar Merkezi'nde başlayacak EMITT Fuarı'nın 2. Salonundaki Kültür ve Turizm Bakanlığı standında Bakan Ertuğrul Günay tarafından veriliyor.

Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (TUYED), Anatolia Dergisi ile Anadolu Üniversitesi Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin bu yıl ilkini yaptıkları '1.Uluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması' sonuçlandı.

Devamı...
 
Murtaza Demir: 7. Alevi Çalıştayı'na değin notlar...
Güncel Yorum - Genel
04 02 2010

Devamı...

Murtaza Demir (Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı): "Henüz nihai yani Hükümet'e sunulacak rapor tamamlanmamıştır. Ancak 'anladığım kadarıyla' ihtiyati notunu düşerek varılan sonucu şu biçimde tanımlamak olasıdır: Cemevine ibadethane statüsü verilecek ve cemevi, camiye verilen bütün haklardan yararlanacaktır. Alevi-Bektaşiliğin yaşatılması, yolun sürdürülmesi, her türlü altyapı gereksinimlerinin karşılanması ihtiyacı, DİB üzerinden değil, kurumlarımızın ortaklaştıracağı sivil bir sistem üzerinden karşılanacaktır. Zorunlu din dersi kaldırılacak, Alevi-Bektaşiliğe dair bölümleri değişecek, tercihli sistem şeklinde yeniden düzenlenecektir. Madımak Oteli'nin nasıl bir düzenlemeye tabi tutulacağı, taraflarla görüşüldükten sonra kararlaştırılacaktır. Alevi-Bektaşilerin diğer şikâyet ve istemleri, devlet bakanlığı ile aramızda kurulması düşünülen koordinasyon aracılığıyla karşılanacaktır. Diyalog kanalları açık tutulacak, ihtiyaç göstermesi halinde yeni toplantılar yapılacaktır."

Alevi-Sünni değil; mesele demokrat olmak!  

"Siz", "biz"...

Kızılcahamam'da bu terminolojiyle konuştuk...

Birçok arkadaşımızın isminin önünde "Prof." sıfatı vardı. Ancak sıfatlarımız, aşıp, meşruiyete evrilmemize yetmedi. Ve bunca akil adamının aynı masanın etrafında bir araya gelmesi, "siz'li, biz'li" konumlanmamıza engel olamadı. Sonuçta aramızdaki diyaloğa bu dil hâkim oldu.

Tipik Ortadoğulu yaklaşımıyla kategorize olduk ve özellikle de resmî çalışma mesaimiz, başından sonuna değin bu minval üzere sürdü. Resmî mesai ve sonrasının mimarı, Anadolu kültür mirasının değerli temsilcisi Arif Sağ'ın büyük birikimi dahi, istenen iklime ulaşmamıza yetmedi.

Resmî mesai başlar başlamaz, her iki anlayış birden gardımızı alıyor, güya Alevi ve Sünnilerin haklarını savunuyorduk. Kimi zaman öyle bir seviyeden konuşuyordu ki, rehber almamız gereken değerleri, "kul" hakkını, demokratik seviyeyi, vicdanı, insan hak ve hukukunu, inanç özgürlüğünü ve meşruiyeti bir yana bırakıyorduk. Habire "Aleviler, Sünniler", "siz-biz" diyerek konuşuyor, insani ve demokratik değerlere yabancılaşıyorduk. Oysa istemler, çözümler o kadar meşru ve o kadar yalındı ki...

Duruşumuzu ve dilimizi yargılayamadık. İnsan unsurunu unutuyor muyduk?

Nitekim yakın tanımaktan büyük onur duyduğum, bu biçimde kategorize edilmekten huzursuzluklarını her fırsatta gösteren Prof. Dr. A. Yaşar Ocak ve Prof. Dr. Fuat Bozkurt da, insanı yormayan ve ön açan tek cümlelik konuşmalarında bunu öneriyorlardı: "Alevilerin inanma ve ibadethane hakkı kısıtlanamaz, Alevi öğrenciye Sünni müfredat dayatılamaz! "Zorla" din eğitimi-öğretimi olmaz: bu konu üzerinde tartışma dahi yapılamaz!"

Devamı...
 
İsmail Onarlı: Alevilerde Ölü Geleneği
Kültür - Ön-Asya
04 02 2010

Birinci günü kesilen kurban pişirilerek "ölü aşı" yemeği verilir. 40. cı günü ise; "Dârdan İndirme Erkânı / Cemi" düzenlenerek, "toplumdan rızalık" alınarak, Hakk'a yürüyen dârdan indirilir. Kırkıncı günü yine yemek verilir. Bu cemde ölen şahıs aklanır ya da "ulu divan"a bırakılarak "uhrevi dünya"ya yolcu edilir.

Alevilikte mücerretlik yoktur. Doğurganlık, üretim, paylaşım, katılımcılık, çoğulculuk, özgürlük ve eşitlik temeldir. Hayat mücadeledir: Doğum, evlenme, ölüm yaşamın önemli birer evresidir.

Çorum, Amasya, Samsun. Ordu, Yozgat, Tokat bölgesinde "Su Selası"nda "Hitit gelenek ve göreneği" aynen Alevi inanç ve töresine geçmiştir. Malatya yöresinde mukim Alevi Kürt Atma Aşireti'nde ölen Aşiret Reisi veya efradı ile bir zengin şahıs ise onun için "Koç" veya "Teke" kurban edilerek 7 gün "ölü aşı" şöleni verilir ki, bu da"Hitit gelenek ve göreneği"nde dini ayinin bir ürünüdür. Atûfî Hayreddin Hızır'ın çiftliğinin olduğu ve bugün üç köyün bulunduğu yörede Hitit Höyükleri ve kalıntıları vardır. Hakk'a yürüyen bir kimse (kadın veya erkek) daha naaşı gömülmeden bir "Dâr / Toprak Kurbanı" tığlanır. Ölen kişi fakir ise cemaat kendi arasında para toplayarak kurban keser ve borçlarını öderler. Cenaze evden çıkarken "Su Selası" denilen dini ayinle "Hüseynî makamında" Teslim Abdal'ın bir nefesi söylenerek uğurlanır ve ardından bir barkaç / kova su dökülerek ölen şahıs "dâr-ı bekâya" yolcu edilir.

Cenazenin defnedildiği (sırlandığı) günü akşamı ölen şahıs, "Dâra Çekilir", ve "Ölü Dârı Erkânı ve Cemi" düzenlenir. Dersim bölgesinde ölü dârına "Meyyit Cemi" denmektedir. Samsun-Terme'nin Sivaslılar Köyü'nde kadınlar ayakta yas içinde çeneleri fındık çubuklarına dayalı olarak "dâr'a dururlar". Ölen şahsın musahibi ile birinci derecede ki akrabaları ilk gün dede tarafından batînen sorgulanır, sorumluluk ve yükümlülük altına sokulurlar. Meftanın insanlara borcu-alacağı varsa ödenir. İncinen varsa rızalığı alınır. Ölen şahıs "kul hakkı"yla "dâr-ı bekâ"ya gitmez. Bu dünyada aklanır-paklanır, durulur-arınır ya da düşkün olarak gönderilir. Dede ölen insan için şu özdeyişi söyler: "Eğer önünde ki kadifeyse onu sen dokudun. Yok eğer 'Diken'se onu da sen diktin" bu çerçevede mevta sorulsun sorgulansın.

Devamı...
 
Ferdan Ergut: II. Meşrutiyet'i Yeniden Düşünmek
Kitaplık - Tarih
03 02 2010

Devamı...

Ferdan Ergut (Der.): II. Meşrutiyet'i Yeniden Düşünmek. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2010, 298 S., ISBN 978-975-333-240-8

Ferdan Ergut'un "II. Meşrutiyet'i Yeniden Düşünmek" adlı derlemesi, Tarih Vakfı'nın İzmir Ekonomi Üniversitesi ile birlikte 19-21 eylül 2008 tarihlerinde gerçekleştirdiği, "2008'den 1908'e Bakışlar" başlıklı sempozyumda sunulan tebliğlerin makaleleştirilmesiyle oluşmuş.

"2008'den 1908'e Bakışlar" adlı sempozyumun düzenleme kurulunda Ferdan Ergut, Uygur Kocabaşoğlu ve Zafer Toprak bulunuyordu.

"1908" gibi oldukça tartışmalı, zor ama modern Türkiye açısından bir o kadar da yaşamsal olan tarihsel bir olay ve onun açtığı dönemin üç gün boyunca tartışıldığı toplantı, iki açıdan çok önemli. Birincisi, konu bugüne kadar yapıldığı gibi sadece siyasal bağlamda değil, buna ek olarak kültür, sanat, hukuk ve toplumsal bağlamlarda da ele alınmış. İkincisi, sempozyum bir çeşit kuşaklar buluşmasını gerçekleştirmiş.

Makaleler Türkiye'de tarihçilğin önemli bir eşiği geçmiş durumda olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye artık geçmişte, tarihi dar (ve siyasal) bir alana sıkıştıran ortodoksinin yerine, farklı temaları farklı bağlamlara oturtmaya çaba sarf ederek yeni perspektifler geliştiren, diğer sosyal bilim disiplinleriyle etkileşim hâlindeki bir tarihçilikle karşı karşı.

"II. Meşrutiyet'i Yeniden Düşünmek" adlı derlemeye katkıda bulunanlar: Mehmet Ö. Alkan, Zeki Arıkan, Suavi Aydın, Fatmagül Berktay, Y. Doğan Çetinkaya, Fevzi Demir, Fatmagül Demirel, Deniz Dölek, Ferdan Ergut, Hasan Kayalı, Orhan Koloğlu, Erol Köroğlu, Naci Kutlay, Burçak Madran, Sabine Prätor, Efdal Sevinçli, Ömer Türkoğlu.

Eserde "II. Meşrutiyet ve Milliyetçilikler", "II. Meşrutiyet ve Kültür / Sanat", "II. Meşrutiyet ve Siyaset / Hukuk" başlıkları altında, yöntemsel bir yaklaşımın yanı sıra, Halide Edip Adıvar, Ziya Somar, "Militer Türk-İslam Sentezi", İttihad Terakki ve Kürtler", "Doktor Kamil Bey ve Oyunları", müzik hayatı, "toplumsal müzeler", "Seyyar Sulh Hâkimleri", "Meclis-i Mebusan" vb. gibi konular ele alınıyor. 

Devamı...
 
Süheyla Taşçıer: Esmere Çaldı Yüreğim
Edebiyat - Şiir
03 02 2010

Devamı...

Gözlerini, tükettiği aşklarıyla arkasına aldığı Ankara'da dünyaya açtı. Siyasi 7 gün dergisinde yayımlanan "Türkiye'deki Bunalım", "TRT'nin Yakasından düşün", "Halk Eğitimi", "Altındağ Halkını Tanıyalım" başlıklı yazıları usta yazar ve gazetecilerin dikkatini çekti; ayrıntılı olarak bakınız...

esmere çaldı yüreğim

sen gittiğin zaman
gün soldu
balkondaki çiçekler boynun büktü

kumrular sevişmedi
bülbül şakımadı
gül küstü

sen gittiğin zaman
ağaçlar durdu
deniz yürümedi
dağlar ağladı

sen gittiğin zaman
türküler sustu

ve

Devamı...
 
"Mavi Sesler"
Sanat ve Dizayn - Sergi
03 02 2010

Devamı...

Serkan Şen, tual üzeri yağlıboya, 110 x 210 cm., 2010

Üstteki: Serkan Şen, tual üzeri yağlıboya, 40 x 90 cm., 2009; alttaki: Serkan Şen, tual üzeri yağlıboya, 110 x 210 cm., 2010

Serkan Şen Resim Sergisi - "Mavi Sesler" / 5 – 26 şubat 2010; Galeri Soyut, Yıldızevler Mah. Tagore Cad. (4.Cad.) Şehit Mustafa Doğan Sokak. No: 82/A Çankaya - 06550 Ankara, Tel: ( 0312) 438 86 70

Galeri Soyut, Serkan Şen Resim Sergisi "Mavi Sesler"i 5 – 26 şubat 2010 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

Resimlerinde duru bir anlatıma ışık tutan Serkan Şen, mekanlar içinde insan yaşamı ve davranışlarının farklı karakter ve ifadelerde görüntülerini oluşturuyor. Bu görüntüleri güçlü desen ve lekelerle pekiştirerek plastik bir anlayış içinde resmederken, izleyiciyi de bu duruluğa davet ediyor. Günlük yaşam ve hayatın içinden konuları farklı tatlarla sunarak, toplumda var olan her tür nesne ve özellikle insan ve insan ilişkilerine yer veriyor. Daha önceki resimlerinde yer alan renklilik yerini yavaş yavaş durgunluğa bırakırken, deniz ve insan temasının oluşturduğu kurgular yaz görüntüleriyle yaşam buluyor. Tatilin kurmaca gerçekliği, figürlerin, yaşamın yorgunluğunu atmakta olduğunu belirten ifadeleriyle pekişiyor.

Serkan Şen'de rastlantısal olana pek yer verilmeden disiplinli ve sağlam bir figür anlayışı söz konusu. Yalın bir anlatıma başvurularak oluşturulmuş hareketli figürler plastik zenginlikle desteklenerek resimlere duygu katıyor. Kurgularda her şey olabildiğince abartısız ve dengeli. Tuvale giren ışık oyunları bu dengeyi pekiştiren ana unsur. Kompozisyonlarda fon-figür ilişkisi belli bir an'ın görüntüsüyle oluşurken, zamanın gerçekliğiyle desteklenen ışığın etkisiyle yüzey üzerinde derinlik kazanması sağlanıyor.

Devamı...
 
Fikir Aşamasından Bir Filmin Hayata Geçirilmesine: Kısa Film Atölyesi
Etkinlik - Atölye Çalışması
03 02 2010

Cem Başeskioğlu - Kısa Film Atölyesi / 7 şubat - 25 nisan 2010; İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak Özverim Apt, 32/2 Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 292 42 01 / (0212) 292 18 07

İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), 7 şubat - 25 nisan 2010 tarihlerinde kısa film atölyesi düzenliyor. Yönetmen Cem Başeskioğlu'nun eğitmenliğindeki atölyede, fikir aşamasından bir filmin hayata geçirilmesine kadar geçen tüm süreç deneyimleniyor. Her pazar 15.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek atölyede, teorik eğitimin yanı sıra fikir aşamasından başlayarak bir filmin hayata geçirilmesine kadar geçen tüm sürecin deneyimleneceği bir çalışma hedefleniyor. Katılımcıların atölyenin sonunda ortak bir çalışmayla üretecekleri kısa film, İFSAK'ta düzenlenecek sertifika töreniyle birlikte gösteriliyor.

Cem Başeskioğlu

1972'de doğdu. Marmara Üniversitesi Sinema TV bölümünü bitirdi. Üniversite yıllarında çektiği "Dat Poenas Luidata Fides" isimli kısa filmi, 7. Adana Altın Koza Kısa Film Yarışması'nda Öğrenci Filmleri Yarışması Mansiyon'u aldı. Başrollerinde Işık Yenersu, Zeynep Eronat ve Fikret Kuşkan'ın yer aldığı ilk uzun metrajlı filmi "Sen Ne Dilersen", 17. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı dalında ödül kazandı. 2009 yılı içinde çekimlerine başlamayı planladığı "Merhamet" isimli yeni filminin senaryosu, Kültür Bakanlığı tarafından desteklendi ve Balkan Fonu'na seçildi.

Devamı...
 
"Keşan" ve "Peştemal" Aslı Özen'in tablolarında yeniden hayat buluyor
Sanat ve Dizayn - Resim
02 02 2010

Devamı...

Aslı Özen, isimsiz, 70 x 50 cm. tual üzeri akrilik

Üstteki: Aslı Özen, isimsiz, 75 x 50 cm. tual üzeri akrilik;  alttaki: Aslı Özen, isimsiz, 70 x 50 cm. tual üzeri akrilik

Aslı (Çakar) Özen

'Keşan' veya 'Keşen' ile 'Peştemal', Trabzon'da, Ordu'da Giresun'da kadınların kullandığı ve yerel tezgahlarda dokunan bir çeşit başörtüsüdür.

Aslı (Çakar) Özen'in akrilik boya tekniğiyle yapılmış tablolarında "Keşan" ve "Peştemal" yeniden hayat buluyor.

İlk dönem resimlerinde, grafiksel anlatımı ağırlık kazanan konuları yağlı boya tekniği ile çalışan Aslı (Çakar) Özen, son dönem çalışmalarında, sosyal içerikli figüratif konuları mekan figür bağlantısı kurarak akrilik boya tekniği kullanıyor.

Trabzon'a özgü yöresel dokuyu çalışmalarında konu edinen ressam, "keşan" ve "peştemal"i evrensel kaygılar içerisinde sanatsal ögeler kullanarak ifade ediyor.

Aslı (Çakar) Özen ayrıca kil, ahşap, hamur seramiği ve taştan da küçük boyda heykelcikler üretiyor.

Aslı (Çakar) Özen

1956'da doğdu. Trabzon'lu olan ressam Samsun Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nü ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi'ni bitirdi.

Samsun Eğitim Enstitüsü'nde Adem Genç, Numan Aslan, Hüseyin Bilgin ve Fikri Cantürk'ün öğrencisi oldu. Halen Gaziantep Özel Sanko Okulları Sanat Bölüm Başkanlığı'nı ve Sanko Sanat Galerisi seçici kurul üyeliğini yürütüyor.

Resim çalışmalarına özel atölyesinde devam ediyor.

Devamı...
 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 66 - 78 Toplam 1446
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.