|
Anket
Online
Şuan 11 konuk çevrimiçi
|
|
|
| |
|
Yazarlar -
İsmail Engin
|
|
17 03 2010 |
|
 "Kültür ile kişilik kavramları arasındaki işlevsel ilişki, bir satranç oyununa benzer. Kültürü, düşünceler sistemi olarak algılayıp bireyi de bu düşünceler sisteminin bir taşıyıcısı olarak düşündüğümüzde, satranç oyunu ve bu oyunda kullanılan taşlar ile özdeşleşir. Bu bağlamda kültür, satranç oyununun genel kurallarına benzer. Kişilik ise, bu genel kurallar etkisi altındaki taşlar "gibi"dir. Satrançta, genel kurallar, oyundaki taşların hareketlerini ve konumlarını belirler. Kültür de kişilik yapısını etkiler... Kültür, genel kuralları içinde kendine özgü bir kimliği, bireye kazandırır. Birey, bu kimlik ile ait olduğu kültürle özdeşleşir. Ancak, tıpkı satranç oyunundaki taşlar gibi, birey de kazandığı kimlik ile kültürel sistemi ve yapıyı etkiler. Kültürden etkilenen birey, bir şekilde kültürü etkilemeye başlar. İşte bu aşamada, kişilik ile satranç oyunundaki taşlar arasındaki ilişki, özdeşliğini kaybeder. Çünkü, kişilik kültürel kuralları değiştirebilecek bir nitelik kazanmıştır. Satrançta, taşlar genel kuralları değiştiremez..."
| Günlük yaşamda bir insan, nitelik ve nicelik açısından çoğunlukla "kültürlü" ya da "kültürsüz", "kişilikli" veya "kişiliksiz" olarak tanımlanır ve yorumlanır. Bu arada "karakter" ile "mizaç" işin içine girer ve "sağlam karakterli", "iyi mizaçlı'" gibi ifadeler de yer alır ya da bunların tam tersi.
Kimi zaman ise "kültür" ve "kişilik" kavramları birlikte kullanılır; "kültürlü; ama kişiliksiz", "kişilikli; fakat kültürsüz" vb. denir. Kavram kargaşası, her alanda olduğu gibi, burada da sürüp gider. Sanki, "kültür" ile "kişilik" kavramları birbirinden bağımsızmış gibi... Okuduğunuz bu yazıda, kültür ile kişilik kavramları arasındaki işlevsel ilişki açıklanmaya çalışılacaktır. Bunun için, öncelikle "kültür" ile "kişilik" kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: A. İlgili Kavramlar 1. Kültür Yapılan birçok tanımlama olmasına rağmen, bu tanımlamalar, iki genel kategoride toplanmaktadır: a) Bütüncü tanımlar kategorisi, b) Düşünceler sistemi kategorisi. Birinci kategoriye göre kültür, kazanılan bir davranış kalıbı olarak nitelenir ve insanın yaptığı-yarattığı her şeyi içeren bir yaşam biçimidir. Kültür, böyle bir yaşam biçimi niteliğiyle gelenekten → töreye; konuşmadan → müziğe; yiyecekten → içeceğe; konuttan → giyeceğe kadar tüm insanî davranış kalıplarını içeren karmaşık bir oluşum, bir bütündür. Diğer kategoriye göre ise kültür, bir şifre türüdür; zihinsel bir oluşumdur. Bu anlamda davranış, önce zihinde biçimlenir, sonra eylem olur. Madem ki davranışı oluşturan düşüncedir, o halde kültür, "düşünceler sistemi"dir. Çünkü, tek tek kültür unsurları, düşüncenin dışarıya yansımasından başka bir şey değildir.[1] Bize gelince, burada açıklamaya çalıştığımız kültür konusundaki düşüncelerimiz, ikinci kategori ile özdeştir ve bu yazının hareket noktasını oluşturmaktadır. |
|
Devamı...
|
|
|
Kültür -
Ön-Asya
|
|
17 03 2010 |
|
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 10
Henüz kırk günlük yeni doğmuş bebekken, 'boğmaca' denilen çocuk hastalığına yakalanmışım. Annemle babam beni tedavi etmek için, bana eşek sütü içirdiklerini söylerlerdi. Daha sonraki yıllarda ise her eşek anırdığında "bak, süt kardeşin çağırıyor" deyip takılırlardı. O yüzden de haklı olarak o gün bu gündür eşeklere özel bir yakınlık duyarım!
| |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
17 03 2010 |

| 
| 
| Üstteki: Setenay Alpsoy - tual üzerine yağlıboya, 130 x 150 cm., 2009; ortadaki: Setenay Alpsoy - tual üzerine yağlıboya, 45 x 70 cm., 2009; alttaki: Setenay Alpsoy - tual üzerine yağlıboya, 145 x 150 cm., 2009 |
Setenay Alpsoy Resim Sergisi - 'Denizin Ayırdığı Şehir' / 9 - 30 mart 2010; Evin Sanat Galerisi, Büyük Bebek Deresi Sokak No:13, Bebek - 34342 İstanbul, Tel.: (0212) 265 81 58
|
Çağdaş Türk figür resminin genç kuşak temsilcilerinden Setenay Alpsoy'un ikinci kişisel sergisi "Denizin Ayırdığı Şehir", 9 - 30 mart 2010 tarihleri arasında Evin Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor. Geçen yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamlayan Setenay Alpsoy'un sergisinde, ressamın içinde yaşadığı, bir parçası haline geldiği İstanbul, çarpık mimarisinin yarattığı tuhaf geometrisi ve kalabalıklarla örülü yüzündeki yalnızlığıyla karşımıza çıkıyor. Kent dokusunun barındırdığı karşıtlıklar ve çarpıklığın bir geometrisinin olması ressamın algısının bu doğrultuda yönelmesine sebep oluyor. Setenay Alpsoy, ilk sergisinde İstanbul'un yalnız ve suskun görünümlerini ele almıştı. Bu serginin tuvallerinde öncekilerin kasvet ve ıssızlığı, 'hayat' emaresi gün ışığı ve mekanlarla özdeş figürlerle farklı bir noktaya taşınıyor. Ressam, kentin yeni gerçekliğini kendi penceresinden, kendi sokağından yansıtıyor. Penceresinden seyrettiği binaların içine girip hayata, orada yaşayan insanlara bakmaya başlıyor. Önceleri samimiyetle otoportreleri ile kurguladığı bu kompozisyonlarda artık çevresinden, günlük hayattan, sokaklardan insanların yer bulması, kurduğu empatinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ressam, figürü binalarla aynı önemde ve oranda resmederek, bu ilişkide her iki öğeye dengeli yaklaşıyor. İnsan-bina ikilisi arasındaki oluşum, şikayet edilse de terk edilemeyen bir kent olgusunu beraberinde getiriyor. İnsanın özel alanları olarak tanımlanan evlerini kalabalıklar içinde belirlemesi ressamın farkında olmadan duyumsattığı kalabalıklar ortasında 'yalnızlık' kavramına işaret ediyor. Resimlerde, kentten bir süreliğine ayrıştırdığı, odasında ya da balkonunda 'tek başına', dimdik ve güçlü duran insan seyrediliyor. Oldukça sıradan duruşlar sergileyen figürlerdeki yalnızlık hali; içinde melankoliyi barındırmayan, rahat ve sakin bir ifade biçimiyle anlam kazanıyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Kitaplık -
Edebiyat
|
|
16 03 2010 |
![Dursun Gümüşoğlu [Haz.]: Sâdık Abdâl Dîvânı. Horasan Yayınları, No: 28, İstanbul 2009, 317 S. , ISBN 978-605-4091-06-5](/de/images/stories/kitaplik/edebiyat/dgumusoglu/sadik-abdal-onkapak.jpg) Dursun Gümüşoğlu [Haz.]: Sâdık Abdâl Dîvânı. Horasan Yayınları, No: 28, İstanbul 2009, 317 S., ISBN 978-605-4091-06-5
|
Bektaşîlik / Alevilik alanında inanılmaz bir bilgi kirliliği yaşandığı, her kafadan ayrı bir ses çıktığı ve Bektaşîliği / Alevîliği herkesin "kendisine göre" tanımlayıp yorumladığı günümüzde bu alanda nesnel bilgiye ulaşmanın ne denli güç olduğunu bilen bilir. Kendisini daha önceden Tâcü'l-Ârifîn Es-Seyyid Ebu'l-Vefâ Menakıbnamesi (Can Yayınları, İstanbul 2006), Ahmed Edîb Harâbî Dîvânı, Yaşamı ve Tüm Şiirleri (Can Yayınları, İstanbul 2003, 2. baskı 2008) gibi önemli çalışmalarıyla tanıdığımız Dursun Gümüşoğlu, Sâdık Abdâl Dîvânıyla bu kez de önemli bir başka çalışmayı okuyuculara sunuyor. Oluşmasına kısmen tanık olduğumuz, Sâdık Abdâl'ın Divânı, Bektaşîlik / Alevîlik alanında fikir üreten, kalem oynatan, ve ayrıca da kendisini bu inancın içinde gören, herkesin mutlaka okuması gereken temel eserlerden birisidir. On beşinci yüzyılda Kızıl Deli Sultan Dergâhı'nda yetişmiş bir Bektaşî şairi olan Sâdık Abdal'ın okuyucuya sunulan 66 nefesi birçok konuya ışık tutuyor. Gümüşoğlu, Dîvân'a doyurucu bir Giriş yazısısı koymuş (s. 11-44), girişin sonunda da her bir şiirin kısaca özetini vermiş. Bu giriş yazısı, –yazarın izni alınarak– aşağıda sunulduğu için sözü daha fazla uzatmak istemiyorum. Giriş yazısını okuyunca ne demek istediğimiz kendiliğinden anlaşılacaktır. Hakk erenler, Dursun Gümüşoğlu'nun bu hizmetini dergâh-ı izzetinde kabul eylesin, bizlere hizmetlerinin devamını göstersin. Aşk olsun böylesi bir çalışmayı bizlere sunan Gümüşoğlu'na... |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Belgesel
|
|
16 03 2010 |

| 
| 
| Üstteki: Eylül Çocukları (2009), Yönetmen: Meltem Öztürk, Hülya Karcı; ortadaki: 5 Nolu Cezaevi: 1980–84 (2009), Yönetmen: Çayan Demirel; alttaki: Demsala Dawî: Şewaxan / Son Mevsim: Şavaklar (2009), Yönetmen: Kazım Öz |
21. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında düzenlenen Ulusal Belgesel Film Yarışması sonuçlandı. Amatör ve profesyonel olmak üzere iki ayrı dalda gerçekleşen yarışmada toplam on yedi film yer aldı. Yarışmanın seçici kurulunda bulunan Mutlu Binark, Yaprak İşçibaşı, Hakan Aytekin, Özgür Şeyben ve Hacı Mehmet Duranoğlu filmleri, etik kurallara uygunluk; evrensellik ilkesi; sinematografik teknik yeterlilik; temada özgünlük ve bağlam vurgusu; araştırmanın derinliği ve emek yoğunluğu; biçem olmak üzere toplam altı ölçüt temelinde değerlendirdiğini açıkladı. Sekiz filmin yarıştığı amatör dalda Berrak Samur'un yönettiği Bağdat üçüncülük, Yeliz Karakütük'ün yönettiği Romeyika'nın Türküsü ikincilik, Emre Karadaş ve Deniz Oğuzsoy'un birlikte yönettikleri Duvar birincilik ödülüne değer bulundu. Dokuz filmin yarıştığı profesyonel dalda ise; Kazım Öz'ün yönettiği Son Mevsim Şavaklar üçüncülük, Meltem Öztürk ve Hülya Karcı'nın birlikte yönettikleri Eylül Çocukları ikincilik, Çayan Demirel'in yönettiği 5 No'lu Cezaevi birincilik ödüllerini aldı.
|
Demsala Dawî: Şewaxan / Son Mevsim: Şavaklar Demsala Dawî: Şewaxan / Son Mevsim: Şavaklar Yönetmen: Kazım Öz Yılı: 2009 Süre: 91'
Şavaklar, Dersim bölgesinde yaşayan, hayvancılıkla geçinen göçebe bir topluluktur. Kışları köylerinin bulunduğu Pertek ve Çemişgezek bölgelerinde yaşarlar. Baharın ortasında yaylalara gitmek üzere yola çıkarlar. Bahar yağmurları altında başlayan bu yolculuk onların çetin günlerinin de başlangıcıdır. Dağlar hala bembeyazdır. Bu yüzden vadilerde mola vererek karların erimesine paralel olarak dağların zirvelerine doğru çıkarlar. Yazın en sıcak günleri geldiğinde onlar dağların zirvelerindeki serin tepelerdedirler. Havaların soğuması ile birlikte aynı yolu geri dönecek yolculuk başlar. Sürülerin yol alma hızı ile ayları alan yolculuk bittiğinde kendi köylerine varmışlardır ve bu kışın kapıda olduğunun da habercisidir. Karlar yağmaya başladığında onlar kış uykusuna girmişlerdir. Çünkü önlerinde; yağmurlu, hareketli ve onları oradan oraya savuracak bir mevsim beklemektedir. Ödüller 2009 58.Uluslararası Mannheim-Heidelberg FF; Uzun Metraj Jüri Özel Ödülü Kazım Öz 1973 yılında Tunceli'de doğdu. 1992 yılından itibaren dört yıl Teatra Jiyana Nû'da (Yeni Hayat Tiyatrosu) oyunculuk ve rejide çalıştı. 1996 yılından beri, kurucularından olduğu Yapım13'de çalışıyor. Filmografi 2008 Fırtına / Bahoz / The Storm 2005 Uzak / Dûr / The Distance 2001 Fotoğraf / The Photograpy |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yorum -
Genel
|
|
15 03 2010 |
|
 Prof. Dr. Sabri Çakır: "Kavramlar olay ve olguların kendilerini yansıtmazlar. Ancak öylesi durumlar vardır ki kavramlar sanki olay ve olguların, nesnelerin kendileri imiş gibi adlandırılır. Sosyal bilimciler buna "maddileştirme yanlışı" adını verirler. Bu hata, kavramın soyutlanma düzeyi yükseldikçe artar. Örneğin "açılım" kavramı ile "din-inanç" kavramını eş anlamlı tutmak ve açılımı bu bağlamda değerlendirmek ve buna göre çözümler üretmek yapılan en büyük maddileştirme hatalarından biridir.. Sorunu çözmek isteyen aktörlerin bu yanlışa düşmemeleri gerekirdi!.. Eğer kullandığımız kavramların, düşünme yoluyla ya da akılcıl olarak ne anlama geldiğini, kapsamlarını, aralarındaki ilişkileri bilmiyorsak yanlış düşünceler üretmiş oluruz ki bu da topluma / halka en büyük zararı verir; onları yanlış yola sürükler... bu açılım sürecinde kullanılan ama halk kesiminin bir türlü anlayamadığı / anlayamayacağı kavramlar nelerdir? Başta Türk halkı, öte yandan "sorunun / açılımın muhatabı olan bölge halkı", kendi politikacı ve yerel yöneticilerinin de sıklıkla kullandığı yeni kavramlardan ne anlamaktadırlar? Örneğin etnik, etnik grup, etnik kimlik, etnik milliyetçilik, etnisite, kültür, alt kültür, üst kültür, ulusal kültür, siyasal kültür, kültürel kimlik, kültürel asimilasyon vb. daha nice sözcük ve kavram vardır anlaşılamayan... Öncelikle bu sözcük ve kavramların tümü ülkemizdeki eğitim ve öğretimle ilgili kaynaklarda yakın zamana kadar pek yer almayan, söylenmesi, yazılmasından bile çekinilen, korkulan ancak, korkulduğu kadar da gerekli olan sosyal / kültürel antropolojik ya da etnolojik niteliklidir..."
| "Açılımlar" dönemini yaşadığımız şu günlerde siyasal kültürümüze damgasını vuran, ancak neden ve niçin kullanıldığı, neyi kapsayıp kapsamadığı henüz tam anlamıyla bilinmeyen ve halkımızın da anlayamayacağı bazı kavramlar sıkça gündeme getirilip yaygınlaşmaktadır. Bunun örneklerini her gün, her toplantıda, her tartışmada, gazetelerin köşe yazılarında görmek olasıdır. Kimileri doğru ve anlamını bilerek kullansa da, kimileri içerikten yoksun ve alışkanlık olarak kullanmaktadır. Sözünü edeceğimiz bu tür kavramları anlamakta biz bile zorluk çektiğimize göre, acaba sorunun muhatabı olan insanlar, yönetilmek istenen halk kesimleri bu kavram kargaşasından ne anlamaktadırlar?
Özellikle öğrenim düzeyi çok düşük ve kültür düzeyi de kendi yerelliği içinde anlam bulan Doğu-Güneydoğu insanının, kendi siyasal geleceği ile ilgili sözcükleri, kavramları anlamakta zorluk çektiğini görmemek elde değil! Yıllarca bölgenin sosyolojik yapısı üzeride gözlem ve araştırmalar yapmış bir akademisyen olarak, bölge insanının neyi anlayıp anlamayacağını da iyi bilmekteyiz. Daha on-onbeş yıl öncesine kadar sorularımıza tercüman aracılığı ile yanıt alabildiğimiz bu insanlar, nasıl olup da kendileri için "özgürleşme, hak elde etme, insan ve eşit vatandaş olduğunu anlama" anlamına gelen "Demokratik / Kürt Açılımı" süreci ile ilgili karmaşık, anlaşılmaz sözcükleri, kavramları anlayabilecekler? Bu nedenle hem barış sürecine katkısı hem de sosyal bilimcinin bir sorumluluğu olarak algıladığımız sosyo-etnolojik sözcük ve kavramlardan burada söz etmek zorundayız. Anlamları üzerinde, anlaşılır bir dille durmak istediğimiz bilimsel nitelikli kavramların bilinmesinin sorunun anlaşılması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi açısından da önemli olduğu yadsınamaz. Demokratik açılım / Kürt açılımı bağlamında kullanılan ancak net olarak anlaşılamayan sözcük ve kavramların öznel anlamları ve tanımlarına geçmeden önce, Türkçede "sözcük / kavram" denilince ne anlıyoruz? Birkaç özelliğine değinirsek, konuyu daha iyi anlatmış olacağız. "Kavram / sözcük" deyince ne anlıyoruz? Her şeyden önce sözcük ve kavramlar bilgilerimizi başkalarına anlatmak, iletmek için kullanılır. Bunun da yolu / yöntemi ortak anlaşma aracı olan dil ile ifade edilmesidir. Eğer ortak bir dile sahip değilseniz o toplumdaki bireylerin, grupların, halkların birbirini anlamaları, iletişim ve etkileşim kurmaları da olası değildir. Bu topraklar üzerinde Osmanlı'dan Türk toplumuna dek bu tartışmalar ve çatışmalar içinde bunun en somut örneklerini günümüzde bile yaşamaktayız. Kim ne derse desin, yıllardır süregelen, önceleri "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Sorunu", şimdilerde ise "Kürt Sorunu" diye nitelenen bu sorunun temelinde dil ve kültür çatışması yatmaktadır. Çünkü dil ve kültür, sosyolojik anlamda bir toplumu toplum yapan, ötekilerden farklı kılan, benliğini ve kimliğini oluşturan kurumlaşmış davranış örüntüleridir. "Sosyal olarak üretilen davranış ve inanç biçimleri" olarak da tanımlanan bu iki unsur, toplumsal yaşamın temel ve vazgeçilmez kurumlarıdır. Bu sosyolojik gerçekliliğe karşın bölge halkının dili ve kültürü yok sayılmış hatta yasaklanmıştır! |
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Sempozyum
|
|
15 03 2010 |
 Aşkın Sultanları: Son Dönem İstanbul Mevlevîleri Ulusal Sempozyumu / 14 - 15 mayıs 2010, İstanbul; Şefik Can Uluslararası Mevlâna Eğitim ve Kültür Derneği, Toygar Cad. Toygar Mahallesi No: 41 Elmalı-Beykoz / İstanbul, Tel.: 0532 598 07 57- 0533 667 84 84
|
İstanbul'da bulunan Şefik Can Uluslararası Mevlâna Eğitim ve Kültür Derneği ile Konya Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi ortaklaşa olarak 14 - 15 mayıs 2010 tarihlerinde İstanbul'da "Aşkın Sultanları: Son Dönem İstanbul Mevlevîleri Ulusal Sempozyumu"nu düzenliyor. Sempozyum eşbaşkanlığını H. Nur Artıran ve Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler yapıyor. "Aşkın Sultanları: Son Dönem İstanbul Mevlevîleri Ulusal Sempozyumu"nda 5 oturumda şu konularda 21 bildiri yer alıyor: "Tarih Boyunca İstanbul'da Mevlevîlik ve Mevlevîhâneler", "İstanbul Mevlevîhânelerinde Yetişen San'atkârlar", "İstanbul Mevlevîhânelerinde Yetişen Edîb ve Şâirler", "İstanbul Mevlevîhânelerinde Yetişen Mûsıkîşinâslar", "Cumhuriyet Döneminde İstanbul'da Mevlâna, Mevlevîlik ve Mesnevî Dersleri", "Celâleddin B. Çelebi", "Veled Çelebi İzbudak", "Âmil Çelebioğlu", "Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhlerinden Mehmed Celâleddin Dede (ö.1908)", "Yenikapı Mevlevîhânesi Son Şeyhi Abdülbâki Dede (Baykara) (1883-1935)", "Galata Mevlevîhânesi Son Şeyhi Ahmed Celâleddin Baykara (1853-1946)", "Üsküdar Mevlevîhânesi Son Şeyhi Ahmed Remzi Akyürek (1872-1944)", "Mesnevîhân Muhammed Es'ad el-Mevlevî (ö. 1911)", "Yenikapı Mevlevihânesi Mesnevihânlarından Tâhirü-l Mevlevî (Tahir Olgun) (1877-1951)", "Ahmed Avni Konuk", "Bahâriye Mevlevîhânesi Şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede (1853-1911)", "Kasımpaşa Mevlevîhânesi Mesnevîhânlarından Midhat Bahârî Beytur (1879-1971)", "Kenan Rufâî", "Mevlâna ve Mevlevîlik Araştırmacısı Abdülbâki Gölpınarlı (1900-1982)", "Yaman Dede", "Sertarîk, Mesnevîhân, Mevlâna Araştırmacısı Şefik Can (1910-2005)".
|
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Söyleşi
|
|
15 03 2010 |
|
 Voyvoda Caddesi Toplantıları Kent ve Edebiyat Söyleşileri - Ender Özkahraman: " Gecekondu Mahalleleri, Derme Çatma Hayaller" / 17 mart 2010, saat: 18.30 - 20.30; Osmanlı Bankası Müzesi; İTÜ Taşkışla Binası 127 no.lu Konferans Salonu, Taksim - 80191 İstanbul, Tel.: (0212) 292 76 05
| Osmanlı Bankası Müzesi'nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlediği "Kent ve Edebiyat Söyleşileri" devam ediyor. Yazar ve Çizer Ender Özkahraman'ın Gecekondu Mahalleleri, Derme Çatma Hayaller başlıklı söyleşisi, 17 mart 2010 Çarşamba günü saat 18:30'da, İTÜ Taşkışla'da gerçekleştiriliyor.
Yazar söyleşide, çocukluğunun, engebeli bir arazide kurulan, dağlar arasında sıkışıp kalmış küçük bir şehirde geçtiğini belirterek, bu koşulların köşeye sıkıştırdığı çocuklar arasında, şehrin birçok özelliğinden bihaber büyüyüp gittiklerini anlatıyor. "Bizim muhtaç olduğumuz şey tam olarak neydi gerçekten? Yeni bir olay mıydı yoksa yeni bir yüz mü? Ya da yeni bir yalan?" sorusunu soruyor Özkahraman, küçük şehirlerine gelen yabancıların, "Burası çok güzel! Büyülü bir şehir, göze oldukça hoş ve sevimli görünüyor." övgülerinin gerçekliğini, ancak büyük bir şehrin küçücük bir köşesinde bir yabancı gibi yaşandığında anlaşıldığını vurguluyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Festival
|
|
15 03 2010 |
Dünya Kuklası İstanbul'da / 21 mart - 16 mayıs 2010, İstanbul; 21 Mart Dünya Kukla Gününü Kutluyoruz (21 - 27 mart 2010), 13. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali (4 - 16 mayıs 2010), Dünya Kuklası Sergisi (21 mart - 16 mayıs 2010)
|
13 yıldan bu yana organize edilen Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, bu yıl İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle İstanbul'un Kültür Başkenti olması dolayısıyla 2010 etkinlikleri çerçevesinde üç aya yayılarak gerçekleşiyor: 1- 21 Mart Dünya Kukla Gününü Kutluyoruz (21 - 27 mart 2010) 2- 13. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali (4 - 16 mayıs 2010) 3- Dünya Kuklası Sergisi (21 mart - 16 mayıs 2010) Tüm dünyada kutlanan "21 Mart Dünya Kukla Günü" bu yıl İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olması nedeniyle Türkiye'de ilk kez mini bir festivalle, Uluslararası İstanbul Kukla Festivali kapsamında kutlanıyor. Cengiz Özekin sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek mini festivalin açılışı 21 mart 2010 pazar günü garajistanbul'da. Açılışa konuk olan Hollanda'nın seçkin kukla gruplarından Duda Paiva Company, video, dans, kukla ve aktörü kullanarak karışık teknikte yorumladığı "Morningstar" adlı gösteriyi sunuyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
14 03 2010 |

| 
| Üstte: Hakan Esmer - 'Soyutlama', tual üzerine yağlı boya, 50 x 110, 2010; altta: Hakan Esmer - 'Heyamola', tual üzerine yağlı boya, 80 x 40, 2010 |
Hakan Esmer Resim Sergisi - 'Doğayla Sözleşme' / 19 mart - 7 nisan 2010; Galeri Soyut, Yıdızevler Mah. Tagore Cad. (4.Cad.) Şehit Mustafa Doğan Sokak. No: 82 / A, Çankaya - 06550 Ankara, Tel.: (0312) 438 86 70 - 72
|
Hakan Esmer, 'Doğayla Sözleşme'sini tuale yansıttı. Galeri Soyut, Hakan Esmer'in 'Doğayla Sözleşmesi'ni sanatseverlerle buluşturuyor. 19 mart - 7 nisan 2010 tarihleri arasında Galeri Soyut / Ankara'da Hakan Esmer Resim Sergisi meraklısının ziyaretine açık. Sanat Eleştirmeni Kıymet Giray, Hakan Esmer resimleri hakkında şunları söylüyor: "Hakan Esmer son dönem çalışmalarının konsepti olarak belirlediği su resimleriyle, su ve su kültürü üzerine kurulu ilişkileri irdeliyor. Sahiller, kıyılar, kayıklar ve plajlarda sürüp giden yaşama yeni bir yaklaşım, farklı bir bakış açısı geliştiriyor. Esmer'ce yorumlar ve Esmer'e özgü resimsel anlatımlarla su ile yaşam arasında bağlar kuruyor. Esmer'in resimsel anlatımlarında su, deniz ve kıyı kültürü üzerine kurulu ilişkiler ağını irdeliyor. Denizle kara parçaların kesişme alanlarının yaşam kültürüne göndermeler yapıyor. Bu bağlamda öncelik coğrafya ile kuruluyor. Doğa güzelliklerinin cazibesini vurgulayan görünümler sarıyor Esmer tuvallerini. Bu doğa kesitleri gerçekçi yorumlar olmanın çok ötesinde.. Özünde, Esmer lekesel soyutlamalarının görsel dengeleriyle tasarlanan resimsel nitelikleri belirliyor. Karşıt renk değerlerinin uyumuyla yaratılan deniz kıyısı kesitleri, hareketli fırça vuruşlarıyla dinamizme itilen resimlere dönüşüyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
13 03 2010 |
Bedia Çolak Resim Sergisi / 20 mart - 4 nisan 2010; Harmony Sanat Galerisi, İcadiye Cad. No: 42-A Kuzguncuk, Üsküdar - İstanbul, Tel.: (0216) 553 21 67
|
Bedia Çolak, ölümünün birinci yıldönümünde "Batik" sergisiyle Harmony Sanat Galerisi'nde! "Batik sanatçısı" olarak da bilinen Ressam - İç Mimar Bedia Çolak, aramızdan ayrılışının birinci yıldönümünde "Batik" isimli sergisiyle Harmony Sanat Galerisi'ne konuk oluyor. Sergi, 20 mart – 4 nisan 2010 tarihleri arasında gezilebilir. Kökeni Endonezya'ya dayanan batik sanatının Türkiye'deki deki en başarılı temsilcilerinden biri olan ve bir yıl önce hayatını kaybeden Ressam - İç Mimar Bedia Çolak'ın "Batik" isimli sergisi Harmony Sanat Galerisi'nde kapılarını açıyor. 20 mart – 4 nisan 2010 tarihleri arasındaki sergi, Çolak'ın sanatsal mirasını bir kez daha sevenleriyle buluşturuyor. İç mimariye bağlı tasarım ve uygulama çalışmalarının uzantısı olan teknoloji, malzeme ve eleman unsurlarından bağımsız çalışan Bedia Çolak, bireysel olarak bir anlamda özgür ve salt sanata duyduğu sevgi ve ilginin gücüyle kendi yaşama sevincini, duygu ve düşüncelerini aktarabilmek için batik sanatını birikimlerinin sözcüsü seçti. |
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 1 - 13 Toplam 1457 |
|
|
|
 |
 |
 |
|