|
Anket
Online
Şuan 12 konuk çevrimiçi
|
|
|
| |
|
Yazarlar -
A. Yılmaz Soyyer
|
|
17 08 2008 |
|
 "Turgut Baba Erenlerin bir konuşmasında 'Masonluk, bilgi aktarımı üzerinedir, ruhaniyet yoktur. Bu nedenle bilgide belli bir yere gelenler, ruhaniyetin eksikliğini hissederek hayatının belli bir döneminden sonra Bektaşî olmak isterler' mealinde sözler söylemişti. Fakirin bu konudaki düşüncesini sorarsan; 'Bektaşîlik ulaşılabilecek en üst ve zevkî mertebedir. İnsanın bu kapıya gelinceye kadar bütün kapıları dolaşması gâyet normaldir, fakat bu kapıya geldikten sonra bir veya bir kaç alt sınıftan olan diğer inanç yapılarını veya kulüplerinde huzuru araması, kişinin zevkî eksikliğidir. Bektaşîlik aklı reddetmez, ancak akıl ile bir yere kadar seyir mümkündür. Akıl yetseydi Cebrail'in (A.S.) Sidretü'l-Müntehâ'dan ileri geçmesi gerekirdi. Yücelme ancak aşk makamında seyirle mümkündür."
| Ondokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başları "Masonluk" denilen mahiyeti pek çok insanca meçhul örgütün Osmanlı topraklarında da taraftar bulup faaliyet göstermeye başladığı bir süreçtir.
Özellikle İttihat ve Terakki'nin iktidarında pek çok kişi Masonluğun yapısı içerisinde yer almıştır. Hatta Şeyhülislamların içinde bile Masonların olduğundan söz edilir. Bektaşiliğin yeniden uyanış dönemi ile Masonluğun Osmanlı'da yayılış dönemi az çok farklarla paralellik arz etmektedir. Bu yüzden bir kısım Bektaşilerin Mason olduklarına dair rivayetler bulunmaktadır. Rivayet diyorum, zira "bilim belgedir" ve bu konuda elimde belge bulunmamaktadır. Bu yaz Osmanlı Arşivi'nde yaptığım araştırmada bir belgeye rast geldim. Bu belge Masonluk-Bektaşilik benzerliği üzerine kurulmuş bir jurnal metniydi. 20 muharrem 1307 / 16 eylül 1889 tarihinde Limni adasındaki devlet görevlileri (muhtemelen istihbarat elemanları) Sadrazamlığa bir jurnelde bulunmaktadır. Osmanlı Arşivi'ndeki kayıtlara göre adada Masonların sistemine (mezhebine) benzeyen yeni bir oluşum ortaya çıkmıştır. Bunların törenleri (ayinleri), bazı dini farzları tamamen inkar eden bir yapıdadır. Jurnale bakılırsa bu oluşumun taraftarları muharremin onunda bir yere toplanıp, Fazlullah Hurufi'nin "Cavidan" adlı eseriyle buna benzer şeyler okumakta ve dinlemektedirler. Bu gizli oluşumun mensupları arasında Ada Mutasarrıfı ve Liva Naibi de bulunmaktadır. Bu topluluğu esas tesis edenler ise Humbaracıoğlu Hüseyin Katporanzade Mehmed Ağa isimli iki Toksa Arnavut'tur. Sadrazamlık gizli bir soruşturma başlatır. Soruşturmanın sonucuna göre Masonlara benzer denilen teşkilatın Bektaşi Tarikatı olduğu apaçık görülmektedir. Devlet jurnali gönderenlerin şikayetine şöyle karşılık vermektedir: "memalik-i şahanede Tarikat-i Bektaşiye'ye mensub bir hayli kesan var iken harsan bunların teb'idi muvafık-ı muadile olamayacağı" yani " Osmanlı topraklarında Bektaşiliğe mensup bir dolu insan varken bunların sürgünü adalete uygun olamayacağından…" diye devam etmektedir. |
|
Devamı...
|
|
Güncel Yorum -
Genel
|
|
17 08 2008 |
|
Olay dikkatleri daha temel bir değişikliğe ("a more fundamental change") yöneltti. Generaller ve hükümet arasında birkaç aydır sözlü bir anlaşmaya riayet ediliyordu. Özellikle de İslamın kamusal yaşamdaki yeri ("the place of Islam in public life") konusunda olmak üzere gerginlikler sürüyor. Ancak diğer askeri önceliklerde -Kürt bölücülerle mücadele, Kıbrıs, generallerin gözetimi konusunda etkili bir muafiyet- anlaşmaya varıldığının işaretleri görülüyor. Buna karşılık generaller, AKP'nin kapatılması için yürütülen yasal mücadelede dikkat çekici biçimde sessiz kaldılar. Akademisyen ve yorumcu Cengiz Aktar konuyu "birarada varolmak için verilen tavizler" ("concessions for co-existence") şeklinde özetliyor.
| Ankara - Beethoven hayranı ve pragmatik bir siyasi çizgiye ("a pragmatic political streak") sahip bir komutanın Genelkurmay Başkanlığı'na atanmasıyla birlikte, Türkiye'de siyasetçilerle generaller arasında genellikle gergin olan ilişkilerde daha samimi bir döneme girilmiş olabilir.
Orgeneral İlker Başbuğ, laik cumhuriyetin kurucu ilkelerini özenle koruyan ("guards the secular republic's founding principles"), 50 yıl içerisinde seçimle gelen liderleri devirmek üzere dört kere darbe yapan nüfuzlu siyasi kuruma ("a powerful political institution") kendi damgasını vurarak, iki yıl boyunca silahlı kuvvetlere komutanlık yapacak. Başbuğ'un, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP), İslami kökenli hükümete ("the Islamist-rooted government"), ülkede yaşanan değişim güçlerine ("the forces of change") ve orduya yaklaşımı Türkiye'nin geleceğinin şekillenmesinde kritik öneme sahip olacak. Orgeneral Başbuğ, genel görünüm itibariyle sertlik ("hardline") yanlısı, tipik bir Türk generali. Ancak bir komutan olarak ilk hareketi şaşırtıcıydı. Başbuğ, disiplinsizlik veya İslami faaliyetlerde bulunmakla suçlanan subayları görmezden gelerek AKP'ye rahat bir nefes aldırdı ("By forgoing the annual purge of officers accused of indiscipline or Islamic practice, he assuaged the AKP"). |
|
Devamı...
|
|
|
Edebiyat -
Öykü
|
|
17 08 2008 |
|
 Ramazan Çakıroğlu 1956 Zonguldak / Devrek doğumlu. Elazığ-Fırat Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Antropologtur. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu'nda öğretim görevlisi olarak çalıştı ve 2004 yılında emekli oldu.
| Hiç unutmam. Babaannem çocukluğumuzda bir öykü anlatırdı. Anlattığı olay, Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanmış. Gitgide de söylenceye dönüşmüş…
Anlatılan öykü şöyle: Filyos Vadisi köylerinde, plansız, programsız ve resmî kurumların çok azının ulaşabildiği bir dönem. Başı boşluk alabildiğine yol almış, yoksulluk ve yoksunluk ise diz boyunda! Gaz, tuz, yağ ve şeker yok olmuş! Bu günkü Hisarönü beldesinden eski Karabük köyüne kadar olan (120 km.lik) ırmak boyunda, eşkıyaların nal seslerinden geceleri uyunamıyor. (Gerçi ne ilginçtir ki Cenevizlilerden bu yana bu bölge hep korsanlar ve eşkıyalar diyarıdır. O günlerden bu günleri de gören yörenin Deli İmam'ı "Çok değil, eşkıya elli yıl sonra şehire iner" diye boşuna dememiş!..) Gündüzleri ise gelinler ve kızlar tarlaya tapana tek başına gidemiyor, yanlarına mutlaka ya bir yaşlı alıyor, ya da çocuklarıyla gidiyor. Kadınlar tarlada çalışırken, ihtiyar dedeler, tarla kenarına saklanıp, çakaralmazlarla nöbet tutuyor. Bu dönemde, bilmem hangi köyde; parası, pulu ve altınları olduğu bilinen bir adamcağız, pusuya düşürülür. Enselenir ve üzerinde kesesi, köstekli saati, çizmesi, nesi varsa alınır. Pusuya düşürenler bununla da yetinmez. İllaki adama, evindeki altınların yerini de söyletmek isterler. Bunun için uzun uzun işkence yaparlar. Bir türlü konuşmaz adamacağız. Sonunda adamı kıtır kıtır keserler. Birkaç parçaya ayırıp, Filyos Irmağı'na atarlar. Irmak denize götüremeden bu adamı geri verir. İşe jandarma el koyar. Savcılık emir verir. Tez zamanda katiller yakalansın diye. Dağ taş, günlerce jandarma kaynar. Orman içlerine tünemiş eşkıyalar yuvalarından sökülür alınır. Cinayetle ilgili olabilecek eski zanlılar tek tek toplanır. |
|
Devamı...
|
|
|
Kitaplık -
Din
|
|
16 08 2008 |
|
 Dursun Gümüşoğlu: Tâcü'l Arifîn. Es-Seyyid Ebu'l Vefâ Menakıbnâmesi. Can Yayınları: 262, İstanbul 2006, 317 S., + Belgeler, ISBN 975-6358-63-7
| Seyyid Ebü'l Vefâ hakkında birkaç söz...
Osmanlıca'dan çevirdiğim bu eser, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Murad Buhari katalogu 257 numarada kayıtlı olan nüshası esas alınarak yapılmış, (A) nüshası olarak kaydedilmiştir. Ayrıca üç adet kopyası daha incelenmiş aralarındaki çok ufak farklar dipnotlara konmuştur. Bunlardan birisi Menâkıb-ı Tacü'l-Arifîn Ebu'l Vefa adlı bu eserin müstensihi (kopya edeni) belli değildir. Eser, Ankara Milli Kütüphane Mikrofilm servisinde Mf 1994 A 246 numarada bulunmaktadır ve (B) nüshası olarak dipnotlarda bulunmaktadır. İkinci nüsha Samsun Yazmaları Katalogunda 497 numarada kayıtlı 1640 yılında Kitab Menâkıb-ı Tacü'l-Arifin: Alaaddin b. Mustafa b. Ali tarafından kopya edilmiş olan (C) nüshası olarak kitapta bahsedilmiştir. Üçüncü nüshaya ise İstanbul Atatürk Kitaplığı Osman Ergin Yazmaları 638 numara da rastlanıp incelenmiştir. Yaşamı ile ilgili birtakım bilgilere bu eserde ulaşabiliyoruz, ancak İslâm Ansiklopedisi'nin 347. sayfasında hayatı ile ilgili daha detaylı bilgiler bulunmaktadır. "1026 yılında Irak'ın Kûsan bölgesinde doğdu. Hakkındaki bilgiler, döneminin veya sonrasının belli birkaç kaynağındaki sınırlı kayıtlardan ibaretdir. Ebü'l Vefâ'ya dair asıl kaynak Şahabeddin Ahmed el Vasıtî'nin 773'te (1371) kaleme aldığı "Tezkiretü'l Müttâkîn ve Tebşiratü'l Muktedîn" adlı Arapça menâkıbnâmedir. Menkıbelerle karışık bir biyografi niteliğindeki bu eserin Menâkıb-ı Tâcü'l ârifîn Seyyid Ebü'l Vefâ adını taşıyan mütercimi meçhul Türkçe çevirilerinin yazma nüshalarına sık rastlanması onun Anadolu'da iyi tanındığını gösterir. Tahsilinin önemli bir kısmını Bağdat'ta yaptıktan sonra Buhara'ya gitmiş, din ilimleri öğrenerek tekrar Bağdat'a dönmüş burada Muhammed eş-Şenbeki'ye intisap etmiştir. Uzun süre hizmetinde bulunduğu şeyhi kendisine karşı gösterdiği vefa ve sadakatinden dolayı ona "Ebü'l Vefâ" künyesini vermiştir. Menâkıbnâmede İmam Zeynel soyundan bir seyyid olduğu da kaydedilir. |
|
Devamı...
|
|
|
Din -
İslam
|
|
16 08 2008 |
|
Birkaç kendini bilmezin suikast girişimi yapması üzerine, "Perişan Baba öldü" şaiyasını çıkartmış ve 1293 yılında Kazlıçeşme Dergâhı avlusuna boş tabut defni yapılmış, kabir taşındaki şu kitabeyi de bizzat Perişan Baba kendi elleri ile yazmıştır: Hû Dost / Esef etme teselli bul neşir haşre delâlettir / Gelir diğer giden Labüd, felekten etme şekvayı / Kahir Lütf-u celâlidir, cemâl-i ayn-ı bil mutlak / Sefer etse eğer merdüm bırakıp köhne dünyayı / Tutalım ten turab oldu eğerci mürg-ü ruh amma / Kartşdı çarde masuma, bulup firdevs-i âlâyı / Halim ü ya Hamid Lebsin giyip sebbelmesaniden / Libâsın tazeler tahsil edip ism-i müsemmayı / Çıkardım tarihin ruşen Gay'in safa vü Cim'den kim / Oku La taknatu remzin gözet rumuz-u ferda'yı // Perişan Baba, 1301 yılı Nevruz ayının üçüncü günü Hakk'a yürümüştür. Kabri, Hazreti-i Pîr Dergâhı Hazret Avlusu'nda Karadut'un karşısındadır. Kabir taşındaki kitabe şöyledir: Hû - Dost / Erenler asistanı hadimi ülvi-ya şanında / Ki hayl-i bezm-i şir-i Hak Perişan vefa amal / Kemâl-i hilm ile birçok zaman pîr asistanında / Edip hizmet mücerret etti nakd-i feyz istihsal / Yegâne er idi bu mürşid-i yektâ vü bi –hemta / Anın feyz-i nişanından hayl-i ehl-i hal / Tarık-ı Hac-ı Bektâş Veli'de aşk ile göçtü / Perişan Baba ruh-içün rah-ı Hakk'a eyledi asbal //
| Eryek Baba Dergâhı İstanbul'un Kazlıçeşme semtindedir. "Kömürciyan" adlı müsteşrik'in, 1952 yılında yayınlanan "İstanbul Tarihi" adlı eserinin 28. sayfasında, semte ismini veren çeşme ile ilgili şu bilgi vardır; "Kazlıçeşme'ye verilen ismin mahiyeti şudur: Bu çevrede bir kaz otlar iken, yeri eşelemeye başlar ve buradan bir su çıkar. Dönemin İstanbul halkı da burayı kazar ve bu suyun menba'ına ulaşır. Daha sonra suyun çıktığı yere bir çeşme yaparlar ve Kazlı Çeşme adını verirler." Öte yandan merhum babam Turgut Koca Baba Erenler, burada Fatih dönemi öncesi bir Ortodoks Ayazması olduğu ve Ayazma'da yaşayan Kazentichenkos isimli bir Hıristiyan azizinin burada barındırdığı kazlara su vermesinden kinaye olarak, İstanbul'un Fethi sonrasında halkın bu bölgeye Kazlıçeşme dediklerine dair bir rivayetten söz ederdi.
Diğer bir yandan Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde semt ile ilişkili şöyle bir bilgi vermektedir: "Yedikule kasabası haricinde bir Çeşme-i Canfeza'nın kemeri altında Çehar kuşe bir beyaz mermer kaz tasviri gösterilmiştir ki, görenler ziruh (canlı) addederler. Bu sebeble, ol çeşme, Kazlıçeşme namı ile şöhretyab olmuştur. Söz konusu çeşmenin yapım tarihi (953/1546) olarak belirtilmiştir. Reşat Ekrem Koçu, Yeniçeriler isimli eserinde, semtin fetih sonrası, Salhane, Debbağhane ve Mumhanelere tahsis edildiğinden bahsetmektedir. Özellikle burada üretilen mumlar Yeniçeri ortalarında kullanılır ve mum ücretsiz olarak devlet tarafından verilirdi. Yine merhum babam Turgut Koca Baba, buradaki esnaf ve üreticilerin lonca sistematiği ile Eryek Baba Dergâhı tarafından yönlendirildiğini belirtirdi. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde burada bir cami, yedi mescid, bir han ve bir hamam olduğunu zikretmektedir. Kazlıçeşme semti, Osmanlı döneminde devşirme kasapların bulunduğu bir yer olarak bilinmekteydi. Özellikle günlük et tüketen dönemin Yeniçeri ortalan, et iaşelerini bu kasaplardan temin etmekte olup, et alımları sırasında yaptıkları ritüele "et seğirdim töreni" derlerdi[1]. Sonraları Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın bu bölgeye bir cami inşâ ettirdiği bilinmektedir. Bu cami halen ayaktadır. Bölgede ayrıca Fatih Sultan Camii, Fetih Şehitliği ve Eryek Baba Dergâhı ayakta durmaktadır. Kazlıçeşme Eryek Baba Dergâhı, 2578 Ada no. ve 31 parsel numarası ile tapuya kayıtlıdır. Teknik olarak adresi; Zakirbaşı Sokağı, No:3 olarak geçmektedir. Kıymetli Araştırmacı Müfid Yüksel Bey'in tesbitlerine göre söz konusu dergâh, dönem dönem aşağıdaki isimlerle anılmıştır: |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yorum -
Genel
|
|
16 08 2008 |
|
AB, petrol ihtiyacının yüzde 25'ini, doğalgazının da yüzde 50'sini karşılayan Rusya'dan kendini uzaklaştırmak istiyor ve dünyada kullanılmamış birkaç petrol bölgesinden biri ("the world's few untapped oil provinces") olan Orta Asya'yı hedefliyor... "Yükselen Güçler, Daralan Gezegen: Yeni Enerji Jeopolitiği" ("Rising Powers, Shrinking Planet: The New Geopolitics of Energy") kitabının yazarı Michael Klare, konu hakkında, "ancak, eğer Gürcistan güvenli bir geçiş yolu olmaktan çıkarsa, Rusya'ya karşı azalan bağlılık planları yok olup gider" diyor.
| Gürcistan'ın konuşulacak doğal kaynakları yok ("Georgia may have no natural resources to speak"), ancak yine de topraklarından 250 kilometre boyunca uzanan boru hattı nedeniyle Avrupa için önemli bir role sahip.
Moskova'ya enerji bağımlılığını azaltmaya çalışan Avrupa Birliği için çok değerli olan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ("the Baku-Tbilisi-Ceyhan pipeline"), Hazar petrolünü ("Caspian oil") Rusya'yı devre dışı bırakarak Batı'ya taşıyan tek kullanışlı güzergah. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'yü, Gürcistan'ın başkenti Tiflis ile Türkiye'de Akdeniz'in güneydoğusunda bir liman olan Ceyhan'a bağlayan BTC, bir zamanlar "barış hattı" ("pipeline of peace") olarak ilan edilmişti. Ancak, şimdilerde BTC, Rusya ve Gürcistan yüzleşmesinde savaş bölgesinde ("war zone") kalıyor. Global Insight'tan Natalia Leshchenko, "anlaşmazlık bütünüyle boru hattı hakkında değil. Nedenler kesinlikle jeopolitik" diyor ve ekliyor: "Ancak Ruslar, boru hattının Gürcistan için önemini biliyor ve ona zarar vermek isteyebilirler. Bunu yapabilecek kapasiteye sahipler." Çatışma hafta boyuca şiddetlenirken, Gürcü yetkililer Rus savaş jetlerinin boru hattını hedef aldıklarını ancak hedefi tutturamadıklarını söylediler. Ülkesinin kaderini Batı'nınki ile yakından ilişkilendiren Gürcistan Ekonomik Kalkınma Bakanı ("Economic Development Minister") Ekaterina Sharashidze, "bu, Rusya'nın yalnızca Gürcistan'ın ekonomik yollarını değil, uluslararası ekonomik yollarını da hedef aldığını gösteriyor" dedi. Projede yüzde 30'luk bir hisseye sahip olan BP her ne kadar patlamalardan habersiz olsa da saldırılar hakkında bağımsız hiçbir onaylama yok. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Dans
|
|
15 08 2008 |
|
Alvin Ailey American Dance Theater / 17 - 19 eylül 2008, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Harbiye - 34267 İstanbul, Tel. 0212 373 11 00
| Dünyanın en tanınmış dans topluluklarından Alvin Ailey American Dance Theater, 50. yıl turnesi kapsamında üç özel gösteri sahnelemek için eylül ayında İstanbul'da olacak.
Gösteriler, 17 eylül çarşamba, 18 eylül perşembe ve 19 eylül cuma günleri saat 20.30'da Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşecek. 50 yılda 6 kıtada 71 ülkede 21 milyon izleyicinin karşısına çıkan Alvin Ailey American Dance Theater, İstanbul gösterilerinde 50 yılı aşkın süredir dünyanın dört bir yanında kapalı gişe sahneledikleri klasik baleden modern, caz ve etnik dansa kadar farklı tarzları bir araya getiren koreografileri "Night Creature", "Solo", "Love Stories" ve "Revelations"ı gospel, caz ve popüler müzikler eşliğinde sahneye taşıyacak. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Müzik
|
|
15 08 2008 |
|
Şehrin sokaklarında cazın solunduğu Akbank Caz Festivali ekim ayıyla birlikte heyecan verici bir programa sahip. 9 – 19 ekim 2008 tarihlerinde düzenlenecek olan Akbank 18. Caz Festivali, yine dünyanın en önemli caz sanatçılarını Türkiye'de ağırlayacak ve genç, başarılı caz sanatçılarına performans sergileme olanağı sunacak. Festival konserlerinin gerçekleşeceği kendine has mekanlar; Aya İrini, Cemal Reşit Rey, Akbank Sanat Merkezi, Babylon, Talimhane ve Ghetto olacak. 9 ekim'deki açılış konseriyle başlayacak Akbank 18. Caz Festivali'nin heyecan verici isimleri: |
|
Devamı...
|
|
|
Kültür -
Ön-Asya
|
|
15 08 2008 |
|
İstanbul'un açığındaki Burgaz Adası'nda Aleviler, Ermeniler, Keldaniler ("Chaldäer"), Levantenler ("Levantiner"), Yahudiler bir arada / beraberce yaşıyor.
| İstanbul'a yaklaşık bir saat uzaklıktaki Burgaz Adası'nda daha çok Aşkenazi ("Aschkenasen") kökenli Yahudiler ve İstanbullu Yunanlılar yaşıyor. Hemen yakınlarındaki Büyükada'da zengin Müslümanlar ve Osmanlı'ya İspanya ve Portekiz'den kaçıp sığınan Yahudiler, Kınalıada'da ise Ermeniler hayatlarını sürdürüyor. En fazla çeşitliliğin Burgaz Adası'nda olduğunu söyleyen İstanbul doğumlu ve Aşkenazi kökenli Yahudi Robert Schild, adanın çok kültürlülüğünü konu alan bir dokümenter film hazırladığını anlatıyor. Robert Schild, Burgaz Adası'nda yaşayan 20'ye yakın etnik ve dinî grup sıralıyor: Sünni Türkler, Aleviler, Kürtler, Lazlar, İstanbullu Ermeniler ve Yunanlılar, Süryaniler, Keldaniler, İspanya ve Portekiz'den kaçan Yahudiler, Aşkenazi kökenli Yahudiler, İtalyan Levantenleri, İstanbullu Cermen kökenliler, Avusturyalı rahibeler ve daha niceleri.
Bütün bu sayılan etnik ve dinî grupların ibadet mekanları birarada ve uygarlıkların birlikteliğini dünyanın hiçbir yerinde olmadığı şekilde sağlıyor. Schild, Burgaz Adası'nın adeta canlı bir etnografya müzesi olduğundan söz ediyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
14 08 2008 |
|
 1. Uluslararası Baskıresim Bienali Sergisi / 20 eylül - 20 ekim 2008, Beşiktaş Belediyesi, Beşiktaş Çağdaş, Mustafa Kemal Kültür Merkezi, Uğur Mumcu Cad. No: 8 Akatlar - İstanbul, Tel.: 0212 351 93 90; 16 şubat - 15 mart 2009, Çankaya Belediyesi, Çağdaş Sanatlar Merkezi, Kennedy Cad. No: 4, Kavaklıdere - Ankara, Tel.: 0312 467 40 82
| 2007 yılının sonlarında Işık Üniversitesi ve İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi (IMOGA), sanata ve sanat eğitiminin önemine inanarak, özgün baskıresim yapıtlarını bir araya getirmek, uluslararası düzeyde bir sanat belleği oluşturmak, sanatçıları teşvik etmek, baskıresimi sevdirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla tüm sanatçılara açık uluslararası bir yarışma düzenlemişti.
IMOGA tarafından ortaya atılan bu proje ile başlayan ve Işık Üniversitesi ile işbirliği içinde organize edilen, İstanbul'un ilk Uluslararası Baskıresim Bienali, 59 ülkeden 824 sanatçının katılımıyla gerçekleşti. 1704 eserden seçilen 340'a yakın özgün baskıresimi, bu sanata ilgi duyan sanatseverler ve özellikle de sanat eğitimi almakta olan gençler, 19 Eylül'den itibaren İstanbul'da, 16 Şubat'tan itibaren de Ankara'da izleyebilecek. Baskıresim'de; Gravür, Taş Baskı, İpek Baskı, Ağaç Baskı gibi geleneksel baskı teknikleri, sanatçıların sanatsal yaratımlarını, kendi özgün dillerini ifade etmekte kullandıkları aracı teknikler. Sanatsal heyecanlarını taşıyan, geniş ve dinamik yaratı imkanları sunan, çağın teknolojik gelişimi ile paralel bir gelişim kaydedebilmiş olan bu baskıresim yaratım teknikleri sanatçıların tercihini ile kullanıldıkça, sanatsal yaratıcılık ile gelişmiş ve boyut kazanmış. Ödüller Birinci Ödül (Işık Üniversitesi Ödülü) / Tomoya Uchida: 1947'de Japonya'da doğdu. 1970'de Kyoto Doshisha Üniversitesi'nden mezun oldu. 1993'den bu yana Okayama Shujitsu Junior Kolej ve Üniversitesi'nde Profesör olarak çalışıyor. İkinci Ödül (IMOGA ödülü) / Dimo Kolibarov: 1965'de Bulgaristan'da doğdu. 1996'da Sofya Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun oldu. 2003'den bu yana Sofya Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü'nde Profesör olarak çalışıyor. Üçüncü Ödül (Feyziye Mektepleri Vakfı Ödülü) / Onnik Karanfilian: 1963'de Bulgaristan'da doğdu. 1994'da Sofya Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun oldu. Sofya'da özel atölyesinde çalışıyor. Akbank Sanat Özel Ödülü / Hugo Besard: 1955'de Belçika'da doğdu. 1979'da Antwerp Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun oldu. Antwerp Güzel Sanatlar Akademisi'nde Öğretim Üyesi olarak çalışıyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Kültür -
Ön-Asya
|
|
14 08 2008 |
|
Felsefeci Hilmi Ziya Ülken, aydınlanma düşüncesinin tarihimizdeki başta gelen temsilcilerinden biridir. Bağnazlığın, gericiliğin tehlikesi; laikliğin, çağdaşlaşmanın önemi üzerinde durduğu yazıları öğretici olduğu kadar uyarıcıdır da. O yazılar bizi bugün de uyanık olmaya çağırıyorlar. Ortam ve koşullar, çok daha dikkatli olmayı gerektirmektedir. Başıboş bir liberalizm bizi gerçek özgürlüğe götürmez. Onun meydana getirdiği keşmekeş, aydınlıktan çok karanlığın işine yarayacaktır.
| 1931 yılında Menemen'de görülen korkunç gericilik olayı bütün yurtta derin üzüntü yaratmış, özellikle öğretmenlerin tepkisine neden olmuştu. Çünkü, olayı önlemeye çalışırken öldürülen Fehmi Kubilay bir öğretmendi.
İstanbul Öğretmenler Birliği'nin düzenlediği büyük protesto toplantısında konuşan genç felsefeci Hilmi Ziya (Ülken) şöyle diyordu:(*) "Düşünce özgürlüğü için yapacağımız mücadelede her an bizi hançerlemek isteyen kimselerle karşılaşabiliriz. Tehlikelere karşı uyanık olalım. İnsanlık ve özgürlük yolunda bir arkadaşımızı kurban verdik. Özgürlüğümüzü bağnazlığa ve kara cahilliğe karşı savunurken, toptan tüfenkten daha güçlü bir silah olan 'aşk ahlakına' başvurmamız gerekmektedir. Kurbanların en büyüğü, düşünce özgürlüğünü, insancı ahlakı bağnazlığa karşı savunurken verilen kurbandır. Kubilay bir simgedir bizim için; düşünce devrimini, vatan ve insanlık ahlakı davasını nasıl yerleştirebileceğimizi canını vererek göstermiştir. Belleğimizde bir alev gibi yanacak olan bu simge, bizden uyanık olmamızı, bilinçle ve korkmadan yürümemizi istiyor. Kubilay'ın öldürülmesi aynı zamanda ulusal bir Kerbela Olayı'dır. Bağnazlığın ve karanlığın ne olduğunu bilelim, ama lanet etmeyelim. Zaferden çok sevgi için harekete geçelim. Sevgi bizi zaten zafere ulaştıracaktır. Uygarlık büyük kurbanların omuzları üstünde yükselmiştir. Galile, Campanella, Bruno, Jan Hus gibi kurbanlar verilmeseydi Avrupa Ortaçağ'dan kurtulabilir miydi? |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yorum -
Genel
|
|
14 08 2008 |
|
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunda Türkiye'de, Avrupa bloğuna ("the European bloc") katılmaktan çok, İslami ilkelerin izlenmesi yönünde daha fazla bir eğilim var. Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilgili son gelişmeler ve türban sorunu ("the issue of Hijab (the Islamic dress code)"), Türklerin çoğunluğunun İslamdan yana ("the majority of Turks favor Islam") olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu yüzden, İslami kökenli Türk Hükümeti ("the Islamic-rooted Turkish government"), Müslüman gruplaşmasına ("to join the Muslim grouping") katılmaya daha fazla meyillidir.
| Üç bölgesel güç ("the three regional powers") arasında yeni bir stratejik işbirliği ("a new strategic cooperation") yaratıldı: İran, Türkiye ve Suriye. Bu üç Müslüman ülke ("the three Muslim nations") geçmişte de böylesi ilişkiler geliştirdiler, ancak bu kez üçlü bir stratejik anlaşmaya ("a trilateral strategic agreement") doğru ilerliyorlar. Küresel siyasi çevreler ("Global political circles"), İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın ("Mahmoud Ahmadinejad") kısa süre önce Suriyeli mevkidaşı Beşar Esad ("Bashar Assad") ile buluşmasını ve Ahmedinejad'ın Türkiye'ye yapacağı ziyareti stratejik olarak nitelendiriyorlar. İran, Türkiye ve Suriye arasında üçlü işbirliği ("trilateral cooperation"), son üç yıldır gündemdeydi. Bununla birlikte, tüm bölgenin yararına olacak yeni gelişmelere işaret eden böylesi bir stratejik işbirliği için zemin şimdi oluştu.
Tahran, Şam ("Damascus") ve Ankara, 11 Eylül saldırılarının ("9/11 attacks") ardından geçen yedi yılda meydana gelen tüm krizlerde, sözde terörle savaş adına en ağır bedelleri ödediler: Afganistan ve Irak'ın 2003'te işgali ("the 2003 invasion of Afghanistan and Iraq"), Lübnan ve işgal altındaki Filistin'de güvenliğin tesis edilememesi ("insecurities in Lebanon and occupied Palestine"), Orta Doğu'da barışın felç olması ("paralyzing peace in the Middle East"). Bush'un başkanlığının sonuna yaklaştığı ve ABD ile Rusya arasında soğuk savaş ("Cold War") dönemi rekabetinin geri dönüyor göründüğü böylesi hassas bir zamanda İran, Suriye ve Türkiye arasında stratejik işbirliği tesisinin ("to establish strategic cooperation") gerekliliği ortaya çıkıyor. |
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 1028 - 1040 Toplam 1452 |
|
|
|
 |
 |
 |
|