Iddias “Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür...”  -Çin Atasözü- Template
Template Bugün: 16 03 2010 Template

Anket

Online

Şuan 4 konuk çevrimiçi

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

RSS Servisi

 
 
Roz Kohen: Camila loş ışıkta - "Y todo a media Luz"
Kültür - Ön-Asya
19 01 2010

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 2

Devamı...

Gündelikçi Camila 1950'li yıllarda Şişhane'deki evimizi temizliğe geldiğinde, iş yaparken sigaradan kısık sesi ve Yahudi İspanyolcası ile meşhur "Y todo a media Luz" tangosunu söylerken, onun sefaletini bir an için unuttuğuna inanır; genç ve yakışıklı bir delikanlının kollarında dans ettiğini hayal ederdim...

Devamı...
 
Kırkıncı Kapıyı Açarsan...
Etkinlik - Dans
18 01 2010

Devamı...

Kırkıncı Kapıyı Açarsan... - Si tu ouvrais la 40ème porte... / 19 ocak salı, 19:00; Tasarı ve performans: Talin Büyükkürkciyan; Dramaturji: Şule Ateş, Zeynep Günsür; Müzik: Ermeni Halk Şarkıları; İstanbul Fransız Kültür Merkezi, İstiklal Caddesi N °4, Taksim - 34435 İstanbul, Tel.: (0212) 393 81 11 - 117

Dansçı ve koreograf Talin Büyükkürkciyan'ın, içinde farklı hikayeler barındıran bu çalışması, sanatçının kişisel geçmişiyle kendi tanıklıklarından yola çıkarak tasarlandı. Hollanda, İtalya, İrlanda ve son olarak Kanarya Adaları ve Fransa’da Türkiye Mevsimi kapsamında oynanan gösteriyi, sanatçı, gazeteci Hrant Dink'e ithaf ediyor.

Tasarı ve performans : Talin Büyükkürkciyan
Dramaturji : Şule Ateş, Zeynep Günsür
Müzik : Ermeni Halk Şarkıları

Çalışmalarında teatral bir teknik kullanan koreografın oyunun başlığı, Fransız yazar Charles Perrault'nun bir masalından esinlenmiş. Masala göre, zorba bir kral, karısına şatosundaki bütün kapıların anahtarlarını verir. Bu anahtarlar arasında karısını girmemesi konusunda kesinlikle uyardığı küçük bir odanın anahtarı da vardır...

Devamı...
 
Mıgırdiç Margosyan: "Gâvur Mahallesinden Çıktım Yola"
Etkinlik - Söyleşi
18 01 2010

Devamı...

Voyvoda Caddesi Toplantıları Kent ve Edebiyat Söyleşileri - Mıgırdiç Margosyan: "Gâvur Mahallesinden Çıktım Yola" / 20 ocak 2010, Saat: 18.30 - 20.30; Osmanlı Bankası Müzesi; İTÜ Taşkışla Binası 127 no.lu Konferans Salonu, Taksim - 80191 İstanbul, Tel.: (0212) 292 76 05

Osmanlı Bankası Müzesi'nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlenen "Kent ve Edebiyat Söyleşileri" devam ediyor. İTÜ Taşkışla'da yazar Mıgırdiç Margosyan'ın Gâvur Mahallesinden Çıktım Yola konulu söyleşisi, 20 ocak 2010 çarşamba günü saat 18:30'da gerçekleştiriliyor.

Yazarın, "Söyle Margos Nerelisen?" isimli öykü kitabında şunları söylüyor:

"Cehü, Yahudilere Kürtçede verilen addı. Biz Hıristiyanlar ise Yahudilere 'Moşe' diyorduk. Hıristiyanların hepsi toptan 'Gâvur' veya 'Fılle' oldukları halde, kendi içlerinde Ermeni, Süryani, Keldani, Pırot'tular. Ermeniler ise Süryanilere 'Asori' derlerdi. Müslümanların tüm Hıristiyanlara toptan Gâvur demelerine karşılık, Hıristiyanlar da tüm Müslümanlara toptan 'Dacik' diyorlardı. Ama tüm bunların dışında gerçek olan şuydu, deliler bir safta, geriye kalan diğerleri yani Dacikler, Gâvurlar, Haçolar, Kızılbaşlar, Yezidiler, Ermeniler, Türkler, Kürtler, Keldaniler, Süryaniler, Asoriler, Pırotlar, Fılleler, Moşeler, Cehüler, Dürziler, hep beraber diğer saftaydık! Her iki safta yerini almayan bir de Rumlar vardı ama, onlardan Diyarbakır'da ilaç için arasanız bir tane dahi bulamazdınız. Köşede bucakta belki kalmıştır, 'Kıtti' gibi turşu kurmaya yarar diye aradığınız zaman, boşuna heveslenirdiniz!"

Devamı...
 
Şakir Keçeli / Özgür Savaşçı: Evrim Teorisi ve İslâmiyet
Din - İslam
18 01 2010

Devamı...

Özgür Savaşçı / Şakir Keçeli: En son söylenecek sözü en başta söyleyerek konumuza girmek istiyoruz. Evrenin oluşumunu hangi bilimsel verilere dayanarak açıklarsak açıklayalım, bilimin (başka bir deyişle aklın) gelip dayandığı ve tıkandığı, yani yanıtlayamadığı sorular ve sınırları vardır. Bilimin bittiği yerde inanç başlar. O inancı kabul edip etmemek kişiye kalmış bir durumdur. İşte, "Büyük Patlama'dan önce ne vardı (veya ne oldu)" sorusu, bilimin tıkandığı böyle bir sorudur. Oysa bu soruya bilimsel değil de, dinsel olarak yanıt vermek olanaklıdır. Büyük Patlama'dan önce, Bâkî (zaten hep var olan) sıfatını taşıyan ve Türkçesi Tanrı, Arapçası Allah, Farsçası Hudâ, Almancası Gott, İngilizcesi God, Grekçesi Deos, Latincesi Deus olan "Yüce Yaratıcı" vardı. O görünmek istediği için Kün, yani "ol" buyruğu ile Büyük Patlama oldu ve böylece Evren (Kâinat, Universum) yaratıldı... Acaba İslâm dîninin Türk yorumu olan Bektaşîlik, dünyanın ve üzerinde yaşayan canlıların ortaya çıkmasını nasıl anlatmaktadır? Başka bir söylemle; İslâm dîni ve Bektaşîlik, evrimi ret mi ediyor? Ezelde (başlangıçta) ne mekân, ne de zaman, ne yön, ne madde ve ne de güç vardı... Sadece O vardı... Bunlar olmadığı için bu dönemin akılla, bilinçle tanımlanması olanaksızdır. Tasavvuf dilinde bu döneme "Âlem-i amâ veya Kemûn" adı verilir. Âlem-i amâ'da bulunan Tanrı; "nitelikten, şekilden [yani nicel ve nitel sıfatlardan], keyf [şekil ve iyilik] ve kemden [nicelikten], bütünü ile muarrâ [temizlenmiş] ve müberrâ [arınmış, soyutlanmış] idi. O'na, [yani Tanrı'ya] Salt Varlık" idi diyebiliriz ... Bu nedenle, bu âlem-i hadisât [yaratılanlar, evrenler] bu tecelliyat [görünürlük] olmadan önce, ancak Vücûd-ı mahz [gizli vücut, Tanrı], bir Vücûd-ı sırf var olmak hassasiyetiyle, her türlü nitelik ve nicelikten uzak bir Vücûd-ı mutlak vardı denilebilir. Bu varlığa terminolojide "Vücûd-ı Baht" da demişlerdir ki, bu "Yalnız Varlık" anlamına gelir". Tanrı Salt (Mutlak) Güzel'dir. Bu nedenle O'nda, O'nun güzelliğini çirkinleştirecek bir eksiklik, bir kusurun sonsuzda biri bile yoktur. Bektaşîliğe ve İslâm mutasavvıflarına göre Tanrı, bu güzellik nedeni ile kendi kendine âşık oldu. Kendi güzelliğini görmek ve sevmek istedi...

"Yarım hoca dinden / Yarım hekim candan eder."
Atasözü

Giriş

İnsanoğlu düşünmeye ne zaman başlamıştır bilinmez ama; insan, "aklının ermeye" başladığı zamanlardan başlayarak nereden niçin geldiğini ve nereye niçin gideceğini hep merak etmiş; bu sorulara ulaştığı olgunluk (kemâlât) ve bilgi derecesinde yanıtlar vermeye çalışmıştır. İlk insanlar karşılaştıkları yıldırım, yangın, fırtına, ay ve güneş tutulması gibi doğa güçleri karşısında, bunların neden oluştuklarını bilmediklerinden, korkuya kapılmışlar; bu olaylardan da birtakım "tanrıları" sorumlu tutmuşlardır. Bu dönemlere çoktanrılı (politeist) dönem adı veriyoruz.

İnsanların, her şeyin tek bir müsebbibi (sebep olanı) bulunduğu görüş ve inancına ulaşması kolay olmamıştır.[1] Her şeyin tek bir müsebbibe (nedenine) dayandırıldığı inanç sistemlerine "Tek Tanrılı (monoteist) Dinler" adı verilir. Bunların başında da bilindiği gibi Musevȋlik, Hıristiyanlık ve İslâm dini gelir.

Aydınlanma Çağı'ndan (18. yy'dan) başlayarak bilimsel-teknolojik alanlarda aklȋ özgürlüğüne kavuşan insanoğlu her şeyi sorgular olmuş, her şeyin nedenini, niçini araştırır olmuştur. Kuşkusuz bu gelişme yüce Tanrı'nın iradesi doğrultusundadır. Çünkü, İslâm'ın Türk yorumu olan Bektaşiliğe göre Tanrı gizli bir hazine iken bilinmek, görünmek istemiş ve bu nedenle evreni (ya da evrenleri) yaratmıştır. İnsan, sorgulayıp araştıracak ki, Tanrı'sını bulsun, bilsin. Bektaşiliğe adını veren Hz. Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu durumu dört sözcükle çok özlü bir şekilde çok güzel ifade etmiştir: Ara – Bul – Bil – Ol[2]!

Bilimin, özellikle doğabilimlerinin 20. yüzyılda büyük ivme kazanarak geometrik olarak hızla gelişmesi, insanları her şeyi bilimle açıklayabilecekleri zannına yöneltmiştir. Ateizm akımının bilimin ivme kazanmasından sonra ortaya çıkışı bir rastlantı olmasa gerektir. Bu konuyla ilgili Werner Heisenberg'in (1901-1976) çok ünlü bir özdeyişi vardır: Doğabilimleri bardağından içilen ilk yudum insanı ateist yapar, ama bardağın dibinde sizi Tanrı beklemektedir[3].

Bugün gelinen nokta odur ki, doğabilimleri alanında "Büyük Patlama Kuramı" (İng. Big Bang Theory, Alm. Urknalltheorie) evrenin yaratılışı konusunda en tutarlı bir kuramdır. Çünkü bu kuramı çürütecek aynı derecede tutarlı bir karşıt kuram bugüne değin geliştirilemediği gibi, "Büyük Patlama Kuramı" gittikçe daha da doğrulanmaktadır.

Türkiye'nin ciddi dergilerinden biri olan Bilim ve Ütopya Dergisi'nin 185. sayısında "yaratılış inancı" (veya teorisi), pozitivist bir yaklaşımla eleştirilmiştir. Bize göre bu bakışın bilimsellikle ilişkisi yoktur.

Biz bu yazımızda insanlığın aklını her zaman kurcalamış olan "Evren nasıl yaratıldı? Ne için yaşıyoruz?" sorusuna İslâm açısından yanıt vermeye çalışacağız. Kanımız odur ki, hangi düşünce ve inançta olursa olsun, yukarıdaki bu iki temel soruya tutarlı bir yanıt veremeyen insanın en azından kendisiyle ilgili bir sorunu vardır.

Devamı...
 
Süheyla Taşçıer: Hasret
Edebiyat - Şiir
17 01 2010

Devamı...

Gözlerini, tükettiği aşklarıyla arkasına aldığı Ankara'da dünyaya açtı. Siyasi 7 gün dergisinde yayımlanan "Türkiye'deki Bunalım", "TRT'nin Yakasından düşün", "Halk Eğitimi", "Altındağ Halkını Tanıyalım" başlıklı yazıları usta yazar ve gazetecilerin dikkatini çekti; ayrıntılı olarak bakınız...

hasret

bebek babamı gördüm
seferberlikte kırk döken
bebek babamı

not düşmüş
babaannem gözlerine
gide de gelmeye illa bu sene

alnında dedemin dudağı
ardında
erzincandan
ankaraya uzanan
kadınlar ordusu
geceye akıyor
güne düşüyor

keserken buz
yakarken güneş
korku
yüreklerinden korkuyor

bebek süheylayı gördüm
babamın ellerinde
bir çift dize

Devamı...
 
İstanbul 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti...
Etkinlik - Genel
17 01 2010

Devamı...

Şekib Avdagiç: "21.yüzyıla bütün dünya büyük bir değişimin, hem heyecanını hem sancısını yaşıyor. Böyle bir dönemde, İstanbul da, yeni yıla, yeni bir sıfatla giriyor: Avrupa Kültür Başkenti. İstanbul'u tüm dünyaya tanıtmaya, yeniden keşfedilmesini sağlamaya çabalıyoruz. Bütün projelerimizi, bunun için hazırlıyoruz. İstanbul, Avrupa ile Asya'yı birleştiren kutsal bir mühürdür. Şimdi bu mührü, her yere duyurma zamanı... Şimdi İstanbul'u yeniden keşfetmenin zamanı... Şimdi İstanbul'u izlemenin zamanı... Şimdi İstanbul zamanı..."

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından, şehrin 7 farklı merkezinde eş zamanlı olarak düzenlenen açılış etkinlikleriyle İstanbul artık "resmen" Avrupa'nın Kültür Başkenti…

İstanbul, 2010 yılının başlaması ile birlikte sahip olduğu Avrupa Kültür Başkenti unvanını, 16 ocak 2010, cumartesi günü, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından 7 farklı merkezde gerçekleştirilen etkinliklerle ve görkemli bir kutlamayla karşıladı.

Kutlamalar, Haliç Kongre Merkezi'nde, Türkiye ve Avrupa'nın üst düzey devlet adamlarını ve diplomatları, iş ve kültür-sanat dünyasının önde gelen isimlerini, yerli ve yabancı basın mensuplarını bir araya getiren protokol töreniyle başladı. Tüm dünyaya yayılan İstanbul'un enerjisi, Taksim, Kadıköy, Sultanahmet, Pendik, Bağcılar, Beylikdüzü meydanlarında tüm İstanbulluların katılımıyla gerçekleştirilen kutlama etkinlikleriyle doruğa ulaştı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün teşrifleri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde, Haliç Kongre Merkezi'nde, ağırlıklı olarak Avrupa ülkeleri olmak üzere yaklaşık 40 ülke ve uluslararası kuruluşun temsilcilerini, iş ve kültür-sanat dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren protokol töreni, saat 17.30'da başlayan açılış kokteyli ile başladı.

Devamı...
 
Çılgın Tanrıçalar
Sanat ve Dizayn - Sergi
17 01 2010

Devamı...

Gül Erali - Çılgın Tanrıçalar / 6 ocak - 6 şubat 2010; Hobi Sanat Galerisi, Vali Konağı Cad. Pasaj 73, Nişantaşı - İstanbul, Tel.: (212) 225 23 37

Seramik sanatçısı Gül Erali'nin "Çılgın Tanrıçalar"ı 6 ocak - 6 şubat 2010 tarihleri arasında Hobi Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Geniş kalçalı, dolgun memeli Anadolu Ana Tanrıça figürleri İ.Ö. 7000'li yıllardan günümüze geldiler, Gül Erali'nin yeni sergisinde yerlerini aldılar.

Yolculukları sırasında bir hayli değişime uğrayan tanrıçalar, yuvarlak, yumuşak çizgileri, dişi formları ve güleç mimikleri ile sanatseverleri gülümsetiyorlar.

Antik kültürlerde Tanrıçalar birçok inancın merkezindeydiler. Onlara farklı karakterler, işlevler ve sorumluluklar yüklenmişti. Tanrıçalar, mitolojik rollerine sadık kalmak için bıkmadan dünya ile ilgileniyorlardı. Ve Gül Erali Tanrıçaları emekliye ayırıyor; Tanrıçalar artık özgür! Görevlerini başarı ile tamamlayan Tanrıçalar, artık zamanlarını keyifle değerlendirebilirler.
 
Tanrıça kavramını ironik bir bakış açısı ve günümüz değerlerine göre yorumlayan Erali, "Çılgın Tanrıçalar"ını, zaman geçirmek için günümüz dünyasını gözlemlerken buluyor. İnsan davranışlarının karmaşıklığı ve yeryüzündeki trajikomik olaylar karşısında şaşkına dönen tanrıçalar, artık insanoğluna müdahale etmeyecekleri için oldukça keyifliler.

Gül Erali, Tanrıçalarını yaratırken, içimizde barınan tanrısallık özleminden, bastırılmış çılgın dürtülerden ve özgürlüğün rahatlatma gücünden esinlenmiş.

Devamı...
 
Resm-i Geçit
Etkinlik - Tiyatro
17 01 2010

Devamı...

Semaver Kumpanya - Resm-i Geçit / 18 ocak 2010, saat: 20.30; Kumbaracı50, Kumbaracı Yokuşu, No: 50 Kat: 2, Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 243 50 51

Masum olmak, habersiz olmak iki küçük kardeşi şiddetten korumayacaktır…

Resm-i Geçit; dört duvar arasında sıkışıp kalmış iki kardeşin dışarıdaki yaşamın gerçekliğinden uzakta sürdürdükleri hayatlarının birdenbire nasıl değiştiğini çarpıcı bir dille anlatıyor.     

Ülkede hüküm süren baskı rejimi, hiçbir şeyden haberdar olmayan iki kardeşi, küçücük bir pencereden, gözlerinden yakalar. Yaşam normal bir şekilde devam ediyormuş gibi görünürken, insanlar insanları öldürür ve önü alınamayan şiddet büyür büyür büyür…

Semaver Kumpanya - Resm-i Geçit

Yazan: Loula Anagnostaki
Çeviren: Nükhet İzet
Yönetmen: Serkan Keskin
Yönetmen Asistanı: Gülin Kılıçay
Dekor ve Işık Tasarım: Cem Yılmazer
Kostüm Tasarımı: Aslı Ataseven
Oyuncular: Nadir Sarıbacak, Öyküm Elif Erdoğan
Tek Perde - 60'

Devamı...
 
Julia Pardoe: Sultanlar Şehri İstanbul
Kitaplık - Kültür
16 01 2010

Devamı...

Julia Pardoe: Sultanlar Şehri İstanbul. Gravürler: William Henry Bartlett, Çeviren: Banu Büyükkal, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010, 678 S., ISBN 978-9944-88-652-9

Julia Pardoe: Sultanlar Şehri İstanbul. Gravürler: William Henry Bartlett, Çeviren: Banu Büyükkal, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010, 678 S., ISBN 978-9944-88-652-9

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Julia Pardoe'nun kaleminden William Henry Bartlett'in çizimleriyle bize bilmediğimiz bir İstanbul'u tanıştırıyor.

İngiliz yazar Julia Pardoe'nun (1806 - 1862), 1836'da 10 ay kaldığı İstanbul'u önyargısız bir yaklaşımla anlattığı ve yayınlandığı zaman büyük ilgi gören "The City of the Sultan" (1836) adlı kitabı, William Henry Barlett'in (1809 - 1854) muhteşem gravürleri ile "Sultanlar Şehri İstanbul" adıyla, Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası'nın katkılarıyla Türk okuruyla buluşuyor.

İngiliz yazar Julia Pardoe, 30 aralık 1835'te İngiliz ordusunda subay olan babası Thomas Pardoe ile birlikte İstanbul'a gelir. Pardoe geldiğinde, Yeniçeri Ocağı'nın olaylı bir biçimde kaldırılmasının üzerinden neredeyse on yıl geçmiştir, Tanzimat Fermanı'nın okunmasına ise üç yıl vardır. Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllardır yerleşmiş kurumları ve toplumsal yapıları söküp atarak modernleşme yolunda ilerlemektedir. Pardoe, Sultan II. Mahmud dönemi İstanbul'unda on ay kalır. Asırların saltanat şehri de sakinleri de onu büyüler. Ülkesinde romanları ve seyahatnameleriyle zaten bir şöhret edinmiş olan Pardoe, bu büyüleyici seyahatinden İstanbul'la ilgili üç ciltlik bir seyahatname yaratır. "Sultan'ın Şehri ve Türklerin Hayat Tarzı" adıyla yayımladığı bu eser, İngiltere'de büyük ilgi görür ve tekrar tekrar basılır.

Devamı...
 
Oliver
Etkinlik - Tiyatro
15 01 2010

Devamı...

Oliver / 21 ocak 2010, saat: 20.30 ve 13 şubat 2010, saat: 15.00; İş Sanat Kültür Merkezi, İş Kuleleri – Levent - 34330 İstanbul, Tel.: (0212) 316 10 83

Darüşsafakalı genç oyuncular Oliver müzikaliyle sahnede!

İş Sanat'ın ocak 2010 ve şubat 2010 programında özel bir gösteri yer alıyor. Darüşşafakalı çocuklar sahneye çıkıyor ve okulları yararına ünlü İngiliz yazar Charles Dickens'ın romanı Oliver Twist'i oynuyorlar. Elif Ongan Tekçe'nin yönettiği, Fuat Görüç'ün müzik direktörlüğünü yazdığı, çocukların dansları ve şarkılarıyla da yer aldığı oyunun tüm geliri Darüşşafaka'ya aktarılıyor. İlk gösterileri 21 ocak 2010 perşembe akşamı olan çocuklar, 13 şubat 2010 cumartesi günü de ikinci kez sahne alıyor.

Oliver

Oyunun Yazarı: Charles Dickens
Orijinal Müzik: Lionel Bart
Yöneten: Elif Ongan Tekçe
Müzik Direktörü: Y. Fuat Gönüç
Müzik Düzenleme: Mustafa Kavraz, Fuat Gönüç
Şan-Koro: Kerem Memişoğlu, Fuat Gönüç
Dans Koreografi: Günsu Kanat, Emre Karaal, Bahar Kesim
Dekor Tasarım: Aslı Sever Ersüzer
Kostüm Tasarım: Özlem Kaya
Dekor-Aksesuar Realizasyon: Aslı Sever Ersüzer, Harun Mercimek, Ceren Muhammet Niazi, Burcu Barış, Ozan Hersek, Volkan Erkişi, Tuğba Muratoğlu, Kubilay Fidan, Seçkin Usta, Selvihan Özel, Seda Yaman
Işık Tasarım: Akın Yılmaz
Yönetmen Yardımcısı: Aykut Aydın
Sahne Amirleri: Faruk Baloğlu, İsmail Özdemir, Mehmet Güray Yücesan, Arda Yılmaz, Vehbi Kara, Murat Sevimli, Çağla Çakır, Sezen Mert, Görkem Batur, Mertcan Bilici, Ozan Ezer, Nuri Uygun

Devamı...
 
"Kendi Küllerinden Doğmak"
Sanat ve Dizayn - Sergi
15 01 2010

Devamı...

Ferhan Atalay, 28 x 23 cm. tual üzeri akrilik

"Gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur..."

"Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg (Zümrüd-ü Anka), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesi..."

Zümrüd-ü Anka, bu kez Ferhan Atalay ile yeniden doğdu.

Krişna Sanat Merkezi'nde (Kennedy Cad. No: 29/3, Kavaklıdere - Ankara, Tel.: 0312 418 02 53), 11 aralık 2009 - 5 ocak 2010 tarihleri arasında düzenlenen Ferhan Atalay Kişisel Sergisi ile ressam Atalay'ın Simurg efsanesinden yola çıkarak yapmış olduğu tual üzerine akrilik çalışmaları, camaltı resimleri ve özel olarak hazırlanmış resimlerinden oluşan paravanı sergilendi.

"Kendi Küllerinden Doğmak" adıyla açılan sergide Ferhan Atalay toplam 40 adet eseri sanatseverlerle buluştu.

Devamı...
 
1. Türkiye Ahlâk Şûrası
Etkinlik - Şûra
15 01 2010

1. Türkiye Ahlâk Şûrası / 16 - 17 ocak 2010, İstanbul

Türkiye Yazarlar Birliği ve İstanbul Ticaret Odası ortaklaşa olarak "Türkiye 1. Ahlâk Şûrası"nı 16 - 17 ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul'da düzenliyor. Türkiye 1. Ahlâk Şûrası, doğumunun 100. yılı dolayısıyla Nureddin Topçu'nun hatırasına ithafen yapılıyor.
 
Türkiye 1. Ahlâk Şûrası'nın ilk oturumda Nureddin Topçu'nun ahlâk görüşü ile ilgili bildiriler sunuluyor. Daha sonra da İslâm ahlâkı, çağdaşlık toplum ve ahlâk, iletişim ve ahlâk, ekonomi ve ahlâk, siyaset ve ahlâk ile eğitim ve ahlâk konulu bildiriler müzakereciler tarafından tartışılıyor.

20. yüzyılın Türkiye'deki düşünürlerinden Nureddin Topçu (1909-1974) döneminde hakim olan "barbar pozitivizm"e karşı "ahlâk nizamı"nı savundu. "İsyan ahlâkı" kavramı ile hem yerli hem evrensel bir düşünce ve hareket yolu açtı. Bu meyanda Nureddin Topçu

"Öğrenmek zekânın, yapmak ahlâkın işidir"...

"Ahlâk insanın her an yaşadığı bir gerçekliktir. Hareketlerimizin ilmi demek olan ahlâk bilgisi lisenin bütün sınıflarında, her sınıfın seviyesi ölçüsünde olarak tenkit ve münakaşalı bir şekilde okutulabilir. Her Rönesans hareketinde olduğu gibi, lise öğretiminde de fizikten ahlâka doğru cesaretle yükselelim."

diyor.

Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan, "1. Türkiye Ahlak Şûrası" ile ilgili şunları kaydediyor:

Devamı...
 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 118 - 130 Toplam 1452
 
Template Template Template
© 2010 kanalkultur.com
Joomla is Free Software released under the GNUGPL License.