Iddias “Kültür, doğanın yarattıklarına karşılık insanoğlunun yarattığı hemen herşey'dir.”  -Marx- Template
Template Bugün: 21 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 8 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
"Asya Minor... Yeniden"
Sanat ve Dizayn - Belgesel
19 02 2010

Devamı...

Asya Minor… Yeniden -  Yönetmen: Tahsin İşbilen, 2008

"Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit" - Asya Minor… Yeniden / Yönetmen: Tahsin İşbilen; Metin Yazarı: Tahsin İşbilen; Araştırma / Yapım Yönetmeni: Işın Turgut; Özgün Müzik: Müşfik Turgut; Yunanca Çeviri / Yunanistan Koordinasyon: Tanaş Çimbis; Proje Koordinatörü: Keramettin Akbaş; 2008, 55'; Türkçe / Yunanca

Beşiktaş Belediyesi'nin Belgesel Sinemacılar Birliği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile düzenlediği "Bir Belgesel Bir Gazeteci Çay ve Simit" günlerinin üçüncüsünde Yunanistan'dan Türkiye'ye sığınan 60 bin insanın öyküsünü içeren ve yönetmenliğini Tahsin İşbilen'in yaptığı "Asya Minor... Yeniden" adlı belgesel gösteriliyor. Levent Kültür Merkezi'nde 24 şubat 2010 çarşamba günü saat 19.00'daki geceye Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal'ın yanı sıra filmin yönetmeni Tahsin İşbilen ve Apoyevmatini Gazetesi'nden Mihail Vasiliadis katılıyor.

İkinci Dünya Savaşı'nda işgalden kaçarak güvenliği Türkiye'de arayan Yunanlılar bu savaşın Türkiye ve Yunanistan'ı ilgilendiren ortak bir yönü. Yunanistan, Almanya tarafından işgal edildiğinde, başlıca üç nedenle Yunanlılar ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Siviller açlık nedeni ile, askerler Mısır'daki sürgün hükümetinin hizmetinde görev yapmak için, direnişçiler ise mücadelelerini ana karada sürdürebilmek için adalardan kaçtılar. 60 binden fazla Yunanlı o dönemde Anadolu'ya kaçtı. "Asya Minor... Yeniden" belgeseli, Kostas Demerci'nin anılarından ve oğlu Nikos Demerci'nin ağzından o günleri anlatıyor.

Asya Minor… Yeniden

Yönetmen: Tahsin İşbilen
Metin Yazarı: Tahsin İşbilen
Araştırma / Yapım Yönetmeni: Işın Turgut
Özgün Müzik: Müşfik Turgut
Yunanca Çeviri / Yunanistan Koordinasyon: Tanaş Çimbis
Proje Koordinatörü: Keramettin Akbaş
2008, 55'
Türkçe / Yunanca

"3 mayıs 1943 de, köyümüzün karakol komutanı İoannis Hannis, 22 kişinin tutuklanacağı haberini verdi bize. Bunların arasında ben ve Georgios Karathanasis de varmış. Aramızda bir durum değerlendirme toplantısı yaptık ve çoğunluk Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Çünkü artık bizler için Samos’da hayat çok zordu. Samos dağları direnişçilerle dolmuştu. Buralarda barınmak zordu ve bizim de o koşullarda yaşamak için yaşımız oldukça ileriydi. Akşam bu durumu eşime anlattım, durumumuz tehlikede, ben dört çocuğumdan ikisini, Niko ile Eftihia'yı alıp gideceğim dedim. Karamanolis'in dediğine göre orada çocuklar için okullar varmış. Yaşlı gözlerle eşim, diğer çocuklarım, kayınvalidem ve kayınpederimle vedalaşıp İtalyanlar ve işbirlikçilerinden kaçmak için harekete geçtim." (Kostas Demerci)

Devamı...
 
"Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla"
Sanat ve Dizayn - Sergi
19 02 2010

Devamı...

Semiha Berksoy - 'Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla' / 12 şubat - 21 mart 2010; Kâzım Taşkent Sanat Galerisi-Sermet Çifter Salonu, Yapı Kredi Kültür Merkezi

Semiha Berksoy - 'Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla' / 12 şubat - 21 mart 2010; Kâzım Taşkent Sanat Galerisi-Sermet Çifter Salonu, Yapı Kredi Kültür Merkezi

Semiha Berksoy - "Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla" / 12 şubat - 21 mart 2010; Kâzım Taşkent Sanat Galerisi-Sermet Çifter Salonu, Yapı Kredi Kültür Merkezi, İstiklal Caddesi, No: 161-161A, Kat: Z ve Kat: 1, Beyoğlu - 34433 İstanbul, Tel.: (0212) 252 47 00

"Do sesini verdim, ölümü yendim", "Bütün dünyam odamın içinde" diyen Semiha Berksoy 100 yaşında, Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde...

"Semiha Berksoy, cesaretinden aldığı güç ve özgüvenle ilklerin kadını olmayı başardı:

» İlk sesli Türk Filminde oynayan kadın aktör,
» Türkiye'nin ilk operasında söyleyen soprano,
» Avrupa'da sahneye çıkan ilk Türk kadını,
» Türkiye'nin ilk profesyonel kadın opera sanatçısı,
» Bedeni dahil her şeyiyle ilk 'külli' sanatçımız...

Namık İsmail atölyesinde aldığı resim eğitimini kendi üslubuyla geliştirip ömrünü resmetti. Belki de bu yüzden hiçbir resmini satmaya ya da armağan etmeye kıyamadı. Resimleri ömrünün bir parçası, çocuğuydu adeta.

Kimseye müdanaası olmayan Semiha Berksoy resimlerini yaparken de "Başkaları ne düşünür?" kaygısını taşımadı. Onun en büyük kaygısı, yapıtlarında ifadeyi abartısız ve dolambaçsız verebilmekti.

Özellikle portrelerinde bu kaygı daha iyi anlaşılır, sanki portresi yapılanın suretini değil de ruhunu görür, aklınızla dokunursunuz bu ruha.

Yıllar geçtikçe sanki bu portreler de yıllarla birlikte yaş alır, bilgeleşir. Ama Semiha Berksoy hep genç kalır; düşüncesi ve enerjisiyle hep genç, hep cesur, hep daha ötede ve bilge..."

diyor, serginin küratörü ve tasarımcısı M. Melih Güneş "à la Semiha" başlıklı yazısında "Semiha Berksoy - 'Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla'" (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2010, 254 S., ISBN 978-975-08-1741-0) adlı sergi kataloğunda.

"İlklerin kadını" olarak bilinen, sanatı uluslararası camiada hayranlıkla karşılanan Semiha Berksoy 100 yaşında! Cumhuriyet dönemi sanatının sembolü olan Berksoy'un 100.doğum yılı nedeniyle Yapı Kredi Kültür Merkezi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi ve Sermet Çifter Salonu'nda 12 şubat - 21 mart 2010 tarihleri arasında iki sergi açıldı: "Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla".

Devamı...
 
Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu
Etkinlik - Sempozyum
18 02 2010

Devamı...

Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu / 20 - 21 şubat 2010, İstanbul

Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu / 20 - 21 şubat 2010, İstanbul

Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu / 20 - 21 şubat 2010, İstanbul; Holiday Inn Istanbul Airport North, Mahmutbey Mah. Taşocağı Yolu Cad. No:35, Bağcılar - 34217 İstanbul, Tel.: (0212) 410 06 02

Bağcılar Belediyesi büyük Türk Mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi anısına 20-21 şubat 2010 tarihleri arasında uluslararası akademik bir sempozyum düzenliyor.

Hoca Ahmet Yesevi'nin Orta Asya'dan Anadolu ve Balkanlar'a kadar uzanan geniş coğrafyadaki etkisi ile İslam medeniyetine katkısı üzerine sunumların gerçekleştirileceği sempozyuma, Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Arnavutluk, Kazan, Doğu Türkistan ve Pakistan'dan 30'dan fazla uzman katılıyor.

Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu'nda "Hoca Ahmed Yesevi'nin Hayatı, Fikirleri ve Divan-ı Hikmet", "Ahmed Yesevi'nin Takipçileri", "Orta Asya'dan Balkanlar'a Ahmed Yesevi'nin Tesirleri", "Dünden Bugüne Eserlerde Yesevilik" ve "Yesevilik Araştırmaları" adını taşıyan 5 oturumda "Hoca Ahmed Yesevi ve Divan-ı Hikmet", "Hicrî 6. Yüzyılda Maverâünnehir'de Tasavvuf", "Hoca Ahmed Yesevi'de Sünnet Bilinci", "Hasan Şükrü Efendi'nin Divân-ı Hikmet Tercümesi", "Divan-ı Hikmet'te, İsimlerinden Söz Edilen Tarihi Kişilikler", "XIV. yy'da Yazılmış Çağatayca Bir Yesevi Eseri: Hoca İshak B. İsmail Ata'nın Hadîkatü'l-Ârifîn'i", "Kazakistan Milli Kütüphanesi'ndeki Süleyman Bakirgani Eserinin Kazakistan'da Yayınlanması ve Araştırılması", ""Semeratü'l-Meşayıh" İsimli Eserde Yesevi Şeyhleri", "Çağatay Şairi Atayi'nin Divanında Tasavvufi Unsurlar", "Taşkent'teki Yeseviyye Tarikatı Mensuplarının Mezarları", "Anadolu ve Balkanlar'da Yesevilik ve Yesevi'nin Anadolu'ya Etkisi", "Arnavut Tasavvuf Kültürüne Hoca Ahmed Yesevi'nin Etkisi", "Kırgız Edebiyatında Hoca Ahmed Yesevi", "Kazan-Tatar Tasavvuf Edebiyatı ve Ahmed Yesevi", "Çin'de Hoca Ahmed Yesevi Araştırmaları ve Yesevi'nin Dini ve Ahlaki Görüşlerinin Etkisi", "Yesevilik ve Anadolu Sufiliği Üzerine Bazı Tespitler", "Hazini ve Eserlerinin Yesevi Çalışmalarındaki Yeri", "Hazini Divanında Ahmed Yesevi ve Yesevilik", "Tarikatına Yapılan Atıflar", "Hazini'nin Menbaü'l-Ebhar'ı ve Hazini'ye Göre Fakr Kavramı", "M. Necati Sepetçioğlu Romanlarında Ahmed Yesevi", "Divan-ı Hikmet'in Dili", "New Sources On The History Of Yasawiya In Turkistan (Türkistan'da Yesevilik Tarihi Üzerine Yeni Kaynaklar)", "Türk Edebiyatı'nda 'Hikmet' Türü", "Ahmet Yesevi'nin Türk Tarihindeki Yeri", "XX. Yüzyıl Özbekistan'da Divan-ı Hikmet Baskıları ve Araştırmaları", "Some Glimpses Of Sheikh Ahmed Yesevi's Mystic Thought In The Light Of Lamahat min Nafahat al-Quds (Şeyh Ahmed Yesevi'nin Tasavvufi Düşüncesine Lemahat min Nefahat el-Kuds Işığında Kısa Bir Bakış)" ve "Batı'da Yesevilik Çalışmaları" konularında 27 bildiri sunuluyor.

Neden Bağcılar'da yapılıyor? 

Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, "Neden Bağcılar'da Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu yapılıyor?" sorusunun cevabını şı şekilde veriyor:

Devamı...
 
Toplum - Gelenek Tarafından Dışlanmış Olanın İmajı
Sanat ve Dizayn - Sergi
17 02 2010

Devamı...

Turgut Mutlugöz Resim Sergisi / 13 şubat - 7 mart 2010; Harmony Sanat Galerisi, İcadiye Cad. No: 42-A Kuzguncuk - Üsküdar - İstanbul, Tel.: (0216) 553 21 67

Turgut Mutlugöz'ün 3. kişisel sergisi, 13 şubat - 7 mart 2010 tarihleri arasında Harmony Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nü birincilikle bitiren Turgut Mutlugöz, üçüncü kişisel resim sergisini Kuzguncuk'taki Harmony Sanat Galerisi'nde açtı. Ressamın tercihine bağlı olarak seçilmiş yüzlerin, nesnelerin ve mekânların bileşiminden oluşan sergi 7 mart'a kadar gezilebilir.

Harmony Sanat Galerisi, ressam Turgut Mutlugöz'ün üçüncü kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 13 şubat tarihi itibariyle kapılarını açan ve 7 Mart'a kadar gezilebilecek olan sergide Turgut Mutlugöz, hayata dair geçmişi olanı, birey olarak insanın yaşadığı çevre içerisindeki bunalımlarını ve toplum-gelenek tarafından dışlanmış olanın imajlarını bir öz hesaplaşma alanı olarak belirleyerek resimlerinin kurgusal iç dünyasını oluşturuyor.

Bu anlamda resminin içsel yapısını gelenekten bağlarını koparmadan, ağır sayılabilecek bir ışık-gölge kontrastı ile desteklediğini varsayan Mutlugöz, başka bir anlamda da seçici olarak baskın olanı, kazananı ya da güzel olanı görmezden gelerek, grotesk bir imajlar kolokyumunu temalarında yeğ tutuyor. Ayrıca kurgusal olarak birincil önem taşıyan insan ile soyutlanmış mekân arasındaki belirsiz kılınmış ilişki, izleyici ile yapıt arasındaki en büyük gerilimi oluşturuyor. Sergi, ressamın tercihine bağlı olarak seçilmiş yüzlerin, nesnelerin ve mekânların bileşiminden oluşuyor.

Devamı...
 
"Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı"
Sanat ve Dizayn - Sergi
17 02 2010

Devamı...

'Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı' / 7 ekim 2009 – 7 mart 2010; İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı

"Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" / 7 ekim 2009 – 7 mart 2010; İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı, Beşiktaş - İstanbul, Tel.: (0212) 327 43 45 - 46

"Taht Arkalığı"; Sultan II. Abdülhamid Dönemine (1876-1909) Ait Kroşe; Fethiye Kalyonu'nun, Şeref Resan Fırkateyni'nin, Zırhlı Orhaniye Fırkateyni'nin, Ertuğrul Yatı'nın Kıç Armaları; Sultan III. Selim, Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid'e ait tuğralar; Zırhlı Orhaniye Fırkateyni'ne Ait Baş Arması; İstanbul Vapuru, Şevket Nüma Gambotu, Pertev Piyale Vapuru, Ejder Torpidosu, Edirne Korveti, Peyk-i Nusret, Peyk-i Zafer Kalyonu, Fethiye Kalyonu, Berk-i Efşan Torpido Botu, Rehber-i Tevfik Fırkateyni isim levhaları; Mahmudiye Kalyonu Yarım Modeli, Asar-ı Tevfik Zırhlısı Gemi Baş Figürü, Şeref-resan Fırkateyni Gemi Baş Figürü...

İstanbul Deniz Müzesi, "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" adlı yukarıda adı geçen objeleri de içeren bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, 7 ekim 2009 – 7 mart 2010 tarihleri arasında ziyaretçilere açık.

"Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisi, İstanbul Deniz Müzesi koleksiyonunda bulunan eserleri içeriyor. Sergide 106 parça, 18 adet arma, 5 adet gemi baş figürü, 22 adet tuğra, 28 adet gemi isim levhası ve 33 adet muhtelif ahşap süsleme obje olarak meraklısının bilgisine sunuluyor.

Sergideki eserler gemi baş figürleri, armalar, tuğralar ve gemi isim levhaları olmak üzere 4 gruptan oluşuyor. Bu 4 grubun yanı sıra bahriyeye ait gemilerde, kayıklarda ve binalarda kullanılan ahşap süslemeler de bulunuyor.

Devamı...
 
Roz Kohen: Tant Sarina
Kültür - Ön-Asya
16 02 2010

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 6

Devamı...

Annemin yaşlı ve dul Sarina teyzesi, kırkını aşkın kızı Raşhel ile Kuledibi'nin Bitpazarı'na bakan Küçük Hendek sokağının başında tek odalı bir apartmanın giriş katında otururdu. Annem sık sık onu ziyaret eder, beni de beraberinde götürürdü. 1950'li yıllarda, çocukluğumda sıkıcı bulduğum bu ziyaretler, Sarina teyzenin İsrail'e göçü ile sona erdi. Daha sonraki yazışmalarda, Sarina teyze, yeni ve umut dolu yaşamını İstanbul'daki ailesi ile paylaşmaya devam etti...

Devamı...
 
"Bana Hergün Pazar"
Sanat ve Dizayn - Belgesel
15 02 2010

Devamı...

Bana Hergün Pazar / Yönetmen: Sermin Ildırar; Senaryo: Sermin Ildırar; Yapımcı: Serdar Gürmen; Kurgu: M. Yasin Yalva; Müzik: Gürol Ağırbaş; Stüdyo: 3P Stüdyoları; Kameraman: Ümit Aksoy, Osman Sözeri, Ali Karabulut; Grafik Tasarım: Sevinç Gürmen; 2010, 17'

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Sermin Ildırar'ın yönetmenliğinde gerçekleştirilen "Bana Hergün Pazar" filmi ilk gösterimini 17 şubat 2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Cep Sineması'nda saat 13.00'da yapıyor.

17 dakikalık belgesel film, farklı yapısı ve sunumuyla dikkatleri üzerine çekiyor.

Bana Hergün Pazar

Yönetmen: Sermin Ildırar
Senaryo: Sermin Ildırar
Yapımcı: Serdar Gürmen
Kurgu: M. Yasin Yalva
Müzik: Gürol Ağırbaş
Stüdyo: 3P Stüdyoları
Kameraman: Ümit Aksoy, Osman Sözeri, Ali Karabulut
Grafik Tasarım: Sevinç Gürmen
2010, 17'

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projeleri arasında yer alan çalışma, İstanbul'daki semt pazarlarını mercek altına alıyor. Film için İstanbul'un dokuz ayrı semt pazarında (Paşabahçe, Kadıköy, Fatih, Ulus, Gültepe, Büyük Ada, Üsküdar, Beşiktaş ve Bahçeşehir) çekimler yapılmış; bunların her biri filmde farklı bir kare içinde kurgulanarak pazarların renkli, neşeli, telaşlı, karmaşık yapısı film biçimine dönüştürülmüş.

Devamı...
 
Zeliha Berksoy, bir Nâzım şiiri "Jokond ile Si-Ya-U" ile sahnede
Etkinlik - Tiyatro
15 02 2010

Devamı...

Zeliha Berksoy - "Jokond ile Si-Ya-U" / 12 mart 2010, Saat: 20.30; Boğaziçi Üniversitesi, Albert Long Hall (BTS) Binası, Bebek - 34342 İstanbul, Tel.: (0212) 359 58 13-19

Zeliha Berksoy'un tek kişilik oyunu "Jokond ile Si-Ya-U", 12 mart 2010'da Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall (BTS) binasında sahneleniyor.

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) ve Semiha Berksoy Opera Vakfı, en az 21 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin eğitimine katkıda bulunmak amacıyla, 12 mart 2010 cuma akşamı "Jokond ile Si-Ya-U" isimli bir tiyatro gösterisi düzenliyor. Tiyatro Sanatçısı Zeliha Berksoy'un bu tek kişilik oyunu, Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall (BTS) binasında saat 20.30'da sahneleniyor.

Bir Nâzım şiiri

Nâzım Hikmet'in "Jokond ile Si-Ya-U" isimli şiiri, Leonardo da Vinci'nin ünlü Mona Lisa (Jokond) tablosu ile Çinli devrimci şair Si-Ya-U arasındaki maceralı ilişkiyi anlatıyor. Şiiri tek kişilik oyun olarak sahneye aktaran Zeliha Berksoy, 2008 yılında yapılan 16. İstanbul Tiyatro Festivali'nde ilk gösteriyi gerçekleştirdi.

Oyunda sözü edilen Çinli şair Si-Ya-U, Nâzım Hikmet'in 1922'de Moskova'da Kutv Üniversitesi'nde tanıdığı bir okul arkadaşı. 1928'de Moskova'dan Türkiye'ye dönen Nâzım Hikmet, Çinli arkadaşının öldürüldüğü haberini aldı ve yazmakta olduğu şiirini Şangay'da kafası kesilen arkadaşı Si-Ya-U'nun anısına ithaf etti.

Devamı...
 
"New York Tünellerinin Sakinleri"
Sanat ve Dizayn - Belgesel
15 02 2010

Devamı...

Film Gösterimi: "New York Tünellerinin Sakinleri" - Yönetmen: Chantal Lasbats; Söyleşi: "Şehrin Ötekileri ve Öteki Şehir" - Yrd. Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan / 18 şubat 2010, Saat 18:30, Fransa, 2009, 52'; Osmanlı Bankası Müzesi; İTÜ Taşkışla Binası 127 no.lu Konferans Salonu, Taksim - 80191 İstanbul, Tel.: (0212) 292 76 05

Osmanlı Bankası Müzesi'nin Sinema Programı, yönetmenliğini Chantal Lasbats'ın üstlendiği New York Tünellerinin Sakinleri adlı belgeselle devam ediyor. "Toplumsal Hafıza" teması altında, 18 şubat 2010 perşembe günü saat 18:30'da İTÜ Taşkışla binasındaki gösterimin ardından, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan, Şehrin Ötekileri ve Öteki Şehir başlıklı bir söyleşi gerçekleştiriyor.

Belgesel, izleyiciyi, yerin 18 kat altına kadar inen ve sonsuz bir labirent oluşturan tüneller arasından, yüzlerce kadın ve erkeğin hayatının altüst olduğu noktada (birçoğunun 11 Eylül saldırısından çok önce) sığındığı, farklı bir New York'a götürüyor. Yönetmen, karanlıklar dünyasının halkıyla tanıştırmak istediği seyirciye, bir yeraltı sığınağında, eski ızgara demirleri, kullanılmayan merdivenler ve içinden geçilmesi imkânsız görünen delikler arasında rehberlik ediyor, bilinmezliğin tam ortasına düşürüyor.

Yrd. Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan

Lisans derecesini, 1990 yılında, sosyoloji ve psikoloji dallarında Boğaziçi Üniversitesi'nden aldı. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını, 1997 yılında sosyal antropoloji alanında ABD'de Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de tamamladı. Türkiye'de Koç Üniversitesi'nde, ABD'de ise Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley ve Stanford Üniversitelerinde ders verdi. Şehir antropolojisi, siyaset antropolojisi, maddi kültür çalışmaları, sosyoloji ve antropoloji kuramı alanlarında araştırmalar yaptı. İstanbul ve Çatalhöyük'te araştırma projeleri yürüttü. Bir süredir, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Biray Kolluoğlu ile birlikte, TÜBİTAK tarafından desteklenen "1990 Sonrası İstanbul'da Kentsel Dönüşüm ve Sosyal Tabakalaşma" adlı araştırma projesini yürütüyor. Halen, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

Devamı...
 
Molière Efendi
Etkinlik - Tiyatro
15 02 2010

Devamı...

Molière Efendi / 16 şubat 2010, Saat: 14.00 ve 19.30; İstanbul Fransız Kültür Merkezi, İstiklal Caddesi N °4, Taksim - 34435 İstanbul, Tel.: (0212) 393 81 11 - 117

İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nde 16 şubat 2010 salı günü saat 14:00 ve 19:30'da Tiyatro Boğaziçi tarafından metni yazılan "Molière Efendi" adlı oyun seyirciyle buluşuyor.

Oyuncular : Burak Akyunak, Duygu Dalyanoğlu, Eser Dilsiz, İlker Yasin Keskin, Aysel Yıldırım
Işık ve efekt : Uluç Esen

Metni, Tiyatro Boğaziçi tarafından, Molière üzerinde yapılan araştırmalara dayanarak oluşturulan oyun, her yaştan tiyatro seyircisine hitap ediyor.

Molière'in hayatından önemli kesitler sunan oyunda, bu büyük tiyatro ustasının ilk günkü değerinden bir şey kaybetmeyen yapıtlarından -Cimri, Kibarlık Budalası ve Hastalık Hastası- sahnelere de yer veriliyor. Oyunlarının sahip olduğu panayır canlılığı içinden anlatılan bu büyük tiyatro ustasını yeniden keşfetmek için güzel bir fırsat.

Aktör, dramaturg, yönetmen, ve tiyatro topluluğu yöneticisi Molière (1622 - 1673), en önemli Fransız yazarları arasında yer alıyor. Comédie Française'in ruhu olarak kabul edilen Molière, bu önemli tiyatroda hâlâ en fazla oyunu sergilenen yazar.

Devamı...
 
Kelime Ata: Alevi Çalıştayı ile İslamiyeti Kurtarmak...
Güncel Yorum - Genel
14 02 2010

Kelime Ata (Gazeteci ve Habercek.com imtiyaz sahibi): "Anlaşılıyordu ki, asırlar boyunca hem devlet hem de Sünni ulema baskısının altında kalan Alevilere haklar verilecek olsa bile bu haklar "Sünni çevreleri kızdırmamalı, teolojik sıkıntılara yolaçmamalıydı. O haklar, İslam teolojisinin sınırlarını zorlamamalıydı. Nitekim, Alevîlikle ilgili bu çok eski ve yaygın bakış açısının en veciz ifadesi Ali Bulaç'a ait. Çalıştay'a da katılan Bulaç, Zaman gazetesindeki yazısında şöyle yazıyor: "Eğer cemevleri, 'ibadethane' olarak isimlendirilecekse, Alevilerin Sünnilerden kategorik olarak farklı bir ibadet tarzları olduğu anlamına gelir ki, bu bir dinin, yani İslam'ın içinde 'iki mabet' oluşması anlamına gelmez mi? Bu yeni isimlendirme ve ibadethanelerin farklılaş(tırıl)ması, zaman içinde bir dinin ikiye ayrılmasına, Müslümanların iki din mensubu şeklinde bölünmesine zemin hazırlamaz mı? Bir dinin iki mabedi olur mu?" Bu cümleler, önrapora hemen hemen aynı kelimelerle girmiş gibi. Raporda, cemevleri tıpkı Ali Bulaç'ın diliyle "İslam içinde bir bölünmeye yol açabileceği, çünkü her dinin ancak bir mabedi olabileceği vurgulanmış, bu durumda Alevilerin ibadethane vurgusu yapmaktan kaçınarak kendi bildiklerini uygulama konusunda devlet tarafından bilinen statüsü teyid edilen cemevleri ifadesiyle yetinmeleri gerektiği ifade edilmiştir" şeklinde değerlendirilmiştir. Geçmişte Aleviler, cemevlerinde ibadet ediyorlardı. Cem için köylerde özel mekanlar yapmamışlardı –zaten isteseler de yapamazlardı, çünkü yasaklı bir inancın mensuplarıydılar ve cemlerini gizli saklı gerçekleştirebiliyorlardı- ama kentlerde özel bir mekan oluşturmak zorunluluktu. Çünkü, cemler 50-60 kişinin, küçük bir köy halkının katılabileceği darlığın ötesine geçmiş ve 200-300 kişinin geldiği bir ayine dönüşmüştü. Hükümet şimdi bu mekansal ihtiyaca, cemevlerini İslam teolojisi penceresinden değerlendirerek cevap vermeye çalışıyor. Teolojik yoldan giderken başvurduğu, referans aldığı kaynak da Diyanet oluyor. Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Saim Yeprem'in formüle ettiği şekilde, cemevleri, "haklar" yönüyle ele alınıyor... Önraporda, dedelerin konumu, işlevi, kent koşullarında üstlenecekleri rol çok sorunlu bir alan olarak değerlendirilirken, "Alevi toplumundaki rolleri bilinmekle beraber yasalar dedeliğin misyonunun sürdürülmesine izin vermemektedir" denilerek, bu kez yasaların arkasına sığınılabiliniyor. Çünkü, "dede" statüsü kabul edilse cemevinin de ibadet yeri olduğu sonucuna ulaşılacak. Hükümet de, işin kaçamak yolunu yasaların getirdiği sınırlamalarda buluyor... Zorunlu din dersleriyle ilgili bulunan formül, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın varlığının kaçınılmazlığına yapılan vurgular, Madımak Oteli'nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin talebin "çok tehlikeli" bulunması da yine Sünni çevrelerin kaygılarını, hassasiyetlerini gözeten bir yaklaşımdır... Alevi Çalıştayı'nın önraporuna bakılırsa Aleviler değil ama İslamiyetin birliği, dini holding Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu din dersleri, Sünni inancın sahip olduğu kamusal himaye ve hakları kurtarılıyor..."

KanalKultur.com, "Alevi Çalıştayı" yazı dizisi

Hükümetin, Alevilerin sorunlarını çözme iddiasıyla başlattığı Alevi Çalıştayları serisi 7. Çalıştay'la sona erdi ve hazırlanan önrapor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sunuldu. Raporu okuduğumda yaptığım ilk değerlendirme şu oldu: Bir Alevinin hak ve hukuku, Sünni fıkıhın başladığı yerde biter.

Önraporun girizgâhı, "Alevi-Bektaşilerin belli başlı taleplerini demokrasi ve insan hakları temelinde yeniden ele alıp değerlendirme amacı güden Hükümetimiz" ifadesi olsa da tamamını okuyup bitirdiğinizde anlıyorsunuz ki, içerik bu cümleyle pek yaman çelişkilere sahip... Alevîlikle ilgili değerlendirmeler ve benimsenmiş görünen çözüm önerileri, bildiğimiz medrese kalıplarının dışına, Sünni ulemanın 1400 küsur yıllık İslam geleneğini koruma ve kollama kaygısının ötesine geçememiş... Yani önraporun çıkış noktasında "demokrasi ve insan hakları" zemini yok, İslam teolojisi var. Çok yadırgadığımı söyleyemem. Çünkü, AKP'nin, kendi zihniyet ve referanslarına Aleviler üzerinden meşruiyet kazandırma kaygısıyla hareket ettiğini düşünenlerdenim. AKP, Alevileri, uygulanagelen çarpık laiklik anlayışının ortağı yaparak aslında kendi yaşam alanlarını korumak, genişletmek derdinde...

Nitekim, 1. Çalıştay yapılırken, gazeteciler soru sorduğunda "Özgürlükleri içselleştirememiş bir parti, Alevilere özgürlük getiremez" diye açıklama yaptım; Serçeşme Dergisi'ne verdiğim demeçte de "Alevilerin sorunlarının hangi perspektifle çözüleceği ve bir dizi çalıştay sonrasında açıklanacak olan çözümün Alevileri ne kadar tatmin edeceği şu an için meçhuldür. Kişisel tahminim bugüne kadar var olan verili durumun çok fazla değişmeyeceği yönündedir" dedim. (Bütün bu şerhlerime rağmen, Hükümet'in Alevileri yine de dinlemiş olmasını önemsiyorum)
 
Bu önkabulleri destekleyen başka işaretler de vardı. 3-4 haziran 2009 tarihinde Ankara'da, Bilkent Oteli'nde ilki yapılan 1. Alevi Çalıştayı'nda, çerçeve sorulardan biri şuydu:

» "Alevilere haklar verilirken Sünnilerle olan ilişki nasıl olmalı?"

Bu soruyu şöyle tercüme etmek de mümkün: Alevilere haklar verilirken onun Sünnilikle ilişkisi ne olacak?

Alevilerin sorunlarının çözümü için toplumda asgari düzeyde olumlu psikolojik bir ortamın bulunması gerektiğine inananlardan biriyim. Çünkü, hem gündelik yaşamda hem devlette Alevilere karşı derin önyargılar mevcut ve bunun kırılması gerekiyor. Psikolojik ortamı iyileştirecek, çözüme yönelik adımların atılmasını kolaylaştıracak olumlu havanın oluşmasının aynı camianın kanaat önderleriyle mümkün olabileceğini düşünenlerdenim. Kürtlerin sorununun tıpkı Türklerle çözülebileceği gibi Alevilerin sorunları da Sünnilerle -Sünnilikle değil ama- çözülecektir. Açılım Koordinatörü'nün sorduğu çerçeve soru, uygun ortamın oluşmasına yönelik öneri ve katkıları ortaya çıkarmayı amaçlıyor olabilirdi; ama taşıdığımız iyi niyet, sorunun başka bir boyutu olduğunu da görmezden gelmemizi sağlamamalıydı. 
 

Devamı...
 
Saçıkaralı Aşireti'nde Kadın ve Çocuk, Cicim ve Çadır, Denizli (1965)
Koleksiyoncu - Fotoğraf
14 02 2010

Saçıkaralı Aşireti'nde Kadın ve Çocuk, Cicim ve Çadır, Denizli (1965) / İsmail Engin koleksiyonu

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 53 - 65 Toplam 1460
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.