Iddias “Az gelişmiş bir ülke zürafaya benzer. Kolaylıkla tanımlayamazsınız; ama görünce hemen tanırsınız.”  -Hans W. Singer- Template
Template Bugün: 11 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 1 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Doğan Bermek: Bir Sempozyum'un Ardından
Etkinlik - Sempozyum
24 02 2010

Devamı...

Hoca Ahmed Yesevi'nin katıksız bir Sünni olduğunu iddia edenlere, bu yüce insanın Fakr-Name'sinden bir alıntı göndermek istiyorum. Hoca Ahmed Yesevi kendisini Sünnileştirmek isteyenlere asırlar ötesinden şöyle seslenmiş: "Şeriat bostanında dolaşıp durdum / Tarikat gülzarında gezinip durdum / Hakikat'ın pazarında uçup durdum / Ma'rifet'in eşiğini açtım dostlar."

Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'da bir Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu düzenlendi. Böyle toplantıların yapılmasını her zaman yararlı gördük.

Sempozyum, bir konu üzerinde çalışan araştırmacıların bilimsel, tarihi bulgularını veya yorumlarını bildiriler halinde katılımcılar ile paylaşıldığı bilimsel bir çalışmadır. Bu etkinliğe bir türlü Türkçe bir isim oluşturulamadığı için de bu ingilizce adı hep birlikte kullanmaya alıştık. Bu işin bir yanı, sempozyum kelimesi de aynı televizyon gibi dilimize bir başka dilden gelerek yerleşti. Buraya kadarını anlamıştık ama hiç değilse televizyon o dilde de bizim dilimizde de aynı cihazı anlatıyor. Şimdi işin bir başka yanı çıktı ortaya, bu ithal kelimeler bazı hallerde biraz da anlam değiştirebiliyorlarmış. Batılı bilim çevreleri ve ülkemizdeki bilim çevrelerinin de büyük çoğunluğu "sempozyum" terimini bir konudaki bilimsel araştırmaların paylaşıldığı bir çalışma olarak anlıyorken, bizdeki bazı aklı evvel çevreler "sempozyum" kelimesini akıllarına esen bazı iddiaları bilimsel araştırma sonuçları gibi göstermek üzere düzenlenen bir toplantı diye algılıyorlarmış. Zira sempozyumu düzenleyenler, bu toplantıda Hoca Ahmed Yesevi'nin "bir Sünni kişilik" olduğunu iddia ederek, böylesine bir kimliği değiştirmenin olası olduğunu sanıyorlarmış. Kısaca Hoca Ahmed Yesevi ile ilgili sempozyumun galiba en bilimsel yanı, ülkemizdeki bazı çevrelerin bilim ile iddiayı karıştırmakta olduğunu saptamak ve kaydetmek oldu. Bu tür çalışmalara sempozyum değil, mesela "Toplum Mühendisliği" çalışması gibi isimler konması daha gerçekçi olacaktır.

Aslında bizde bazı çevrelerde böyle bir hastalık var. Tarihi tahrif et, durmadan tekrar et, birgün dediklerine inanılır diye düşünenler var. Mesela uzun yıllar boyu Şah İsmail İranlı diye yazıldı, çizildi, ama 500 yıllık bu gayrete rağmen Şah İsmail'in Türk kimliği değiştirilemedi. Aynı hastalıktan muzdarip olanlar şimdilerde Ahi Evran, Hoca Ahmed Yesevi isimleri üzerinde çalışıyorlar, bu kişilerin Sünni olduğunu iddia etmeye ve bu iddialarını bir şeylerle bezeyerek inandırıcı hale getirmeye çalışıyorlar. Ama bir türlü istedikleri hedeflere ulaşamıyorlar, çünkü ya Osmanlı arşivlerinde Şah İsmail'in arı bir Türkçe ile yazılmış mektupları çıkıyor ortaya ya da Ahi Fütüvvetnameleri gerçekleri ortaya seriyor. Ama bu baylar yorulmadan, usanmadan gayretlerini sürdürmeye devam ediyorlar. Havanda su dövmek elbette kendi bilecekleri iştir. Aslında gayet yaratıcı fikirlere sahip olan bu araştırmacı (!) zatlardan beklediğimiz bazı önemli iddialar henüz gündeme gelmedi, gelecek dönemlerde kullanabilecekleri bazı olası iddiaları da biz dikkatlerine sunalım. Mesela Hallac-ı Mansur'un rabıtalı bir Sünni şeyh olduğu iddia edilebilir, Seyyid Nesimi'nin aslında bir molla mahkemesi kararı ile değil basit bir zabıta olayı nedeni ile derisinin yüzüldüğü falan gibi iddialar da gündeme getirilebilir.

Devamı...
 
Yoksulluğun Sonu mu?
Sanat ve Dizayn - Belgesel
24 02 2010

Devamı...

'Yoksulluğun Sonu mu?' (The End of Poverty?) - Philippa Diaz (2008)

Yoksulluğun Sonu mu? / 28 şubat 2010, saat 15:00; Yönetmen: Philippa Diaz; Seslendiren: Martin Sheen; 2008, 106; Pera Müzesi, Meşrutiyet Caddesi No.65, Tepebaşı - Beyoğlu - 34443 İstanbul, Tel.: (0212) 334 99 00

Pera Müzesi'nin film etkinlikleri kapsamında Philippa Diaz'ın "Yoksulluğun Sonu mu?" (The End of Poverty?) (2008) adlı belgesel filmi son kez 28 şubat 2010 pazar günü saat 15:00'te gösteriliyor.

Yoksulluğun Sonu mu?

Yönetmen: Philippa Diaz
Seslendiren: Martin Sheen
2008, 106

Philippe Diaz'ın yönettiği uzun metrajlı "Yoksulluğun Sonu mu?" belgeselinin metnini ödüllü oyuncu ve aktivist Martin Sheen seslendiriyor; belgesel, sömürgecilikten modern çağa aşama aşama serbest piyasa sisteminin nasıl oluşturulduğunu ele alıyor, artık son onyılların en kötü küresel ekonomik durgunluğunun sorumlusu olarak görülen bu sisteme eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşıyor.

Afrika'dan Latin Amerika'ya yoksul mahallelerde çekilen belgesel, yoksulluğun gerçek nedenlerinin nasıl sömürge döneminde ve sonrasında sömürüyü sürdürmeye yönelik girişimlerden kaynaklandığını gözler önüne seriyor: Önce insanları topraklarından edip doğal kaynaklara ulaşmalarını engelleyerek, sonra haksız ticari uygulamalar, borçlandırma ve emekle tüketim üzerindeki adaletsiz vergiler yoluyla. Bu sistem, serbest piyasa politikaları, kaynak tekelleri ve yapısal uyum programlarıyla kurulmuş ve sürdürülüyor.

Devamı...
 
"Modernizm, Erotizm ve Picasso"
Etkinlik - Söyleşi
24 02 2010

Ali Artun: "Modernizm, Erotizm ve Picasso" / 27 şubat 2010, saat: 14.30; Pera Müzesi Oditoryumu, Meşrutiyet Caddesi No.65, Tepebaşı - Beyoğlu - 34443 İstanbul, Tel.: (0212) 334 99 00

Pera Müzesi, sözel etkinlikleri kapsamında Ali Artun'un katılacağı "Modernizm, Erotizm ve Picasso" adlı bir söyleşi düzenliyor. Söyleşi 27 şubat 2010 cumartesi günü saat 14:30'da Pera Müzesi Oditoryumu'nda. 

Ali Artun,

"Modernizm, cinsel arzuyu sanatın ve edebiyatın merkezine yerleştirerek insanlığın erotik tarihi üzerindeki baskıları yıktı. Bir erotizm arkeolojisi başlattı ve bu sayede mitolojik evreni canlandırdı. Bedenimizi, duyularımızı ve hayal gücümüzü yeniden özgürleştirmeye girişti. Picasso'nun sanatı, özellikle de gravürleri, bu devrimin zirvesi sayılır. Zaten ona göre 'sanat ancak erotik olabilir'."

diyor.

Devamı...
 
Roz Kohen: Kâhin Jak Namer
Edebiyat - Anı
23 02 2010

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 7

Devamı...

Yıllar geçti. Bir gün bir İstanbul gazetesinin köşesinde kısa bir haber çıktı. Bay Jak Namer evinde çıkan bir yangında ölmüştü; muhtemelen bir gaz sobası kazasıydı. Bu, pek çok insan açısından önemsiz bir haberdi. Haberi okuduğumda, ABD'de sosyal psikoloji eğitimi alıyordum ve Namer'in insanlara yardım etmek için kullandığı taktiklere anlam vermeye başlamıştım. Aslında kullandığı yaklaşımlar, bugün sosyal psikoloji çevrelerinde çok iyi biliniyor. Namer'in eski inançların aksine herhangi bir doğaüstü gücü olmadığını anlıyordum artık. Bir psikolog sabrıyla insanlarla konuşuyor ve onlara arzularının ne olduğunu anlamalarında yardımcı oluyordu.

1950'li yıllarda İstanbul'un Kıblelizâde Sokağı'nda pek çok Yahudi yaşardı. O dönemde ebeveynimizin anlattığı hikâyeler, televizyonun yerini alırdı. Pencere kenarına oturmak ve geleni geçeni seyretmek, genç hayal gücümüzü beslemeye yeterdi. Gelen geçenlerden biri de, mahallenin ileri gelenlerinden, saygıdeğer kâhin Jak Namer idi.

Bu kişi, evimizdeki çoğu sıradışı diyaloğun odak noktasını oluştururdu. Namer, her tür hastalığın, hatta sorunun, çaresini bulmasıyla ünlüydü.

Kocanız sizi aldatıyorsa, ne yaparsınız? Gidip Bay Namer ile konuşursunuz. Henüz bir nişanlı bulamamışsanız, ne yaparsınız? Gidip Namer'e danışırsınız. Çok zeki olduğu ve sanatını astrolojiye dayandırdığı için Namer'in, herkesin kaderini bildiği söylenirdi. Yani, anlattıkları hurafe değildi. Hatta Atatürk'ün bile Türkiye'nin geleceği hakkında ona danıştığı ve Namer'in astroloji kitaplarına bakarak verdiği öğütten son derece memnun kalıp ona "astrolog" unvanı verdiği söylenirdi.

Dediklerine göre, teyzem Virjini evlenmeyi o kadar çok istiyormuş ki Namer'e gitmiş ve birkaç ay sonra eniştem Salomon ile tanışıp evlenmiş. Aynı durum, hiç kimsenin cazip bulmadığı Zelda'nın da başına gelmiş. Zelda, geleceğini öğrenmek için Namer'e gittiğinde, Namer ona şöyle demiş: "Eve git ve bu hafta gördüğün rüyaları hatırlamaya çalış. Rüyalarına giren kişi evleneceğin kişi olacak." Zelda, o hafta rüyalarında, evlenmeyi hiç düşünmediği bir tanıdık olan Menahem'i görmüşmüş. Her şeyi bilen ve her gönül yarası için bir çözümü olan Kâhin Jak Namer ne kadar akıllıymış! Zelda, Namer sayesinde, kaderinde Menahem olduğunu anlamış. Namer, teyzem Sara için de ne mükemmel şeyler söylemiş! Namer sayesinde, şansı hiç yaver gitmeyen Sara'nın şansı açılmış. Sara rüyasında kendini merdiven çıkarken görmüş. Namer de ona zaten "Kendini merdiven çıkarken görürsen, bu, talihinin açıldığına işarettir" demişmiş!

Devamı...
 
Defne Sesin Okay'ın 'Saklı Zaman'ı
Sanat ve Dizayn - Sergi
23 02 2010

Devamı...

Defne Sesin Okay - 'Saklı Zaman' / 4 mart – 4 nisan 2010; Galeri G-art

Defne Sesin Okay - 'Saklı Zaman' / 4 mart – 4 nisan 2010; Galeri G-art

Defne Sesin Okay - 'Saklı Zaman' / 4 mart – 4 nisan 2010; Galeri G-art, Harbiye Mah. Kadırgalar Cad. No:3, Maçka - İstanbul, Tel.: (0212) 296 08 76

Uçsuz bucaksız boşluk ya da bir kaostur onların gözleri. Yalnızlığınız o gözlere bakmayla başlar. Fotoğraf sanatçısı Defne Sesin Okay her şeyin başladığı o "Saklı Zaman" ile 4 mart – 4 nisan 2010 tarihleri arasında Galeri G-art' da...

Geçmiş insanı hiç bırakmaz... Bir gölge gibi değil bir ışık gibi takip eder. Nereden geldiğini bilmenize gerek kalmadan O, sizi bulur... Günün birinde çekilmeye başlarsınız... Zorunlu tek dostu ağaç olan bir köpeğin gözlerine, belki uçsuz bucaksız bir boşluğa, bazen de kaosun içine.. Yalnızlığınız burada başlar. İste bu ilk karşılaşmadır... İlk dokunuş, ilk sestir... İlk kendi sesinizdir... Bırakmak istemeyeceğiniz bir tadın gizli sesi yayılır benliğinize,ruhunuza: Yaşamak için.. Peşinden gittiğiniz her ne ise.. Elle tutamadığınız o ses günün birinde görüntülere dönüşüverir. Görüntülerle karşılaşma, bakış ile karşılaşmadan farklı olarak bir kez daha hatırlatır yerinizi. Dışarıyla aranızdaki akış "bakmaktır", oysa iç dünyanızın yansıması görmektir.. Hayata teslim oluşunuzla, içine dalmanız için buğulanır görüntü. Onu gören gözler dışında birini daha farkedersiniz. Arkanızda bir siz daha, bir tane daha ve kimbilir kaç tane sizden? Birgün, nereye gittiğinizi bilme isteğinden vazgeçerek uzaklaşırsınız kendinizden.. Bu, göz göze gelip asla vazgeçmek istemeyeceğiniz derinliğe son bakıştır.. Bu, görmenin başlangıcıdır...

Devamı...
 
Kağıtçılar - Çöp İçin Dövüş
Sanat ve Dizayn - Belgesel
23 02 2010

Devamı...

Hakkari'den Ankara'ya: Kağıtçılar (2006) - Yönetmen:  Alper Şen

Film Gösterimi: 'Hakkari'den Ankara'ya: Kağıtçılar" - Yönetmen:  Alper Şen ve "Çöp İçin Dövüş" - Yönetmen: Alper Şen, Oktay İnce; Söyleşi: Alper Şen; Yürütücüler: Burhan Gün, Rojda Akbayır / 27 şubat 2010, Saat: 14.00, Türkiye, 2006, 69' ve 2009, 18'; BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Kuloğlu Mah. İstiklal Cad. Gazeteci Erol Dernek Sok., No: 6 Kat: 4, Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 245 89 58 – 0 212 245 90 96

24 ocak 2009'da başlayan "Cumartesi Belgeselleri", Her cumartesi günü saat 14.00'te "BSB Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği Cep Sineması"nda belgesel film gösterimleriyle devam ediyor. Film gösteriminin ardından belgesel filmin yönetmeninin katılımıyla izleyiciler arasında film ve filmin çekim süreci üzerine söyleşi yapılıyor.

Yönetmenliğini Alper Şen'in yaptığı "Hakkari'den Ankara'ya: Kağıtçılar" ve yine yönetmenliğini Alper Şen ve Oktay İnce'nin yaptığı 'Çöp İçin Dövüş' adlı belgesel filmler bu hafta BSB Cep Sineması'nda…

Hakkari'den Ankara'ya: Kağıtçılar

Yönetmen: Alper Şen
2006, 69'

1994 yılında Hakkari'nin Ördekli (Kotranıs) köyünden göç etmek zorunda kalan yüzlerce kişi, halen Ankara'nın merkezinde çöplerden kağıt toplamaya devam ediyor. 2001 yılının temmuz ayında amatörce bir hevesle onların hayatlarını kaydetmeye başlayan kişiler zamanla, hem onların yaşadıkları zorunlu göçün acılarına, hem de Türkiye'nin başkentinde kapitalizmin en vahşi yüzüyle verdikleri mücadeleye tanık oldular. Belgesel, 13 yaşında Ankara'nın çöpünde ailesini geçindirmeye çalışan çocuktan, 60 yaşında köyünden kovulan amcaya kadar, yaşadıkları tüm sürgünlere, hor görülmelere, dışlanmalara inat sadece emekleriyle varolmaya çalışan insanları anlatıyor.

Devamı...
 
Gülgün Köroğlu: "Bizans'ta Kadın ve Kadın Takıları"
Etkinlik - Söyleşi
22 02 2010

Devamı...

Bizans Tarihi ve Arkeoloji Söyleşileri - Doç. Dr. Gülgün Köroğlu: "Bizans'ta Kadın ve Kadın Takıları" / 24 şubat 2010, saat: 18:30 - 20:30; Osmanlı Bankası Müzesi; İTÜ Taşkışla Binası 127 no.lu Konferans Salonu, Taksim - 80191 İstanbul, Tel.: (0212) 292 76 05

Osmanlı Bankası Müzesi'nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlediği "Bizans Tarihi ve Arkeolojisi Söyleşileri", Doç. Dr. Gülgün Köroğlu'nun "Bizans'ta Kadın ve Kadın Takıları" başlıklı konuşmasıyla devam ediyor. 24 şubat 2010 çarşamba günü saat 18:30'da İTÜ Taşkışla binasındaki söyleşide, Bizans'ta saraylı ve halktan kadınların yaşamı, ev hayatı, meslekleri, evlenme adetleri, giyim kuşamı ve takıları anlatılıyor.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Köroğlu, Bizans kadınlarıyla ilgili bilgilerimizin çoğunun, yüksek tabakadan soylu ve zengin aile mensuplarına ait olduğunu belirtiyor. Görsel kanıtlarda; Meryem, Havva ve azizelerin dışında daha çok imparatoriçe ve soylu kadınların tasvirleri bulunduğuna değinerek,

"Halktan kadınların tasvirleri ise İsa'nın Kudüs'e girişi, ekmek ve balıkları çoğaltması gibi dini kompozisyonlarda, konu gereği kalabalık gruplar içerisinde gösterilir. Din dışı konularda yazılmış kitapların minyatürlerinde; yün eğiren, tezgahta kumaş dokuyan, bahçe veya tarlada çalışan, süt sağan ve omuzlarında su taşıyarak gündelik yaşama aktif olarak katılan kadınlar betimlenir. Özellikle soylu ve zengin kesimden olan kadınlar, faal toplumsal bir yaşam sürdürmüş; yazar, kaligraf, kitapsever, sanat hamisi ve manastır kurucusu olmuş, sıklıkla siyasete el atmıştır."

diyor.

Devamı...
 
Nezih Danyal'ın "Çizgili 50 Yıl"ı
Sanat ve Dizayn - Sergi
22 02 2010

Devamı...

Nezih Danyal 'Çizgili 50 Yıl - Karikatür Sergisi' / 18 şubat - 7 mart 2010; Schneidertempel Sanat Merkezi

Nezih Danyal "Çizgili 50 Yıl - Karikatür Sergisi" / 18 şubat - 7 mart 2010; Schneidertempel Sanat Merkezi; Bankalar Cd. Felek Sk. No:1 Karaköy - İstanbul, Tel.: (0212) 249 01 50

Karikatürist Nezih Danyal'ın çizerliğinin ellinci yılı nedeniyle düzenlenen ve 'Çizgili 50 Yıl' adlı karikatür sergisi, 18 şubat - 7 mart 2010 tarihleri arasında Schneidertempel Sanat Merkezi'nde ziyaret edilebilir.

Sergide daha once Berlin, Hamburg, Roterdam, Paris, Londra, Tahran, Kahire, Hirosaki (Japonya), Osieck (Hırvatistan), Varşova, Legnica (Polonya), Lefkoşa kentlerinde açılan ve 90 karikatürden oluşan "Globanatolization" sergisinden seçilen 30 karikatür sergileniyor.

Nezih Danyal

1945'te İzmit'te doğdu. 1960 yılından bu yana, yüzün üzerinde yayın organında karikatürler, çizi diziler çizdi. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda birçok ödül kazandı.

Yurtiçi ve yurtdışında çeşitli kentlerde sergiler açtı. "Globanadoluzeyşın" sergisi başta Berlin, Roterdam, Paris, Londra, Tahran, Kahire, Hirosaki (Japonya), Osieck (Hırvatistan), Varşova, Legnica (Polonya), Lefkoşa, olmak üzere çeşitli kentlerde sergilendi. Karikatürleri müzelere ve özel kolleksiyonlara alındı. Onbir karikatür albümünden ikisi, "Devir" İtalya'nın Pescara kentinde düzenlenen 3.Uluslararası Karikatür Yarışmas'ında, "Sergiler" 13.Hollanda Karikatür Festivali'nde ödüllendirildi.

Devamı...
 
Taşınabilir Sanat: "Şu anda Buradasınız!"
Sanat ve Dizayn - Sergi
22 02 2010

Devamı...

Antiseri Grubu - 'Şu anda Buradasınız!' / 19 şubat – 20 mart 2010; Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi

Antiseri Grubu - "Şu anda Buradasınız!" / 19 şubat – 20 mart 2010; Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi, İçmeler Mahallesi Aydınlı Yolu Caddesi No: 18; Tuzla - İstanbul, Tel.: (0216) 494 26 56

İstanbullular, kentin haritasında konumlarını yeniden keşfetmeye Tuzla'dan başlıyor...

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Görsel Sanatlar Yönetmenliği tarafından 2008 yılında başlatılan "Taşınabilir Sanat" projesi sergi ve etkinlikler dizisi, 2010 yılında da çağdaş sanatı İstanbul'un farklı ilçeleriyle buluşturmaya devam ediyor.

Antiseri Grubu'nun, İstanbul'u sınırları belirsizleşmiş, haritaları sürekli değişen ve içerisinde yolunu bulmanın giderek zorlaştığı bir mega-şehir olarak ele aldığı "Şu anda Buradasınız" isimli sergisi, 19 şubat – 20 mart 2010 tarihleri arasında Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi'nde.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Görsel Sanatlar Yönetmenliği'nin, çağdaş sanatın İstanbul'un farklı bölgelerine ulaştırılması amacıyla başlattığı sergi ve etkinlik dizi "Taşınabilir Sanat", 2010 yılı yolculuğuna "Şu Anda Buradasınız" sergisi ile Tuzla'dan başlıyor.

Devamı...
 
A. Yılmaz Soyyer: Bir Haritanın Düşündürdükleri
Yazarlar - A. Yılmaz Soyyer
21 02 2010

Devamı...

1309 [1891 / 1892] tarihli Osmanlı Devleti haritası

1309 [1891 / 1892] tarihli Osmanlı Devleti haritası

1309 [1891 / 1892] tarihli Osmanlı Devleti haritası; © T. C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı (BOA)

Yrd. Doç. Dr. A. Yılmaz Soyyer

Haritanın (haritaya göre) sağ üst köşesinde Rumel-i- Şarkî yazılı ama Rumel-i Garbî ibaresi yok. Kimbilir Erkan-ı Harbiye dördüncü şubenin haritacılarının elleri bu kelimeleri yazmaya varmamıştır. Sanırım, bütün sülalesi hem baba hem de anne tarafından öz vatanından kovulmuş ailelerin çocuğu olduğumdan bu harita bana çok dokundu. Baba tarafından dedemin Kavala'sına, anne tarafından dedemin Kesriye'sine baktım. Gözümde o büyük kaçış yeniden canlandı. Bulgar çeteleriyle harp ede ede terk edilen vatan... Annesi kaçarken anneannemi yolun zorluklarına dayanamaz diye bir çalının dibine bırakmış, sonra –anne yüreği bu- ağlamalarına dayanamayarak geri dönüp almış.

Geçen ay İstanbul'daydım, 15 gün kadar Osmanlı arşivinde çalıştım.

Araştırmam esnasında 1309 [1891 / 1892] tarihli bir Osmanlı Devleti haritasına gözüm takıldı ve fotoğraflarını istedim. Bu devlet-i Aliyye batarken devlet tarafından yapılmış son haritalardan biriydi... Haritaya göre sağ alt köşesinde

"Memalik-i Mahrûse-i Şâhâne'nin hâvî olduğu bilâd ve mevâki-i askeriyye beynindeki yollar ile bilâd ve mevâki-i mezkûrenin yekdiğerine olan mıkdâr-ı mesâfesini saat hesâbıyla irâe ider işbu turuk ve mesâfât haritası sâye-i terakiyyat-pîrâye-i cenâb-ı hilâfet-penâhîde erkân-ı harbiyye-i umumiyye dâiresi dördüncü şubesince tertîb olunarak dâire-i mezkûre matbaasında tab' olunmuştur. Sene 1309"

ibaresi bulunmaktaydı. Bugünkü dille karşılığı şöyledir:

"Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu beldeler, askeri bölgeler, bunların arasındaki yollar, beldelerin ve askeri bölgelerin birbirlerine saat olarak mesafelerini gösteren Erkan-ı Harbiye-i Umumiye dördüncü şubesince hazırlanan ve bu dairenin matbaasında basılan haritadır. Sene 1309"

Haritada ilk dikkatimi çeken demir yolu oldu. Avrupa'dan İstanbul'a kadar olan hat tamamlanmış ve Anadolu hattı Ankara'ya uzanmıştı. İçimden sanki bu haritayı çizen İstanbul-Ankara hattını bilmiş de çizmiş diye geçirdim. Yaklaşık 30-31 yıl sonra ıstıraplar içerisinde kurulacak cumhuriyetin başkentine bir sırlı işaretmiş gibi geldi bana...

Acaba şu an benim düşündüklerimi bu haritayı çizen bilseydi, ona çizdiği Osmanlı beldelerinin 30 yıl sonra kaybedileceğini bildirselerdi ne yapardı?

Devamı...
 
Bal (Honey)
Sanat ve Dizayn - Film
20 02 2010

Devamı...

Bal (Honey) - Yönetmen: Semih Kaplanoğlu (2010)

Bal / Yönetmen: Semih Kaplanoğlu; Senaryo: Semih Kaplanoğlu, Orçun Köksal; Görüntü Yönetmeni: Barış Özbiçer; Sanat Yönetmeni: Naz Erayda; Kurgu: Ayhan Ergürsel, Semih Kaplanoğlu, Suzan Hande Güneri; Ses: Matthias Haeb; Miksaj: Tobias Fleig; Genel Koordinatör: Aksel Kamber; Yapımcı: Semih Kaplanoğlu, Kaplan Film Yapım; Ortak Yapımcı: Bettina Brokemper, Johannes Rexin, Heimatfilm; Yapımcı Ülkeler: Türkiye - Almanya; LAB: ARRI Munich; Türü: Kurmaca; 35 mm., 103', Renkli, 2010; Türkçe, İngilizce / Almanca alt yazılı

60. Uluslararası Berlin Film Festivali (11 - 21 şubat 2010) Berlinale'de, ''Altın Ayı'' ödülünü, Semih Kaplanoğlu'nun Türk - Alman yapımı ''Bal'' (2010) adlı filmi kazandı.

Bal

Yönetmen: Semih Kaplanoğlu
Senaryo: Semih Kaplanoğlu, Orçun Köksal
Görüntü Yönetmeni: Barış Özbiçer
Sanat Yönetmeni: Naz Erayda
Kurgu: Ayhan Ergürsel, Semih Kaplanoğlu, Suzan Hande Güneri
Ses: Matthias Haeb
Miksaj: Tobias Fleig
Genel Koordinatör:
Aksel Kamber
Yapımcı: Semih Kaplanoğlu, Kaplan Film Yapım
Ortak Yapımcı: Bettina Brokemper, Johannes Rexin, Heimatfilm
Yapımcı Ülkeler: Türkiye - Almanya
LAB: ARRI Munich
Türü: Kurmaca
35 mm., 103', Renkli, 2010
Türkçe, İngilizce / Almanca alt yazılı

Sinopsis

Yusuf (7) ilkokula başlamış, okuma yazma öğrenmektedir. Babası Yakup (35-38) ürkütücü bir ormanın derinliklerinde, yüksek ağaçların üzerine kurulmuş el yapımı kovanlarda üretilen karakovan balcılığıyla uğraşmaktadır. Babasıyla sık sık gittiği orman, Yusuf için gizemli bir yerdir...

Yusuf bir sabah gördüğü rüyayı babasına anlatır. Bu rüya ikisi arasında sonsuza dek kalacak bir sırdır.

Aynı gün Yusuf sınıfın önünde öğretmenin verdiği okuma metnini okurken aniden kekelemeye başlar ve arkadaşlarının alay konusu olur.

Devamı...
 
Süheyla Taşçıer: Bağ
Edebiyat - Şiir
20 02 2010

Devamı...

Gözlerini, tükettiği aşklarıyla arkasına aldığı Ankara'da dünyaya açtı. Siyasi 7 gün dergisinde yayımlanan "Türkiye'deki Bunalım", "TRT'nin Yakasından düşün", "Halk Eğitimi", "Altındağ Halkını Tanıyalım" başlıklı yazıları usta yazar ve gazetecilerin dikkatini çekti; ayrıntılı olarak bakınız...

bağ

güneşle uzanır sabaha ışık aynasıdır
kim bilir
kaç kadın aynada arar ölümsüz aşkı
kaç kadın aynada yazar hüzün mektuplarını
kaç kadın yüreğindeki kanla çizer çıplak bedenini

kızılırmakta yıkar yüzünü her sabah
kim bilir
kaç kadın geçmişini yıkar
kaç kadın günah gecelerden arınıp
kutsal dalgalarda döllenir
bütün çocukların göbek adı
gümüş olsa

yelini barani dağından alır
kim bilir
kaç kadın aşk yatağında sırlarıyla sallanır
kaç kadının rüzgar tarar saçlarını
senin benim saçlarımı taradığın kadar

gücünü toklumen toprağından alır
kim bilir
kaç kadın biz güçlüyüz diye bağırır
bağ
bağ
bağlanır asmalar
kızoğlan kızların avuçlarına akıtır bekaretini
utanır kızlar ilk gecenin heyecanına
sonrası
işlenir
işlenir
şaraba yatar
dökülür destiye
ver elin ankara

Devamı...
 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 27 - 39 Toplam 1446
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.