|
Anket
Online
Şuan 11 konuk çevrimiçi
|
|
|
| |
|
|
Etkinlik -
Genel
|
|
10 03 2010 |
 Süheyla Taşçıer kitaplarını imzalıyor / 13 mart 2010, saat: 10.00 - 21.00; Caddebostan Kültür Merkezi B Salonu, Haldun Taner Sokak No. 11, Caddebostan - Kadıköy, İstanbul
|
Süheyla Taşçıer Kadıköy Belediyesi'nin üçüncüsünü düzenlediği geleneksel yazarlar buluşmasında okurlarıyla buluşuyor ve kitaplarını imzalıyor... Günahı gözlerinde sürme yapan, yeri geldiğinde günahı ayak ucunda yıkayan ve aşkı vücudunun adasına diken cesur kadın şairlerden Süheyla Taşçıer, güneşin kaygıyla bakmadığı dünyada yaşasın diye bağırıyor çocuklarımız... Şair Süheyla Taşçıer, Payan Yayıncılık Tanıtım ve Prodüksiyon tarafından kasım 2008 yılında çıkan ve içinde 83 şiirin yer aldığı "tenimin altındaki tanrıçalar" adlı son şiir kitabını ve uzun aradan sonra üçüncü baskısını yapan, birinci kitabı "oniki saatlik sevgili" ve dördüncü baskısını yapan ikinci kitabı "yağmur altında sevişsek"i 13 mart 2010 cumartesi günü Cadde Bostan Kültür Merkezi'nin B salonunda Kadıköy Belediyesi'nin düzenlediği yazarlar buluşması etkinliğinde imzalıyor. "kah deli deniz, kah durgun liman" şair Süheyla Taşçıer, töreye başkaldırdığı "vücut" şiirinde "dua et / adın dicleye çıkmasın / boynunda urgan çürütürler" dizeleriyle haykırırken savaşa başkaldıran "dünya kanıyor" şiirinde de "birilerinin erkekliği kabarmış / dünya kanıyor" diyor. 1990 yılında ilk baskısını yapan ve içinde 44 şiirin yer aldığı "oniki saatlik sevgili" kitabıyla ilgili ustası Cemal Süreya şöyle demiş: "Türkiye'de erotizmi şiirleştiren ilk kadın şair. Dünyada Sapho, Türkiye'de Danimarka burunlu Süheyla. On beş yıl sonrasının şiirini yazıyor..."
Öykücü Şahap Sıtkı da Cemal Süreya'yı kitabın arka kapağında yer alan yazısında şu sözleriyle destekliyor: "Süheyla'nın kişiliğinde ülkemizin sınırlarının genişlediğini duyar gibi oluyorum. Güzel arı, yürekli, çok çok ince kadın şairimiz, hayranlıkla."
1992 yılında ilk baskısını yapan ve içinde 59 şiirin yer aldığı "yağmur altında sevişsek" kitabının önsözünde yazar Lütfi Kaleli şöyle sesleniyor: |
|
Devamı...
|
|
|
Kültür -
Ön-Asya
|
|
10 03 2010 |
|
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı - 9
1950'li yılların yaz aylarında ailece İstanbul'un Ataköy'den Pendik'e kadar uzanan Marmara Denizi kıyılarındaki plajlarını dolaşırdık. Annem özellikle Amerikalı sinema oyuncusu Ester Williams'a özenir, hepimiz "Batılılaşma"nın verdigi özgürlükle İstanbul'lu olmanın ve henüz kirlenmemiş kıyıların tadını çıkarırdık...
| |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Belgesel
|
|
10 03 2010 |

| Ustanın Sırrı (2009) - Yönetmen: Nesrin Aktolun, Görüntü Yönetmeni: Gökhan Eren |
 Film Gösterimi: "Ustanın Sırrı" - Yönetmen: Nesrin Aktolun; Söyleşi: Nesrin Aktolun; Yürütücüler: Burhan Gün, Rojda Akbayır / 13 mart 2010, Saat: 14.00, Türkiye, 2009, 36'; BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Kuloğlu Mah. İstiklal Cad. Gazeteci Erol Dernek Sok., No: 6 Kat: 4, Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 245 89 58 – 0 212 245 90 96
|
24 ocak 2009'da başlayan "Cumartesi Belgeselleri", Her cumartesi günü saat 14.00'te "BSB Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği Cep Sineması"nda belgesel film gösterimleriyle devam ediyor. Film gösteriminin ardından belgesel filmin yönetmeninin katılımıyla izleyiciler arasında film ve filmin çekim süreci üzerine söyleşi yapılıyor. Yönetmenliğini Nesrin Aktolun'un yaptığı "Ustanın Sırrı" adlı belgesel film 13 mart 2010 cumartesi, saat: 14.00'te BSB Cep Sineması'nda... Ustanın Sırrı Yönetmen: Nesrin Aktolun Yönetmen Yardımcısı: Mualla Karabulut Metin Yazarı: Prof. Dr. Önder Küçükerman, Nesrin Aktolun Seslendiren: Sacit Onan Görüntü Yönetmeni: Semih Yazıcıoğlu, Berkant Çolak, Gökhan Eren Kurgu: Özlem Türkant Müzik: Burak Demir Fotoğraf: Berkant Çolak Yapım Yardımcısı: Hakan Bişkin Kamera Asistanları: Muhammet Uyar, Recep Hocaoğlu, Tolga Dural Grafik Tasarım: Berkant Çolak, Ayhan Bilasa Yapım Yılı : 2009 Süresi : 36'
Dünyanın en eski ve en büyük çarşılarından biri olan Kapalıçarşı, 500 yıllık kuyumculuk geleneğini barındırır. Belgesel, ömrünü altık takı üretimine veren ustaların karanlıkta geçen üretim süreci ve o becerilerinin arkasındaki 500 yıllık geleneğe ayna tutar. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yorum -
Genel
|
|
09 03 2010 |
... demode olan "açılım" sözcüğü sözlük anlamıyla özdeşleşmiyor. Öyle ise kıble yanlış. Kıblenin doğru olabilmesi için sözcüğün yerinde ve anlamına uygun kullanılması gerekir. Zira açılım bir gazoz kapağı değil, hele tencere kapağı hiç değildir. Öyle ise sanatçı; açılımın gazoz kapağının açılması gibi kolay olmadığını bilmesi gerekir. Eğer bilmiyorsa sanat dediğimiz dergâhın kapısından içeri girmesin, sanatçı sıfatını kullanmasın. Zira sanat ve sanatçı kutsaldır. Sanatçı açılımını da bu kutsallığı bilenlerle yürütmek gerekir. Buna rağmen yürütülmeye çalışılırsa gemi karaya oturur. Hele de bilmeyenlere "siz sanat ve sanatçı özelliklerine sahip değilsiniz. (Olanlar tenzih edilir) Piyasanın popülerisiniz. Popülistle sanatçıyı karıştırmamak gerek" diyerek ayıbını yüzüne vurursanız onlar bu sefer de yorumcu olarak karşınıza çıkar. "Ben yorumcuyum, ustayım" der... "Hem de iyi bir ustayım. Konserlerimi seyretmiyor musunuz? Kendilerini bıçaklayanlar, jilet atanlar hep orada değil mi? Evet orada... Öyle ise ben de buradayım''... Sanatçı: Doğruluk, dürüstlük, erdemlilik, şahsiyet, güzellikler bileşkesidir. Yalaka ve yağcılığa karşıdır... Hiçbir zaman karakterinden ödün vermez. Nokta kadar menfaati için virgül kadar eğilmez. Adam gibi adamdır. Duyguludur. Sevecendir. Toplumun aynası, lideri, öğretmeni, hacısı hocasıdır... Ferdi Tayfur Başbakan'a eskisi gibi festivallere gidemediğini beyan etmiş. Ben olsaydım: Başbakan'ı bulmuşken bu ülkenin müziğini uluslararası bir seviyeye getirmek için ne yapmak gerekir? Bununla ilgili Kültür Bakanlığı'nın özel bir çalışması var mı? Müzikolojide uluslar arası kabul edilen 440 frekanslık Lâ sesine Klasik Türk Müziği'nde "neva" (Re), Halk Müziği'nde "Do" deniliyor. Geleneksel müziğimizdeki nota yazım sistemi hâlâ belirli bir standarda oturmadı. Türk Halk Müziği'nde, gerekse Klasik Türk Müziği'nde terminoloji sıkıntısı hat safhada. Bu sıkıntıları gidermek için neler yapmayı planlıyorsunuz? Türk Müziği Devlet Konservatuvarları bu terminoloji sıkıntısından yetiştirdikleri öğrencileri yanlış bilgilerle donatıyor. Klasik Türk müzikçilerinin hicaz makamına, Türk Halk Müzikçileri "Garip Ayağı" diyor. Ege Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı makamı - ayak karşılığı kullanırken, Gaziantep Devlet Konservatuvarı (THM'de) makamı dizi olarak ifade ediyor. Bunların hepsi sorun sayın Başbakanım. Bu konuda hükümetimiz ne gibi çalışmalar yapıyor? Türk Müziğinin bu tür sorunlarını çözmek için ne gibi projeler uygulayacaksınız? diye sorar, cebimi düşünmediğimi ülkenin sanatını düşündüğümü ifade ederdim...
|
"Sanat ekmek peşinde koşarsa alçalır" Aristophanes Ülkemizde açılım sözcüğü dilimize tespih oldu. Bilen de bilmeyen de açılım diyor. Varsa yoksa açılım... Bir açılımdır gidiyor. Hem de doludizgin. Geçtiğimiz günlerde bir de sanatçı açılımı yapıldı. "Ali, Veli, dört de ondan eveli" hepsi orada. Başbakan'ın "açılım festivali" yapacağını düşündüm. Zira festivalci zevat hazır ve nazır, emre amade bekliyordu. (Festivalci olmayanlar tenzih edilir!) Gerdan kırıp racon kestiler. Hatta içlerinden biri Başbakan'ın ve bağlı belediyelerinin yapacağı festivallerde parsayı kapabilmek için açılım bestesi yapacağını söylemiş. Deveye demişler "Neden boynun eğri?" Deve cevap vermiş "nerem doğru ki?"... Evet, neremiz doğru ki?.. Efendim biz de sanatçıyız. Sanatçı kimliğimiz olduğu halde festivalci olmadığımız için okunmadık. Evet, ben ve benim gibiler davet edilmedi. Hazırlanan listede imimiz timiz yok... Ama nota öğretmeye çalıştığımız. Nota değerlerini anlayamadığı için değerleri elmaya, portakala, paraya benzeterek zihinlerine yerleştirmeye çalıştığımız muhteremler oradaydı. Evet, öğrenemediği için: İki dörtlük nota iki lira / Bir dörtlük nota bir lira / Bir sekizlik nota 50 kuruş / Bir onaltılık nota 25 kuruş diyerek anlatmaya çalıştığımız, buna rağmen anlamayarak nota öğrenmeyi terk eden muhteremler de oradaydı. Kimler yoktu ki... Feleği taştan indirenler, temrene derman, "haslete" hasret, "kaddi"ne kadrin diyenlerin hepsi oradaydı. "Eyvallah Şah'ım eyvallah, Hak Lâ İlâhe İllâllah" diyerek kadeh kaldıran, semah dönen, imparatorlar, devler, starlar, kırklar yediler... Hepsi oradaydı. Sadece "kimliğinde" sanatçı yazılanlar yoktu. Ali bizim Şah'ımız Kâbe Kıblegâhımız Miraç'taki Muhammed O bizim padişahımız
dörtlüğündeki türkü sözünde "Miraç" yerine "bedraş-epraş" sözcüğünü kullanarak "Bedraş'taki Muhammed" ya da "Epraştaki Muhammed" şeklinde okuyanlar da oradaydı. İki ünlü isim. Sanatçının sanatçısı... Ünlülerin ünlüsü... Hayret ettim. "Miraç" sözcüğünü bilmeyen muhteremler açılım konusunda fikir beyan edecekler, devletin kaderiyle ilgili yorum yapacaklar. Vay benim Türkiye'm vay. Hor görmedim. Sadece festivalci olmadığıma üzüldüm... Açılımda ahkâm kesenleri gördükçe burnumun direği sızladı. Acaba gerçek anlamda açılım sözcüğünün anlamını muhteremlerden kaçı biliyordur diye düşündüm. 100 kişiden kaçı size istediğiniz cevabı verebilir. Ben bir tahmin yürütemiyorum. Birkaç kişinin dışında doğru dürüst kimsenin cevap veremeyeceği kanaati var içimde. İşte buradan hareketle önce açılım sözcüğünün anlamından başlamak istedim... |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
09 03 2010 |
|

| Foto: Ahmet Sel | |
 [Foto: Ahmet Sel] "Ils sont arrivés en France dans les années 70. Ouvriers autorisés à l'immigration, faux touristes, vrais clandestins, ils ont traversé l'Europe pour une vie nouvelle et naturellement meilleure. Leur but était d'économiser suffisamment d'argent pour s'acheter un tracteur, un appartement, une maison ou un bout de terrain au pays et de rentrer... Seulement les choses ne se sont pas déroulées si simplement ni pour les immigrés originaires de la Turquie, ni pour le pays d'accueil, la France. Année après année, ils se sont habitués à l'exil volontaire. (...) Aujourd'hui, leurs enfants poursuivent l'aventure en France."
| Fransa örneğinde Türkiye'den göçenlerin tarihi, 15 şubat - 8 mart 2010 tarihleri arasında Ahmet Sel'in objektifinden "Demir Atanlar" başlığında meraklısıyla buluştu.
Fransa'daki Türk göçmenlerin bir portresini çizen Ahmet Sel'in fotoğraf serisi, Fransa'da Ulusal Göçler Tarihi Kurumu'nun ve Elele Derneği'nin ortak çalışmasının bir ürünü olarak İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nde sergilendi. "Fransa'ya 70'li yıllarda gittiler. Bazıları yasal yollardan, bazıları da sahte turist veya kaçak olarak... Yeni ve daha iyi bir yaşam için boydan boya Avrupa'yı aştılar. Biraz para biriktirelim, döneriz, dediler. Eninde sonunda bir ev, bir traktör, bir otomobil parası... Sonra yine memleket toprağı. Ama iş o kadar kolay değildi. Ne göçmenler, ne de onları ağırlayan ülke için. Yıllar geçti, göçmenler gönüllü sürgüne alıştılar. (...) Onların çocukları, bu beklenmedik serüveni Fransa'da sürdürüyorlar." |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
08 03 2010 |

| 
| Üstteki foto: Ahmet Çetintaş; alttaki foto: Galip Çetiner |
Ahmet Çetintaş / Galip Çetiner - 'Fark Edilenler' / 13 mart - 2 nisan 2010; İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak Özverim Apt, 32/2 Beyoğlu - İstanbul, Tel.: (0212) 292 42 01 / (0212) 292 18 07
|
İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), 13 mart - 2 nisan 2010 tarihlerinde, Ahmet Çetintaş ve Galip Çetiner'in fotoğraflarından oluşan "Fark Edilenler" temalı fotoğraf sergisine evsahipliği yapıyor. "Fark Edilenler" sergisi, çevremizdeki doğal güzellikleri fark etmeyi, belki defalarca tanık olup da farkına varamadığımız ya da kaydedemediğimiz zenginlikleri gözler önüne sermeyi ve hayatın tüm renklerini yansıtmayı hedefleyen 40 fotoğraftan oluşuyor. Ahmet Çetintaş 1982'de Bursa'da doğdu. Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 2007 yılında Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği (BUFSAD) üyesi oldu. Hemen ardından, benzer fikirlere sahip birkaç dostuyla BUFSAD bünyesinde Doğa Fotoğraf Atölyesi'nin kurulmasını sağladı. Halen BUFSAD Vizör Fotoğraf Topluluğu üyesi olan Çetintaş, doğa manzaraları, makro fotoğrafçılık ve gezi fotoğrafçılığı ile ilgileniyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Belgesel
|
|
08 03 2010 |
|
 Film Gösterimi: "Korku" - Yönetmen: Michiel van Erp; Söyleşi: "Korku, Kaygı ve Anlam" - Prof. Dr. Faruk Gençöz / 11 mart 2010, Saat 18:30, Hollanda, 2008 - 2009, 86'; Osmanlı Bankası Müzesi; İTÜ Taşkışla Binası 127 no.lu Konferans Salonu, Taksim - 80191 İstanbul, Tel.: (0212) 292 76 05
| Osmanlı Bankası Müzesi'nin Sinema Programı, yönetmenliğini Michiel van Erp'in üstlendiği, Amsterdam'da endişe içinde yaşayanların hikâyesini anlatan "Korku" adlı belgeselle devam ediyor. "Toplumsal Hafıza" teması altında, 11 mart 2010 perşembe günü saat 18:30'da İTÜ Taşkışla binasındaki gösterimin ardından, ODTÜ Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Gençöz, "Korku, Kaygı ve Anlam" başlıklı bir söyleşi yapıyor.
"Korku" / Angst Yönetmen: Michiel van Erp Seneryo: René van 't Erve Yapımcı: Monique Busman, Michiel van Erp Kamera: Jelle Odé, Mark van Aller, Pim Hawinkels Hollanda, 2008 - 2009, 86'
Psikolojik kaygılarla baş etmek için tedaviye gereksinim duyanların giderek arttığı günümüzün Hollanda'sını konu alan belgeselde, insanların kozmopolit şehirde nasıl yaşadığı ele alınıyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Yazarlar -
A. Yılmaz Soyyer
|
|
07 03 2010 |
|
 Bir projeye başlamak niyetindeyim. Eğer çalışmanın altından kalkabilecek bir yüksek lisans öğrencisi bulabilirsem "Sünnilerde Alevi Algılaması" konulu bir tez yaptırmak istiyorum. Hipotezimin alt başlıklarından biri hiç şüphesiz "Sünnilerin Alevilere müsamaha ile bakmaya başladıkları" biçiminde olacaktır. Bu hipotezim doğrulanacağını ümit etmekteyim.
| Yıllardır İlahiyat Fakültesi'nde "sosyolojiye giriş" ve "din sosyolojisi" dersleri okuturum. Elbette uzmanlık alanım olan Bektaşilik ve dolayısıyla da Alevilik konusu derslerde sık sık gündeme gelmektedir.
Bu yıl geçmiş senelere kıyasla öğrencilerin bu konuya çok daha fazla ilgi duyduklarını gözlemledim. İlginin yanı sıra bilgilenme gayreti de başlamış durumdaydı. Nerdeyse tamamı Sünni ailelerin çocuklarından oluşan sınıflarda Alevilik konusunda bazı şeylerin artık değişmekte olduğunu müşahede etmiş bulunmaktayım. İlk defa "Hocam Aleviler mum söndürüyorlar mı?" sorusuna muhatap olmadım. Sınıfın büyük bir çoğunluğu cemevlerinde yapılanların Mevlevi semaına benzer bir fiil olduğunu belirtmekteydiler. Elbette henüz onu "ibadet" olarak nitelendirmekten bir hayli uzaktılar ancak bu durum, farkında oluş da önemli bir aşamaydı. Bu da Aleviliğin medyada pek çok yönleriyle yer alışının ülkemizdeki inanç barışı ve müsamaha anlayışının gelişmesi için çok önemli katkılar sunduğunun bir göstergesiydi. Öğrenciler her ne kadar - eskiye oranla - bilgili iseler de büyük çapta merakları giderilmiş değildi. Hemen hepsi bir Alevi cemine izleyici olarak katılmak arzusundaydılar. Bir de kurban tığlanmasını görmek istiyorlardı. Bunun sebebi ise elbette Alevilerin kurbanı Allah adına kesip kesmediklerini anlamak arzusundan kaynaklanıyordu. Onlara Bektaşilerin 19. yüzyıl el yazması metinlerindeki kurban tercümanlarından okudum: "Fermân-ı Celîl kurbân-ı Halîl delîl-i Cebrâil teslîm-i İsmâil Bism-i Şâh subhanallah velhamdulillah ve lâ ilâhe illallah vallahu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyi'l-azîm Ber cemâl-i Muhammed kemâl-i Şah Hüseyn Ali ra salavât"
Bir kısmı metinlerdeki "bism-i şah Allah Allah...." ifadesindeki "bism-i Şah"a takıldıysalar da çoğunluğu Allah'ın isminin zikredilmesinin o etten yemek için yeterli olduğunu belirttiler. |
|
Devamı...
|
|
|
Sanat ve Dizayn -
Sergi
|
|
06 03 2010 |
 VEKAM, Pınarbaşı Mahallesi, Şehit Hakan Turan Sokak No: 9, Keçiören - Ankara, Tel: 0312 355 20 27 - 0312 381 26 70
|
Vehbi Koç Vakfı Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi'nin (VEKAM), Cumhuriyet dönemi Ankara'sının sosyal tarihine ışık tutan ve 18 ocak - 5 mart 2010 tarihleri arasında Ankara Palas Devlet Konukevi'nde (Eski Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşısı, İstiklal Caddesi, Ulus - Ankara) meraklısının ilgisine sunulan "Hatıraların Dansı" sergisi başarıyla sona erdi. VEKAM ile Dışişleri Mensupları Eşleri Dayanışma Derneği'nin (DMEDD) ortaklaşa düzenlediği ve açılışı 18 ocak 2010 tarihinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun eşi ve DMEDD Onursal Başkanı Sare Davutoğlu ile Devlet Bakanı Ali Babacan'ın eşi Zeynep Babacan tarafından yapılan Hatıraların Dansı sergisi, Ankara Palas ve Cumhuriyet'in ilk yıllarının yapılarına odaklıydı. 5 mart 2010 tarihine kadar Ankara Palas'ta ziyaretçinin beğenisine açık kalan serginin amacı; Cumhuriyet Ankara'sının sosyal tarihine ışık tutmak ve kültürel hayattan bir kesit sunmaktı. Sergide Cumhuriyet'in ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün eşi Mevhibe İnönü'ye ait eşsiz aksesuarların yanı sıra Ulus'taki Cumhuriyet dönemi yapılarının VEKAM fotoğraf arşivinden derlenen eski ve yeni fotoğrafları ile 1928 -1960 arasında, Ankara Palas başta olmak üzere Ankaralılar tarafından mutena mekânlarda kullanılan belgeler, kıyafetler, aksesuarlar teşhir edildi... |
|
Devamı...
|
|
|
Etkinlik -
Sempozyum
|
|
05 03 2010 |
|
4. Halk Kültürü Araştırmaları Sempozyumu / 8 - 10 mart 2010, Antalya; Hotel Terrace, Side - Antalya
| T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen 4. Halk Kültürü Araştırmaları Sempozyumu 8 - 10 mart 2010 tarihleri arasında Antalya'da yapılıyor.
8 oturumun yanı sıra özel olarak düzenlenen "SOKÜM (Somut Olmayan Kültürel Miras) Bilgilendirme Oturumu"nda 40 halkbilimci, şu konularda 37 bildiri sunuyor: "Balkanlarda Bektaşilik ve Bektaşi İnançları (Makedonya, Bulgaristan, Arnavutluk Örneğinde)", "Makedonya'da Bir Yörük Düğünü", "Kars'ta Koç Düğünü", "Burdur İlinin Bazı Yerlerinde Halk Takvimi ve Meteorolojisi Uygulamaları", "Antalya'nın Likya Tipi Mezar Anıtı Benzeri Arı Kovanları: Seren'ler", "Burdur İli Evlenme Geleneklerinden Örnekler", "Karaman İli Doğum Gelenekleri", "Sivas İli Türbe ve Ziyaret Yerleri", "Çanakkale İçinde Bir Köy Hayırı: Muratlar Köy Hayır'ı Üzerine Bir Değerlendirme", "Halk Mutfağı Alan Araştırmalarında Yöntem Tartışmaları", "Stratejik Bir Bitki Olan Haşhaştan Yağ Çıkarılması ve Haşhaş Mutfağı", "Son Konar Göçer Sarıkeçililerde Beslenme-Mutfak Kültürü ve Eski Kültür İzleri", "Rize Yöresinde Kaybolmakta Olan Bir Kültür: Pileki ve Pilekide Ekmek Yapımı", "Bursa Halk Mutfağı İçerisinde Kestane Kültürü", "Isparta Halk Mutfağından Bir Kesit: Gelendost, Avşar ve Yalvaç-Eyüpler Köyü Beslenme Kültürü", "Ninenin Başına Gelenler ya da Dedenin Sefaleti", "1972-1973 Yılları Arasında Niğde Cezaevinde Derlenen Argolar: Görülmüştür", "Sarıkamışlı Âşık Gürkani", "Ölümünün 3. Yılında Yaşar Reyhani", "Giresun'da Tömbelek Geleneği ve Tömbelek Manileri", "Sözlü Kültür Ortamından İnternet Ortamına Fıkralar", "Sarıkeçili Fıkraları", "Ankara Örneğiyle Oyun Kültürü Çalışmaları", "Eskişehir Çocuk Oyunları ve Oyuncakları", "Sandıktan Gün Işığına Dededen Kalan Miras: Aşşık", "Balıkesir'de Bir köy Seyirlik Oyunu: Tülü Kabak", "Ankara Kadın Oyunları", "Aksaray İli Halk Oyunları ve Müziği", "Kültür Taşıyıcısı Ahmet İşsever Işığında Sakarya Halk Oyunları, Müziği ve Kıyafetleri", "Geleneksel Sohbet Toplantılarından Şanlıurfa Sıra Geceleri", "Makedonya'daki Türkçe Konuşan Müslüman Romanlar İle Yörük Türklerinin Müzik, Çalgı ve Oyunları Üzerine Bir Değerlendirme", "Kastamonu Yazmacılığının Son Temsilcisi Cemil Kızılkaya Atölyesi", "Çininin Usta Sanatkarı Mehmet Gürsoy", "Aksaray İli Geleneksel Giysileri", "Kırklareli İli Poyralı Köyü Dokumaları", "Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi", "Yaşayan İnsan Hazinelerinin Tespiti". |
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 1 - 13 Toplam 1446 |
|
|
|
 |
 |
 |
|