Iddias “Dünyada hiçbir şey zamanı gelen düşünce kadar güçlü değildir.”  -Victor Hugo- Template
Template Bugün: 11 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 4 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Çılgın Tanrıçalar
Sanat ve Dizayn - Sergi
17 01 2010

Devamı...

Gül Erali - Çılgın Tanrıçalar / 6 ocak - 6 şubat 2010; Hobi Sanat Galerisi, Vali Konağı Cad. Pasaj 73, Nişantaşı - İstanbul, Tel.: (212) 225 23 37

Seramik sanatçısı Gül Erali'nin "Çılgın Tanrıçalar"ı 6 ocak - 6 şubat 2010 tarihleri arasında Hobi Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Geniş kalçalı, dolgun memeli Anadolu Ana Tanrıça figürleri İ.Ö. 7000'li yıllardan günümüze geldiler, Gül Erali'nin yeni sergisinde yerlerini aldılar.

Yolculukları sırasında bir hayli değişime uğrayan tanrıçalar, yuvarlak, yumuşak çizgileri, dişi formları ve güleç mimikleri ile sanatseverleri gülümsetiyorlar.

Antik kültürlerde Tanrıçalar birçok inancın merkezindeydiler. Onlara farklı karakterler, işlevler ve sorumluluklar yüklenmişti. Tanrıçalar, mitolojik rollerine sadık kalmak için bıkmadan dünya ile ilgileniyorlardı. Ve Gül Erali Tanrıçaları emekliye ayırıyor; Tanrıçalar artık özgür! Görevlerini başarı ile tamamlayan Tanrıçalar, artık zamanlarını keyifle değerlendirebilirler.
 
Tanrıça kavramını ironik bir bakış açısı ve günümüz değerlerine göre yorumlayan Erali, "Çılgın Tanrıçalar"ını, zaman geçirmek için günümüz dünyasını gözlemlerken buluyor. İnsan davranışlarının karmaşıklığı ve yeryüzündeki trajikomik olaylar karşısında şaşkına dönen tanrıçalar, artık insanoğluna müdahale etmeyecekleri için oldukça keyifliler.

Gül Erali, Tanrıçalarını yaratırken, içimizde barınan tanrısallık özleminden, bastırılmış çılgın dürtülerden ve özgürlüğün rahatlatma gücünden esinlenmiş.

Devamı...
 
Resm-i Geçit
Etkinlik - Tiyatro
17 01 2010

Devamı...

Semaver Kumpanya - Resm-i Geçit / 18 ocak 2010, saat: 20.30; Kumbaracı50, Kumbaracı Yokuşu, No: 50 Kat: 2, Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 243 50 51

Masum olmak, habersiz olmak iki küçük kardeşi şiddetten korumayacaktır…

Resm-i Geçit; dört duvar arasında sıkışıp kalmış iki kardeşin dışarıdaki yaşamın gerçekliğinden uzakta sürdürdükleri hayatlarının birdenbire nasıl değiştiğini çarpıcı bir dille anlatıyor.     

Ülkede hüküm süren baskı rejimi, hiçbir şeyden haberdar olmayan iki kardeşi, küçücük bir pencereden, gözlerinden yakalar. Yaşam normal bir şekilde devam ediyormuş gibi görünürken, insanlar insanları öldürür ve önü alınamayan şiddet büyür büyür büyür…

Semaver Kumpanya - Resm-i Geçit

Yazan: Loula Anagnostaki
Çeviren: Nükhet İzet
Yönetmen: Serkan Keskin
Yönetmen Asistanı: Gülin Kılıçay
Dekor ve Işık Tasarım: Cem Yılmazer
Kostüm Tasarımı: Aslı Ataseven
Oyuncular: Nadir Sarıbacak, Öyküm Elif Erdoğan
Tek Perde - 60'

Devamı...
 
Julia Pardoe: Sultanlar Şehri İstanbul
Kitaplık - Kültür
16 01 2010

Devamı...

Julia Pardoe: Sultanlar Şehri İstanbul. Gravürler: William Henry Bartlett, Çeviren: Banu Büyükkal, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010, 678 S., ISBN 978-9944-88-652-9

Julia Pardoe: Sultanlar Şehri İstanbul. Gravürler: William Henry Bartlett, Çeviren: Banu Büyükkal, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010, 678 S., ISBN 978-9944-88-652-9

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Julia Pardoe'nun kaleminden William Henry Bartlett'in çizimleriyle bize bilmediğimiz bir İstanbul'u tanıştırıyor.

İngiliz yazar Julia Pardoe'nun (1806 - 1862), 1836'da 10 ay kaldığı İstanbul'u önyargısız bir yaklaşımla anlattığı ve yayınlandığı zaman büyük ilgi gören "The City of the Sultan" (1836) adlı kitabı, William Henry Barlett'in (1809 - 1854) muhteşem gravürleri ile "Sultanlar Şehri İstanbul" adıyla, Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası'nın katkılarıyla Türk okuruyla buluşuyor.

İngiliz yazar Julia Pardoe, 30 aralık 1835'te İngiliz ordusunda subay olan babası Thomas Pardoe ile birlikte İstanbul'a gelir. Pardoe geldiğinde, Yeniçeri Ocağı'nın olaylı bir biçimde kaldırılmasının üzerinden neredeyse on yıl geçmiştir, Tanzimat Fermanı'nın okunmasına ise üç yıl vardır. Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllardır yerleşmiş kurumları ve toplumsal yapıları söküp atarak modernleşme yolunda ilerlemektedir. Pardoe, Sultan II. Mahmud dönemi İstanbul'unda on ay kalır. Asırların saltanat şehri de sakinleri de onu büyüler. Ülkesinde romanları ve seyahatnameleriyle zaten bir şöhret edinmiş olan Pardoe, bu büyüleyici seyahatinden İstanbul'la ilgili üç ciltlik bir seyahatname yaratır. "Sultan'ın Şehri ve Türklerin Hayat Tarzı" adıyla yayımladığı bu eser, İngiltere'de büyük ilgi görür ve tekrar tekrar basılır.

Devamı...
 
Oliver
Etkinlik - Tiyatro
15 01 2010

Devamı...

Oliver / 21 ocak 2010, saat: 20.30 ve 13 şubat 2010, saat: 15.00; İş Sanat Kültür Merkezi, İş Kuleleri – Levent - 34330 İstanbul, Tel.: (0212) 316 10 83

Darüşsafakalı genç oyuncular Oliver müzikaliyle sahnede!

İş Sanat'ın ocak 2010 ve şubat 2010 programında özel bir gösteri yer alıyor. Darüşşafakalı çocuklar sahneye çıkıyor ve okulları yararına ünlü İngiliz yazar Charles Dickens'ın romanı Oliver Twist'i oynuyorlar. Elif Ongan Tekçe'nin yönettiği, Fuat Görüç'ün müzik direktörlüğünü yazdığı, çocukların dansları ve şarkılarıyla da yer aldığı oyunun tüm geliri Darüşşafaka'ya aktarılıyor. İlk gösterileri 21 ocak 2010 perşembe akşamı olan çocuklar, 13 şubat 2010 cumartesi günü de ikinci kez sahne alıyor.

Oliver

Oyunun Yazarı: Charles Dickens
Orijinal Müzik: Lionel Bart
Yöneten: Elif Ongan Tekçe
Müzik Direktörü: Y. Fuat Gönüç
Müzik Düzenleme: Mustafa Kavraz, Fuat Gönüç
Şan-Koro: Kerem Memişoğlu, Fuat Gönüç
Dans Koreografi: Günsu Kanat, Emre Karaal, Bahar Kesim
Dekor Tasarım: Aslı Sever Ersüzer
Kostüm Tasarım: Özlem Kaya
Dekor-Aksesuar Realizasyon: Aslı Sever Ersüzer, Harun Mercimek, Ceren Muhammet Niazi, Burcu Barış, Ozan Hersek, Volkan Erkişi, Tuğba Muratoğlu, Kubilay Fidan, Seçkin Usta, Selvihan Özel, Seda Yaman
Işık Tasarım: Akın Yılmaz
Yönetmen Yardımcısı: Aykut Aydın
Sahne Amirleri: Faruk Baloğlu, İsmail Özdemir, Mehmet Güray Yücesan, Arda Yılmaz, Vehbi Kara, Murat Sevimli, Çağla Çakır, Sezen Mert, Görkem Batur, Mertcan Bilici, Ozan Ezer, Nuri Uygun

Devamı...
 
"Kendi Küllerinden Doğmak"
Sanat ve Dizayn - Sergi
15 01 2010

Devamı...

Ferhan Atalay, 28 x 23 cm. tual üzeri akrilik

"Gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur..."

"Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg (Zümrüd-ü Anka), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesi..."

Zümrüd-ü Anka, bu kez Ferhan Atalay ile yeniden doğdu.

Krişna Sanat Merkezi'nde (Kennedy Cad. No: 29/3, Kavaklıdere - Ankara, Tel.: 0312 418 02 53), 11 aralık 2009 - 5 ocak 2010 tarihleri arasında düzenlenen Ferhan Atalay Kişisel Sergisi ile ressam Atalay'ın Simurg efsanesinden yola çıkarak yapmış olduğu tual üzerine akrilik çalışmaları, camaltı resimleri ve özel olarak hazırlanmış resimlerinden oluşan paravanı sergilendi.

"Kendi Küllerinden Doğmak" adıyla açılan sergide Ferhan Atalay toplam 40 adet eseri sanatseverlerle buluştu.

Devamı...
 
1. Türkiye Ahlâk Şûrası
Etkinlik - Şûra
15 01 2010

1. Türkiye Ahlâk Şûrası / 16 - 17 ocak 2010, İstanbul

Türkiye Yazarlar Birliği ve İstanbul Ticaret Odası ortaklaşa olarak "Türkiye 1. Ahlâk Şûrası"nı 16 - 17 ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul'da düzenliyor. Türkiye 1. Ahlâk Şûrası, doğumunun 100. yılı dolayısıyla Nureddin Topçu'nun hatırasına ithafen yapılıyor.
 
Türkiye 1. Ahlâk Şûrası'nın ilk oturumda Nureddin Topçu'nun ahlâk görüşü ile ilgili bildiriler sunuluyor. Daha sonra da İslâm ahlâkı, çağdaşlık toplum ve ahlâk, iletişim ve ahlâk, ekonomi ve ahlâk, siyaset ve ahlâk ile eğitim ve ahlâk konulu bildiriler müzakereciler tarafından tartışılıyor.

20. yüzyılın Türkiye'deki düşünürlerinden Nureddin Topçu (1909-1974) döneminde hakim olan "barbar pozitivizm"e karşı "ahlâk nizamı"nı savundu. "İsyan ahlâkı" kavramı ile hem yerli hem evrensel bir düşünce ve hareket yolu açtı. Bu meyanda Nureddin Topçu

"Öğrenmek zekânın, yapmak ahlâkın işidir"...

"Ahlâk insanın her an yaşadığı bir gerçekliktir. Hareketlerimizin ilmi demek olan ahlâk bilgisi lisenin bütün sınıflarında, her sınıfın seviyesi ölçüsünde olarak tenkit ve münakaşalı bir şekilde okutulabilir. Her Rönesans hareketinde olduğu gibi, lise öğretiminde de fizikten ahlâka doğru cesaretle yükselelim."

diyor.

Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan, "1. Türkiye Ahlak Şûrası" ile ilgili şunları kaydediyor:

Devamı...
 
Şenol Kaluç: IV. Din Şurası Kararları ile Diyanet Kime Özeniyor?
Yazarlar - Şenol Kaluç
14 01 2010

Devamı...

Bugün Şeyhülislamlık mevkiini Diyanet İşleri Başkanlığı doldurmaktadır... Bu makamın Osmanlı'daki sistemin devamı olduğunun bir göstergesi de Diyanet kurumunun bu ülkede tüm dini grupları değil sadece Müslümanlığı, Müslümanlığın da Sünni-Hanefi yorumunu, Hanefi yorumunda kendi belirlediği yorumu esas almasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı hâlâ kendisini Osmanlı'daki gibi dinin üstündeki en üst merci olarak görmektedir. Şura kararlarının altındaki ruh da bunu göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı modernizmin getirdiği gelişmelerin olumsuzluklarına karşı çıkarken, kendisi de modern ideolojiler gibi toplum mühendisliğine soyunmaktadır. Toplumdaki farklı sosyal-kültürel-ekonomik altyapılar nedeni ile dini algıda meydana gelen farklılıklar Diyaneti rahatsız etmektedir... Şura sonucunda 32 maddelik bir sonuç bildirgesi yayınlanmıştır... Devletin bekâsı için kardeş katline fetva veren ekser ulema gibi, Diyanet de kendisine devlet tarafından verildiğini düşündüğü bir takım görevleri yerine getirmeye çalışmaktadır. Zamanın ruhuna aykırı olarak dayatmacı ve tek tipleştirici otoriter bir din anlayışının zeminini hazırlamaktadır. İyi niyetle hazırlandığına emin olduğumuz kararlar, belli bir din anlayışının topluma vazedilmesini hedeflemektedir. Bu anlayış dışındakilerin ise ne ilan edileceğini söylemeye gerek yoktur... Diyanet zaman zaman kendisinin mezhepler üstü olduğunu iddia etse de asıl olarak İslami ve Sünni bir gelenek taşıdığını ve misyonerlik kurumu gibi çalıştığını Şura kararlarının 9. maddesiye açıkça kabul etmektedir... Şura'da alınan kararların hepsi olumsuzdur demek istemiyorum ancak alınan kararlar görünürde olumlu bile olsa, kararlara sirayet eden zihniyetin din ve vicdan özgürlüğüne bir saldırı içerdiğinin fark edilmesi gerekmektedir. Hele bunun bir devlet kurumu tarafından yapılıyor olması laik olduğunu iddia eden bir devlette olması düşündürücüdür...

Osmanlı İmparatorluğu anlatılırken en fazla sevdiğimiz atıflardan birisi Osmanlı'nın dini hoşgörüsüdür. Bu durum neredeyse vakayı adiyedendir, fakat cümlenin büyüsü nedeniyle işin aslını anlama konusunda genelde isteksizizdir. Bu hoşgörünün bir bedeli var mıdır, yok mudur; sormayız.

Osmanlı'daki dini hoşgörü kısmen gayr-ı müslim kitleler için doğrudur. Ancak Müslüman topluluklar için özellikle Osmanlı Devleti merkezileştikçe, otoriterleştikçe ve Sünni Ortodoks İslam anlayışının hakim olması süreci ile birlikte gösterildiği söylenen dini hoşgörü bitmiştir. Dini hoşgörü de kendini kaybetmeye başlamıştır. II. Bayezit'in son dönemlerinde ve Yavuz dönemi ile birlikte Müslüman cemaatler devlet için bir tehlike olarak kabul edilmişlerdir. Bu nedenle Osmanlı Devleti tarikat ve cemaatler ile olan ilişkisini itaat ve itaatsizlik üzerine kurmuştur. İtaatte Alevilik-Sünnilik ayrımından ziyade devlete bağlılık esas alınmıştır. Bu sebebi hikmetle Bektaşilik uzun asırlar boyunca devletin resmi tarikatlarından biri olarak sistem içerisinde yaşamıştır. Buna karşılık devleti rahatsız eden pek çok Sünni tabanlı olduğu düşünülen tarikatlar, bu rahatsızlığın bedelini Bayrami Şeyhleri gibi canları ile ödemiştir.

Peki, neden Osmanlı gayr-ı Müslimlere karşı uyguladığı kısmi hoşgörüyü en sert şekli ile Müslümanlardan esirgemiştir? Aslında bu durum çok açıktır, bugünkü çok meşhur söylemle "rejimin kendi varlığını devam ettirmek ve korumak istemesi" olarak anlamak gerekmektedir. Unutulmaması gereken bir noktada gayr-ı Müslimlerin iktidar olmak gibi bir taleplerinin olması çok zorken, İslami herhangi bir grup rahatlıkla gücü ele geçirdiği takdirde iktidarı alaşağı ederek kendi iktidarını kurabilirdi. Yavuz'un Anadolu'da başlattığı sufi kırımını aslında bu şekilde anlamak daha faydalıdır. Özellikle sufi kırımı diyorum, çünkü o günün şartları altında devletten ve yöneticilerden şikâyet edenler sadece Aleviler değildi ve Osmanlı karşıtı isyanlara Alevisi ve Sünnisi ile her kesimden halk katılmıştı.

Yavuz'un kısa süren saltanatı, Osmanlı Devleti'ni keskin bir şekilde Sünni-Ortodoks-Hanefi bir çizgiye çekmiştir ve bu çizginin devlet üzerindeki etkisini son derece kuvvetlendirmiştir. Bu gücü doruk noktasına ulaştıran görünürdeki en önemli nokta ise Şeyhülislamlık makamının Divan-ı Hümayun'un etkin şahsiyetlerinden biri haline gelmesidir. Divan kararlarına Şeyhülislam'ın katılımı alınan kararların onun tarafından onaylanması devletin Sünni karakterini tescilleyen bir gelişme olmuştur.

Devamı...
 
"İstanbul Büyüsü" başlıyor
Etkinlik - Genel
13 01 2010

Devamı...

Yekta Kara: "İstanbul 2010 için, teknik de dahil olmak üzere toplam 450 kişilik bir ekiple hazırladığımız bu özel sahne gösterinin temelini, İstanbul'un sahip olduğu derin kültürel miras ve şehrin en önemli özelliği olan, farklılıkların bir arada yaşaması kültürü oluşturuyor. Bu sebeple, gösteriyi hazırlarken farklı sanat disiplinlerini bir arada değerlendirmeye özen gösterdim. Şiir, dans, müzik, İstanbul ses ve görüntülerinden oluşan 5 farklı unsurun yer aldığı 'İstanbul Büyüsü' adlı gösteride, aralarında Sultan Abdülaziz, Mozart, Ahmet Adnan Saygun, Minur Nurettin Selçuk, Orhan Veli Kanık gibi farklı isimler tarafından, İstanbul hakkında üretilmiş 24 eser farklı sanatçılar tarafından yorumlanıyor."

Yaklaşık 6.000 kişinin hazırlık çalışmalarını yürüttüğü ve 16 ocak 2010 tarihinde gerçekleştirilecek İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti resmi açılış kutlamalarının detayları, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna tanıtıldı. Ajans Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç'in ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya, kutlamalar kapsamında İstanbul'un farklı noktalarında İstanbullularla buluşacak sanatçılar da katıldı.

12 ocak 2010 tarihinde Çırağan Sarayı'nda düzenlenen basın toplantısı, Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek özel gösterinin sanat yönetmeni Yekta Kara, altı farklı meydanda performanslarıyla İstanbullularla buluşacak sanatçılardan Mor ve Ötesi, Mercan Dede, Zara ve Kıraç ile özel kent tiyatrosu olarak da adlandırılan ateş, balon ve ışık şovlarını hayata geçirecek Group F'in sorumlu koreografı Christoph Berthonneau'nın katılımıyla gerçekleştirildi.

Toplantıda konuşan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti açılış kutlamalarına ilişkin verdiği bilgilerde, hazırlıkların yaklaşık bir yıldır devam ettiğini belirterek konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

"Dünyanın en ilham verici kenti İstanbul, 2010 yılı boyunca taşıyacağı Avrupa Kültür Başkenti unvanı ve yılsonuna kadar hayata geçireceğimiz 400'den fazla özel projeyle, sahip olduğu enerjiyi Türkiye ve dünya ile paylaşmaya hazır.

16 Ocak'taki resmi bir törenle karşılayacağımız Avrupa Kültür Başkentliği unvanının açılış kutlamalarında, tüm İstanbulluların bu enerjiye ortak olması için altı farklı meydanında gerçekleştireceğimiz özel performansların yanı sıra, birçok kültür-sanat kurumuyla da işbirliği yaparak İstanbulluların kendi beğenilerine göre seçim yapabilecekleri geniş bir program hazırladık."

Devamı...
 
"Renk Coğrafyaları"
Sanat ve Dizayn - Sergi
13 01 2010

Devamı...

Foto: H. Bahar Kaleli, Geleneksel Giysili Çocuk, Peru

H. Bahar Kaleli - 'Renk Coğrafyaları' / 16 ocak – 5 şubat 2010; İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak Özverim Apt, 32/2 Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 292 42 01 / (0212) 292 18 07

H. Bahar Kaleli'nin "Renk Coğrafyaları" konulu fotoğraf sergisi, 16 ocak – 5 şubat 2010 tarihlerinde İFSAK Lokal Sergi Salonu'nda izlenebiliyor.

İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), 16 ocak – 5 şubat 2010 tarihlerinde "Renk Coğrafyaları" konulu bir fotoğraf sergisine evsahipliği yapıyor. H. Bahar Kaleli'nin çalışmalarından oluşan serginin açılışı, 16 Ocak Cumartesi günü İFSAK Lokal Sergi Salonu'nda saat 16.00'da gerçekleştiriliyor.

"Renk Coğrafyaları" sergisi, Afrika'nın güneydoğusunda yer alan dünyanın dördüncü büyük adası Madagaskar ile Güney Amerika'da bulunan Peru ve Bolivya'ya ait görüntülerden oluşuyor. Bu ülkeler birbirinden uzak gibi görünse de renkli doğası, insanları, tarihi ve bölgesel zenginlikleri ve göz alıcı coğrafyaları ile dikkat çekiyor. Kaleli, bu güzel ülkelerin güzel insanlarını ve çarpıcı kırmızı, sarı, yeşil, mavi renklerini fotoğraf diliyle ölümsüzleştiriyor.

Devamı...
 
Aynur Küçükyalçın'ın "Karagöz" sergisi Tokyo'da
Sanat ve Dizayn - Sergi
13 01 2010

Devamı...

Aynur Küçükyalçın - 'Karagoz II' / 8 – 14 ocak 2010; Sukiwa - Tokyo

Aynur Küçükyalçın - 'Karagoz II' / 8 – 14 ocak 2010; Gallery Sukiwa, 1F Twin Heitz, 3–42–17, Nishiogikita, Suginami–ku, Tokyo; 167–0042, Japan, Tel. +81 3 3390 1155

1996 yılında Mimar Sinan Üniversitesi G.S.F öğrencilik yıllarında, gelenek ve modern düşünceyi birleştirdiği kostümleri büyük dikkat toplayan ve Japonya'daki bir kuruluşun isteği üzerine Türkiye'yi konu alan bir tema parkın (Kashiwazaki Türk Kültür Kasabası) kostüm tasarımlarını yapan ressam Aynur Küçükyalçın'ın 8 – 14 ocak 2010 tarihleri arasındaki "Karagoz II" adlı gezici resim sergisi, Galeri Sukiwa Tokyo'da.

Sergide 36 eser yer alıyor. Sergi daha önce "Karagoz I" adıyla 12 – 20 aralık  2009'da Kyoto'daydı.

Bir süredir Japonya'da yaşayan ve Japon geleneksel resim teknikleri üzerine de eğitim alan Aynur Küçükyalçın bu sergisinde,Türkiye ve Japonya'nın estetiğini bir araya getiriyor. Özel işlemlerden geçirilerek doğal olarak hazırlanmış geleneksel Japon malzemeleri kullanarak, münyatürü hatırlatan detaylı resim tekniğiyle birleştirdiği eserlerinde, Karagöz çok uzak diyarlarda, Asya'nın diğer ucunda yeniden hayat buluyor.

Sergide Aynur Küçükyalçın'ın mizusugi eserlerinden oluşan yeni çalışmaları yer alıyor. Türkiye'nin geleneksel masallarını ve konularını tema edinerek kaligrafi gibi keskin çizgileri ve minyatürü hatırlatan detaylı resimleri, suyun akışına kendini bırakmış gibi hareket eden renklerin ağırlığı ile bu eserler oluşturulmuş.

Devamı...
 
Roz Kohen: Melek Apartmanı
Edebiyat - Anı
12 01 2010

Devamı...

Roz Kohen

Melek Apartmanı'nın çatı katından mahalleyi bir uçtan bir uca görebilmek çok ilginç gelirdi çocukken: sokağın seyyar satıcıları, alış veriş eden komşuları, arabacıları, eskicileri, ve Haliç'in mavna ve vapurlarını, ta yükseklerde halı silkeleyen ev hanımlarını, ve sokakta oynayan çocukları görünmez bir kimliğe bürünerek izliyebilirdim. İşte apartmanın çatı katı bu bakımdan eşsiz bir güvence sağlıyordu. Terasın sağladığı bu sınırsız görüntü Melek Apartmanı'nın dünyanın merkezi oluşu hissini iyice güçlendirirdi bende. Zaman akıp geçerdi çatı katında. Çamaşırlar asılıp da terasta annemin işi bitince aşağı kata gene tahta merdivenlerde terliklerimizi takırdata takırdata inerdik... Geçen yıllarda İstanbul'a üç kere geldim, Amerika Birleşik Devletleri'nden. İlk gelişimde Melek Apartmanı yerinde duruyordu, içeri girip tahta merdivenleri bile çıktık kızlarımla. İkinci gelişimde Şishane Meydanı metro inşaatı yüzünden çepe çevre kapatılmıstı, binayı yakından göremedik. Aradan iki sene daha geçince kuzenim Viki bir elektronik mektubunda Melek Apartmanı'nın aniden çöktüğünü yazdı. Nedense, böylesine haşmetli koca bir apartmanın sonsuza dek kalacağından emindim ve habere pek inanmak istemedim. Herşeye rağmen Viki Melek Apartmanı konusunda yanılmamıştı. İmar Müdürlüğü'ne gönderdiğim elektronik mektuba yanıt gelince, apartmanın seneler öncesinden boşaltılmış oldugunu ve bir gece yarısında aniden çöktüğünü öğrenmiştim. Mesaji yazan memur üzülerek "İstanbul tarihinin bir parçası, böylece yok oldu" diyordu... Son ziyaretimde Melek Apartmanı'nı gercekten yıkılmış buldum. Apartmanın yerinde duran koca bir taş yığını toplanılmak üzere öylece bekliyordu Şişhane semtinin Kıblelizade Sokağı'nda..

Yirmi sene boyunca İstanbul'un Galata Kulesi yakınlarındaki Melek Apartmanı'nda oturdum. Annemle babam bu daireye İkinci Dünya Savaşı başladığında taşınmışlardı. Melek Apartmanı altı katlı ve çatısında geniş bir terası olan koca bir apartmandı. Şişhane'nin Kıblelizade Sokağı'ndaki bu apartmanın ikinci katının penceresinden sarkınca bir parça da olsa Haliç'i görmek mümkündü. Çocukluğumda bile bir asırı aşan tarihi, gri taş görünümü ve eski tahta merdivenleri ile, Melek Apartmanı adeta adına ters düşen bir görüntüye sahipti. Bir asır boyunca gelip geçen Yahudi kiracı ailelerin izleri ile adeta olgun ve bilgiç bir ifade kazanmıştı ama artık eski görkemini tahmin etmek bile zorlaşmıştı.

Dar ve yüksek pencereleri çoğunlukla siyah güneşliklerle örtülü olurdu. Büyüklerin anlattığına göre bu güneşlikleri savaş sırasında karanlık bastıktan sonra şehri düşman bombardımanlarından korumak üzere ve karartma amacı ile kullanırlardı. Dar pencere kenarlarında tek tük sedef otu saksıları yorgun güvercinlerle beraber yaşam kavgası verirdi.

Kapıcının adı Mehmet'ti. Mehmet ve ailesi apartmanın tek Yahudi olmayan sakinleri idi. Bodrum katında kömür ve odun kilerlerinin biri kapıcı ve ailesine ayrılmıştı. Kapıcı odasının yanıbaşında Melek Apartmanı'nın oniki daire sakinlerinin soğuk kış aylarında kullanacakları odun ve kömürler dururdu. Mehmet ve ailesi köyden gelmişlerdi. Karısı iyice örtülü olup nadiren kapı önüne çıkardı. Mehmet ise apartmanın en önemli ve ileri gelen kişilerinden biri idi. Melek Apartmanı'nın kiracılarına türlü servislerde bulunurdu: Giriş katını ve altı katın tahta merdivenlerini sık sık sabunlu sularla yıkar, herkesin ekmeği ve gazetesini alır sabah erkenden dağıtımını yapar, her akşam aynı saatte herkesin çöplerini toplar ve kış aylarında da herkesin günlük odun veya kömürlerini dairelerine taşırdı.

Apartman sakinlerinin çocuklarını da Mektep Sokağı'ndaki Musevi Lisesi'ne her gün sabah erkenden götürüp akşam 5'te tekrar eve getiren de gene kapıcı Mehmet'di.

Sıcacık elini anımsıyorum: tek elinde üç çocuğun elini tutar, omuzlarına da hepimizin ağır çanta ve sefertaslarını asardı. Her zaman vaktinde bizleri toplar, hep aynı mesuliyet duygusu ile, ellerimizi sıkıca tutar okul kapısı açılıp da Musevi Okulu'nun kapıcısı, Müsyü Izak'ın dikkatini çekinceye kadar bırakmazdı.

Devamı...
 
Bay Hiç / Monsieur Rien
Etkinlik - Tiyatro
12 01 2010

Devamı...

Bay Hiç - Monsieur Rien / 14 - 15 ocak 2010, Saat: 19:00; Yazan: Sabahattin Kudret Aksal; Yöneten: Sait Kerem Ayan; Işık: Enver Başar; Kostüm: Nadide Büyükkaymakçı; Oyuncular: Ülkü Duru, Régis Laroche; Fransız Kültür Merkezi, İstiklal Caddesi N °4, Taksim - 34435 İstanbul, Tel.: (0212) 393 81 11 - 117

"Bilirim diyordu içinden, bilirim...
kişiye istediğini vermezler"
Gülten Akın

Yalnızlığımız belki de tek sığınağımız, hayal dünyamız tek mutlu olduğumuz yer midir? Umutlarımızı koruyabilmek için hayata hiç karışmamak mı gerekir? Dünyanın kaosu içinde sakince dinlenebileceğimiz, bizi örselemeyecek, ufalamayacak bir an yok mudur? Bilmeye can attığımız, kıyısında bir ömrü geçirebildiğimizi düşündüğümüz, bıkmadan usanmadan peşinde koştuğumuz insanlar neden tanıştığımızda tüm yaldızlarını dökerler? "Sandığımız" ile "gerçek" arasında niçin bu denli büyük ve acıtıcı bir fark olur?

Bay Hiç / Monsieur Rien

Yazan: Sabahattin Kudret Aksal
Yöneten: Sait Kerem Ayan
Işık: Enver Başar
Kostüm: Nadide Büyükkaymakçı
Oyuncular: Ülkü Duru, Régis Laroche
Fransızca, Türkçe üst yazılı

"Kadın - Gidin söyleyin ona, tam onun istediği gibi yaşıyorum ben, yapayalnız, bir kurt gibi! İşime yalnız gidiyor, yalnız geliyorum. Yalnız uyuyor, yalnız uyanıyorum, tam onun istediği gibi! Gidin anlatın ona! (Bir susuş) Dönsün evine! (Bir susuş) Dönecek mi dersiniz?"

Sabahattin Kudret Aksal'ın kaleme aldığı "Bay Hiç", tüm bu soruların ve daha fazlasının etrafında dönen, hayatın açmazlarını, ayrıksı bireyin bitimsiz yalnızlığını, düşle gerçeğin çakışmazlığını anlatan bir oyun...

Devamı...
 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 118 - 130 Toplam 1446
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.